Cahıt Sıtkı Tarancı Hayatı Ve Şiirleri

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... Sonuncu8Sonuncu9
Biyografi ve Yazarlar ve Şairler Bölümünden Cahıt Sıtkı Tarancı Hayatı Ve Şiirleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Gökhan
    Emekli
    Reklam

    Cahıt Sıtkı Tarancı Hayatı Ve Şiirleri

    Reklam



    Cahıt Sıtkı Tarancı Hayatı Ve Şiirleri

    Forum Alev
    Cahit Sıtkı TARANCI
    ( 1910 - 1956 )



    HAYATI:

    2 Ekim 1910'da Diyarbakır'ın Camiikebir mahallesinde doğdu. Asıl adı "Hüseyin Cahit" tir. "Nümune-i Terakki-i Hamidi Mekteb-i İptidaisi" nde başladığı iİlk öğrenimini "Mektebi-i Sultani" nin iptidai kısmında tamamladı. Orta öğrenimine Kadıköy'de Saint Joseph Lisesi'nde ve Galatasaray Lisesi'nde devam etti. Ziya Osman Saba ile sıra arkadaşlıgını bu yıllarda yapmıştır. Hastalandı. Tedavisi Türkiye'de yapılamayınca Viyana'ya götürüldü. 12 Ekim 1956'da 46 yaşında Viyana'da yaşamını yitirdi.

    ESERLERİ:

    Ömrümde Sükut (1933)
    Otuz Beş Yaş (1946)
    Düşten Guzel (1952)
    Sonrası (1957)
    Bütün Şiirleri (1983)
    Ziya'ya Mektuplar (1957)


    ŞİİRLERİ

    ANNE NE YAPTIN

    Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
    Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?
    Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı
    Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim.

    Bir kere doğurdunsa sonra niçin büyüttün?
    Kundakta beşikte de bir zahmetim mi vardı?
    Koynundan niçin attın yavrunu bütün bütün.
    Bilmiyor muydun ki o yalnızlıktan korkardı?

    Sütünden tatlı mıdır anne sanki bu hayat?
    Bana sorsana anne yaşamak bir hüner mi?
    El aç yalvar gündüze geceye boyun uzat
    Bu uğurda bir ömür çürütmeye değer mi?

    Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim
    Anne istemiyordum ne tacı ne sarayı
    Anne karnında fazla yaramazlık mı ettim?
    Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?



    ASK

    Açınca baharın dişi gülleri
    Bir başka rüzgar eser bahçelerde
    Dinle çılgınca öten bülbülleri
    Sorma niçin düştüğünü bu derde

    De ki, Aşktır şadeden gönülleri
    Perişan, berbat eden gönülleri
    Aşk söyletir en yanık türküleri
    Ay buluta girdiği gecelerde



    AŞK MASALI

    Nerde ne zaman bu hava çalınsa
    Hoş geldi geçmişteki güzel günler
    Nereye gidersen git günlük tasa
    Bırak biraz da şad olsun gönüller

    Beşiktaş'ta gün görmüş bir bahçede
    Nisan akşamlarının en tatlısı
    Sevdiceğim on dördünü sürmede
    Bende gönüllerin en kanatlısı

    Ben delikanlıyım o kız ve dilber
    Bahar kokan o yanıp tutuşan ben
    Şakadan derken dalmışız beraber
    Aşk bahçesine çıkılmaz içinden

    Ölüyorum senin için güzelim
    Nasıl gülüp sokuluyor sahi mi
    Saçlarını okşayan hangi elim
    Kollarımda o yarin kendisi mi

    Çöl olsa aşar dağ olsa yıkarım
    Bizi ayıran kalın duvarları
    Bu acı gerçeğe sonradan vardım
    Gök çoktan yeşildir,dal çoktan sarı

    Bir define var gitsem bulur muyum
    Öpüştüğümüz ağaçlar altında
    Sevmek devam eden en güzel huyum
    İnsan bir kere sever hayatında

    Ben değilim söz açan gelecekten
    Var mı yok mu alemde bir o akşam
    Hiçbir şey istemiyorum felekten
    Bir daha seninle beraber olsam






  2. 2
    Gökhan
    Emekli
    Reklam



    AŞK İLE..

    Baktım ki gökyüzü baştan başa bulut
    Unut diyor o güzel günleri unut
    Baktım ki deniz her dalgasıyla düşman
    Kuşlar av peşinde balıklar pusuda
    Çok gerilerde kalmış çıktığım liman
    Yok görünürde sığınacak bir ada

    Baktım ki o musibet gün gelip çatmış
    Yolcusunda tayfasında şafak atmış
    Ne yelken kar eder ne kürek ne istim
    Dayandım aşk ile yürüttüm gemiyi
    Aşk ile koskoca dağları düz ettim
    Avladım sonunda o civan kekliği


    BAHAR SARHOSLUGU

    İlk sevgilimin gülüşüne benzer
    Bir Nisan havası değil mi esen?
    Zincirlere, kelepçelere inat,
    Kanatlarımı açmak zamanıdır
    Allahaısmarladık kaldırımlar.

    Giyenler düşünsün dar elbiseyi
    Ölçülü sözü, hesaplı adımı
    Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan
    Saltanat sürer gibi uçuyorum,
    Erk ağacı gelin olduğu gün.

    Hayranım bu şehrin bacalarına.
    İrili ufaklı, hep bir ağızdan,
    Nasıl derinden gökyüzüne doğru
    Bir türkü söylüyorar öyle sessiz!
    Dmanı daim olsun güzel baca!

    Yuvası saçakta kalan kırlangıç,
    Yuvası dallara emanet serçe.
    Derken camiler üstünde güvercin,
    Minareler katında geçiyorum,
    Gökyüzü mahallesi istanbul'un.

    Süt beyaz bir martıyım açıklarda.
    Gemilere ben yol gösteriyorum,
    Buğday ve ilaç yüklü gemilere.
    Bir kanat vuruşta bulutlardayım
    Bir süzülüşte vatanım dalgalar!

    BATAN GEMİ

    İnsanlar dalgasına tutulmuş bir gemiyim!
    Sağa sola sallanıp,bakın,çırpınıyorum
    Fakat bilmem ki sarhoş onlar mıdır,ben miyim
    İnsanlar dalgasına tutulmuş bir gemiyim!

    Deliklerim açıldı tazyikinden suların
    Kudurmuş denizinde hakkın çırpınıyorum!
    Güverteyi yıkıyor çığlığı yolcuların.
    Kudurmuş denizinde hakkın çırpınıyorum!

    Gittikçe kabarıyor,amanın,bu dalgalar
    Ufuk sise gömülü,ne gelen var ne giden.
    Kaptan imdat düdüğü durmadan çalar!
    Kaptan imdat düdüğü beyhude çalar!

    Ne zaman kara yüzü göreceğim,ne zaman!
    Bir ümit dağılıyor çıkan her nefesimden.
    Batacağım galiba bir limana varmadan!
    Ne zaman kara yüzü göreceğim,ne zaman.








  3. 3
    Gökhan
    Emekli
    BAYRAM YEMEGİ

    Korkarim felekte bir gun
    Bir bayram yemeginde.
    Anam, babam gibi kardeslerimde,
    En guzel dalginliginda omrun.
    Beni gurbette sanip
    Keske gelseydi bu bayram
    Diyecekler.
    Ve birdenbire yurekler,
    Ayni aciyla yanip
    Hepsinin gozleri yasaracak.
    Oldugumu hatirlayarak

    BEN ÖLECEK ADAM DEGİLİM

    Kapımı çalıp durma ölüm,
    Açmam;
    Ben ölecek adam değilim.

    Alıştım bir kere gökyüzüne;
    Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
    Sıkılırım,
    Kuşlar cıvıldamasa dallarında,
    Yemişlerine doymadığım ağaçların,
    Yağmur mu yağıyor,
    Güneş mi var,
    Farketmeliyim
    Baktığım pencereden.
    Deniz görünmeli çıksam balkona.
    Tamamlamalı manzarayı
    Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
    Ekmekten olamam doğrusu,
    Nimet bildiğim,
    Sudan geçemem,
    Tuzludur teneffüs ettiğim hava.
    Ya nasıl dururum olduğum yerde,
    Öyle upuzun yatmış,
    İki elim yanıma getirilmiş,
    Hareketsiz,
    Sükûta râmolmuş,
    Sanki devrilmiş bir heykel?

    Ellerim ne der sonra bana?
    Soğumuş kalbime ne cevap veririm?
    Utanmaz mıyım ayaklarımdan?

    Kalkmalıyım,
    Dolaşmalıyım,
    Sokaklarda, parklarda.
    El sallamalıyım
    Giden trenlere,
    Kalkan vapurlara.
    Bilmeliyim,
    Gölgelerin boyundan,
    Saatin kaç olduğunu...
    Islık çalmalıyım.
    Türkü söylemeliyim
    Yol boyunca,
    Keyfimden ya hüznümden.
    Geçmiş günleri hatırlamalıyım,
    Dalıp dalıp akarsuya,
    Hayaller kurmalıyım,
    Güzel geleceğe dair.
    Yanımdan geçenler olmalı,
    Selâm almalıyım;
    Robenson'u düşünmeliyim,
    Garipliğini,
    Şükretmeliyim
    İnsanlar arasında olduğuma.
    Nedir ki eninde sonunda ölüm?
    Ayrı düşmek değil mi aşinalardan?

    Kapımı çalıp durma ölüm,
    Açmam,
    Ben ölecek adam değilim.








  4. 4
    Gökhan
    Emekli
    BİRDE BAKMISIM Kİ ÖLMÜSÜM

    Bir de bakmışım ki ölmüşüm
    Dünya sönmüş başucumda
    Bir türlü gözümden gitmez

    Ne gurbetlere düşmüşüm
    İsterdim ki avuçlarımda...
    Kimse halim sual etmez

    Sorma nelerden olmuşum
    Nelere etmişim veda
    Böceklere gücüm yetmez


    BİR KAPI AÇIP GİTSEM

    Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben
    Ben öyle her insandan, o kadar uzağım ben
    Yine bu gözlerimdir okşanacak şey arar
    Yoksa içimde başka bir dünya hasreti var

    Uyanır gibi birden bir korkulu rüyadan
    O içimden sevdiğim, benim olan dünyadan
    Bir ses bana Gel! dese, ben o sesi işitsem
    Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem

  5. 5
    Gökhan
    Emekli
    BİR LAHZAM

    Aynadaki aksim, gölgem, bir de ben.
    Var mıdır, yok mudur onlar sahiden
    Aşina değiller çektiklerime
    İçlerinden biri gelse yerime.

    Ben bir gölge olsam, yahut bir hayal
    Onlar gibi hissiz, onlar gibi lal.
    Olsa bütün ömre bedel bir lahzam
    Var görünsem, onlar gibi yok olsam...

    BİR MEMLEKET İSTERİM

    Memleket isterim
    Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun
    Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

    Memleket isterim
    Ne başta dert ne gönülde hasret olsun
    Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

    Memleket isterim
    Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun
    Kış günü herkesin evi barkı olsun.

    Memleket isterim
    Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun
    Olursa bir şikayet ölümden olsun

  6. 6
    Gökhan
    Emekli
    BİR UMUT

    Yorgunsun,uzaklardan gelmişsin
    Yitirmişsin neyin varsa birer birer.
    Bir sağlık,bir sevinç,bir umut.
    Onlar da neredeyse gitti gider.

    Dost bildiğin insanların yüzleri
    Aynalar gibi kapkara.
    Suyu mu çekilmiş bulutların?
    Dönmüşsün kuruyan ırmaklara.

    Taşlara düşen saat gibi,
    Ne artı, ne eksi.
    Bir sağlık,bir sevinç,bir umut
    Hikaye hepsi.

    COCUKLUK


    Affan dedeye para saydım,
    Sattı bana çocukluğumu.
    Artık ne yaşım var ne de adım;
    Bilmiyorum kim olduğumu.
    Hiç bir şey sorulmasın benden;
    Haberim yok olan bitenden.
    Bu bahar havası, bu bahçe;
    Havuzda su şırıl şırıldır.
    Uçurtmam bulutlardan yüce,
    Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
    Ne güzel dönüyor çemberim;
    Hiç bitmese horoz şekerim!

  7. 7
    Gökhan
    Emekli
    CÖKÜYORUM

    Saltanat sürmektedir içimde bir hükümdar,
    Hırsının pençesinde,şehvetinin esiri;
    Etrafını almıştır dalkavuk ve riyakar;
    Korkulu bir sarayım doğduğum günden beri.

    Ne gizli cinayetler,neler neler oluyor,
    Denize her gün körpe cesetler döküyorum.
    Ne baharlar soluyor,ne baharlar soluyor,
    Azamet ve ihtişam içinde çöküyorum!


    DALGIN ÖLÜ

    Dün güzel bir kadın geçti
    Kabrimin yakınından
    Doya doya seyrettim
    Gün hazinesi bacaklarını
    Gecemi altüst eden
    Söylesem inanmazsınız
    Kalkıp verecek oldum
    Düşürünce mendilini
    Öldüğümü unutmuşum

  8. 8
    Gökhan
    Emekli
    DENİZ

    Bu akşam vakti deniz,
    O bütün hasretimiz,
    Sanki gelmiş de dile,
    Nedametin sesiyle,
    Çarparak kayalara,
    Yetmez mi, diyor deniz,
    Karada çektiğiniz?


    DESEM Kİ

    Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
    Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
    Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
    Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
    Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
    Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
    Senden tattım yemişlerin cümlesini.

    Desem ki sen benim için,
    Hava kadar lazım,
    Ekmek kadar mübarek,
    Su gibi aziz bir şeysin;
    Nimettensin, nimettensin!

    Desem ki...
    İnan bana sevgilim inan,
    Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
    Ve soframda en eski serap.
    Ben sende yaşıyorum,
    Sen bende hüküm sürmektesin.
    Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
    Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
    Günlerden sonra bir gün,
    Şayet sesimi farkedemezsen,
    Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
    Bil ki ölmüşüm.
    Fakat yine üzülme, müsterih ol;
    Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
    Ve neden sonra
    Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
    Hatırla ki mahşer günüdür
    Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

  9. 9
    Gökhan
    Emekli
    ESKİ SAADETINLE


    Mazim! Ah, o bir daha bulunmaz bir hazine!
    Hırsız gibi dalardım altın gümüş içine.
    Dalardım! Fakat şimdi o servetten bana ne!
    Mazim!Ah, o bir daha bulunmaz bir hazine!

    Mazim çılgınca çalan,çalan bir orkestra!
    Her günüm bir ahenkte,her biri bir hatıra!
    Piyano,keman,flüt,saksafon ve tambura!
    Mazim bir orkestra,mazim bir orkestra!

    Mazim tüten bir baca,dumanın yoktu sonu.
    Her günüm göğe çıkan bir duman helezonu.
    Hangi mel'un şeytandır bilsem söndürdü onu!
    Mazim tüten bir baca,dumanın yoktu sonu.

    Eski saadetinle,geçmiş günleriyle kal!
    Gözlerini yumarak o dünyayı seyre dal!
    O değil mi hayatta tutunduğun en son dal!
    Eski saadetinle,geçmiş günlerinle kal!

    ESMER GÜZELİ YARİM

    Bu meltemli geceler,
    Su sesi, ayışığı,
    Uzayan türküleri
    Cırcır böceklerinin,
    Bu cümbüş, bu muhabbet
    Bu tatlı uykusuzluk,
    Hep senin şerefine,
    Esmer güzeli yarim...

  10. 10
    Gökhan
    Emekli
    GARIPLIK


    Babam kırdı beni ilkönce babam
    Dosttan gördüm kahrın daniskasını
    Nankör çıktı iyilik ettiğim adam
    Sevdiğim kız da savdı sırasını

    Bendim hayal üstüne hayal kuran
    Gözüm kapalı olduğu zamanlar
    Benim başımı taştan taşa vuran
    Sandığım gibi değilmiş insanlar

    Garibim dünyada garip nafile
    Gelse boynuma dolansa da bahar
    Kendi hoş kendi masum sesinizle
    Siz söyleyin garipliğimi kuşlar

    GECE SARKISI

    Âlemde gündüz gönlüme işkencedir
    Bence bayram ufukta gün bitincedir.

    Günün geçit vermez karlı dağlarını
    Sanki sihirbaz bir el eritincedir.

    Bütün gün beklediğim bahar ki gece,
    Gökte yıldızların da ümidincedir.

    Yollar, yollarda nihayet içime denk,
    Sonsuzlaşarak başı boş gidincedir.

    Ben ister güleyim, ister ağlayayım,
    Sesimi yalnız kendim işitincedir.

    Âlemde gündüz gönlüme işkencedir
    Bence bayram ufukta gün bitincedir

  11. 11
    Gökhan
    Emekli
    Reklam



    GEL CADIR KUR

    Hiçbir kuşun, üstüne konmadığı bir ağaç
    Ömrüm, ne diye kondun bu ağacın üstüne,
    Sana kim dedi ömrüm kuşa, şarkıya muhtaç
    Hiçbir kuşun üstüne konmadığı bir ağaç,

    Her gün başka ahenkte söylediğin şarkılar
    İnandırmıştı beni ömrümün düğününe.
    Ne yazık, şimdi her dal hasretinle hışırdar
    Ah, nasıl inanmıştım ömrümün düğününe..'

    Rüzgar bir cellat gibi sallarken satırını,
    Yapraklar dökülüyor, günler bir bir düşüyor
    Kupkuru bir gövdeye ümitler üşüşüyor.
    Hayat bir cellat gibi sallıyor satırını..

    Gel yine gölgemde kur ömrünün çadırını,
    Sen ki benim şeklini sevdiğim ilk baharsın
    Bir doğdun bir de batma, hayatıma kıyarsın,
    Gel yine gönlümde kur gönlünün çadırını


    GENCLİK BÖYLEDİR İSTE


    İçimi titreten bir sestir her gün.
    Saat her çalışında tekrar eder:
    'Ne yaptın tarlanı, nerede hasadın?
    Elin boş mu gireceksin geceye?
    Bir düşünsen yarıyı buldu ömrün.
    Gençlik böyledir işte, gelir gider;
    Ve kırılır sonra kolun kanadın;
    Koşarsın pencereden pencereye.'

    Ah o kadrini bilmediğim günler,
    Koklamadan attığım gül demeti,
    Suyunu sebil ettiğim o çeşme,
    Eserken yelken açmadığım rüzgâr
    Gel gör ki, sular batıya meyleder,
    Ağaçta bülbülün sesi değişti,
    Gölgeler yerleşiyor pencereme;
    Çağınız başlıyor ey hâtıralar.

  12. 12
    Gökhan
    Emekli
    GİDİYORUM

    Çölde bir yolcu gibi yalnızlığım içinde
    Kavrulup gidiyorum.
    Serseri bir rüzgar gibi hep ganimet peşinde
    Savrulup gidiyorum
    Serçekadar pervasız, bir günden ötekine
    Atlayıp gidiyorum.
    Bütün kumaşlarını açtığım gibi yine
    Katlayıp gidiyorum.
    Bir kış güneşi gibi ben keyfimin esiri
    Görünüp gidiyorum.
    Ne belli yerim var, ne de sevdiğim biri
    Sürünüp gidiyorum.

    GUN EKSILMESIN

    Ne doğan güne hükmüm geçer,
    Ne halden anlayan bulunur
    Ah aklımdan ölümüm geçer
    Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

    Ve gönül Tanrısına der ki
    Pervam yok verdiğin elemden
    Her mihnet kabulum, yeter ki
    Gün eksilmesin penceremden!

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... Sonuncu8Sonuncu9
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi