Yusuf Hayaloğlu Şiirleri

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 123 ... Sonuncu8Sonuncu9
Şiir Bölümü ve Ünlü Şairlerden Şiirler Bölümünden Yusuf Hayaloğlu Şiirleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 13
    aSsude
    Usta Üye
    Reklam

    --->: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri

    Reklam



    BİZE KALAN

    Bize kalan,
    Insanliga birakmak istedigimiz degildi.
    Binlerce fidan ektik halkin çölüne
    Su vermediler, egildi.

    Bizim eskiden sevdalarimiz vardi
    Kizaran yanaklari öpmelere utandik
    Sonra suç olmak girdi araya

    Bizim eskiden umutlarimiz vardi
    Yikilan duvarlarin gövdesine yaslandik
    Sonra yanilmak girdi araya

    Bize kir bize pas
    Bize tortusu kaldi
    Dostlar tükenip düştüler
    Yok olma korkusu kaldi

    Bizim eskiden gülüşlerimiz vardi
    Kirilan yüreklere öylesine dagittik
    Sonra aglamak girdi araya

    Bizim eskiden öfkelerimiz vardi
    Tutuşan daglarin seherine yar olduk
    Sonra vurulmak girdi araya

    Bize kan bize ter
    Bize gözyaşi kaldi
    Yillar çigneyip geçtiler
    Yaşama telaşi kaldi

    ForumAlev --->: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri

  2. 14
    aSsude
    Usta Üye
    DEMEDİM Mİ HAYDAR

    Biz daglarda keklik idik
    Şimdi bu çöplükte karga olduk
    Bizimde boyumuzu aşti bu şehir
    Yerlere serildik madara olduk

    Demedim mi Haydar Demedim mi sana
    Bu Istanbul yutar adami
    Demedim mi Haydar demedim mi söyle
    Bu -------- geceler satar adami

    Biz umutlar yolcusuyduk
    Raki sofrasinda bir meze olduk
    Bizimde harcimiz degildi sevmek
    Yosmalar içinde kepaze olduk








  3. 15
    aSsude
    Usta Üye
    DEMEK ŞİMDİ GİDİYORSUN


    Demek şimdi gidiyorsun;
    Yazdığımız son şiir, öyle yarım kalacak!.
    Demek şimdi gidiyorsun;
    Kuşlarımız acıkacak,
    Saksılarımız artık sulanmayacak!.
    Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp
    Aynanın sahtekar yüzüne,
    - Oy benim yaralım -
    Demek şimdi gidiyorsun;
    Beni böyle toz gibi dağıtıp
    Merdivenlerin dibine!.

    Her şey tamam, diyorsun, git...
    Beni viran bir şehir gibi terket..
    Haydi git!
    Dışarısı ispiyon.. dışarısı ihanet..
    Seni bir gören olmasın,
    Dikkat et!..

    Dostlukmuş.. ölüme yürümekmiş..
    Üstüne titremekmiş.. Vefaymış!..
    Aşk dediğin, zavallı bir kapıyı,
    Duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış...
    Bana komaz deyip,
    Sancını bir kilo rakıya gömsen de gece yarıları,
    - Oy benim yaralım -
    Asıl sancı, uyandığında
    Bütün odaları boş görünce koyarmış!.

    Gitmek istiyorsun, git...
    Bir savaşçı asla vedalaşmaz!.
    Durma git!
    Dışarısı dinamit.. dışarısı enkaz!.
    Şunu cebine koy,
    Ne olur ne olmaz...

    Eylül mağdurlarıydık,
    Kimsemiz yoktu...
    Yaralarımız aman vermiyordu canımıza..
    Kimseye kıymamıştık oysa,
    Masumduk...
    Rahatsız etmiyordu bizi bu yalancı tarih!
    Yırtılan bir pankart gibi,
    Şehirlerin ortasına çığ düşürdüyse öfkemiz;
    - Oy benim yaralım -
    En az bir karıncanın yüreği kadar,
    Namuslu ve çalışkandı ellerimiz!.

    Artık bitti, diyorsun, git...
    Kırılsın kapı-çerçeve, kırılsın bu cam!
    Sorma git!
    Dışarısı panik, dışarısı izdiham!.
    Biliyorum, seni vuracaklar bu akşam...

    Ne çok fire verdik üst-üste;
    Ne çok arkadaş yitirdik
    Bu tozlu yolculukta...
    Kimliği tespit edilmemiş,
    Ne çok ceset vurdu,
    Zeytin güzeli akşamlarımıza!.
    Büyük ütopyalar ve büyük dağlar gibi
    İçerden çürümüşüz meğerse..
    - Oy benim yaralım -
    Her gelen ölüm yazmış,
    Her giden ayrılık işlemiş,
    Bu talihsiz gergefimize...

    Kendini arıyorsun, git..
    Aptal bir hayat kur,
    İçinde beni barındırmayan..
    Kalma, git!
    Dışarısı barut, dışarısı gardiyan!.
    Yine bir tek ben olurum, sana parçalanan...

    Demek şimdi gidiyorsun;
    Sonunda bizi de çökertiyor
    Bu kancık zelzele!.
    Demek şimdi gidiyorsun;
    Yıkılan bir duvar gibi
    Ömrime devrile-devrile...
    Demek mecburi istikametlerin,
    Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında;
    - Oy benim yaralım.. maralım! -
    Demek şimdi gidiyorsun,
    Ve bana bir tek seçenek kalıyor:
    Güle-güle!.. güle-güle!..

    Beni öldürüyorsun, git..
    Kalmasın sende kahrım, kalmasın derdim..
    Bakma, git!
    Kafamı yumruklayıp
    Ardın sıra ağlarsam, namerdim...








  4. 16
    aSsude
    Usta Üye
    DOKUNMA YANARSIN


    Çocukluğum çıraklıkta geçti,
    Kir-pas içinde.
    Gençliğim korsan yürüyüşlerde, mitinglerde.
    Hapse erken düştüm,
    Copla erken tanıştım,
    Küçük voltalardan bıktım, usandım!

    Şimdi uçsuz bucaksız ovalarda,
    Adımlarımı saymadan,
    Geriye dönüp bakmadan,
    Usanmadan, bıkmadan,
    Deli taylar gibi koşmak istiyorum!

    Ve görüyorsun ki;
    Aşkı beceremiyorum...
    Beni kendi halime bırak, yavrucuğum,
    Ben yolumu nasıl olsa bulurum...

    Upuzun çayırlarda,
    Yalınayak koşmak istiyorum.
    Saçlarım rüzgara konuk,
    Yüzüm dağlara dönük...
    Göğsümün çeperini,
    Ölümle sınayan esaret,
    Ve yüreğimi yararcasına zorlayan cesaret;
    Kıyasıya vuruşsun istiyorum!
    Koşmak... koşmak istiyorum, sevgilim
    Dönemezsem, affet...

    Firari gecelerin azmanı olmuşum,
    Bütün istasyonlarda afişim durur.
    Beni bir çocuk bile bulur...
    Dokunma bana, çıldırırsın!
    Dokunma bana, ellerin tutuşur!

    Koşmak istiyorum;
    Eksozların, molozların,
    Yağmaların kıyısından.
    Onca insafsızlıkların,
    Onca haksızlıkların,
    Manzarasızlıkların, parasızlıkların,
    Allahsızlıkların kıyısından...
    Kimseye ve hiçbir şeye değmeden,
    Ciğerlerimi yok edercesine koşmak istiyorum!

    Koşmak istiyorum;
    Şiirimin ve yumruğumun namusuyla...
    Kavgaya karışmadan, tutuklanmadan
    Ve küfür etmeden
    Kafamı kırarcasına koşmak istiyorum!.

    Avucunu son bir defa,
    Ağlamadan tutmak istiyorum;
    Gözlerim yüzüne küskün,
    Sazım sevgine suskun...

    Saati ayrılığa kurmuşum,
    Olmaz teslimiyet!
    Ziyan aklımı senle bozmuşum,
    İçerim felaket!.
    Kurşunlara geleyim istiyorum,
    Ölmek... ölmek istiyorum, sevgilim
    Sağ kalırsam, affet!..

    Firari acıların uzmanı olmuşum.
    Bütün telsizlerde adım okunur;
    Beni bir korkak bile vurur...
    Dokunma bana, fişlenirsin!.
    Dokunma bana, sen de yanarsın!..


  5. 17
    aSsude
    Usta Üye
    GERİDE KALDIN SEN

    Devrilip gidiyorum işte
    Geride kaldın sen...

    Aşınmış sevdalar gibi
    Yıpranmış postallar gibi
    Lime-lime, yararsız
    Geride kaldın sen...

    Kaprislerinle, nazlarınla
    Bakışlarınla, sözlerinle
    Tutulmayan vaatler gibi
    Harcanmış saatler gibi
    Tek başına, kararsız
    Geride kaldın sen...

    Buraya kadarmış güzelim
    Boynumda bıraktığın diş izi
    Bitmez sandığın aşk denizi
    Buraya kadarmış.

    Vedalaşmak isterdim oysa
    Klasik bir film öyküsü gibi
    Ellerini tutup usulca
    Son bir kez öpmek isterdim
    Kendimi mazur gösterip
    Masum ve mağrur bir duruşla
    Herşeyi kadere yıkmak isterdim.

    Ne gerek var oysa
    Yürümeyen birtakım şeylerin
    Nedenlerini tartışmaktansa
    Asla yürümeyeceğini anlayıp
    Bunu hiç konuşmamak
    Daha bir yiğitçe değil mi?

    Süzülüp gidiyorum işte
    Bela olmadan
    Yoluna çıkmadan
    Hesap filan sormadan
    İncitmeden, acıtmadan...

    Bir bileti yırtar gibi
    Bir kabuğu atar gibi
    Sıyrılıp gidiyorum işte
    Geride kaldın sen...

    Bir tren penceresinden
    Akıp giden bozkırın
    Ortasında bir kuru ağaç gibi
    Geride kaldın sen...


  6. 18
    aSsude
    Usta Üye
    GİTTİ AH ! GİTTİ ..


    Gitti ah...
    Gecelere hüzünleri serperek.
    Yaralı bir kuş gibi kanarcasına gitti...
    Yalvaran gözlerime, elemi pay ederek,
    Bir kabahatmiş gibi,
    Kaçarcasına gitti...

    Gitti ah...
    Şarkılara bel bağlamak faydasız.
    Üstüme kapıları kaparcasına gitti...
    Gecenin geldiğini haber vermeden, hırsız
    Yaşanmamış bir ömrü,
    Çalarcasına gitti...

    Gitti ah... bir nehirdi,
    Yazmadığım şiirdi.
    Yüzüme son bir defa
    Bakarcasına gitti...

    Gitti ah...
    Gözyaşları yanaklarımda kaldı.
    Hayatın perdesini çekercesine gitti...
    Belki duyulmamış, toz-pembe bir masaldı.
    Göğsümden yüreğimi,
    Sökercesine gitti...

    Gitti ah...
    Karşılaşmak ömür boyu imkansız.
    Beni hazanda koyup, bahar dalına gitti...
    Biliyorum, ne yapsam, ne söylesem anlamsız.
    Ayrılmıştı dünyamız;
    Kendi yoluna gitti...

    Gitti ah... bir mevsimdi,
    Çizmediğim resimdi.
    Kalbime bir çiviyi,
    Çakarcasına gitti...


  7. 19
    aSsude
    Usta Üye
    HANGİ AYRILIK

    Hangi gün karar verdin,
    Küt diye çekip gitmeye?
    Hangi lafım dokundu sana,
    Böyle inceden inceye?

    Hangi otobüs söyle,
    Hangi uçak, hangi tren;
    Seni benden götüren,
    Beni bir kuş gibi öttüren?

    Hangi kırılası eller dolanır şimdi,
    Kırılası belinde?
    Hangi rüzgar şarkı söyler,
    O ay tanrıçası teninde?

    Hangi çirkin gerçek uğruna,
    Tükettin güzel ütopyamızı?
    Hangi boşboğazlara deşifre ettin,
    En mahrem sırlarımızı?

    Hangi cama kafa atsam;
    Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
    Hangi meyhanede dellenip,
    Hangi masaları dağıtsam?

    Ben de bu sersem başımı,
    Karakolun duvarına vursam!
    Kendimi caddeye atıp,
    Arabaların altına savursam!.

    Hangi tercih beni,
    En hızlı şekilde öldürür?
    Hangi şekil öldürmez de
    Ömür boyu süründürür?

    Kayıp ilanı mı versem,
    Şehir şehir dolanmak yerine?
    Ödül mü koysam, ölü veya diri,
    Seni bulup getirene?

    Hangi ayrılık var ki,
    Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın?
    Hangi cam kesiği var ki
    Böyle musluk gibi, içime damlasın?

    Hiç sanmam, hasta kalbim,
    Bunu bir süre daha kaldıramaz..
    Feriştah olsa, böyle
    Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!..

    Hangi mübarek dua,
    Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
    Hangi aptal mazeret ikna eder,
    Ateşimi söndürmeye?

    Olur mu be, olur mu?
    Bu da benim gibi adama yapılır mı?
    Aşk dediğin mendil mi;
    Buruşturup bir kenara atılır mı?

    Vefa bu kadar basit mi?
    Alınır mı, satılır mı?

    Hangi hırsız çaldı
    Seni yırtık cebimden?
    Hangi pense kopardı,
    Bizi birbirimizden?

    Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
    Hangi çöpçü süpürdü,
    Yerden bütün izini?

    Hangi yaldızlı otel,
    Çarşaf serip barındırdı?
    Hangi süslü manzara,
    Seni kolayca kandırdı?

    Hangi şarlatan imaj,
    Böyle çabuk ilgini çekti?
    Hangi pembe vaatler,
    O saf kalbini cezbetti?

    Dağ gibi adamı eze-eze,
    Hangi anası tipli parlak çömeze
    Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?

    Hangi yamyamlara yedirdin,
    O masum rüyamızı?
    Hangi mahluklar çiğnedi,
    El değmemiş sevdamızı?

    Hangi bıçak keser şimdi,
    Benim biriken hıncımı?
    Hangi mermi dağıtır,
    İnsanlara olan inancımı?

    Hangi bekçi,
    Hangi polis artık zapteder beni?
    Ve hangi su bağışlatır,
    Hangi musalla temizler seni?



  8. 20
    aSsude
    Usta Üye
    HAYAT NEDİR ANNE

    Benim hiç sapanım olmadı anne,
    Ne kuşları vurdum,
    Ne kimsenin camını kırdım...
    Çok uslu bir çocuk değildim ama,
    Seni hiç kırmadım, hem boynumu kırdım.
    Ben hayatım boyunca
    Bir tek kendimi vurdum!.

    Suskun görünsem de,
    Fırtınalı ve mağrurdum anne.
    Bir mızrak gibi,
    Aynada hep dik durdum anne!
    Ben sana hiçbir gün laf getirmedim,
    Leke sürmedim.
    Ama göğsümü çok hırpaladım,
    Kalbimi çok yordum...
    Ben hayatım boyunca,
    En çok kendimi sordum!.

    Benim hiç sevgilim olmadı anne,
    Ne bir yuva kurdum,
    Ne bir gün şansım güldü...
    Öpemeden bir bebeğin gıdısını,
    Tükendi gitti çağım...
    Kimi yürekten sevdiysem,
    Yüreğini başkasına böldü...
    Bir muhabbet kuşum vardı,
    O da yalnızlıktan öldü...

    Sen beni hep, göğsünde
    Acılarla mı soğurdun anne?
    Yoksa, evlat diye,
    Koca bir taş mı doğurdun anne?
    Eziyet değilim, zahmet değilim,
    Musibet hiç değilim;
    Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!
    Doğurdun da beni,
    Ne ile yoğurdun anne?

    Benim hiç hayalim olmadı anne...
    Ne seni rahat ettirdim,
    Ne kendim ettim rahat...
    Bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat!
    Kaybolmuş bir anahtar kadar
    Sahipsizim anne...
    Ne omzumda bir dost eli,
    Ne saçımda bir şefkat...

    Say ki yollardan akan,
    Şu faydasız çamurdum anne...
    Say ki ıslanmaktan, üşümektim,
    Say ki yağmurdum anne!
    Bunca yıldır gözyaşını,
    Hangi denizlere sakladın?
    Oy ben öleyim,
    Sen beni ne diye doğurdun anne?

    Hayat nedir, nedir ki anne;
    Bir oyun, bir masal değil mi?
    Bak, kırıldı oyuncaklarım...
    Ömrüm gitti,
    Sevdam bitti...
    İnan, ben hiç büyümedim ki...


  9. 21
    aSsude
    Usta Üye

    --->: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri

    Reklam



    İNCİNEN GURUR


    Pencereden baktığımda görüyorum;
    Senin yüzün, incir yaprağında.
    Senin ürkekliğin,
    Duvar üstünde yürüyen,
    Bir kedinin kıvraklığında.

    Aynada dururken, görüyorum;
    Kırmızı öpüşün, sol yanağımda.
    Dişimi fırçalarken senin ağzın,
    Serin suların berraklığında.

    Rakı devrilmiş masalarda yokluğun,
    Veya benden önce kalkıp gitmişliğin;
    Gece boyu dolandığım barlarda.
    Sarhoşlara tekrarladığım adın;
    Balıkçı kahvesinde, çorbacıda,
    Kenarlarda...

    Dökülmek istemiyorum, hayır!
    Çingene çiçekçiler,
    Habire yaltaklandığında;
    Bilmediğim soruların açtığı çukuru,
    Yalanlarla doldurmak istemiyorum!

    Seni kaybettim galiba...
    İki taşın arasında kaldım!
    Bu, benim hatam değildi,
    Seni ben çok geç tanıdım!

    Derin acılar bahçıvanı,
    Yüreğime ne ektin böyle?
    Aşk, korkağını bağışlar mı,
    Söyle?..

    Aramak ne kötü, herkeste seni,
    Her gözde bulup yanılmak seni!.
    Ah turuncu rüyalar güzeli!
    Hem kendini yok ettin,
    Hem beni...

    Başka ne acıtabilir içimi,
    Yaşım kırkı devirmişken,
    Seni böyle patavatsızca sevmişken,
    Ve tam aynayı güneşe çevirmişken;
    Başka ne?..

    Seni vefasız aşklara bırakıyorum
    Yüzümü kırılan bardaklarda ara...
    Düşünme, ben ne olurum?
    Sanırım, bir daha onarılmaz,
    İncinen gururum...


  10. 22
    aSsude
    Usta Üye
    İYİMSER BİR GÜL

    Uyandım, seni düşündüm
    Birdenbire duvar
    Birdenbire gece yarısı...

    Sonra devriye parolası
    Ve rüzgar
    Ve birdenbire kalp ağrısı...

    Uyandım, seni düşündüm
    Ey yar
    Ey göğsümün sol yarısı!

    Su bulanınca
    Meydanlarda sesin yırtılınca
    Hiç dostun kalmayınca
    Sarsılmış bir ömrün
    Basamaklarından
    Görüşüme gel ne olur
    İyimser bir gül olsun
    Dudaklarında...

    Dert etme, iyiyim ben
    Ara sıra mahşer
    Ara sıra yaşama hırsı...

    Sonra mazgal altı zulası
    Ve mektuplar
    Ve ara sıra hasret belası...

    Dert etme, iyiyim ben
    Ey yar
    Ey hüznümün tütün sarısı...

    Kan bulaşınca
    Yangınlarda yüzün harlaşınca
    Saçların tutuşunca
    Zorlanmış bir hükmün
    Tutanaklarından
    Görüşüme gel ne olur
    İyimser bir gül açsın
    Yanaklarımda...


  11. 23
    aSsude
    Usta Üye
    KIZIN ADI ; ÖZGÜRLÜK


    Minnacık bir kız vardı,
    Bir ormanda yaşardı.
    Karanlıkta kaybolsak,
    Elimizden tutardı.

    Yürüdüğü kırlarda
    Papatyalar açardı.
    Omuzundan güvercinler uçardı.

    Minnacık bir kız vardı,
    Göğsüne gül takardı.
    Beyaz bir at üstünde
    Bulutlara konardı.

    Irmağın aynasında
    Saçlarını tarardı.
    Yüzünü ayışığıyla yunardı.

    Minnacık bir kız vardı,
    Yüreği kuş kadardı.
    Tutunca rüzgar olur
    Bir su gibi kayardı.

    Geciken şafaklarda
    Yıldızları yakardı.
    Uyanınca seher yeli kokardı.

    Öldürdüler, yarım kaldı,
    Dudağında son gülücük.
    Yalnızca bir adı kaldı,
    Kızın adı: Özgürlük


  12. 24
    aSsude
    Usta Üye
    KİM SUSTURABİLİR


    Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
    Biz ki bu hasreti,
    Semahların seyrinden alıp gelmişiz,
    Biz ki onu sitemkar anaların
    Kirpiğinden derlemişiz;
    Süzülsün de acının derin izler bıraktığı
    Gül yanaklardan,
    Yere dökülsün istememişiz!

    Bizim türkümüzü rüzgar söyler her gece
    Ay vurdukça parıldar
    Gün doğdukça hız alır.
    Nevroz ateşleriyle sağaltarak
    Çırpınan yarasını,
    Can havliyle, kardaş,
    Kan içinde bir kartal gibi,
    Vadilere saldırır!

    Türkülere ilişmeyin!
    Türküler nehirdir, gecenin bağrına akar.
    Fazla eşelemeyin kardaş,
    Taşınca ne siperler kalır,
    Ne dev barikatlar.
    Deşmeyin diyorum... deşmeyin!..

    Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
    Biz ki nice amansız badirelerde,
    Serden geçmişiz.
    Biz ki, ilmikler boynumuza takılıyken bile
    Türkü söylemişiz.
    Sonra ırmak boylarında gövertip,
    Körpe otların serinliğinde,
    Dağlara emanet etmişiz!

    Biz ki her yangının külünden,
    Diri canlar yaratmışız.
    Biz ki mazlumların defterine
    Kanlı resimlerle sıralanmışız.
    Banaz yaylasından Kerbela'ya
    Kar götürsün turnalar!
    Ölürüz sanma kardaş,
    Dostun attığı gülden yaralanmışız...

    Türküleri dövmeyin!..
    Türküler gökyüzüdür, karanlığa yıldızlar çakar..
    Üstümüze gelmeyin kardaş,
    Namuslu bir delikanlının
    Alnında kavga ışıldar!
    İncitmeyin diyorum... incitmeyin!..

    Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
    Biz ki Karacaoğlan'ı aşkla,
    Veysel'i toprakla yüceltmişiz...
    Biz ki Köroğlu'nun narasıyla nice beyleri
    Yere çökertmişiz!
    Yine de masum bir bebek gibi,
    Avuç-avuç sevdamızı,
    Kalanlara vasiyet etmişiz...

    Adam dediğin, sapına kadar yiğit olmalı,
    Ne karıncayı incitmeli,
    Ne de ozanları yakmalı...
    Öyle sansar gibi pusu kurup
    Punduna getirmek de neymiş?
    Adam dediğin, kardaş,
    Yüreği varsa eğer,
    Getirip ortaya koymalı!..

    Türküleri yakmayın!..
    Türküler çiçektir, en umutsuz zamanlarda açar.
    Kavgayı uzatmayın kardaş,
    Yüzyıllardır tuz döke-döke
    Çürüdü bu yaralar,
    Kanatmayın diyorum... kanatmayın!..



+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 123 ... Sonuncu8Sonuncu9
yusuf hayaloğlu ben deli değilim sözleri
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi