Yabancı Dil Eğitimine “evet!” ; Yabancı Dille Eğitime “ Hayır!”

+ Yorum Gönder
Kültür-Sanat ve Türkçe ve Türkçe Kullanımı Bölümünden Yabancı Dil Eğitimine “evet!” ; Yabancı Dille Eğitime “ Hayır!” ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    gökçe34
    Özel Üye
    Reklam

    Yabancı Dil Eğitimine “evet!” ; Yabancı Dille Eğitime “ Hayır!”

    Reklam



    Yabancı Dil Eğitimine “evet!” ; Yabancı Dille Eğitime “ Hayır!”

    Forum Alev
    YABANCI DİL EĞİTİMİNE “EVET!” ; YABANCI DİLLE EĞİTİME “ HAYIR!”

    Dil; bir milletin kültür aynası, sürekliliğinin en önemli dayanağı, var oluş sebebi, kendi varlığını tanımlayabilme aracı, dünü-bugünü-yarını…kısacası her şeyidir.

    Dil; bir milletin düşünce dünyasının hayat bulduğu en önemli alandır. Dil; düşüncenin mayasıdır. Dilini unutan veya dili unutturulan bir milletin düşüncesi olmaz; olamaz!Düşüncesi olmayan bir millet ise, ne kendisini tanımlayabilir ne de kendisini yeni nesillere tanıtabilir. Kendisini yeni nesillere tanıtamayan bir millet ise, yok olmaya mahkumdur.

    Bizler, Türkçe konuşan, Türkçe yaşayan bir millet olarak en iyi ve sistemli düşünmeyi yalnızca öz dilimiz Türkçe ile gerçekleştirebiliriz. Hiçbir millet, öz dilinden başka bir dil kullanarak daha iyi ve sistemli düşünemez.

    Her yönden son derece zengin ve yetkin olan, soylu geçmişiyle yüzyılları kucaklayan Türkçemiz, öz dil kavramını “ana dil” biçiminde anlatmıştır. Burada “ana” kelimesinin kullanılmasında özel bir sebep vardır : Bu sebep “ana” diye bildiğimiz kişinin hayati işleviyle ilgilidir. Bu anlam ilişkisinden yola çıkılarak “temel, esas” anlamına gelecek bir ifadeyle “ana dil” kavramı türetilmiştir. Bu bakımdan Türkçe, yüce milletimiz için hayati işlevi olan en önemli hazinedir.

    Türkçe; ruhumuzdur, özümüzdür, kimliğimizdir.

    Tarihte, dili bozulduğu, unutturulduğu için özünü yitiren, geçmişini unutan hatta yok olan milletler vardır. Çünkü, dil milletin hafızasıdır. Dilini yitirenler, hafızasını da yitirir.

    Tarih sahnesinde, Türkleri maddi güçle yok edemeyen bazı düşman devletlerin, Türk dilini hedef almaları, dilimizi bozmak ve geçmişinden koparmak için yaptıkları hain planlar boşuna değildir.

    Dilin, bir milletin hayat damarı olduğunu bilen düşmanlarımız, öncelikli hedef olarak Türk dilini seçmişlerdir. Yeni yetişen kuşakların geçmişle bağlarını koparmak, onlara atalarını ve şanlı tarihlerini, usta edebiyatçılarını tanıma şansı ve hakkı vermemek için kurulacak en büyük tuzak, dili bozmak, yozlaştırmak ve en sonunda da ortadan kaldırıp başka bir dilin egemenliğini kurmaktır.

    Çünkü, öz dilinin güzelliklerini, zenginliklerini, eşsiz hazinelerini öğrenip keşfedememiş; öz dilinin kanatlarıyla düşünce semalarına yükselememiş; tarihini, kültürünü ve edebiyatını öğrenememiş bir nesil asla bir ülkenin geleceğini kuramayacaktır.

    Bunun sonucunda da geçmişle gelecek arasındaki köprü yıkılacaktır.

    İşte, bunun önemini çok iyi bilen bazı düşmanlarımız, yurt içindeki işbirlikçileriyle en değerli varlığımız olan Türkçemize saldırmışlardır. Türkçenin kelime hazinesinin zengin olmadığını, yetersiz bir dil olduğu düşüncesini milletin bilinçaltına yerleştirmek için akıl almaz işler peşinde koşmuşlardır.

    Bu sinsi iç ve dış düşmanlar, geçmişte olduğu gibi, bugün de vardır. Bu düşmanlarla mücadele etmek her Türk vatandaşının en başta gelen görevlerinden olmalıdır.

    Türkçemizin, yaşamımızdaki değeri ve önemi böyleyken bugün, aklın ve mantığın kesinlikle alamayacağı birtakım olaylar ve uygulamalar yaşanmaktadır. Bu etkinliklerin eğitim – öğretim adı altında yapılıyor olması ise tam anlamıyla felakettir, hainliktir, yoldan çıkmışlıktır.

    Evet, yabancı dille eğitimden, yabancı dil özentisinden söz ediyoruz.
    Yunus Emre gibi bir dahinin Türkçeyi ölümsüzleştirdiği ; her yerde Türkçe konuşulması için ferman veren Karamanoğlu Mehmet Bey gibi bir Türkçe sevdalısının yetiştiği bu topraklarda öz dilimiz Türkçemiz, yolunu şaşırmış bir güruh tarafından yetersiz bulunuyor; ikinci plana itiliyor, hor görülüyor.

    Hain amaçlar uğruna, kasıtlı olarak Türkçemize “üvey evlat” muamelesi yapanlar ve bu karanlık emellere farkında olmadan katılanlar yüzünden öz dilimiz karanlık günler geçirmektedir.

    Bu bilgisiz insancıklar, Fazıl Hüsnü DAĞLARCA’nın “Türkçem, benim ses bayrağım. ” diye göklere çıkardığı Türkçemizi yere indirip ezmek; ***** Kemal BEYATLI’nın “Türkçem, ağzımda anamın sütüdür. ” diyerek kutsallaştırdığı Türkçemizi ziyan etmek istemektedirler.

    Bütün bunların yanında asla hazmedilemeyecek olan şey ise, Atatürk’ün mirasına yapılan büyük saygısızlıktır.

    Atatürk, dilin hayati işlevini ve değerini, bir millet yaşamındaki önemini çok iyi bilen bir liderdi. İleri görüşlülüğü tartışılmaz bir lider olan Atatürk, Türkçe konusunda da ileri görüşlü davranmış, her fırsatta Türk dilinin bizim için en değerli ve paha biçilmez bir hazine olduğu vurgulamıştır.

    Tam anlamıyla bir Türkçe sevdalısı olan Atatürk, öz dilimize karşı çok büyük bir sevgi beslemiş, dilimizin zenginliklerinin keşfedilmesi konusunda her zaman ilgili ve istekli olmuştur.

    Her vesileyle Türkçenin vazgeçilemeyecek öneminden ve önceliğinden söz eden Atatürk, dilimizi milletimizin özü saymakta ve “devlet kurumlarının” sorumluluğuna dikkat çekmekteydi:

    “Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk ulusundanım diyen bir insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan, Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. ”… (Ankara, 1931)

    “Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğe kavuşması için bütün devlet kurumlarımızın dikkatli ve ilgili olmasını isteriz. ”… (Ankara, 1932)


    Bütün varlığını, Türk dilinin geliştirilmesi amacıyla kurduğu Türk Dil Kurumuna bağışlayan Atatürk’ün mirasına, Türkçemizin önem kazanması ve gelişmesi için yaptığı çalışmalara bugün birtakım şaşkınlar balta vurmaya çalışmakta ve ne gariptir ki, kendilerine taraftar bulmaktadır.

    Bütün bunları yapan ve uygulayanlar açık ve seçik olarak belliyken hâlâ bir şeylerin değiştirilmiyor olması kabul edilebilecek bir durum değildir.

    Yetkili kurumlar, bu kendini bilmez güruhun önüne niçin geçmiyorlar? Atatürk’ün özellikle uyarıda bulunduğu “devlet kurumlarında” niçin onun mirası göstere göstere çiğneniyor?

    Çocuklarımızın yetiştirildiği bazı okullarda, ülkemizin düşünce fabrikası olan bazı üniversitelerde Türkçemizin ikinci plana itilerek yabancı dilin özendirilmesi, eğitimin yabancı dille yapılması “kültürel intihar”dan başka bir şey değil de nedir?
    Dünyada bağımsız ve özgür olan hiçbir ülkede bu uygulamanın bir benzerini görmek mümkün değildir. Yalnızca sömürgelerde ve üçüncü dünya ülkelerinde rastlanabilecek olan bu uygulamaların ülkemizde, üstelik can damarımız olan eğitim kurumlarımızda uygulanıyor olması dehşet vericidir. Bu büyük tehlikenin fark edilemiyor olması veya bu konunun birtakım çevrelerce gündemden düşürülüyor olması ise, daha da dehşet verici bir tablodur.

    Bir kişi en iyi biçimde öz diliyle düşünebilir. Bir kişi, herhangi bir yabancı dili ne kadar iyi bilirse bilsin, asla öz dilinin kendisine sağladığı düşünce olanaklarına sahip olamaz. Bu sebeple yabancı dille verilecek bir eğitim-öğretim, kişilere geniş düşünce ufukları açamayacaktır. Düşünce dünyası daralan, öz dili ile yabancı dil arasında bir yerlerde bocalayan bir kişi, sanıldığının aksine asla verimli olamayacaktır.

    Bir öğrenciye anadilinin yetersiz olduğunu, bu yüzden yabancı dille eğitim almasının daha doğru olduğunu söylemek, o öğrenci tarafından nasıl yorumlanır sanıyorsunuz?

    Ana dil; bir bireyin kendisini anlatabildiği bir araç; iç dünyasının dış dünyaya açılan kapısıdır.

    Ana dil; bireye bir yüce bütünün (ulusun) parçası olduğunu hissettiren en önemli değerdir.


    Şimdi , siz bir çocuğa bunca yıl kullandığı ana dilinin aslında yetersiz bir dil olduğunu, bu yüzden de yabancı dille eğitim almasının daha doğru olduğunu söylerseniz, o çocuğun özgüveni kalır mı? Dış dünyaya açılan kapısı kapanmaz mı?Kendisini, parçası saydığı yüce bütünden (ulustan) kopmaz mı?
    Kendisine yabancılaşıp başkalarını da yabancılaştırmaz mı?


    Özgüveni yara almış; bunca yıl kendisini, dünyayı tanımlayabildiği dilinin yetersiz olduğu belletilen ve bundan dolayı kendisini yetersiz bulan, düşünce dünyasını yansıtamayan bir çocuğun yabancı dille eğitim almasıyla iyi yetişeceğini, daha iyi düşüneceğini ve bilimi öğreneceğini söylemek mümkün müdür? Böyle bir tezi savunmak akla, bilimselliğe ve mantığa sığar mı?

    Ana dilinin güzelliklerini yitiren ve yabancı dili benimseyen bir insan bilim adamı olup da bilime katkı yapabilir mi?





  2. 2
    barisbaris
    Üye

    --->: Yabancı Dil Eğitimine “evet!” ; Yabancı Dille Eğitime “ Hayır!”

    Reklam



    Çok güzel bi konuya değinmişsin teşekkürler







  3. 3
    fecr
    Özel Üye
    Artık geçti gibi Yabancı Dille Eğitime “ Hayır!” demek..
    Kaliteli görüyoruz kim ne derse desin.

    Ana dilinin güzelliklerini yitiren ve yabancı dili benimseyen bir insan bilim adamı olup da bilime katkı yapabilir mi?
    Bilim adamlarımızı tarih kitaplarından okuyoruz artık doğru :) (!)







+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi