Tiradlar [Tek Başlık]

Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa 12 ... Sonuncu8Sonuncu9
Edebi Türler ve Tiyatro Bölümünden Tiradlar [Tek Başlık] ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Reklam

    Tiyatro Tiradlar [Tek Başlık]

    Reklam



    Tiyatro Tiradlar [Tek Başlık]

    Forum Alev
    merhabalar görevlilere sordum ama tam olarak bir cevap alamadım yada ben anlatamadım derdimielimde baya tiradlar var bunları paylaşıyorum tek konu içinde


    Tirad nedir?

    1-Kendi içine kapalı, uzun replik tirad, karşılıklı hızlı söz alışverişinin yani diyalogun tam karşıtıdır

    2-Oyuncunun sahnede adeta yalnizmiscasina, seyirciyle karsilikli gelmiscesine uzun uzun konusmasi adeta ic dokmesidir de denebilir en guzel tiradlardan biri belki de birincisi edmond rostand tarafindan yazilan olumsuz tiyatro eseri Cyrano de Bergerac'dadir Koca burnu icin sunlari soyler Cyrano

    "bu kadarı az delikanlı!
    asıl iş edada
    mesela bak,
    hoyratça, "burnum böyle olsaydı mösyö, mutlak dibinden kestirirdim!"
    dostça, "yana yatmaz mı? senden önce davranıp kadehe batmaz mı?"
    tarifle, "burun değil bir kere, coğrafyada böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!"
    mütecessis, "acaba ne işe yarar bu alet? makas kutusu mudur, divit midir, izah et?"
    zarifhane, "kuşları sevdiğiniz besbelli! yorulmasın diye yavrucaklar, temelli tünek kurmuşsunuz!"
    pürneşe, "birader şu koskocaman burunla tütün içince, komşu yangın var demiyor mu?"
    müdebbir; "aman yavrum! bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum!"
    müşfik, "yaptırın ona küçük bir şemsiye, yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!"
    alimane, "görmüşüm aristophanes'de belki hippocampelephantocmelos adındaki hayvanın burnu gayet büyükmüş!sen ne dersin?"
    nobran, "zaten bilirim, sen misafir seversin; bu şapka asmak için mükemmel icat!"
    Şairane, "ey burun, bütün cihana inat, seni baştan aşağı nezle etmeye kaadir tek rüzgâr bulunamaz, karayel müstesnadır!"
    hazin, "bir de kanarsa, kızıldeniz! ne bela!"
    hayran, " lavantacıya ne mükemmel tabela!"
    lirik, "bu tanrıların bindiği bir gemidir!"
    safiyane, "abide ne günleri gezilir?"
    hürmetkârane, "mösyö, kibarsınız muhakkak, yoksa var mı cumba sahibi olmak!"
    köylü, "vış anam! bu ne? bilmem guş muh, balık mıh? yoğusa tohuma kaçmış bir salatalıh mı?"
    sivri akıllı, "bunu tombalaya koymalı! kim elinden kaçırmak ister böyle bir malı?"
    ve hıçkıra hıçkıra nihayet, pyrame gibi, "bu ne felaket! bu ne musibettir yarabbi! böyle berbat edip de yüzünü sahibinin, Şimdi de utancından kızarıyor, bak hain!"-
    olsaydı biraz nükte, biraz malumatınız, İşte karşıma geçer bunları sayardınız fakat sizde nükteden eser yok zerre kadar, neyleyeyim cenabıhak ihsan buyurmamışlar! zaten bir parça icat kudreti olsa bile, böyle seçkin, muhterem huzzar önünde hele, bana bu şakaları yapmazdınız elbet ağzınızdan çıkmaya daha olmadan kısmet bunlardan bir tekinin en ufak başlangıcı, karşınıza bergerac'ın kılıcı!

    ben bunları söylerim, oldukça belagatla! başkasından dinlemem fakat tekini bile"

    der üstad ve lafi gedigine koyar

    Oyunu Adı: Kadıncıklar
    Yazan: Tuncer Cücenoğlu



    PARLAK - Şimdi, Abdullahcığım İlk filmimi çevirmekteyim Cüneyt ağbi başrolde Kız da Türkan Sultan Cüneyt ağbi gariban, bizim gibi Türkan Sultan varlıklı bir --------in kızı Cüneyt ağbi de yoksul bir --------in oğlu Aşk ferman dinler mi, bi görüşte vuruluyor Cüneyt ağbimize Buluşacaklar Türkan Sultan arabasıyla, yoksul delikanlı Cüneyt ağbimizin beklediği Sarıyer sırtlarına gelmektedir Cüneyt ağbi uzaktan arabayı tanıyor "Sultan, Sultaaaan" diye koşarken, aniden bir kamyon (Müzik sesi yapar) altına alıyor Cüneyt ağbiyi Kör oluyor kör Artık o, kör bir kemancıdır! Ona acıma, gözleri açılacak sonunda Bana acı asıl Dublör benim! Kamyon bana çarpıyor, Cüneyt ağbi yatıyor Sahneyi yeniden çekiyorlar, kamyon bana çarpıyor, Cüneyt yatıyor Beğenmiyorlar yeniden çekiyorlar, kamyon yine bana çarpıyor Cüneyt yatıyor! Türkan'ın sevgisi sahte değildir Babasının karşı koymalarına rağmen, Cüneyt'in çalıştığı, kör keman çalıp arabesk söylediği meyhaneye gelmektedir, her gece Buraya dikkat Yeşilçam'da bir kahve vardır, siz görmediniz oraları O kahvede bizim figüran takımı bekler (Duygulanır) Bir rol verilir umudu ile beklerler (Yeniden neşeli) İşte o kahvede, günlerdir bir rol verilir umuduyla bekliyoruz Bir minibüse doldurdular hepimizi Yallah Sarıyer sırtlarındayız İşte o meyhanedeki içki içenleri oynayacağız Hani dedim ki, madem içki içenleri oynayacağız, filme uygun olarak sosyal gerçekçi olsun, baştan bir iki kadeh atalım Tam bizim sahne geldi ki hepimiz zom, aynen O Memduh olacak bağırdı! Recisör "Ben sizden meyhanede içer gibi yapacak adamlar istedim Bunlarla olmaz" Ben de vallaha da billaha da sırf latife olsun diye, kolumla da destekleyerek "Yeşilçam'da ayık adam nah bulursun!" demiş bulundum Birden, başta Memduh ağbi olmak üzere, setçisi, ışıkçısı, kameramanı ve hatta Cüneyt'in üstüme doğru geldiklerini gördüm Fatma abla var ya, o da çekimi seyrediyormuş, ayakkabıyı çıkarttığı gibi yallah üstüme! Yer misin yemez misin? Hani, Cüneyt karateci ya, kolumu kırmaya çalışıyor, Fatma topuklusuyla başıma, hele o Türkan yok mu, bi de hanımefendi derler, hayalarıma hayalarıma ver ediyor tekmeyi Memduh ağbi desen, durmadan kafa atıyor! Tam bayılıyordum ki Memduh'un şunu söylediğini duydum: "Bu ****yi!" Yani beni! "Bu delikanlıyı, en seri vasıtayla İstanbul il sınırları dışına çıkartın, bu yaştan sonra hapishanelere giremem!" Gözümü açtığımda burdaydım, Ankara'daydım

    Oyunu Adı: Macbeth
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu



    MACBETH – Yapmakla olup bitseydi bu iş,
    Hemen yapardım, olup biterdi
    Döktüğüm kanla akıp gitse her şey,
    Bir vuruşta sonuna varılsa işin,
    Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen,
    Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı
    Öbür dünyayı gözden çıkarır insan
    Ama bu işlerin daha burada görülüyor hesabı
    Verdiğimiz kanlı dersi alan
    Gelip bize veriyor aldığı dersi
    Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor
    İçine zehir döktüğümüz kupayı
    Adam burada, iki katlı güvenlikte:
    Bir kere akrabası ve adamıyım:
    Ona kötülük etmemem için iki zorlu sebep
    Sonra misafirim; Değil kendim bıçaklamak,
    El bıçağına karşı korumam gerek onu
    Üstelik bu Duncan, ne iyi yürekli bir insan,
    Ve ne bulunmaz bir kral
    Her değeri ayrı bir İsrafil borusu olur
    Lanet okumak için onu öldürene!
    Acımak yeni doğmuş bir çocuk olur, çırılçıplak,
    Kasırganın yelesine sarılmış,
    Ya da bir melek, görülmez atlarına binmiş göklerin,
    Ve gider dört bir yana haber verir
    Bu yürekler acısı cinayeti,
    Göz yaşı savrulur esen yellerde
    Sebep yok onu öldürmem için,
    Beni mahmuzlayan tek şey, kendi yükselme hırsım;
    O da bir atlayış atlıyor ki atın üstüne
    Öbür tarafa düşüyor, eğerde duracak yerde

    Oyunun Adı: Martı
    Yazan: Anton Çehov
    Çeviren: Nihal Yalaza Taluy



    NINA - Bastığım toprağı mı öpüyordunuz? Vurmanız, öldürmeniz gerekirdi beni! (Masaya doğru eğilir) O kadar yorgunum ki Biraz dinlensem! Dinlenebilsem (Başını kaldırır) Bir martıyım ben Yo, değil Aktrisim Öyle değil mi? (Arkadina ile Trigorin'in dışarıda gülüşünü duyar Silkinir, kulak kesilir Sol kapıya koşarak anahtar deliğine gözünü yaklaştırır) O da burada demek İyi Tiyatroya inanmıyordu; hayallerimle alay ederdi hep Ona bakarak ben de inancımı yitirdim; maneviyatım kırıldı Aşk üzüntüleri, kıskançlık da bir yandan Yavrum için korkuyordum hep Miskinleştim, küçüldüm, oyunum manasızlaştı Sahnede düzgün yürüyemiyordum; ellerimi ne yapacağımı bilemiyor, sesimi idare edemiyordum İnsan kötü oynadığını hissedince ne acı duyar, bilemezsiniz! Martıyım ben Yo Değil de Şey, siz o sıralar bir martı vurmuştunuz, hatırlar mısınız? Yaa! Böyle işte Gelmiş bir adam, durup dururken, laf olsun diye, yok etmiş kuşcağızı Tam küçük hikaye konusu Gene de söylemek istediğim bu değildi (Alnını uğuşturur) Ne diyordum? Evet, sahneden bahsediyordum Şimdi öyle değilim artık: gerçek bir artist oldum Şevkle, coşkunlukla oynuyorum Kendimden geçiyorum sahnede Oyunumu, herşeyimi gerçekten güzel, gerçekten değerli görüyorum artık Buraya geleli beri her yanı dolaşıyorum Hem yürüyor, hem düşünüyorum; ruhumun günden güne nasıl kuvvetlendiğini duyuyorum Siz bir şey söyleyeyim mi Kostya, bizim işlerde, sahne olsun, yazı olsun, ün, yaldız, kurduğumuz hayaller değil, sabırlı olmak önemli; buna iyice inandım Kaderine katlan, inancını yitirme Şimdi acı duymuyorum artık, ödevimi düşündükçe hayattan korkmuyorum

    Oyunun Adı: Satıcının Ölümü
    Yazan: Arthur Miller
    Çeviren: Orhan Burian



    BIFF - Okulda altı yedi yıl geçirdim; tek, içimde bir heves uyansın diye Acentelerde katiplik, seyyar satıcılık, nasıl olursa olsun bir iş bence iyi idi Oysa öyle yaşamak, yaşamak değilmiş Sıcak yaz sabahları yer altı trenlerine tıkılmak, ömrün olduğu kadar senet kaydetmek, telefona cevap vermek ya da alıp satmak Açık havaya çıkıp gömleğini atarak oturmak dururken yılın elli haftasını, iki haftalık tatil uğruna, işkence ile geçirmek Yanındaki arkadaşlarının bir üstüne geçmekten başka bir şey düşünmemek: İşte, geleceğini güvence altına almak böyle yapmakla oluyor (Heyecanı artmaktadır) Savaştan önce evden ayrılalı beri yirmi otuz iş değiştirdim Happy, hepsi de sonunda aynı çıkıyor Bunun farkına ancak son zamanlarda vardım Nebraska'da sürücülük ettiğim sırada, ondan önce Arizona'da, son kez de Teksas'da Bu kez onun için eve geldim; galiba bunun farkına vardım da geldim Son çalıştığım çiftlik var ya, şimdi orda bahardır On beş kadar tayları olacaktı Biliyor musun, anasıyla yavru tay kadar iç açan, göze hoş görünen manzara azdır Hem şimdi oralar ılıktır da Teksas şimdi ılıktır, bahar içindedir Benim bulunduğum yerde de ne zaman bahar olsa içimden doğru bir şey depreşir "Bir baltaya sap olamıyorum," derim; "Ben ne halt ediyorum, haftada yirmi sekiz dolarla yetinip atlarla vaktimi öldürüyorum Otuz dördüne geldim, kişi ev bark edinmeli vakitken" İşte, öyle zamanlarda koşup eve geliyorum Ama şimdi buradayım ya, ne yapıp edeceğimi kestiremiyorum (Biraz durduktan sonra) Eskiden beri yaşamımı boşa harcamamak baş düşüncemdi Ama buraya her dönüşte yaşamımı boşa harcamaktan başka bir şey yapmadığımı anlıyorum



  2. 2
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Reklam



    Oyunu Adı: Vanya Dayı
    Yazan: Anton Çehov
    Çeviren: Ataol Behramoğlu



    SONYA - Ne yapabiliriz? Yaşamak gerek! (Bir sessizlik) Yaşayacağız Vanya Dayı Çok uzun günlet, boğucu akşamlar geçireceğiz Alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız Bugün de, yaşlılığımızda da, dinlenmek bilmeden, başkaları için çalışıp didineceğiz Ecel saati gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orada, mezarın ötesinde, çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık diyeceğiz Ve Tanrı acıyacak bize ve biz seninle, canım dayıcığım, parlak, güzel, sevimli bir hayata kavuşacağız ve buradaki mutsuzluklarımıza sevecenlikle, hoşgörüyle gülümseyeceğiz ve dinleneceğiz İnanıyorum buna dayıcığım, bütün kalbimle, tutkuyla inanıyorum (Voynitski'nin önünde diz çöker ve başını onun avuçlarına koyar Yorgun bir sesle tekrar eder) Dinleneceğiz! Dinleneceğiz! Melekleri dinleyeceğiz, elmaslar gibi yıldızlarla kaplı gökleri göreceğiz Dünyanın tüm kötülüklerinin, tüm acılarımızın, dünyayı baştan başa kaplayacak olan merhametin önünde silinip gittiğini göreceğiz ve hayatımız bir okşayış gibi dingin, yumuşak, tatlı olacak İnanıyorum, inanıyorum buna (Dayısının gözyaşlarını mendiliyle kurular) Zavallı, zavallı Vanya Dayı, ağlıyorsun (Gözyaşları arasından) Hayatında mutluluğu tadamadın, ama bekle Vanya Dayı, bekle Dinleneceğiz (Kucaklar onu) Dinleneceğiz! Dinleneceğiz!

    Oyunu Adı: Yangın Yerinde Orkideler
    Yazan: Memet Baydur



    NURİ � Bir kere Zonguldak'a gitmiştim, yıllarca önce Karanlıktı abicim (Sessizlik) Kömür madenlerinde çalışıyordum o zamanlar Grizu patlar, herkes ölür, geriye kalanlar çalışmaya devam eder, yine grizu patlar, yine herkes ölür geriye kalanlar çalışmaya devam eder Ama bir gün geldi ki kravatın icadını açıkladım abicim Kravat abicim boyunbağı hani "kravatsız girlmez" derler ya işte oradaki kravat (Bir elinde tabanca, öbüründe Dom Perignon) Madendeydik abicim ineli on saat olmuştu Hepimiz öksürüyorduk Birisi başlıyordu kısa bir öksürük solosu geçmeye derken bir diğeri katılıyordu derken bir üçüncü, dördüncü derken onlarca, yüzlerce, binlerce insan öksürmeye başlıyordu Senfoni gibi! Feci bir durum abicim bildiğin gibi değil orada o gün aklıma geldi abicim Kravat abicim boyunbağının icadını icat ettim orada, yerin yedi kat dibinde Şöyle dedim kendi kendime: Uygar insan öksürmez Doğrudur ha, kaç yüz kere gözlemiştim, o herifler hiç öksürmüyordu karıları da öksürmüyordu, çocukları da Çünkü uygardılar Neden uygardılar abicim ve biz neden uygar değildik ve ha babam öksürüyorduk? Ha? Sorarım size ulan dedim kendime içimden bağırarak! Biz neden öksürüyorduk durup dururken?! Dokuzuncu koridorda bir patlama oldu abicim ben bunları düşünürken Bütün galeri çökmüş ertesi gün öğrendim 44 ölü yaralı filan yok zaten o meslekte ya ölürsün ya da yaşarsın ikisini de öksürerek yaparsın ama ama neden, neden, neden öksürüyorduk acaba? (Sessizlik) Uygar değildik Neden uygar değildik? Kravat takmıyorduk çünkü! (Sessizlik) Anlaman gerekiyor abicim, kravatlar öksürmez Bak anlatayım sana! Yıllarca

    DEVAMI

    yüzyıllarca önce kravatın icadından epey önce kömüre ihtiyaç duyan bazı insanlar bazı ince insanlar, boğazlarına kömür tozu kaçmasın diye boyunlarına bez parçaları bağlamaya başladılar! Basit bir eylemdi bu ama koskoca bir tekstil, mensucat sanayi doğdu bu gereksinimden! (Sessizlik) Bez parçaları pahalıydı yerin yedi kat dibinde kendi ciğerini tükürmek ucuzdu dolayısıyla herkes boynuna dolayamıyordu şu medeniyet yularını! Kravat takabilenler yeryüzüne çıktılar takamayanlar yeraltında kaldılar O gün orada bunu açıkladım herkese Kravat, kömür tozları boğazınıza kaçmasın diye icat edilmiş ve son derece uygar bir alettir İşime son verdiler abicim Ben de buraya döndüm Yine Kravatın İcadı ve Muhtelif Kullanılışı diye bir kitap yazdım Yazmak istedim yani Heh heh heh kağıt kalem zor bulunuyor buralarda kravat gibi namussuzum! (Sessizlik) İşte böyle! (Sessizlik Birbirlerine bakarlar bir an Sonra Nuri önüne bakar hüzünlü) Kravat kömür madenlerinde icat edilmiştir

    Oyunun Adı: Müfettiş
    Yazan: Nikolay V Gogol
    Çevirenler: Melih Cevdet Anday - Erol Güney



    OSIP - Allah belasını versin Açlıktan geberiyorum Midem bomboş karnım gur gur ötüp duruyor Ah bir eve dönsek! Ne yapsam bilmem ki! Piter'den* çıkalı iki ay oluyor Çapkın, yolda elindekini, avucundakini yedi, bitirdi Şimdi de süt dökmüş kedi gibi düşünüyor Bol bol yol paramız vardı Ama kendisini nasıl gösterecek? (Taklit ederek) "Hey! Osip, git, bir oda tut, en güzel odayı tut En iyi tarafından yemek ısmarla Ben, öyle olur olmaz yemekleri yemem Bana yemeğin en iyisi gerek" Önemli bir adam olsa ne ise, küçük bir kayıt memuru! Önüne gelenle dost olur, sonra da başlar kumar oynamaya İşte sonu böyle oluyor Off bıktım bu yaşamdan Vallahi, köy daha rahattı Orada kent yaşamı yoktur ama üzüntüsü de azdır Bir kadın alırsın, ondan sonra ömrün boyunca keka, ye böreği, yat aşağı Elbet doğrusunu söylemek gerekirse, Piter'de yaşamak çok güzel Yalnız, iş parada para olduktan sonra, günler daha ince, daha politikalı geçer Tilaturalar, dans eden köpekler, hepsi önünde ne istersen var Herkes ince, nazik konuşur Daha nazik konuşanlar var, ama onlar soylular Bir pazara gidersin Satıcılar bağırır: "Buyurun, bayım!" Diyelim salda giderken bir memurun yanında bile oturursun Kibarlık görmek istiyorsan bir mağazaya git Orada emeklinin biri sana askerlikten açar Gökyüzündeki yıldızların neye yaradığını, ne olduklarını anlatır Onları sanki avucunun içi gibi öğrenirsin Bazen yaşlı bir subay karısı düşer bazen de bir hizmetçi girer, ama bir içim su öf öf öf! (Güler, başını sallar) Hey canına yandığımın ne muameledir o! Hiç kaba bir sözcük işitilmez Herkes sana, siz der Yürümekten mi bıktın, atla bir arabaya, bey gibi kurul Parasını vermek istemiyorsan, onun da kolayı bulunur: Her evin iki kapısı vardır Birinden girer, ötekinden çıkarsın Şeytan bile bulamaz seni Yalnız, bu yaşamın kötü bir yanı var: Kimi zaman karnını güzelce doyurursun, kimi zaman da, işte bugünkü gibi açlıktan geberirsin Ama bütün suç onda Halimiz duman, başımız dertte yahu! Babası para gönderiyor İnsan biraz tutumlu olur, değil mi? Nerede başlar hovardalığa Arabadan aşağı inmez, her gün tilatura için bilet al, bir hafta sonra ne görürsün? Yeni frağını bitpazarına satmaya yolluyor! Gömleğine varıncaya kadar sattığı oldu Üstünde bir ceketi, bir de kaputu kaldı Vallahi böyle Kumaşı da ne güzeldi ama! İngiliz Bir frak 150 rubleye mal olur, ama bitpazarına götürdün mü, vere vere 20 ruble verirler Hele pantolon, yok pahasına gider Bu duruma düşmesinin nedeni de ne? Aklı havada, ondan! İşine gücüne gideceğine piyasaya çıkıyor, kumar oynuyor Ah, beyefendi bunu bir öğrenirse, vallahi, memurmuş, falanmış dinlemez, pantolonunu indirir, basar sopayı, bizimki de dört gün rahat oturamaz İnsan memursa, memurluğunu bilmeli İşte, şimdi de, otelci: "Birikmiş borçlarınızı ödemezseniz, artık yemek vermem" dedi Peki, parayı veremezsek ne olacak? (İç çeker) Ah Yarabbi, bir kaşık çorba olsa Vallahi bana öyle geliyor ki, şimdi bütün dünyayı yiyebilirim Kapıyı vuruyorlar O olmalı (Yataktan fırlar)

    Oyunun Adı: Sabahattin Ali
    Yazan: Tuncer Cücenoğlu


    SABAHATTİN ALİ - (Sanki bir gazeteciyle söyleşir gibi) Evlendiklerinde babam otuz, annem ondört yaşındaymış Yani babam annemden onaltı yaş daha büyükmüş Ailenin ilk erkek çocuğu olarak Eğridere’de doğmuşum Çocuklara verilen adlar genellikle babaların siyasal eğilimlerini belirleyecek ipuçlarını da taşır içlerinde Adımı neden Sabahattin koymuş babam, biliyor musunuz? Çünkü babam Prens Sabahattin’in düşüncelerine değer veren bir adamdı Onunla tanışmak onuruna sahip olduğunu söylerdi hep Diğer erkek kardeşimin adı da Fikret’tir O da babamın hayranlık duyduğu şair Tevfik Fikret’ten almıştır adını Yani babam edebiyatı seven, özgür düşünceli bir subaydı Jön Türkleri tutardı
    O günün deyimiyle “Hürriyetçi”ydi Tevfik Fikret’in şiirlerini, özellikle “Sis” i
    ezbere bilir, her yerde okurdu (Babası gibi )
    Sarmış yine ufuklarını bir inatçı duman,
    Bir ak karanlıktır gittikçe artan
    Baskısı altında silinmiş gibi cisimler,
    Bir tozlu yoğunluktan oluşmuş gibi resimler,
    Bir tozlu ve ürkünç yoğunluk ki bakışlar
    Dikkatle giremez derinliğine, korkar!
    Sana layık bu derin, karanlık örtü,
    Layık bu örtünme sana, ey zulümler mülkü!
    Ey zulümler alanı, evet ey parlak sahne

    Ey sonu gelmeyen kuyruklu yalan,
    Ey mahkemelerden durmadan sürülen hak;
    Ey kuruntu ve kuşkuyla duygusunu yitiren,
    Vicdanlara kadar uzanan meraklı kulak;
    Ey dinlenme korkusuyla kilitlenmiş ağızlar
    Erdem ve utancın unutulmuş yüzü
    Korku yüküyle iki büklüm gezmeye alışmış koca ünlü toplum
    Ey önüne eğilmiş baş Alnı pak ama iğrenç
    Ey kimsesiz başıboş çocuklar
    İkiyüzlü gülüşler
    Örtün evet ey facia Örtün evet ey kent;
    Örtün ve sonsuza dek uyu, ey dünya ******su”
    Serveti Fünun, Şahbal ve İçtihat gibi dergileri okurdu babam İlkokula gitmeden bir yıl önce bana okuma yazmayı öğrettiğinden beri, o dergilerin hemen bütün sayılarını biriktirdiğini görmüşümdür kitaplığında Müzikle de ilgilenirdi Mandolin ve flüt çalardı Çok yönlü bir adamdı anlayacağınız Annem Hüsniye güzel ve gösterişli bir kadındı Giyimine düşkündü, süslenmeyi severdi Roman okurdu durmadan Ama kavga ederdi babamla hep Babama güler yüz göstermezdi hiç Nedenini anlayamadığım bir saldırganlık içindeydi babama karşı Sürekli olay çıkartırdı evde Küçük kardeşim Fikret’i benden daha çok severdi Şımartırdı onu Yedi yaşıma basınca İstanbul’da ilkokula başladım







  3. 3
    Nazım-Hikmet
    Üye
    DEVAMI

    Ama ailem Çanakkale�ye gidince öğrenimim orada sürdü Çanakkale�de boğazda bir ev kiralamıştı babam Ancak Birinci Dünya Savaşı nedeniyle okul ansızın kapanıverdi Çünkü öğretmen kalmamıştı okulda Pek uzun sürmedi bu durum, öbür subayların da yardımıyla yeniden açıldı okul Subaylar öğretmenlikleri paylaşmışlardı Okuldaki Türkçe dersini de babam veriyordu Babam her gece bir duble rakısını içer sonra yatağına yollanırken �Ben yatmaya gidiyorum Sabahattin� derdi kulağıma sessizce �Annenin gene heyheyleri üstünde� Gider yatardı Annem ve Fikret de erken yatarlardı Ben evimizin balkonuna çıkar saatlerce oturur, boğazdaki duran ya da çok az sayıda da olsa geçmekte olan gemileri izlerdim hep Bir gece gene herkes uykuya çekildiğinde yatağımdan kalktım balkona çıktım İstanbul�a gidişi engellemek için ağızlarını boğaza bir yumruk gibi çeviren toplar gene öylece durmaktaydılar Bir karaltı gibiydi toplar Bizim güvenliğimizi koruduklarını söylerdi babam ama gene de korkutucuydular Ben ay ışığının altında beklemekte olan gemileri izlemeyi seçerdim daha çok Gene öyle yaptım O gemilerden birine bindiğimi ve çok uzaklara gittiğimi düşlüyordum Ama nedense bu tek başıma gidişe gönlüm razı olmuyor, babamın da benimle gelmesi gerektiğini düşünerek zenginleştiriyordum düşlerimi Ama annemi asla istemiyorum yanımızda! Çünkü babamla hep kavga ediyor Fikret�i de istemiyorum Fikret annemle kalsın Çünkü annem Fikret�i benden daha çok seviyor Birden yanımda Fikret�i gördüm Herhalde onu da uyku tutmamıştı �Ben de durayım mı yanında� dedi �Peki� dedim Sessizce oturdu yanıma Nefesini alıp verirken bile dikkatliydi Düşlerimin bozulmasına kızdığımı bilirdi Benimle birlikte o da izliyordu gemileri
    (Birden aydınlanmaya başlar her yer Arkasından kararır Sonra ıslık sesi gibi sesler Daha sonra silah ve bomba sesleri Sanki yaşamaktadır anlattıklarını)

    DEVAMI


    Fikret hemen sarıldı elime Nasıl da titriyor zavallıcık Korkuyla açılmış gözleri Anlamaya çalışıyor gibiydi olanları Ben de ona sarılıyorum Öylece kaldık Eylemsiz, bekliyoruz Gemilerin yanına yöresine bombalar düşmeye başladı Denize düşen bombaların ardından, denizden beyaz minare gibi su sütunları yükseliyor gökyüzüne Gemiler kaçmaya çalışıyor Bir gemi isabet aldı!
    (Birden bir uğultu kopar gökyüzünden)
    Uçaklar geliyor Aman allahım babam nerde? Neden gelip de kurtarmıyor bizi?
    İsabet alan gemiden insanlar atlıyor denize Sahile yüzerek kurtarmaya çalışıyorlar kendilerini Fikret iyice sarılmış bana Yalnızca titriyor Buna titreme denmez aslında Zangır zangır sallanıyor Önce babam, ardından annem geldi koşarak yanımıza Annem Fikret�i yakaladı elinden Babam da beni Kucaklarına aldılar bizi Sokağa çıkıyoruz İnsanlar kaçışıyor yaylı arabalara binerek Kenti terk ediyorlar Bir yaylıya da biz biniyoruz Annem gene babamı suçluyor: �Battaniyeleri unuttun!� Babam hiçbir şey söylemeden yeniden dönüyor eve Biraz sonra elinde battaniyelerle geliyor
    Çılgın gibi kaçışan insanlarla birlikte kentten epeyce uzaklaşıyoruz Artık sesler

    DEVAMI

    çok uzaklardan geliyor Biraz sonra da duyulmaz oluyor sesler Fikret: “Üüüüşüyorum” diyor anneme İşte o gece kekeme oldu Fikret
    Babam da birkaç ay sonra istifa etti Çünkü kalp hastasıydı artık Annemin histeri krizleri de iyice artmıştı İçlerinde en sağlamı bendim Babam bir gün:
    “Artık bu koşullarda bu kentte kalamayızBu bombardımanın durması mümkün değilİzmir’e gidiyoruz” dedi

    Oyunun Adı: Hamlet
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu



    HAMLET - Ey göklerde yaşayanlar! Ey dünya! Daha ne olsun?
    Cehennem önüme mi gelsin? Ne yüz karası şey bu?
    Tut kendini yüreğim, tut kendini!
    Ve siz, ey sinirlerim, gevşemeyin birden;
    Gerilin, destek olun bana!
    Beni unutma mı dedin? Hayır, zavallı ruh,
    Şu çılgın kafa durdukça çıkmayacaksın içinden,
    Seni unutmak ha? Aklımın kara tahtasından
    Silerim de bütün boş anıları,
    Bütün kitaplarda yazılan, çizilenleri,
    Gençliğimden, öğrenciliğimden kalanları
    Yalnız senin buyruğun kalır
    Beynimin defterinde, yapraklarında,
    Ivır zıvır bütün bildiklerimin üstünde
    Evet, yemin Allahıma, o kalır yalnız
    Ey çürümüş yürekli kadın!
    Yılan, yılan, yüze gülen zehirli yılan!
    Yaz aklım, yaz defterine, yaz şunu:
    Güler yüzlü, hep güler yüzlü bir insan
    Zehirli bir yılan da olabilir
    Danimarka'da olabilir hiç değilse, inan buna
    Ya! Demek böyle, amca, sen buymuşsun demek!
    Öyleyse benim parolam da şu bundan böyle:
    Tanrı seninle olsun, unutma beni!
    Yemin ettim, unutmam







  4. 4
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Oyunun Adı: Hamlet
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu



    HAMLET - Verdiğim parçayı, ne olur, dediğim gibi, rahat, özentisiz söyle. Çünkü birçok oyuncular gibi söz parlatmaya kalkacaksan, mısralarımı şehrin tellalına okuturum daha iyi. Elini kolunu da havalara savurma öyle; ölçüsünde, tadında bırak her şeyi. Duyduğun coşkunluk bir sel, bir fırtına, bir kasırga gibi de olsa, onu dindirecek bir hava bulmalı, buldurmalısın. Doğrusu, yürekler acısı geliyor bana gürbüz bir delikanlının, takma saçlar sakallar içinde, bir acıyı yüreğini paralarca, didik didik ederce bağırıp halkın kulaklarını yırtması; o halk ki çoğu kez anlaşılmaz, dilsiz oyunları, gürültü gümbürtüyü sever. Bir oyuncu Termagant'ın kendisinden daha yaygaracı, Nemrut'tan daha nemrut oldu mu, hak ettiği şey kırbaçtır bence. Bu hallere düşme, rica ederim.
    Fazla durgun da olma; aklını kullanıp ölçüyü bul. Yaptığın söylediğini tutsun, söylediğin yaptığını. En başta gözeteceğimiz şey, yaradılışa, tabiata aykırı olmamak. Çünkü bunda sapıttık mı tiyatronun amacından ayrılmış oluruz. Doğduğu gün de, bugün de tiyatronun asıl amacı nedir? Dünyaya bir ayna tutmak, iyilerin iyiliklerini, kötülerin kötülüklerini göstermek, çağımızın ne olup ne olmadığını ortaya koymak. Gerçeği büyütmek ya da küçültmekle bilgisizleri güldürebilirsiniz, ama bu bilenleri üzer; oysa bir tek bilgili dost, bilgisiz bütün bir kalabalıktan daha önemli olmalı sizin için.
    Ah ben öyle oyuncular gördüm ki sahnede, öyle beğenilen, alkışlanan oyuncular gördüm ki, günaha girmeyeyim ama, değil Hıristiyan, değil Müslüman, insan bile değillerdi. Öylesine şişirme, uydurma hallere giriyorlardı ki, dedim bunları tabiatın kaba işçileri yaratmış olmalı, insan yapıyorum derken insanlığın berbat bir kopyasını yapmışlar.
    Az çok değil, iyice yenmeli bunu. Sakın söyleyeceklerinden fazlasını söyletmeyin soytarılarınıza. Öylelerini gördüm ki, kendi başlarına gülmeye ve seyircilerin en anlayışsızlarını güldürmeye kalkıyorlar. Hem de oyunun anlayış isteyen en can alıcı yerinde. Kötü bir şey bu; acıklı bir budalalık bu yoldan tutunmaya çalışmak. Haydi, gidin hazırlanın.

  5. 5
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Oyunun Adı: Hamlet
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu


    OPHELIA - Nasıl ayırdederim bir bakışta
    Seveni sevmeyenden?
    Külahından, tozlu çarıklarından,
    Elindeki değnekten.
    Öldü, güzel sultanım çoktan öldü.
    Öldü, gömüldü bile.
    Başında yemyeşil otlar büyüdü,
    Taşı dikildi bile.
    Ne olur dinleyin!
    Ak kefenler giyindi kardan beyaz,
    Sarıldı çiçeklere.
    Arar arar sevdiğini bulamaz,
    Ağlayanlar içinde.
    Fırıncının kızı baykuş olmuş diyorlar. Allah korusun. İnsan ne olduğunu bilir, ama ne olacağını bilemez. Tanrı bereketini eksik etmesin sofranızdan. Kendiniz hiçbir söz söylemeyin sakın bunun üstüne, ama ne demek olduğunu soran olursa şöyle dersiniz:
    Yarın bayram, Saint Valentine bayramı,
    Erken uyanır herkes.
    Ben bir kızım, gelirim pencerene,
    Eşim ol derim sana.
    Delikanlı kalktı, hemen giyindi,
    Açtı kıza kapısını.
    Kız girdi içeri, kız girdi ama,
    Kız çıkmadı dışarı.
    Ayıp, ne ayıp şey bu!
    Fırsat bulan her genç yapıyor bunu
    Yüzü kızarmaksızın.
    Kız dedi: Bu işi yapmazdan önce
    Evleniriz demiştin?
    Delikanlı şöyle karşılık verdi:
    Evlenirdim sabah sabah gelip de
    Koynuma girmeseydin.
    Elbet bir gün düzelir her şey. İnsan sabırlı olmalı; evet ama ağlamamak elimde değil düşündükçe soğuk topraklara gömüldüğünü. Geceniz hayrolsun, bayanlar, iyi geceler, güzel bayanlar, iyi geceler, iyi geceler!

  6. 6
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Oyunun Adı: Hamlet
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu

    HAMLET - Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!
    Düşüncemizin katlanması mı güzel,
    Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,
    Yoksa diretip bela denizlerine kaşı
    Dur, yeter! demesi mi?
    Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
    Bitebilir bütün acıları yüreğin,
    Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun
    Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
    Çünkü o ölüm uykularında,
    Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
    Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu
    Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden
    Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
    Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
    Sevgisinin kepaze edilmesine,
    Kanunların bu kadar yavaş
    Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine,
    Kötülere kul olmasına iyi insanın
    Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
    Kim ister bütün bunlara katlanmak
    Ağır bir hayatın altından inleyip terlemek,
    Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
    O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
    Ürkütmese yüreğini?
    Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
    Çektiklerine razı etmese insanı?
    Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
    Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
    Yürekten gelenin doğal rengini
    Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
    Yollarını değiştirip bu yüzden,
    Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar
    Ama sus, bak, güzel Ophelia geliyor
    Peri kızı dualarında unutma beni,
    Ve bütün günahlarımı

    Oyun adı:Kanlı Düğün
    Yazan: LORCA

    gelin:Bırak Vursun! beni öldürsün diye geldim buraya,beni onlarla beraber kaldırsınlar diye! Ama onun elleriyle değil;kancalarla, orakla hemde zor kullanarak kemiklerimi kırasıya Bırak vursun! Bilsin ki temizim ben! Bilsin ki çıldırmış olabilirim ama göğüslerinin aklığını hiç bir erkeğe açmamış bi kız olarak gömebilirler beni Ötekisiyle kaçtım Kaçtım!Sen olsan sende giderdin İçi dışı yarayla dolu,arzudan yanıp tutuşan bi kadındım benOğlunsa kendisinden çocuklar,toprak,sağlık umduğum bi avuç suydu,ötekisiyse çalılıklarla tıkalı karanlık bir ırmakdıSazlıkların fısıltısını ,mırıltılı türküsünü getiriyordu banaSoğuk sudan küçük bi çocuğa benzeyen oğluna uydum bende, ötekisiyse yüzlerce kuş saldı üzerime; bu kuşlar yollarımı tuttular beyaz beyaz kırağı bıraktılar yaralarımın üzerineİstemezdim! Unutma ki bende istemezdim! Oğlun benim yazgımdı ,ona ihanet etmiş değilim! Ama öbürünün kolları denizin itmesi,boğanın cekmesi gibi sürüklüyordu beni! Herzaman da sürüleyecekti!Her zaman! Kocamış bir kadın olsam da ,oğllarımın oğulları saçlarımdan tutsadaSus! Sus!Al öcünü al karşındayım!Bak boynum ne kadar yumuşak, bahçendeki bir yıldız çiçeğini kopartmakdan daha az zahmet ister Ama onurumla oynama!Temizim ben ,yeni doğmuş bi kız çocuğu kadar temiz, bunu sana ıspatlayacak kadar da güçlü! Hadi yak ateşi!Yak! İçine ellerimizi sokalımSen oğlunun adına,ben vicudum adınaElinin ilk çeken sen olacaksın

    MURATHAN MUNGAN / MEZOPOTAMYA UCLEMESI / GEYIKLER LANETLER

    CUDANA _ Dokuzuncu Lanet

    soyunun ugradigi bütün felaketlere
    yas tutacak kadar uzun olsun ömrün
    insan kalbinin bütün afetlerini yasayasin
    sonsuza dek uyku haram olsun nankör gözlerine
    dostlarinin ihaneti, sevdiklerinin nefreti,
    arkadaslarinin kallesligi
    hayatinin zenginligi olsun
    arafta kalsin ruhun ve bedenin
    ölümün kuytusunda kalmis gölgeni
    yeryüzünün ve gökyüzünün
    bütün kötülükleri kusatsin
    o kadar uzun yasa
    o kadar uzun yasa ki
    görmedigin zulüm, çekmedigin kahir
    duymadigin aci, ugramadigin bela kalmasin
    o kadar uzun yasa
    o kadar uzun yasa kiyüregin duyabilecegi bütün acilari
    gözün görebilecegi bütün zulümleri
    aklin hayal edebilecegi bütün iskenceleri
    duyasin, göresin, bilesin!
    o kadar uzun yasa
    o kadar uzun yasa ki
    bütün sevdiklerinin ölümlerini görsün gözlerin
    bütün yakinlarinin yikimlarina yansin yüregin
    o kadar uzun yasa
    o kadar uzun yasa ki
    ölüm senin için en büyük mutluluk olsun
    o kadar uzun yasa ki
    o kadar!

    Oyunun Adı: Bir Evlenme
    Yazan: Nikolay V Gogol
    Çevirenler: Melih Cevdet Anday - Erol Güney



    AGAFYA TIHONOVNA - Aman yarabbim Karar vermek ne güç şeymiş Bir kişi, iki kişi olsa ne ise Ama dört kişi Gel de birini seç Nikanor İvanoviç biraz zayıf ama hiç de fena değil İvan Kuzmiç de fena değil Açık konuşmak gerekirse, İvan Pavloviç de biraz şişman ama, pekala gösterişli bir erkek Söyleyin bana ne yapayım? Baltazar Baltazaroviç de değerli bir adam Ah ne zor şey bu karar vermek Anlatamam, anlatamam Nikonor İvanoviç'in dudaklarını, İvan Kuzmiç'in burnunu alsak Baltazar Baltazaroviç'in de halini tavrını Bunun üzerine de İvan Pavloviç'in gösterişini katsak o zaman seçmek kolay olurdu Oysa şimdi düşün, düşün Vallahi başıma ağrılar girdi Bence en iyisi ad çekmek İşi kısmete bırakmalı Kim çıkarsa kocam o olour Adlarını birer kağıda yazarım Sonra kağıtları kaparım Kısmetim kimse belli olur (Masaya yaklaşır Kağıtla makas alır Kağıtları keser, katlar, bunları yaparken de konuşur) Ah şu kızlar ne talihsiz Hele aşık olan kızlar Erkekler bunu kabul etmezler, anlamak da istemezler Ne ise, hepsi hazır Bunları çantamın içine koyayım Gözlerimi kapayıp çekeyim Ne olursa olsun (Kağıtları çantaya koyar Eliyle karıştırır) Ah, içime bir korku geldi Allah vere de Nikonor İvanoviç çıksa; ama ne diye o olsun İvan Kuzmiç daha iyi Peki, İvan Kuzmiç de neden? Ötekilerin ne kusuru var? Hayır, istemem Kim çıkarsa o olsun (Eliyle kağıtları karıştırır ve çantadan yalnız birini değil, hepsini birden çıkarır) A hepsi birden çıktı Kalbim çarpıyor Olmaz, olmaz Yalnız bir tane çekmek lazım (Kağıtları gene çantasına koyar, karıştırır Bu sırada Koçkarev girer Yavaşça ilerleyerek arkasına gelir) Ah Baltazar Balta yok canım, Nikonor İvanoviç çıksa Hayır, hayır, istemiyorum Kısmetim ne ise o çıksın

  7. 7
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Oyunun Adı: Cesaret Ana ve Çocukları
    Yazan: Bertolt Brecht
    Çeviren: Ayşe Selen

    ANA – Yazık oldu komutana yirmi iki çift çorap kaza diyor herkes Sis sebep olmuşKomutan alaylardan birine, “ileri”, diye bağırdıktan sonra atını geriye doğru mahmuzlamış Ancak sis dolayısıyla şaşırıp cepheye dalmışVe kurşun yemiş Kala kala dört fener kalmış Ve kurşunu yemiş (Arkadan bir ıslık sesi işitilir Cenaze töreninden kaçan erleri görür Tezgaha girer) Ayıp, ayıp, komutanın cenaze töreninden kaçılır mı? Yağmurdan kaçıyorlar Üniformanız ıslanır tabii Söylentiye göre, cenazede çan çalmak istemişler, ama sağken onun emriyle kiliseler kapandığı için zavallı komutan mezara indirilirken çan sesi duyulmayacak Büsbütün garip gitmesin diye üç pare top atacaklar (İçki isteyen askerlere) İçki istiyorsanız paraları sökülün önce Yoo çamurlu çizmelerle çadırıma giremezsiniz! Yağmur yağsa da yağmasa da dışarı da zıkkımlanacaksınız Yalnız subayları içeri bırakıyorum Komutan son zamanlarda epey sıkıntı çekmiş, maaş ödeyemedeği için İkinci Alay’da karışıklık çıkmış “Din uğruna savaşıyoruz, para isteyemezsiniz” diye kestirip atmış (Cenaze marşı duyulur) Acırım böyle komutanlara, imparatorlara Belki de ileride kendilerinden bahsettirecek heykellerini diktirecek şöyle özel bir şey yapmak isterlerdi; örneğin dünyanın fethi gibi, bu bir komutan için yüce idealdir, zaten başka bir şeyi de beceremezler Kısacası, kıçı çatlayıncaya kadar çalışır, didinir, ondan sonra da, hayatta bir bardak biradan ya da iki laklaktan daha yüce bir ideali olmayan aşağılık halk gelip yaptıklarının içine eder Onların bütün güzel planları, yöneticilerin basitlikleri yüzünden hep berbat olmuştur Çünkü, imparatorlar hiçbir şeyi kendi başlarına yapamazlar Halkın ve askerlerinin desteğine muhtaçtırlar Haklı değil miyim? Savaş bitecek mi dersiniz? Laf olsun diye sormuyorum, hani ucuz mal var da, alıp depoya koysak mı diye soruyorum Ama savaş biterse, onları atmaktan başka çare kalmaz

    Oyunu Adı: 4 Murat
    Yazan: Turan Oflazoğlu



    SULTAN MURAT – Kur'andır bu!
    Her karanlığı aydınlatandır bu!
    Bütün sözlere, bütün eylemlere hakandır bu!
    (Kalabalığın üstüne yürür)
    Kur'andır bu!
    Yerin göğün sırrını kesin buyruklarla açıklayandır bu!
    Tekmil peygamberleri doğrulayandır bu!
    Kur'andır bu!
    (Yavaş yavaş tahtına doğru çekilerek)
    O doğmayan ve doğurmayanın ağzından,
    doğrudan doğruya onun ağzından konuşandır bu
    O ki yerde insanların yürek vuruşunu ayarlıyandır,
    gökte yıldızların dönüşünü sağlıyandır
    Onun ağzından konuşandır bu!
    (Oturur)
    Kur'andır bu!
    (Bekler Kalabalık büyülenmiştir Murat, Kur'andan bir yer açar, sessiz okur, sonra)
    Sultanlar sultanı Hud suresinde buyuruyor ki:
    "Büyüğünüz sizden nasıl davranmanızı isterse,
    öyle davranacaksınız kullarım!"
    Sorarım size: Bu kitabın yanıldığını
    ileri sürecek müslüman var mı içinizde?
    Sultanlar sultanı Et-tevbe suresinde buyuruyor ki:
    "Ey inananlar, Tanrıdan korkun
    ve sadık kişilerle beraber olun!" "İnananlar" deniyor
    Tanrıya inanmayan müslüman var mı içinizde?
    Derim ki kullarım,
    kıyamet göğü gergin bir davul kesilip
    gümbür gümbür ötmeden,
    yeryüzünü karanlık yankılar
    kanlı çığlıklarla tir tir titretmeden
    derim ki,
    gecenin sarp doruklarından öfke yangınları kopmadan,
    yamaçlardan inen som ateşten süvariler
    tüm kentleri köyleri kasıp kavurmadan,
    derim ki,
    kara elmas tolgalı başbuğ, o yağız Yokluk Sultan,
    suçlu suçsuz bütün canlıları
    şimşek bakışlarıyla eritmeden,
    güzel çirkin tekmil bedenleri kül etmeden
    kullarım, derim ki
    kendinize gelin
    iş işten geçmeden!

    Oyunu Adı: Godot'yu Beklerken
    Yazan: Samuel Beckett
    Çeviren: Tuncay Birkan



    VLADIMIR - Boş konuşmalarla zamanımızı harcamayalım! (Bir an, şiddetle) Fırsat varken bir şeyler yapalım! Her gün birilerinin bize ihtiyacı olmuyor Aslında özellikle bize ihtiyaç duymuyorlar Başkaları da daha iyi olmasa bile, aynı derecede bizim yaptıklarımızı yapabilirlerdi Kulaklarımızda çınlayan şu yardım çığlıkları bütün insanlığa yöneltilmiş! Ama burada, zamanın bu anında, istesek de istemesek de bütün insanlık biziz Çok geç olmadan bundan yararlanalım! Zalimce bir alın yazısının bize layık gördüğü iğrenç güruhu hakkıyla temsil edelim! Ne dersin? (Estragon hiçbir şey söylemez) Kollarımızı kavuşturup yardım etmenin iyi ve kötü yanlarını hesaplarken cinsimize kötülük etmediğimiz doğru Kaplan hiç düşünmeden hemcinsinin yardımına koşar ya da çalılıkların kuytularına siner Ama sorun bu değil Sorun burada ne yaptığımız Ve cevabı bildiğimiz için mutluyuz Evet, bu uçsuz bucaksız karmaşada kesin olan tek bir şey var Godot'nun gelmesini bekliyoruz Ya da gecenin çökmesini (Bir an) Buluşacağımız yere saatinde geldik ve bu da sonu işte Aziz değiliz ama bu da sonu işte Aziz değiliz ama buluşacağımız yere saatinde geldik Kaç insan böyle bir şeyle övünebilir?

    Oyun Adı : Kral Lear
    Yazar : Shakespeare

    LEAR - Esin rüzgarlar, esin! Yanaklarınız çatlayıncaya kadar üfürün! Kudurun! Esin! Seller, boşanın! Kuleleri, tepelerindeki fırıldaklara kadar sulara gömün! Düşünce hızıyla bir an içinde çakıp sönen kükürtlü ateşler, meşeleri yaran yıldırımın öncüleri, alazlayın şu ak saçlı başımı! Siz de ey gökler, kainatı saran o korkunç gürlemelerinizle yamyassı edin şu yuvarlak dünyayı! Tabiatın insan döken kalıplarını paramparça edin; nankör insan üreten tohumları silip süpürün!
    ()
    Gökler, gürleyin var kuvvetinizle! Yağmurlar, akın! Yıldırımlar, saçın ateşinizi! Siz benim kızlarım değilsiniz ki! Ben sizi nankörlük ediyorsunuz diye yerebilir miyim? Koca bir ülkeyi vermedim ki size; "evlatlarım" demedim ki size! Bana hiçbir itaat borcunuz yok sizin! Onun için keyfinize bakın, neniz varsa yağdırın üzerime Görüyorsunuz, kölenizim artık Gücü kalmamış, adam yerine konmaz olmuş, zavallı, alil bir ihtiyarım Ancak "o habis kızlarıma yardakçılık ediyorsunuz" demekten de kendimi alamıyorum O melunlarla birlik oluyor, böyle yaşlı ve ağarmış bir başa göklerden savaş açıyorsunuz Ayıp! Ayıp!
    __________________

    Oyunu Adı: Ful Yaprakları
    Yazan: Civan Canova

    RICHARD - Ben Romeo'nun Jüliet'i tanıdığından dah fazla tanıyorum seni Sen de beni Juliet'in Romeo'yu, Ophelia'nın Hamlet'i, Eva Braun'un Hitler'i, Diana'nın Charles'ı tanıdığından daha fazla tanıyorsun En azından onlardan daha çok sohbet ettik Daha çok vakit geçirdik birlikte Ve yakında sıra ölüme gelecek Bütün aşıklar gibi Aşkımızla ilgili yazılı bir belge olmayacak belki, ama ilgilenenler ilerde internet kayıtlarından bulabilirler bizim hikayemizi Ve ben, iki sevgiliye yaraşan en güzel ölümü buldum Anlatayım mı?
    Siyanür dolu bir küvete girmeliyiz önce Ya da baldıran otu Evet, bu daha iyi Siyanür derimizden içeri girebilir Ve de vaktinden önce öldürebilir bizi En iyisi baldıran otuyla kaynatılmış köpüklü su Üzerinde ful yaprakları Binlerce yaprak Önce o suya girip yıkanmalıyız Saatlerce Sadece dokunmalıyız birbirimize Ellerimizle Saçlarımızı okşamalıyız Omuzlarımızı, göğüslerimizi, bacaklarımızı Sonra çıkmalıyız köpüklerin ve ful yapraklarının arasından Gözlerimiz kapalı, kokularımız ciğerlerimizde, tenimiz, terimiz ve baldıran otlu vücutlarımız birbirine karışmış, dakikalarca sevişmeliyiz Wagner çalmalı odada Faust bizi izlemeli perdenin kenarından, sessizce
    Gerçek aşkları göze alamadık Ölüme bile atlayamadık gerçek aşklarımız için Oysa nedir ki ölüm? Hiç değilse düşlerimizdeki aşklar için yapmalıyız bunu Yok olsak bile adresimiz belli olmalı bu saçma sapan boşlukta Madonna ve Richard Güneş sistemi Mars Kainat Özel ulak
    Gün ağırınca, önce kapıyı çalacaklar Meraklılar Sonra da kıracaklar kapıyı Sonra da, ne yazık ki iki ayrı beden bulacaklar içerde İki baş, dört kol, dört bacak ve birbirine sırtını dönmüş iki yürek
    Ben şimdiye kadar hiçbir ölüme üzülmedim aslında Ne bir savaş esirine, ne babama, ne de ful yapraklarına Gülüp geçmedim belki ama hiç üzülmedim Umursamadım Ve de Hep korktum ölümden Çok düşündüm ölmeyi ama cesaret edemedim
    Mars'a yollanacak olan kapsüle isimlerimizi yazdırdım bu sabah Düşünsene, aşkımız tarihe geçecek Adem'den beri hiçbir aşk bu kadar uzaklarda duyulmamış, hiçbir aşık böylesine bir gurur yaşamamıştır Mars'a isimleri yazılan ilk bir milyon insan arasında biz de varız Madonna Önce uzun bir süre boşlukta dolaşacak adlarımız, sonra da bambaşka bir gezegene düşecek Ve insanlık kendini yok edinceye, kainat bir atom çekirdeği haline gelinceye kadar orda kalacağız Sonsuzluğa kazınan kutsal bir aşk Sen ve ben Madonna ve Richard

  8. 8
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Oyun Adı : Zincire Vurulmuş Prometheus / Prometheus
    Yazar : Aiskhylos

    PROMETHEUS

    Kibrimden, gururumdan susuyorum sanmayın:
    Kendimi bu hallere düşmüş gördükçe,
    Bir düşünce kemirip duruyor içimi:
    Ben değil miyim bu yeni tanrılara
    Bütün üstünlüklerini kazandıran?
    Ama bu konuda susuyorum,
    Neler söyleyeceğimi biliyorsunuz .
    Buna karşılık, dinleyin ne kadar düşkündü ölümlüler,
    Ve ben bu ağızsız, dilsiz çocuksu varlıklara
    Nasıl verdim aklı, düşünceyi,
    Anlatayım bunu, insanları küçültmek için değil,
    Onlara ne büyük iyilikler ettiğimi göstermek için.
    Önceleri insanlar görmeden bakıyor,
    Dinlediklerini anlamıyorlardı,
    Uzun ömürleri boyunca düş görüntüleri gibi
    Düzensiz, gelişigüzel yaşıyorlardı.
    Bilmiyorlardı duvar örmesini.
    İçine güneş giren evler yapmasını,
    Ağacı kullanmasını bilmiyorlardı.
    Yerin altında, karanlık mağaralarda
    Karınca sürüleri gibi yaşıyorlardı.
    Ne kışın geleceği belliydi onlar için,
    Ne çiçekli baharın, ne hareketli yazın.
    Bilinç yoktu hiçbir yaptıklarında
    Ben gösterinceye kadar onlara yıldızların
    Doğuş batışlarını kestirmenin yolunu.
    Sonra sayı bilgisini verdim onlara,
    Bu kaynak bilgiyi onlar için ben bulup çıkardım.
    Sonra harf dizilerine geldi sıra,
    O dizilerdir ki belleği her şeyin,
    Anasıdır bilimlerin ve sanatların.
    Hayvanlara da ilk boyunduruk vuran ben oldum
    Ölümlüleri kurtarmak için kaba işlerden;
    Atlan dizginleyip arabalara koştum,
    Zenginlerin şanını artıran arabalara.
    Deniz1er aşan gemilerin bez kanatlarını
    Bulan da benim, başkası değil.
    Evet, ölümlüler için neler bulmuşken,
    Bugün, zavallı ben bulamıyorum yolunu
    Kendi başımı dertlen kurtarmanın.
    Dahası var, dinledikçe şaşıracaksın:
    Ne bilimler, ne sanatlar daha çıkardım!
    En önem1ilerinden biri de şu:
    İnsanlar hasta düştükleri zaman
    Ölüp gidiyorlardı devasızlık yüzünden;
    Ne yiyecekleri şeyi biliyorlardı
    Ne içecekleri, ne de sürünecekleri şeyi.
    Ben öğrettim onlara otları, bir bir karıştırıp
    Bütün hastalıklara karşı ilaçlar,
    Cana can katan merhemler yapmasını.
    ......

    Ya toprağın insanlardan sakladığı hazineler?
    Tunç, demir, gümüş, altın ve bütün madenler,
    Kim buldum diyebilir bunları benden önce?
    Hiç kimse... Yalan söyler kim buldum derse.
    Uzun sözün kısası, şunu bilmiş ol:
    Bütün sanatları Prometheus verdi insanlara.

    Yazan:Aishülos (Çeviri:Azra Erhat-Sabahattin Eyüpoğlu)
    Kitap: T.İş Bankası Yay. Zincire Vurulmuş Prometheus, 2000Oyun Adı : Zincire Vurulmuş Prometheus / Prometheus
    Yazar : Aiskhylos

    PROMETHEUS

    Kibrimden, gururumdan susuyorum sanmayın:
    Kendimi bu hallere düşmüş gördükçe,
    Bir düşünce kemirip duruyor içimi:
    Ben değil miyim bu yeni tanrılara
    Bütün üstünlüklerini kazandıran?
    Ama bu konuda susuyorum,
    Neler söyleyeceğimi biliyorsunuz .
    Buna karşılık, dinleyin ne kadar düşkündü ölümlüler,
    Ve ben bu ağızsız, dilsiz çocuksu varlıklara
    Nasıl verdim aklı, düşünceyi,
    Anlatayım bunu, insanları küçültmek için değil,
    Onlara ne büyük iyilikler ettiğimi göstermek için.
    Önceleri insanlar görmeden bakıyor,
    Dinlediklerini anlamıyorlardı,
    Uzun ömürleri boyunca düş görüntüleri gibi
    Düzensiz, gelişigüzel yaşıyorlardı.
    Bilmiyorlardı duvar örmesini.
    İçine güneş giren evler yapmasını,
    Ağacı kullanmasını bilmiyorlardı.
    Yerin altında, karanlık mağaralarda
    Karınca sürüleri gibi yaşıyorlardı.
    Ne kışın geleceği belliydi onlar için,
    Ne çiçekli baharın, ne hareketli yazın.
    Bilinç yoktu hiçbir yaptıklarında
    Ben gösterinceye kadar onlara yıldızların
    Doğuş batışlarını kestirmenin yolunu.
    Sonra sayı bilgisini verdim onlara,
    Bu kaynak bilgiyi onlar için ben bulup çıkardım.
    Sonra harf dizilerine geldi sıra,
    O dizilerdir ki belleği her şeyin,
    Anasıdır bilimlerin ve sanatların.
    Hayvanlara da ilk boyunduruk vuran ben oldum
    Ölümlüleri kurtarmak için kaba işlerden;
    Atlan dizginleyip arabalara koştum,
    Zenginlerin şanını artıran arabalara.
    Deniz1er aşan gemilerin bez kanatlarını
    Bulan da benim, başkası değil.
    Evet, ölümlüler için neler bulmuşken,
    Bugün, zavallı ben bulamıyorum yolunu
    Kendi başımı dertlen kurtarmanın.
    Dahası var, dinledikçe şaşıracaksın:
    Ne bilimler, ne sanatlar daha çıkardım!
    En önem1ilerinden biri de şu:
    İnsanlar hasta düştükleri zaman
    Ölüp gidiyorlardı devasızlık yüzünden;
    Ne yiyecekleri şeyi biliyorlardı
    Ne içecekleri, ne de sürünecekleri şeyi.
    Ben öğrettim onlara otları, bir bir karıştırıp
    Bütün hastalıklara karşı ilaçlar,
    Cana can katan merhemler yapmasını.
    ......

    Ya toprağın insanlardan sakladığı hazineler?
    Tunç, demir, gümüş, altın ve bütün madenler,
    Kim buldum diyebilir bunları benden önce?
    Hiç kimse... Yalan söyler kim buldum derse.
    Uzun sözün kısası, şunu bilmiş ol:
    Bütün sanatları Prometheus verdi insanlara.

    Yazan:Aishülos (Çeviri:Azra Erhat-Sabahattin Eyüpoğlu)
    Kitap: T.İş Bankası Yay. Zincire Vurulmuş Prometheus, 2000


  9. 9
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Oyun Adı : Antigone
    Yazar : Sophokles
    (Oyunun başı.Antigone, Thebai’de kral sarayının önünde kardeşi İsmene ile konuşmaktadır)

    ANTİGONE - İsmene’m canım kardeşim benim babamız Oidipus’un mirası hiçbir acı, kahır, utanç kaldı mı Zeus’un yaşarken bize tattırmadığı? Şimdi de Kral bütün kente buyruk salmış diyorlar, biliyor musun ne? İşittin mi? En sevgilimizin başına gelecekten belki haberin bile yok senin.
    (İsmene:Bir şey duymadım ben, bilmiyorum.)
    Sezmiştim böyle olduğunu, ondan çağırdım seni buraya , sarayın dışına yalnız sen işitesin diye.
    . . .
    Kreon yalnız birini gömüyor ağabeylerimizin öbürünü gömütsüz bırakıyor aşağılamak için. Eteokles’in cenazesini doğru dürüst dua ile kaldırttı, saygınlık içinde varsın diye ölüler ülkesine. Ama onunla kucak kucağa can veren Poluneikes’i kimse gömmeyecek demiş, kimse yasını tutmayacak! Kardeşimizi böyle gömütsüz, gözyaşsız leş kargalarına, akbabalara peşkeş çekmiş tatlı bir şölen niyetine. Anlıyorsun ya. Sayın Kreon’un buyruğu seni de beni de yakından ilgilendiriyor... Özellikle beni. Duymayanlar iyice öğrensin diye kendi de geliyormuş buraya. Şakası yok, uygulanacak emir. Yasağa karşı çıkan olursa , halkça taşlanarak can verecek surlarda. Durum böyle, günü saati geldi özündeki mayayı görelim yaratılıştan soylu musun yoksa soylu ataların yozlaşmış bir çocuğu mu?
    . . .
    Israr etmiyorum, yardımın eksik olsun, işine bak sen. İlerde gönlünden kopsa bile yardımını kabul etmem artık. Ben gömmeye gidiyorum ağabeyimi. bu uğurda ölsem ne gam? Yan yana yatarız kardeşimle iki sevgili gibi, suçsa kutsal bir suç benim ki. Şu kısacık yaşamda dirilere yaranmaya değer mi? Öte yandan sonrasızlık bekler beni Ölmüşlerime adıyorum sevgimi, sen ama yüz çevirip kutsal yasalardan gönlünce sürdür günlerini.


    Çeviren: Güngör Dilmen
    Kitap: Mitos-Boyut Yay. Eski Yunan Tragedyaları 1, 1997 (s:65)
    Alıntı: Sahne Çalışması İçin 100 Monolog/Yabancı oyunlar C:1

  10. 10
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Oyun Adı : Sırça Hayvan Koleksiyonu / Tom
    Yazar : Tennessee Williams

    TOM - Evet, dağarcığımda bazı numaralarım var, elbisemin kolu içinde de bazı şeyler saklarım. Fakat, bir sahne sihirbazının tam zıddıyım ben. O, sizin gözünüzü öyle bir boyar ki, siz de bunu gerçek sanırsınız. Oysa ben size hayalle bezenmiş gerçeği sunarım.
    En önce zamanı tersine, şu tuhaf, olağandışı 1930'lu döneme çeviririm, o koskoca Amerikan orta sınıfı, sanki körler için bir okulda eğitiliyordu. Onları ya kendi gözleri terk etmişti, ya da kendileri gözlerinden yararlanmasını bilmiyorlardı ki, parmaklarını çökmekte olan bir ekonominin Braille Alfabesindeki harflerine sıkı sıkı bastırıp duruyorlardı.
    İspanya'da devrim vardı. Burada ise sadece bağrışmalar ve şaşkınlık hüküm sürüyordu. İspanya'da Guernica vardı. Burada ise, diğer zamanlardaki sessiz ve sakin şehirlerde, Chicago, Saint Louis ve Cleveland'da, çoğunlukla kanlı geçen işçi ayaklanmaları... İste oyunumuzun sosyal geri planı budur.
    Oyun, anılar üzerinedir. Bu yüzden de, loş, duygusal ve gerçek dışıdır. Anılarda her şey sanki müzikseldir. Bu da, kulislerden gelen keman seslerini açıklar. Ben oyunun sunucusuyum, hem de bir oyuncusu. Diğer karakterler, annem Amanda, kız kardeşim Laura ve son sahnede ortaya çıkan kardeşimin muhtemel kısmeti olan centilmen. Bu genç adam, oyundaki en gerçekçi karakter, bizlerin her nasılsa koptuğu gerçek dünyadan içimize giren çirkin niyetli kişi. Bir şair olarak benim simgelere karşı bir zaafım olduğundan, bu karakteri de bir simge gibi kullanıyorum; çok geç kalan ve bizim hayatta peşinden koştuğumuz beklentilerimizi simgeler o.
    Oyunda bir de beşinci karakter var; kendisi şöminenin üzerinde asılı olan ve gerçeğinden daha büyük bu fotoğrafının dışında, oyunda asla görünmez. Bizi yıllar önce terk eden babamızdır bu kişi. Telefoncuydu, ama uzak diyarlara aşıktı, çalıştığı telefon firmasından ayrılıp, ışık delisi bu şehirden sıvışıp gitti...
    Ondan aldığımız en son haber, Meksika’nın Pasifik kıyılarında Mazatlan’dan gönderilen adressiz bir kartpostaldı ve üzerinde sadece iki kelime yazılıydı, “Merhaba... Hoşça kalın!”
    Sanırım oyunun geriye kalanı kolayca anlaşılabilir.

  11. 11
    Nazım-Hikmet
    Üye

    --->: Tiradlar [Tek Başlık]

    Reklam



    Oyunu Adı: Atinalı Timon
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu

    TIMON – Sevgili dostlarım, oturmaz mısınız? (...) Herkes sevgilisini öpmeye koşar gibi geçsin yerine. Hepiniz tıpatıp aynı şeyi yiyeceksiniz. Resmi bir ziyafetteymiş gibi yer seçmekle oyalanıp yemeği soğutmayın. Oturun, oturun! Ama tanrılara şükran borcumuzu ödeyelim önce.
    Ey yüce koruyucularımız; bu topluluğumuzdaki yüreklere şükran duyguları serpin. Çünkü sizler, bizlere verdiklerinizle yücelttiniz kendinizi, ama varınızı yoğunuzu da vermeyin, yoksa tanrılığınız hor görülür. Herkese yetecek kadar verin ki, kimse kimseye muhtaç olmasın. Çünkü siz tanrılar, insanlardan borç istemek zorunda kalsanız gözlerinden düşersiniz. Yiyecekleri yemeği yedirenden daha çok sevdirin insanları. Yirmi kişilik bir toplantıda bir o kadar da alçak bulunsun her zaman. Bir sofraya oturan on iki kadının bir düzinesi o bildiğiniz soydan olsun! Ey tanrılar, ne kadar lanetiniz daha kaldıysa yağdırın Atina'nın senatörleri ve aşağılık çirkef sürüleri üstüne! İçlerindeki çamura boğun onları! Buradaki dostlarıma gelince, hiçe saydığım için hepsini, hiçlik dilerim hepsine sizden, buyursun hiç yesinler!
    Açın tabaklarınızı, köpekler, açın da yalayın!
    (...)
    Dilerim görüp göreceğiniz en iyi ziyafet olsun bu!
    Sizi gidi ağız dostları sizi!
    Duman ve ılık su; tam sizin şanınıza layık işte.
    Timon'un son yemeği budur size.
    Yıkayıp temizliyor işte kendini Timon
    Üstüne pul pul yapışan dalkavukluğunuzdan;
    Savuruyor işte böyle suratınıza
    Vıcık vıcık alçaklığınızı.
    Herkesin lanetleriyle yaşayın, uzun uzun hem de;
    Sizi sırıtkan, yapışkan, iğrenç sömürgenler sizi!
    Para budalaları, sofra sülükleri, iyi gün sinekleri!
    Süklüm püklüm uşaklar, uçarı dumanlar, kalleş kuklalar!
    Bütün insan ve hayvan hastalıklarına tutulasıcalar!
    Ne o? Kaçıyor musun? Dur biraz; ilacını iç de öyle git!
    Sen de! Sen de! Dur, para vereceğim, borç istemeyeceğim.
    Ne o? Kaçış mı hep birden?

  12. 12
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Oyun Adı: Hayaller ve Gerçekler
    Yazarı : Kemal ORUÇ

    MEHMET - Diğer çoğu hastalıkta olduğu gibi benimkinin de temelleri çocukluğuma
    dayanıyor. Hayır hayır düşündüğün gibi baskı altında falan büyümedim,
    şiddete de maruz kalmadım. Bahçesinde onlarca ağaç olan bir evde
    büyüdüm. Bir sürü arkadaşım vardı ve çok da iyi bir ailem. Şimdi “bütün
    bunlara rağmen nasıl oldu da kafayı yedin” diye soracaksın bana. Peki
    söylüyorum: Benim hastalığım; insanlara mutluluk vermek… Bakma bana
    öyle garip garip. Ciddiyim ben. Küçüklüğümden beri çevremdeki herkese
    bıkmadan, usanmadan mutluluk vermeye çalıştım. Başkaları mutlu
    olduğunda ben daha da mutlu oldum. Neden diye sorma sakın. Ben gerçek
    bir insan olmaya çalıştım. Bir de çocukluğumda bir film izlemiştim.
    İnsanları sadece güldürerek tedavi eden bir doktor vardı filmde. Ondan
    etkilenmiş olabilirim biraz. Düşünsene; ilaç yok, sadece gülücükler var.
    Bunu kendime vazife olarak aldım ve büyüyüp kocaman bir adam olana
    kadar da herkesi mutlu etmeye çalıştım. İnsanların sorunlarını dinlemek ve
    çözümler üretip onlara sunmak hoşuma gidiyordu. Hatta biliyor musun öyle
    güzel bir mutluluk zinciri kurmuştum ki bir kişinin sorununu başkalarıyla
    tartışıp fikirleri sentezliyor ve en iyi çözümü o kişiye sunuyordum. Bütün
    bunları not ettiğim kocaman bir defterim vardı. Nitekim gel gör ki işler pek
    yolunda gitmemeye başladı. İnsanlar bir süre sonra bana sırt çevirdiler. Hep
    gülmek olmazmış. Sorunları da yaşamak, hüznü de tatmak gerekirmiş. Beni
    her an mutlu görenler artık bana bir uzaylıymışım gibi bakmaya başladılar.
    Aslında onların biraz da haklı olduğunu anladığımda artık çok geçti.
    Dışlanmıştım. Nasıl ki büyük bunalımlar yaşayanlar deli ilan ediliyorsa hep
    mutlu olanlar için de aynı şey geçerliymiş.

    Anlayacağın sonunda kendimi bu ruh sağlığı hastanesinde buldum. Kendini bulmak…
    Ben gerçekten kendimi burada buldum çünkü burada bir sürü sorunlu var. Ve
    ben de hepsinin yardımına koşabilirim.

Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa 12 ... Sonuncu8Sonuncu9
sırça hayvan koleksiyonu tom tirad,  tom tirad,  sırça hayvan koleksiyonu tom tiradı,  iago tirad,  tek kişilik tiradlar
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi