Tiradlar [Tek Başlık]

Konu Kapatılmıştır
Edebi Türler ve Tiyatro Bölümünden Tiradlar [Tek Başlık] ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 13
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Reklam

    --->: Tiradlar [Tek Başlık]

    Reklam



    Lady Macbeth ( Kral Duncan'i öldürdükten sonra, ellerine bakarken..) :

    Nedir bu eller? Ah! gozlerimi oyuyor bu eller!!
    Yüce Neptün'ün tüm okyanusu
    ellerimdeki bu kani temizleyebilir mi?
    su ellerim.. uçsuz bucaksiz denizleri kizila cevirir.
    ForumAlev --->: Tiradlar [Tek Başlık]

  2. 14
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Haldun Taner / Sersem Kocanin Kurnaz Karisi /

    Fasulyeciyan - Evet, oyle dedi pasamiz ve o geceden alti ay sonra da sizlere omur, mefat oldu. Artik ne o sevros suflor var, ne uyanik Ahmet Fehim, ne de hazir cevap Kucuk Ismail. Hepsine tanri rahmet eylesin. Dalgaci Holas, sik ve zarif Hiranus, Virjinya Zagakyan, Satenik ve kulunuz Fasulyeciyan da dunya denistirdik. Bizim de topragimiz bol olsun.

    Zaten aktor dedigin nedir ki? Oynarken varizdir. Yok olunca da sesimiz bu bos kubbede bir hos seda olarak kalir. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kaliriz. Görorum hepiniz gardroba kosmaya hazirlanorsunuz. Birazdan teatro bombos kalacak. Ama teatro iste o zaman yasamaya baslar. Cunku Satenik'in bir sarkisi su perdelerden birine takili kalmistir. Benim bir tiradim su pervaza sinmistir. Hiranus'la Virjinya'nin bir diyalogu eski kostumlerin birinin yirtigina siginmistir. Iste bu hatiralar, o sessizlikte saklandiklari yerden cikar, bir fisilti halinde yine sahneye dokulurler. Artik kendimiz yoguz. Seyircilerimiz de kalmadi. Ama repliklerimiz, fisildasir dururlar sabaha kadar.

    Gun agarir, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kacisir. Perde.







  3. 15
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Shakespeare / Othello

    Iago - Söyle ya da böyle olmak elbette kendi elimizde. Bedenimiz bahçemizdir, irademiz de bahçivani; ister isirgan dikersin, ister kekik, ister hiyar yetistirir, kabak ekersin; bahçeni ya tek bir bitkiye ayirabilirsin ya da bir sürü çiçekle doldurabilirsin; yeter ki sen iste!

    Bahçenin kisir kalmasi da elinde, verimli bakimli olmasi da..

    Bunlarin hepsini yapmak irademize bakar. Neyse ki duygularimiz mantigimizla dengelenmis. Yoksa damarlarimizdaki su azginlik, içimizdeki su sehvet düskünlügü bize ne oyunlar oynardi. Iyi ki mantik denen sey var da, kuduran isteklerimizi, bedenimizin ignelenmelerini, dizginsiz tutkularimizi bastirabiliyoruz.

    Senin ask dedigin sey, iste bu tutkularimizin bir uzantisi, bir sürgünü..







  4. 16
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Shakespeare-Othello (Bölüm3-Sahne 3)

    IAGO - Ah efendim, sakinin kiskançliktan!
    Kiskançlik, etiyle beslendigi avla oynayan
    Yesil gözlü bir canavardir.
    Eger aldatilan koca, karisini sevmiyorsa,
    Boynuzlandigini bilse bile, mutludur bir bakima;
    Oysa karisini seven erkek, kuskularla kivrandi mi
    Iskence olur hayatinin her ani.

  5. 17
    Nazım-Hikmet
    Üye
    FAUST, JOHANN WOLFGANG GOETHE

    Faust - Ey yüce Ruh, bagisladin,
    Verdin bana her seyi, her istedigimi.
    Bosuna degildi,
    Ateslerin içinden bana yüzünü göstermen.
    Görkemli dogayi krallik olarak verdin bana.
    Ve onu duyumsayabilme, onun tadini çikarabilme gücünü.
    Yalnizca soguk bir hayretle,
    Dogaya konuk olmama izin vermedin;
    Bana bakabilmeyi bagisladin,
    Bir dostun yüregine bakar gibi, doganin derin gönlüne.
    Bütün canlilari gösterdin, tanittin bana,
    Sessiz fundaliklardaki,
    Havada ve sudaki kardeslerimi.
    Kasirgalar ormani kasip kavurdugunda;
    Dev gibi çam agaçlari devrilirken ezip geçtiginde,
    Yanlarindaki dal ve gövdeleri;
    Ve tepelerin topragi, bu düsüste bos ve boguk bir sesle gürlediginde;
    O zaman sev beni.

    Korunakli bir magaraya getirdin,
    Bana beni gösterdin,
    Ve kendi gönlümde, gizli derin yaralar açildi.
    Ve bulanik gözlerimin önünde
    Yatistiran, arinmis bir ay dogunca,
    Kaya duvarlari ve islak çaliliklar,
    Eski çaglara ait gümüsrengi gölgeleri yansittilar,
    Ve dindirdiler izlenimin yogun duygularini.

    Ah, simdi anliyorum, insanin kusursuza erisemedigini.
    Beni tanrilara gittikçe yaklastiran bu sevincime,
    Yoksun olamayacagim bir yoldas kattin;
    O her ne kadar soguk ve küstahça,
    Kendi kendimi asagilatip, senin bagisladiklarini, bir solukta hiçe çevirse de.
    Gögsümde yaktigi vahsi atesle,
    O güzel kadinin görünüsüyle,
    Durmadan kiskirtiyor beni.
    Yalpalayarak gidip geliyorum,
    Arzudan doyuma ve doyumdan arzuya.

  6. 18
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Shakespeare/Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası/5. perde/Sahne 1

    THESEUS - Gerçek olamayacak kadar tuhaf.
    Böyle acayip şeylere, bu peri masallarına hiç inanmam ben.
    Aşıklarla kaçıkların beyinleri kaynar durur;
    Öyle hülyalar kurar, öyle hayaller görürler ki,
    Akıl mantık kolay kolay kavrayamaz onları.
    Çılgın bir, tutkun iki, şair üç,
    Hayalle yoğrulmuşlardır baştan başa.
    Birinin gördüğü şeytanları toplasan,
    Koskoca cehenneme sığdıramazsın : işte bu deli.
    Aşık dersen, şaşkınlıkta ondan aşağı kalmaz :
    Bakarsın çingenenin suratında Helen'in güzelliğini bulmuş.
    Şairin gözleri heyecandan fırıl fırıl döner yuvalarında;
    Gökteyken yere iner, yerden göğe fırlar durmadan.
    İnsan, hayalinde nasıl,
    Hiç görülmedik, bilinmedik şeyleri yaratırsa,
    Şairin kalemi de onlara biçim verir.
    Hiçten yararlanır, havayı alır,
    Bir yer, bir barınak bulur ona, bir ad verir.
    Öylesine güçlüdür ki hayali,
    Bir coşku, bir sevinç duymayagörsün,
    O sevinçle bir kaynak da buluverir.
    Geceyarısı korktun diyelim karanlıkta,
    Çalıyı ayı sanmaz mısın kolayca?

  7. 19
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Yazan: ALBERT CAMUS

    (Caligula, aynada kendi kendine...)

    Caligula! Sen de suçlusun! Ha biraz fazla, ha biraz eksik, öyle değil mi? İyi ama, suçsuz insanın bulunmadığı şu yargıçsız dünyada kim göze alacak beni yargılamayı? Görüyorsun ya, Helicon geri dönmedi. Ay'ı ele geçiremeyeceğim. Ah ne acı şey, haklı olup da ölene dek bu yolda yürümek zorunda kalmak!

    Evet korkuyorum ölümden. Kılıç sesleri! Lekesizlik utkuya hazırlanıyor. Neden onların yerinde değilim? Korkuyorum! Ne tiksinç şey, başkalarını küçümsedikten sonra kendini de aynı korkaklık içinde bulmak. Ama önemi yok. Korku sürmez. Az sonra insanın yüreğini erinçle dolduran o büyük boşluğa kavuşacağım.

    Ne de karışık görünüyor dünya! Oysa her şey nasıl da yalın! Ay'ı ele geçirebilseydim, sevi yeterli olsaydı her şey değişecekti. Peki ama nerede gidermeli bu susuzluğu? Hangi yürek, hangi tanrı verebilir bana göller dolusu suyu? Ne bu dünyada ne de ötekinde beni doyurabilecek bir şey var. Oysa biliyorum ki (ağlayarak parmağını aynaya uzatır) sen de biliyorsun ki olanaksızın olması yetecekti.

    Ey olanaksız! Dünyanın ve varlığımın sınırına giderek aradım seni. Ellerimi uzattım. Elimi uzatıp karşımda hep seni buluyorum, oysa sana karşı da içim hep kin dolu. İzlenmesi gereken yolu bulamadım, hiçbir yere varamıyorum. Özgürlüğüm de pek iyi bir şey değil Ah Helicon! Hala hiçbir haber yok! Öfff ne ağır bir gece! Helicon dönmeyecek: Sonsuza dek suçlu kalacağız! İnsan yüreğini saran acı kadar acı bir gece!

  8. 20
    Nazım-Hikmet
    Üye
    MARTI / ANTON ÇEHOV

    Nina - Yalnızım, yapayalnız. Birşey söylemek için yüzyılda bir açarım ağzımı ve sesim bu boşlukta kederle çınlar ve hiç kimselere ulaşmaz... Sizler de, ey solgun alevler, işitmiyorsunuz beni... Sabah öncesinde çamurlu bataklıktan yükselirsiniz siz ve tan vaktine kadar sürtüp durursunuz, düşüncesizce, iradesizce, hiçbir yaşam kıpırtısı taşımaksızın... Sonsuz maddenin babası şeytan, bir yaşam kıpırtısı doğar korkusuyla, taşlarda ve sularda olduğu gibi, her an sizlerin atomlarını da değiştirir ve durmaksızın değişirsiniz. Evrende sürekli ve değişmez olarak bir tek ruh kalır sadece. Bomboş, derin bir kuyuya atılmış bir tutsak gibi, neredeyim, beni ne bekliyor, bilmiyorum. Fakat bir tek şey var bildiğim, çok iyi bildiğim : Maddi güçlerin yaratıcısı şeytanla amansız, acımasız kavgada, zafer mutlaka benim olacak ve sonuçta da madde ile ruh eşsiz bir uyumda birleşip kaynaşacak, bu ise dünyasal irade'nin egemenliği olacaktır. Fakat uzun, yavaş, binlerce yıllık bir sürecin sonrasında, hem ay, hem parlak Sirius, hem yeryüzü toza dönüştükten sonra gerçekleşecek bu... Ama o zamana kadar dehşet, dehşet... (Sessizlik. Göl üzerinde iki kızıl ışık görünür) İşte, amansız düşmanım şeytan yaklaşıyor... Korkunç, kızıl gözlerini görüyorum onun...

  9. 21
    Nazım-Hikmet
    Üye

    --->: Tiradlar [Tek Başlık]

    Reklam



    MARTI: ANTON ÇEHOV

    NINA'NIN BIR TIRADI (TREPLEV'E SOYLUYOR )
    Bu tirad konservatuar sınavına giren bayan öğrencilerin en çok tercih ettiği tiraddır. fakat hem hakkını vererek oynamak çok çok zordur, hem de bu tiradı oynayanların, hocaların kıyas yapabilecegi çok rakibi olur...

    Nina
    Neden bastığım toprakları öptüğünü söyledin bana? Beni öldürmek gerek...
    Öyle yorgunum ki... Dinlenebilsem... Birazcık dinlenebilsem!..
    Bir martıyım ben... Yok, değil. Aktristim. Ah, evet! ( Arkadina ve Trigorin'in gülüşmelerini duyarak kulak kabartır. Sonra kapıya doğru koşarak anahtar deliğinden bakar) O da burada demek!..
    (Treplev'e dönerek) Eh, iyi... Ne yapalım... Evet... Tiyatroya inanmıyor, hayallerimle alay ediyordu... Böylece ben de inancımı yitirdim yavaş yavaş, hevesim kalmadı... Sonra aşkın getirdiği sorunlar, kıskançlıklar, yavrum için duyduğum sürekli korku... Ufaldım... Zavallılaştım, boş bir kalıp gibi oynamaya başladım sahnede... Ellerimi nereye koyacağımı bilemiyor, ayakta düzgün durmayı beceremiyor, sesimi denetleyemiyordum... İnsanın çok berbat oynadığını hissetmesi ne korkunç şeydir bilemezsiniz!
    Bir martıyım ben. Yok, değil.
    Anımsıyor musunuz, bir martı vurmuştunuz. Günün birinde bir adam geliyor, görüyor onu ve yapacak başka bir işi olmadığından kıyıyor ona... Küçük bir hikaye konusu... Yok, bu da değildi söylemek istediğim... (Alnını oğuşturur) Ne diyordum?.. Sahneden sözediyordum, evet. Şimdi öyle değilim artık... Şimdi gerçek bir aktristim, zevk duyarak, coşkuyla oynuyorum; kendimden geçiyorum sahnede ve çok güzel olduğumu hissediyorum... Burada olduğum şu günlerde de yürüyorum hep, yürüyor ve düşünüyorum... İçimdeki bir gücün gelişip büyüdüğünü hissediyorum gitgide. Kostya, yazmışız, ya da sahnede oynamışız farketmez, anlıyorum ki, bizim bu işlerde başta gelen şey, parıltı şöhret filan gibi benim hayal ettiğim o şeyler değil, sabredebilme yeteneğidir... Kaderine katlanmasını bil ve inançlı ol... İnanıyorum ben ve o kadar çok acı çekmiyorum şimdi... Bir görevim, bir amacım olduğunu düşündüğümde, hayattan korkmuyorum...

  10. 22
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Oyunu Adı: Nemrut
    Yazan: Gülşah Banda



    NEMRUT - (Sinirli, çaresiz) Yüceliğim, büyüklüğüm küçücük aciz bir Topal yüzünden tehlikededir. Hissediyorum, yakınımda, sesini duyuyorum... Soluk alışını duyuyorum çok yakınımda... Benim olan toprakların üzerinde, beni yok etmek için çırpınıyor.
    (Bağırır) Topal! Topal! Çık ortaya... Çık karşıma... Alamayacaksın canımı bu bedenden... Bu beden ebedidir... Ölüm yoktur onun için...
    (Çaresiz) Lakin halkın kafasını çelmiştir. Kullarım karşı durmaya çalışmıştır, onlara can veren Nemrut'a. Ben düşemem babamın düştüğü gaflete... Kolay değil Nemrut'un gücünü silmek, yok etmek, ayak altında ezmek. Düzen yeniden kurulacak. Topal'ın canı alınacak ve düzen yeniden Nemrut'un dilediği gibi olacak. Başka kimsenin dilemeğe hakkı yoktur çünkü buralarda. Hak benim... Düzen benim... Can benim... Uzak dur iktidarımdan yarım adam, uzak dur!
    (Hiddetle kapıya yeltenir, yardımcılarına seslenir. 1. ve 2. yardımcıları girer.)
    Buraya gelin! Buraya gelin! Sakın kimse saraya sokulmasın. Dışardan kimse, halktan kimse içeri alınmasın! Demir odaya kimse yaklaştırılmasın! Sarayın yakınından bile geçirilmesin kimse! Şimdi çekilin karşımdan. (Çıkarlar.)
    Topal! Topal! Bulacağım seni! Çocuk olmadan, çocuk doğmadan çıkmalısın huzuruma! (Tahtına oturur) Zaman geçiyor! Zaman durmuyor! Çık ortaya Topal! (Bir an) Ne yaparım ben böyle? Demir bir odada kıskıvrak? Kim sokmuştur beni bu hale? Kimden korkarım ki çevirdim etrafını demir zırhla? Yeni candan mı korkarım? Yoksa Topal'dan mı? Değil... Kullarımdan mı? Değil... Ölümden mi? Hayır! Ölüm bana değil, kullarımadır. Kullar ölür, Nemrut sağ kalır.
    (Kafasını elleri arasına alır.) Nemrut! Ne yaparsın sen burada? Nemrut! Neden girdin bu demir sandığa? Yoksa, Nemrut'un zulmünden mi korkarsın? Ne dedim ben? Kimedir Nemrut'un zulmü? Bana mı? Kim kapatmış beni buraya? Nemrut mu?

  11. 23
    Nazım-Hikmet
    Üye
    yunun Adı: Sabahattin Ali
    Yazan: Tuncer Cücenoğlu



    SABAHATTİN ALİ - (Sanki bir gazeteciyle söyleşir gibi) Evlendiklerinde babam otuz, annem ondört yaşındaymış.. Yani babam annemden onaltı yaş daha büyükmüş.. Ailenin ilk erkek çocuğu olarak Eğridere’de doğmuşum.. Çocuklara verilen adlar genellikle babaların siyasal eğilimlerini belirleyecek ipuçlarını da taşır içlerinde... Adımı neden Sabahattin koymuş babam, biliyor musunuz? Çünkü babam Prens Sabahattin’in düşüncelerine değer veren bir adamdı... Onunla tanışmak onuruna sahip olduğunu söylerdi hep... Diğer erkek kardeşimin adı da Fikret’tir... O da babamın hayranlık duyduğu şair Tevfik Fikret’ten almıştır adını.. Yani babam edebiyatı seven, özgür düşünceli bir subaydı.. Jön Türkleri tutardı..
    O günün deyimiyle “Hürriyetçi”ydi.. Tevfik Fikret’in şiirlerini, özellikle “Sis” i
    ezbere bilir, her yerde okurdu.. (Babası gibi )
    Sarmış yine ufuklarını bir inatçı duman,
    Bir ak karanlıktır gittikçe artan.
    Baskısı altında silinmiş gibi cisimler,
    Bir tozlu yoğunluktan oluşmuş gibi resimler,
    Bir tozlu ve ürkünç yoğunluk ki bakışlar
    Dikkatle giremez derinliğine, korkar!
    Sana layık bu derin, karanlık örtü,
    Layık bu örtünme sana, ey zulümler mülkü!..
    Ey zulümler alanı, evet ey parlak sahne.
    ...
    Ey sonu gelmeyen kuyruklu yalan,
    Ey mahkemelerden durmadan sürülen hak;
    Ey kuruntu ve kuşkuyla duygusunu yitiren,
    Vicdanlara kadar uzanan meraklı kulak;
    Ey dinlenme korkusuyla kilitlenmiş ağızlar...
    Erdem ve utancın unutulmuş yüzü...
    Korku yüküyle iki büklüm gezmeye alışmış koca ünlü toplum...
    Ey önüne eğilmiş baş.. Alnı pak ama iğrenç.
    Ey kimsesiz başıboş çocuklar...
    İkiyüzlü gülüşler...
    Örtün evet ey facia... Örtün evet ey kent;
    Örtün ve sonsuza dek uyu, ey dünya su..”
    Serveti Fünun, Şahbal ve İçtihat gibi dergileri okurdu babam... İlkokula gitmeden bir yıl önce bana okuma yazmayı öğrettiğinden beri, o dergilerin hemen bütün sayılarını biriktirdiğini görmüşümdür kitaplığında... Müzikle de ilgilenirdi... Mandolin ve flüt çalardı. Çok yönlü bir adamdı anlayacağınız... Annem Hüsniye güzel ve gösterişli bir kadındı.. Giyimine düşkündü, süslenmeyi severdi.. Roman okurdu durmadan... Ama kavga ederdi babamla hep... Babama güler yüz göstermezdi hiç... Nedenini anlayamadığım bir saldırganlık içindeydi babama karşı.. Sürekli olay çıkartırdı evde... Küçük kardeşim Fikret’i benden daha çok severdi... Şımartırdı onu... Yedi yaşıma basınca İstanbul’da ilkokula başladım.. Ama ailem Çanakkale’ye gidince öğrenimim orada sürdü... Ç

  12. 24
    Nazım-Hikmet
    Üye
    anakkale’de boğazda bir ev kiralamıştı babam... Ancak Birinci Dünya Savaşı nedeniyle okul ansızın kapanıverdi.. Çünkü öğretmen kalmamıştı okulda.. Pek uzun sürmedi bu durum, öbür subayların da yardımıyla yeniden açıldı okul. Subaylar öğretmenlikleri paylaşmışlardı... Okuldaki Türkçe dersini de babam veriyordu. Babam her gece bir duble rakısını içer sonra yatağına yollanırken “Ben yatmaya gidiyorum Sabahattin” derdi kulağıma sessizce... “Annenin gene heyheyleri üstünde...” Gider yatardı... Annem ve Fikret de erken yatarlardı... Ben evimizin balkonuna çıkar saatlerce oturur, boğazdaki duran ya da çok az sayıda da olsa geçmekte olan gemileri izlerdim hep... Bir gece gene herkes uykuya çekildiğinde yatağımdan kalktım balkona çıktım.. İstanbul’a gidişi engellemek için ağızlarını boğaza bir yumruk gibi çeviren toplar gene öylece

Konu Kapatılmıştır
sırça hayvan koleksiyonu tom tirad,  tom tirad,  sırça hayvan koleksiyonu tom tiradı,  iago tirad,  tek kişilik tiradlar
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi