Prince of Persia: The Two Thrones - İnCeleme

+ Yorum Gönder
Tanıtım ve Tam Çözüm ve İncelemeler Bölümünden Prince of Persia: The Two Thrones - İnCeleme ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    InKusTe
    Usta Üye
    Reklam

    Prince of Persia: The Two Thrones - İnCeleme

    Reklam



    Prince of Persia: The Two Thrones - İnCeleme

    Forum Alev
    İlk üç sefer sadece prenses içindi. Sonra zamanın kumları serbest bırakıldı. Her şeyi bir hiçlik gibi yutan lanetin karşısındaki tek engel "O" idi. Prens, her şeyi eski haline getirdiğini düşünürken kendi kaderinin kırılmasına sebep oldu. Sırf gelecek için ecel ile dans etti. Şimdi Babil'in ona ihtiyacı var ve seçim yapması gerek. Zincirli ve karanlık olan taraf mı, yoksa kaybetmek üzere olduğu her şey için aydınlık mı?

    İnanın şuan ellerim klavyede bu satırları yazarken o kadar mutlu ve müteşekkirim ki anlatamam. Çünkü bu yıl beni en çok heyecanlandıran ve piyasaya çıkışını dört gözle beklediğim yegane önemli oyunu sizlere ben aktarmaktayım. Bu benim için gerçekten de önemli bir şey. Bildiğiniz gibi Prince of Persia adından sıkça söz ettiren, tartışmalara konu olan, çıkış tarihi en çok merak edilen özel isimlerden biridir. Bu yüzdendir ki benim tarafımdan da sürekli "hassasiyetimdir" diye ifade edilen her Prince yapımı çıktığı dönem diğer oyunlardan ayrı bir kefeye konulur. Yaklaşık on altı yıl önce piyasaya çıkan ilk versiyon olsun, son 3 yıl içerisinde çıkan yeniden yapım versiyonlar olsun aldıkları olumlu olumsuz eleştirilerle o dönemler sayfaları işgal etmeyi bilmişlerdi. Prensin bu son macerasının da diğerlerinden farklı olmadığı kesin. Ama sadece olumlu eleştirilerle...

    Eminim herkesin Prince of Persia ile tanışma hikayesi birbirinden farklıdır. Benim seriyle tanışmam PC ile değil Atari ile olmuştu. O yıllarda oyun benim için normal bir platform oyunundan farklı görünmemiş, hatta hayli sıkıcı ve gereksiz bir şeymiş gibi gelmişti. Bunun nedeni belki türevleri (rakipleri diyeceğim ama o zamanlar hangi atari oyunu Prince of Persia ile aynı kulvarda yarışabilirdi ki?) gibi basit ve sadece eğlence amaçlı olmamasıydı. Daha komplike, daha sınırlı olan oyun yapısı profesyonellere yönelik olduğunu kanıtlıyordu. Bütün o tuzakları geçip, yıkılan kolonlardan sıyrılıp sadece kılıca ulaşmak daha sonra geldiğimiz yerlerden geri dönmek falan bana hayli sıkıcı gelmişti. O yüzden üzerinde çok fazla oyalanmadan oyundan uzaklaştım. Aslında daha sonra ikinci oyunu bilgisayarı olan arkadaşlarda görmüş olsam da o vakitler bana "bu Alaaddin olm senin oyun başka" diye yutturmuşlardı.


    Neyse bu olaydan yaklaşık dört-beş yıl sonra ilk bilgisayarımın alındığı zamanla rastlayan dönemde Prince of Persia ile bir flörtüm daha oldu. Makineye format atılma durumu olmuştu ve ben bazı parçaları bilgisayara kendim tanıtmak zorunda kalmıştım. Ekran kartına sıra geldiğinde (Voodoo 3 hey gidi günler) CD'nin içinde ufak bir teknoloji demosu keşfettim. O zamanlar ekran kartlarının nimetlerinden yararlanmamız için içerlerine orijinal oyunlar koymazlardı; böyle ufak tefek oyun demoları çıkardı. Neyse mouse ikonu ile bir süre bakıştık. "Bu ismi bir yerlerden hatırlıyorum yav" diye içimden tekrarlarken her şeyi fark ettim. Bu benim yıllar önce Atari'de oynadığım oyunun devamıydı. Yeni bir şey var mı, daha doğrusu eskiye ait neler var neler değişmiş diye merak edip demoyu kurdum. Oyun ilk başlarda bana Tomb Raider kopyası gibi görünse de ilerledikçe dövüş sisteminin falan hayli ilginç olduğunu fark ettim. İksir içmek, kolonların yıkılması vb. gibi olaylar ilk seriye benziyordu. Daha sonra eski oyundaki ruhu yakalayamamamdan ve oyunun zaten demo olmasından dolayı bir daha Prince of Persia'nın yüzüne bakmadım, yalnız 2003 yılına kadar...



  2. 2
    InKusTe
    Usta Üye

    --->: Prince of Persia: The Two Thrones - İnCeleme

    Reklam



    Sands of Time ve Warrior Within hakkında eminim herkes benim kadar çok şey biliyordur. O yüzden onlar hakkında da kendi hikayemi anlatıp sizi sıkmak istemiyorum. Ama üçüncü oyunun şerefine serinin asıl geçmişinden bahsetmek istiyorum kusura bakmayın :)

    Prince of Persia (1989)

    Ünlü masalın ekranlara taşındığı ilk macera. On altı yıl önce piyasaya çıkmış olmasına rağmen hala ilk günkü gibi adından söz ettiren ve uğruna "kim önce bitirecek" yarışmaları yapılan güzide oyun. 1989 yılında raflarda yerini aldığında yeni bir devri başlatan ve "Amiga mı? PC mi?" tartışmalarının hemen hemen ilk filizlerinin atılmasına sebep olan kısacık serüven...

    Hoş ve zorlu kılıç kavgaları, insanı şaşırtan tuzakları, o zaman için görülmemiş gerçekçilikteki animasyonları sayesinde herkes oyunun muhteşem olduğu kanısına varmış, motion capture tekniklerini oyun dünyasına kazandırması sebebiylede Jordan Mechner ismi tarihe altın harflerle kazınmıştı. Ayrıca zindanlarda çıkıntıdan çıkıntıya atlayan prens fikri oyuncuları cezp etmiş, muhteşem atmosferiyle de oyun dünyasında yer edineceğini kanıtlamıştı. İçinizde bu günkü aksiyon oyunlarının belki de atası sayılabilecek bu yapımı denemeyenleriniz varsa mutlaka bu tecrübeyi tadın, bir şey kaybetmezsiniz. En azından oyun sektörünün nerden nerelere geldiğini fark edersiniz.

    Prince of Persia 2: The Shadow & Flame (1993)

    Oyun severlerin ilk versiyona bu kadar ilgi göstermesi aslında serinin devam edeceğinin bir habercisi gibiydi. Firma da bunun farkında olacak ki ilk oyuna imza atan kişiler tam dört yıl sonra The Shadow & Flame'i piyasaya sürdüler. İlk oyunun üzerine yapılan radikal değişikliklere rağmen beklenildiği kadar övgü alamamış, zorluk derecesinin abartılması ve save sisteminin gerektiği kadar kullanışlı olmaması nedeniyle eleştirilmişti. Ama bütün bu olumsuzluklar oyunun başarısına engel olamadı. Prince Persia hayranlığı ikinci oyun sayesinde katlanmış, oyuncular yeni oyundan memnun kalmışlardı.

    Aslında ara sahnelerin seslendirilmesi, zaten muhteşem olan animasyonların geliştirilmesi falan oyunun satması için yeterli nedenlerdi. Sonuç olarak artık klasik olarak adlandırılan serinin bu ikinci macerasını da bir yerlerden bulursanız oynamadan geçmeyin.

    Not
    1994 yılında resmi olmayan yeni bir pop oyunu yayınlandı. 4D Prince of Persia ismiyle oyuncularla buluşan yapım, ilk oyundaki zaman sınırı ve yine aşırı zor olan bölümler yüzünden kimsenin ilgisini çekmedi. Hafızaları zorlasak artı olarak ancak yenilenmiş oyun yapısının akılda kaldığını söyleyebiliriz. Normalde sorsak birçok kişinin varlığından bile haberi yoktur.

    Prince of Persia 3D (1999)

    Belki var olmasının bile hata olduğunu söyleyecek kadar gereksiz ve silik olan ilk 3 boyutlu PoP yapımı. Büyük bir heyecanla oyunu edinen hayran kitlesini hayal kırıklığına uğratarak, serinin adına yaralar açmıştı. Prince ile ilk tanışması olan kitlenin dışında ilgi göremeyen oyun, bazıları tarafından göklere çıkartılmış, Prens'in müdavimleri tarafından kısa zamanda unutulmuştu.

    Prince of Persia: Sands of Time (2003)

    2003 yılında hepimiz PoP serisinin asıl ve muhteşem dönüşüne tanık olduk. Yeni eklenen özellikler ve eskiden gelen PoP klişeleri o kadar güzel bir uyum yakalamıştı ki, PoP 3D ile kaybedilen kitle bu oyunla fazlasıyla geri kazanılmıştı. Zamanı geri alma, zamanı yavaşlatma gibi yenilikçi özelliklerin de oyuna eklenmesi oynayışı zenginleştirmişti. Masalvari grafikler, zekice hazırlanmış bulmacalar ve temposu hiç düşmeyen aksiyon çok dereceli ve şık bir ekip oluşturmuştu. Her yönü ile muhteşem olduğunu kanıtlayan oyun, kolay kontrolleri ve sorunsuz kamera açıları ile de diğer aksiyon oyunlarına örnek teşkil etmişti. Sanki daha iyisi olamazdı ama...







  3. 3
    InKusTe
    Usta Üye
    Prince of Persia: Warrior Within (2004)

    Ubisoft yine yapacağını yapmış ve ilk oyunu fersah fersah geçen (belki bu benim fikrim olabilir) yeni bir Prince of Persia'ya imza atmıştı. İlk oyun ne kadar büyülü ve masalsı ile bu oyun o kadar karanlık ve kasvetliydi. Yapımcılar bir devam oyunu için yapılabilecek en akılcı yeniliği yaparak oyunun yapısını sadece temel özellikler hariç değiştirdiler. Prens yaşlanmış ve saldırganlaşmıştı. Yüzündeki o delikanlı ifadesi giderek daha karanlık bir çehreye sahip olmuştu. Müzikler bile Arap ezgilerinden uzaklaşarak geneli rock olan parçalara büründü. İlk oyunun daha çok bulmacaya dayanan yapısı yerini aksiyona bırakmıştı. Bence her yönü ile (ilki gibi) kusursuz olan benim gibi birçok kişinin takdirini kazanmıştı.

    Şimdi serinin üçüncüsü ile karşı karşıyayız. Bu sefer Ubisoft ilk iki oyunu harmanlama yoluna gitmiş. İnanın ilk oyundakilere benzer mekanlar ile karamsar Prens şüphe uyandırmayacak kadar güzel bir uyum yakalamış. Merak etmeyin birazdan hepsine değineceğiz.

    Masal mı kabus mu olduğu belli olmayan...

    Bildiğiniz gibi her şey Prens'in eskiden kendi krallığına ait olan eski bir hançeri uzak bir ülkeden çalması ile başladı. Babasının yanına gururla dönen Prens'imizi bizzat kendi vezirleri hançeri sihirli bir kum saatinden kullanması için kışkırtıyordu. Büyük bir hazinenin ortaya çıkmasını umarken bütün krallığı kumlar sardı. Bu kazadan vezir kendi yaptığı büyü ile Prens zaman hançeri sayesinde, hint prenses Farah ise zaman madalyonu yardımıyla kurtuldu. Prens yüzüne gözüne bulaştırdığı bu hatayı zamanda yolculuklar yaparak düzeltmeye çalıştı. Tam başarılı olduğunu düşünürken zamanda kırılmalara sebep oldu. Ölmesi gereken birçok yerde zaman hançeri yardımıyla hayatta kaldığı için Dahaka (ben ona ecel diyorum) isimli zaman gardiyanının öldürülecekler listesinin başına alındı. SoT'taki olaylardan yıllar sonra ölümünün kaçınılmaz olduğunu acı bir şekilde öğrendi. Bu sefer kendi kaderi için zaman dağına doğru yola çıkması gerekiyordu. Artık eskisi gibi yediği önünde yemediği arkasında olan şımarık bir prens değildi. Yüzüne ölüm çökmüştü. Artık eskisi gibi çok konuşmuyordu.

    Ölümün peşinde olması onu yıpratmıştı, her hücresinde sona yaklaştığını hissedebiliyordu. Büyük uğraşlar sonucunda kendi kaderi için eceli yendi. Umutsuz yolculuğunda tanıştığı Kaliena isimli prensesi de alarak ülkesine dönmeye karar verdi. Her şeyin çok güzel olacağını düşünürken Babil garip bir şekilde işgal altındaydı. Hem de ilk serüvende kendi elleriyle öldürdüğü vezir tarafından. Bu sefer ülkesi için harekete geçmeliydi. Ama işler ters gitmiş, gemisi batırılmış, Kaliena öldürülmüştü. Kendiside zaman tarafından lanetlenmişti. Ama bütün bu olanlardan sonra bildiği bir tek şey vardı. O da Persia'nın Prens'i olarak ve Kaliena'nın intikamı için son kez kılıcını eline alması gerektiğiydi. Benliğini gitgide saran karanlığa aldırmayarak...


    Eceli yenip kaderini değiştiren...

    Konuyu da kısaca özetledikten sonra bence şimdi oyunun teknik detaylarına bakalım. (telaş yok merak edilen her şeye değineceğiz biraz sabır) Önce grafikler. Şunu öncelikle belirtelim grafikler konusunda şüpheniz olmasın. İlk iki oyunda hayran kaldığımız bütün o ışıklandırma, gölge, sis gibi efektlerin hepsi tam takım bizimle. Grafik yapılandırmasındaki belki tek ve en önemli sorun, Sands of Time ve Warrior Within'den sonra çok fazla yol kat edilmemesi. Ama yanlış anlamayın bunu üzerine basarak söylüyorum yol kat edilmemiş demek kesinlikle grafiklerin kötü olduğu manasına gelmiyor. Aksine bu oyun için olabilecek en iyi grafik motoru oyunda kullanılmış. Eğer sistemi kasan oyunun yavaşlamasına sebep olan efektler, gölgeler, dokular vs. olsaydı PoP'un oynayış mantığıyla ters düşerdi.







  4. 4
    InKusTe
    Usta Üye
    Prince of Persia hızlı oynanan bir oyun (her ne kadar oyunun temposu bazen düşse de). Yavaşlamalara, atlamalara sebep olmak yapılabilecek en büyük hata olurdu. Ayrıca bu haliyle oyunu sistem dostu ilan edebiliriz. Düşük sistemlere sahip olan kullanıcıların da oynayabilmesini sağlamak bence önemli bir artı. Ayrıca ortalama grafik kartlarına sahip olan kişilerin de efektlerden, detaylardan yararlanabilmesi firmanın daha büyük bir kesime hitap etmesini sağlayacaktır. Karakter modellemeleri yüksek çözünürlüklü olmamalarına rağmen detaylı hazırlanmışlar. Çevresel grafiklerinde aynı şekilde çözünürlük bakımından üstünlük gösterememelerine rağmen detaylı ve zengin yapılmış olmaları grafik yapılandırmasının ortalamanın çok çok üstünde olduğu manasına geliyor. Ama belki de oyunun bu durumunu sürekli açık alanda geçiyor olmasına bağlayabiliriz. Çünkü Babil hayli ayrıntılı tasarlanmış. Ben oyun boyunca grafiklerden şikayet etmedim. Karakter modellemeleri ve çevresel detaylarda masalvari parlaklık efekti yine her zamanki gibi çok şık durmuş. Bence bu haliyle grafikler tam puanı kıl payı kaçırıyor.

    Genel grafiklerden sonra ayrıca bahsetmek istediğim herkesin bildiği yeni bir ışıklandırma efekti var; High Dinamic Range. Oyunki grafik motorunun genel anlamda diğer oyunlardan sonra pek fazla yol kat etmediğini söyledim. Ama ince ayar kısmına geldiğimizde fark ediyoruz ki en son Half Life 2 Lost Coast'ta kullanılan HDR teknolojisi POP T2T'ta da karşımıza çıkıyor. Genel anlamda yeniliğe gidilmemiş olmasına rağmen HDR efektlerini oyunda kullanmak bence çok yenilikçi ve affettirici bir neden. Bildiğiniz gibi bu teknolojiyi kullanan oyunlar hayli gerçekçi ve kaliteli ışılandırmalara sahip oluyor. Prince of Persia 3'tede bu özelliğin faydalarından yararlanıyoruz. Fazla çözünürlük vermeyen grafiklerle HDR ışıklandırmaları hayli dengeli bir uyum yakalamış. Yapımcılar bence böyle bir uygulamayı oyuna ekleyerek doğru bir şey yapmışlar.


    Grafikler ve HDR teknolojisinden sonra animasyonlar ve videolar hakkında da bir şeyler söyleyelim. Animasyonlar PoP serisinin her birinde olduğu gibi muhteşem yapılmış. Yeni eklenen hareketler falan harika görünüyorlar. Bu sefer oyuna bazı gizlilik özellikleri eklenmiş. Doğru yerde "E" tuşuna basarak geçtiğimiz bu özellik aslında "doğru zamanda tuşa bas" olsa da ortaya çıkan etkileyici öldürme animasyonları ekranda hoş duruyor. Her iki Prens'in (geliyoruz az kaldı) birbirinden farklı öldürme hareketleri var. Normal Prens daha çok kılıç kullanarak düşmanlarını alt etse de, Dark Prens zincirini kullanarak ortalığı talan etmeyi tercih ediyor. Yeni eklenen zincirden kayma, duvardan duvara çapraz atlama, iki kirişe tutunarak yukarı çıkma-inme gibi yeni animasyonlar hakikaten profesyonelce hazırlanmış. Kısacası animasyonlar konusunda söylenebilecek tek bir olumsuzluk yok.

    Videolar için ise ekstra bir yenilik yapılmamış. Zaten ilk oyundaki videolar çok kaliteli ve doyurucuydu. Yeni oyunda da tıpkı diğerlerin de olduğu gibi şık videolar izliyoruz. Önemli anlardaki FMV videolar ve normal anlardaki oyunun kendi grafik motoruyla yapılmış videolar bize istenileni veriyorlar. Bu konuda da şikayet edilecek bir eksi bulunmuyor.

    Kararsızım. Fiziklere bulaşmalı mı yoksa hiç girmeyip yazıya devam mı etmeli? Fizikler shooter'lardan sonra aksiyon oyunlarında da şarkı olmaya başladı. Bu yüzden bir iki cümle ile laf kalabalığı yapmak daha doğru olacak sanırım. Prince Of Persia T2T fantastik bir oyun. Fizik kurallarının ihlali tabii ki bu oyun için daha doğru olur ki zaten oyunun geneli böyle (duvarda yürüyoruz). Bu yüzden ne diyelim fizikler dikkate alınmamış, aferin Ubisoft :)

  5. 5
    InKusTe
    Usta Üye
    Zamanı silah, karanlığı siper olarak kullanan...

    Firma işitsel özelliklerde de ilk iki oyunu birleştirme yoluna gitmiş. İlk oyundaki Arap ezgileri, ikinci oyundaki rock parçalar yeni oyunda harmanlanmış olarak karşımıza çıkıyor. Sorun teşkil edebilecek bir durum yok. Normal zamanlarda Arap ezgilerinin ağırlıklı olduğu parçalardan aksiyona girdiğimizde ortamı ateşleyen melodilere geçişler harika olmuş. Böyle bir oyun için seçilebilecek en iyi parçalar kullanılmış. Ubisoft'un kalitesi burada da ciddi bir biçimde hissediliyor. Söylenebilecek pek fazla bir şey yok aslında. Eminim siz de fark etmişsinizdir. Müzikler muhteşem...

    Çevresel seslerin ve seslendirmelerinde çok iyi olduğunu hemen belirteyim. Kılıç hışırtıları, nesnelerin parçalanması, düşman sesleri vb. hemen hemen sorunsuz. Seslendirmeler için de ortamın ruh halini yansıtabilecek kadar hisli ve gerçekçi dublajlar yapılmış. Özellikle karakterlerin seslendirmelerinde gözle görülür (?) bir özen gösterilmiş. Düşmanlardan, Prenses Farah'a kadar her şey güzel. Ama benim bu konuda rahatsızlık duyduğum bir nokta oldu. Bilmiyorum bence Prens'in seslendirmesi o tip bir karakter için uygun değil. Ben Prens için daha tok ve sert bir ses beklerdim. Bu haliyle ergenlikten yeni çıkmış genç birinin sesine benziyor. Ama hakkını yemeyelim dublajı yapan kişi gerçekten ruh vererek konuşmuş. Bu konuda eksi belirtemeyiz. Yalnız ses rengi bence Prens için uygun değil. Bunun dışında sesler konusunda da bir rahatsızlık yok.


    Son asıl kahraman...

    İlk iki oyunun da belki en çok övülen, takdir kazanan tarafı kullanılan kontrol yapısıydı. Hakikaten çıktığı dönem kamera açıları ve kontrollere hayran kalmıştık. Konsept olarak hayli zekice tasarlanan kontroller her ne kadar kusursuz olmasa da diğer oyunlara göre çok daha rahat ve hassas olmaları yüzünden tutmuştu. PoP: T2T'ta da kontrol yapısının ilk iki oyunla neredeyse aynı olduğunu söyleyebiliriz. Eğer klavye kontrollerini kullanıyorsanız ve diğer oyunlarda sorun yaşamadıysanız emin olun yeni oyunda da problem yaşamazsınız. Ancak yine ikinci oyunda olduğu gibi kurulumun sonunda bizi analog bir controller kullanmamız konusunda uyarıyor.

    Ben serinin başlangıcından bu yana klavye kontrollerine alıştım. Bu yüzden ilk onlara değinelim. Klasik WASD ile Prensi yönlendirirken, sol Mouse tuşu ile ataklar yapıyoruz. Sağ Mouse tuşu ise guard, bazı özel kombolar ve duvarda yürümek için kullanılıyor. "C" yerdeki nesneleri almaya, "R" yine zamanı yavaşlatma ve zamanı geri almaya yarıyor. Ayrıca "F" ve "Q" ile de FPS-TPS kameraları arasında geçiş yapıyoruz. Bir de daha önce kısaca değindiğim "E" tuşu var. Bu tuş sayesinde yine eskiden olduğu gibi hançer hareketlerini yaparken ayrıca gizlilik moduna geçiyoruz. Bu mod da iken bulunduğumuz yere, konuma, yaptığımız harekete göre öldürme şeklimiz değişiyor. Free Form Fighting özelliği de Warrior Within'e göre çeşitlendirilmiş. Bir iki yeni hareket ve combo ile zaten yeterli olan dövüş motorunun daha da ileri gitmesini sağlamış. Bence klavye kontrollerinin bir iki hatalı kamera açısının dışında eksisi yok. Ama eğer hassas bir gamepad'iniz varsa oyundan daha iyi performans almanız olası olabilir. Fakat benim her zaman tercihim klavye olacaktır.

    Ben yine de incelemeye başlamadan önce gidip analog bir gamepad satın aldım (hem PC hem PlayStation'a takılabilen, titreşim özelliği olan ve aynı zamanda ucuz olan bir gamepad... Mutluyum :) Oyunu bu şekilde oynadığım ilk dönemlerde ellerim klavye kontrollerine alışmış olduğu için biraz zorlandım. Ama kısa zaman sonra gamepad kontrollerinin de PC'deki gibi kolay programlandığını anladım. Ayrıca yön tuşları sayesinde tekme comboları klavyeye göre daha rahat yapılıyor. Bu, kalabalık savaşlarda hayli yararlı olan bir hareket. Kısacası eğer klavye kontrollerine alışmışsanız bir de gamepad'i denemenizi öneriyorum. Oynayış çok farklılaşmasa da dövüşlerde klavye mouse ikilisine göre daha az ter dökersiniz.

  6. 6
    InKusTe
    Usta Üye
    Prince of Persia

    Geldik oyunun en çok tartışılan, en çok merak edilen ve nasıl olduğuna dair senaryolar üretilen olayına... Dark Prince. Oyunun başlarında (senaryoyu söylemiyorum bunlar yüzeysel şeyler) bir yerde yakalanıyor ve esir düşüyoruz. Burada garip bir zincir Prens'in koluna zincirleniyor. Gelişen olaylar sonucunda ortaya lanet olarak adlandırabileceğimiz garip bir büyü yayılıyor ve herkes bundan etkileniyor. Hepinizin anlayacağı gibi Prens'imiz de bundan nasibini alıyor. Lanete maruz kaldığımızda o meşhur zincirler de üzerimizde olduğu için onlardan etkilenerek resmen bir daha çıkmayacakmışçasına Prens'le bütünleşiyorlar. Daha sonra oyun içerisinde garip sesler, kahkahalar, yorumlar falan işitiyoruz. İlk başlarda anlam veremediğimiz bu garip seslerin Prens'in içinden geldiği fark ediliyor. Daha sonra beklenen oluyor ve dönüşüm geçiriyoruz.

    Anlayacağınız gibi Dark Prens ortaya çıkıyor. Dark Prens olduğumuz zamanlar bu sefer normal Prens'in sesini yorumlarını falan duyabiliyoruz. Ben ve benim gibi birçok kişinin ortak fikri Dark Prens'in hayli sessiz ve sinirli olacağına dairdi. Ama karanlık karakterimiz beklenildiği gibi somurtkan ve sesiz değil. Aksine "fırlama" diye tabir edebileceğimiz tiplerden biri. Aslında Dark Prens'i şöyle tanımlayabiliriz, normal Prens artı ise Dark Prens eksi, Prens ne kadar iyi niyetli, terbiyeli falansa, Dark Prens o kadar karanlık ve esrarengiz. Kısacası Dark Prens, Prens'in kötü taraflarını oluşturuyor. Oyun esnasında birbirlerine yaptıkları yorumları dinleyin, gerçekten çok eğlenceli. Prens özel bir hareket yaptığı sırada içerden Dark Prens'in sesi geliyor "hiç böbürlenme o hareketi ben de yapabilirdim" Ayrıca bazı durumlarda birbirlerine yardım da edebiliyorlar. Karanlık taraf ortaya çıktıktan sonra kendilerine "biz" diye hitap ediyor ve tek vücutmuş gibi (zaten öyleler) hareket ediyorlar. Dark Prens olarak savaşmaya başladığımızda oynayış bir hayli hızlanıyor ve değişiyor. Mesela Prens'in kullandığı normal hançer bu sefer zincir takviyesi ile beraber. Zincir ile yaptığımız hareketler hakikaten çok şık ve etkili. Kılıç ile yapılamayacak bir sürü akrobasi zincir ile gerçekleştiriliyor. Dark Prens olmanın tek kötü yanı canımız belirli aralıklarla azalıyor. Kara Prens kısmen kumlardan yaratıldığı için sürekli kuma ihtiyaç duyuyoruz. Bu yüzden sürekli birilerini parçalamak durumundayız. Ne kadar kötü değil mi? :) Maymunluk gerektiren yerlerde de Dark Prens'in kumları çanak, çömlek gibi bilumum nesnenin içinden yardımımıza koşuyor. Suya girdiğimizde de normal hale dönüyoruz.


    Oyundaki bir başka ilginç şey ise bazı yerlerde at arabası kullanılıyor olması. Oyun piyasaya çıkmadan önce videolarda gördüğümüz ve hayli merak uyandıran bu yenilik oyuna oldukça eğlenceli ve rahat entegre edilmiş. Arabayı kullandığımız yerde bizim tek yaptığımız yön tuşları ve atak tuşunu kullanmak. Atak tuşu tabii ki arabaya binmeye çalışan düşmanlar için. Bu at arabası bölümleri konusunda söylenebilecek tek eksi çok kısa olmaları. Göz açıp kapayıncaya kadar bitiyorlar. Sağlığımızı yükseltmek için ve save yapmak için yine ikinci oyunda olduğu gibi çeşmeleri (yalak aslında) kullanıyoruz. Az daha unutuyordum bir de tabii life upgrade'lar var. İlk iki oyuna göre ulaşılması daha zor olan bu özelliklerin bize kattığı ekstraların dereceleri de azaltılmış. Eski oyunlarda oyunla ilgili resimleri videoları vb. açtığımız kısım olan Extra Freatures bölümü de diğerlerine göre değiştirilmiş. Artık oyun sırasında topladığımız sand point'ler ile özellik açabiliyoruz.

    Oyunun artılarını tek bir tarafta toplarsak; HDR teknolojisini, ses ve müzikleri, kolay kontrol yapısını ve kaliteli senaryosunu kısacası oyunla ilgili her şeyi buraya sıralayabiliriz. Var olması bile artı.

    Eksilerini tek bir paragrafta toplarsak; eskiye nazaran üzerinde pek fazla yeniliğe gidilmeyen grafiklerini (yine tekrarlıyorum grafikler kötü değil yalnızca eski) ve bir iki sorunlu kamera açısını eksi olarak nitelendirebiliriz. Bunlar da ufak tefek kadı kızı kusurları.

    Sonuç

    Bu yılın en iyi aksiyon ödülünü PoP T2T bence bayağı zorlayacak. Şahsen benim ödülüm şimdiden Prince of Persia: The Two Thrones'a verilmiş durumda. Hakikaten her yönüyle kalite kokan bir oyun olmuş. Eğer diğer PoP oyunlarından şu ya da bu şekilde memnun kalmadıysanız Prens'in bu üçüncü macerasına bir şans verin. Emin olun pişman olmazsınız. Benden söylemesi. İyi oyunlar :)

+ Yorum Gönder
prince of persia the two thrones inceleme
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi