Hakim millet anlayışı nedir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Hakim millet anlayışı nedir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Hakim millet anlayışı nedir





  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: hakim millet anlayışı nedir




    hakim millet anlayışı nedir hakkında bilgi



    Irkçılık, belli bir ırka ait oldukları düşünülen insanların diğer ırklara ait olanlardan daha üstün özelliklere sahip oldukları inancından hareketle, insan topluluklarını ırk temelli olarak sınıflandırmayla başlar. Genellikle bu farkların tarihten gelen, kan bağıyla kuşaktan kuşağa devredilen, genetik özellikler olduğu düşüncesi ırkçılıkta hakimdir. Irkçı düşünce, doktriner veya kuramsal alanda gelişebildiği gibi, kendiliğinden ırkçılık olarak adlandırabileceğimiz, gündelik önyargılar biçiminde de varlığını sürdürebilir. Bu iki ırkçılık tezahürü kurumsal alanda birleştiğinde, o zaman ırkçılık toplumsal-siyasal sisteme dönüşür. Ötekini küçük görme, onu açık veya gizli biçimde aşağılama, ondan boyun eğme bekleme gibi gündelik pratikler, bu kez yasal uygulamalar olur. Aşağı ırklara ait topluluklar, üstün ırk üyelerinin haklarının tümüne sahip olamazlar. Üstün ırkın gündelik hayatının bile melezleşmemesi için, yakın zamana kadar Güney Afrika'da olduğu gibi coğrafi, mesleki, vs. bir dizi ayrımcı kural geliştirilir. Bunun yanında, günümüz Batı toplumlarında veya Japonya ve Çin'de karşılaştığımız, kendi ırkını diğerlerinden üstün görmeye dayalı kültürel ırkçılık da yaygındır.
    Irkçılık Nazizmde olduğu gibi yok edici veya Amerikan ırkçılığında olduğu gibi tahakküm altına alıcı olabilir. Irkçı zihniyeti benimseyenler, ulusal bünyenin zaafa uğraması, tehlikeye düşmesi endişesinin kaynağını, genel olarak, yaşadıkları coğrafyayı paylaşan diğer alt ırk üyelerinde ararlar. Yaşanan toplumda hakim unsur olanların diğerlerine karşı açık veya gizli biçimde yönelttikleri, belli bir endişe taşıyan bu ırkçı bakış, milliyetçilik dünyası içinde yer alır ve radikalleştirerek, onun dilini kullanır.
    Türkiye'de yaygın kanaat, bu topraklarda ırkçı bir gelenek olmadığı yönündedir. Irkçılık modern dünyaya, milliyetçilik ideolojisinin biçimlenmesini izleyen döneme ait bir dünya görüşü olduğu için, statüler ve ayrıcalıklar üzerine kurulu pre-modern Osmanlı toplumunda ırkçılık aramak, anakronik bir çabadır. Buna karşılık, millet sisteminin resmen yürürlükten kalkmasının üzerinden bir yüzyıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen, günümüz Türkiye'sinde, egemen siyasal-toplumsal tahayyül dünyası içinde bu sistemin etkili biçimde çalışmaya devam etmesi, yabana atılmaması gereken bir olgudur. Kendini bu ülkenin asıl sahibi, hakim unsuru, hakim milleti olarak gören bir anlayış, kurumsal ayrımcılığı ve ondan daha büyük bir ölçekte var olan gündelik yaşamdaki ırkçılık tezahürlerini besliyor.

    Hakim millet tasarımı
    Bu besin kaynağının adı, hakim millet gelenek ve inancıdır. Şimdi sizi çeşitli zamanlarda kaleme alınmış örneklerle baş başa bırakarak, hakim millet ruh halinin sokaktaki ırkçılığın nasıl ana gıdasını oluşturabileceğini değerlendirmeye davet ediyorum. Bunlar hakim millet anlayışının dünden bugüne Türk-İslam tasavvuru içindeki en anlamlı, en güçlü örnekleri değiller. Tersine, daha sıradan, günlük yaşamda bu ifadelerin daha az gelişmiş örnekleriyle karşılaşıldığında genellikle çoğumuza normal gelen, katılmasak da güçlü bir karşı tepki göstermek ihtiyacı duymadığımız hakim millet tasarımı ifadeleri bunlar.
    "Bugün Müslim unsurla kardeş gibi geçinmek isteyen gayrimüslim vatandaşlarımız, vicdanlarıyla evvela uzun bir hasbihalde bulunmalıdırlar (...) Bizden korkacakları yoktur. Yalnız, onlar bizi muhaleset-i kalbiyelerine inandırmalıdırlar. Çünki ne denirse densin, memlekette millet-i hakime Türklerdir ve Türkler olacaktır." Hüseyin Cahit, 'Tanin', 25 Ekim 1908.
    "Almanya'daki Yahudi aleyhtarlığı, umarız ki, bizimkilere de bir ders olur. Türk kadar misafirperver olmak için, Türk kadar tarih içinde efendi millet olmuş olmak lazımdır. Fakat, her misafirliğin sonu, ya evdekilere karışmak yahut misafirliği uzatmamak değil midir? Bizim azlıklar, evdekilerine karışmasını (...) hiç bilmek istemediler. Fakat bundan sonrası için bunun samimi yollarını, biz göstermeden kendilerinin arayıp bulmaları, şüphe yokki, hem onların hem de bizim lehimizedir" Burhan Asaf, 'Bizdeki Azlıklar', Kadro, sayı: 16, Nisan 1933.
    "Tanzimatçılar, yeni bir Osmanlı milleti oluşturmak için yüzyılların geleneği teba ve reaya (Müslüman ve gayrimüslim ahali) arasındaki farkları kaldırırken, sadece Hıristiyan Avrupa'nın gözüne girmeye çalışmışlardı. Görünüşte günümüzün yaklaşımıyla çok demokratça olan bu hareketleriyle, aslında Müslüman ahaliyi gayrimüslimlerin tasallutu altına düşürmüşlerdi. Ahmed Cevdet Paşa, Tanzimat Fermanı'nın yayımlanmasından sonra halkın; 'babalarımızın ve dedelerimizin kanlarıyla kazanılmış olan mukaddes haklarımızı bugün kaybettik. İslâm Milleti hakim millet iken, böyle bir mukaddes haktan mahrum kaldı. Ehl-i İslâm'a bu, ağlayacak ve matem tutacak gündür' diye feryat ettiğini yazar ama bu feryadı duyacak kimseler yoktur". Muzaffer Taşyürek, 'Sonun başlangıcı: Tanzimat', Semerkand dergisi, Temmuz 2001.
    "Eğer Türkler, Ermenileri öldürmek isteselerdi, bunu güçlü devirlerinde yaparlardı. Mesela, Kanuni Avrupa'ya yürüdüğü zaman, karşısına çıkacak kuvvet bulamıyordu. Batılıların kışkırtmaları sonunda Ermeniler Türkleri öldürmeye başlayınca, biz de kendimizi korumak zorunda kaldık." F. Sümer, G. Tekin, Y. Turhal, 'Liseler İçin Tarih 1-2', 1992.


    Sadakat istiyoruz
    "Türkiye Avrasyacılığı jeopolitik açıdan Osmanlının en geniş sınırlarını ifade eder. Yine bu sınırlara doğru açık ve tutarlı bir Pax Ottomanica siyasetini zorunlu kılar. Ve tabii ki, içerde Millet-i Hakime karakteri olarak Müslüman Türk kimliğinin ana çekirdek olduğu; Türkmen, Kürt, Çerkez, Arnavut, Arap, Rum, Ermeni, Boşnak bütün unsurların tek bir milletin alaşımları olarak algılandığı yeni bir Milletleşme vetiresini de içerir." Ahmet Özcan, 'Üç tarz-ı Siyaset', Yarın dergisi, 2003.
    Yukarıda farklı birkaç sınırlı örneği yer alan düşünce dünyasından şu aşağıdaki sözlere zıplamak çok zor değil.
    "Merhamet sadakat ile beslenir. Sadakat merhameti güçlendirir. Sadakat ve merhametin birlikte yürümesi için bu topraklardan beslenenlerin, bu coğrafyanın ekmeğini (yiyip) suyunu içenlerin, bütün tarih boyunca Türk Milletinin inanç değerlerinin sevgi kuşatması altında bu milletin bağrına bastıklarının, sadakatini istiyoruz." Muhsin Yazıcıoğlu, aktaran Kürşat Bumin, 'Yeni Şafak', 30.1.2007.
    Bu ifadelerin hepsini doğrudan ırkçılıkla bağlamak abestir. Bunların çoğu genel olarak milliyetçilik şemsiyesi altında yer alan ifadelerdir. Milliyetçilik de ırkçılıkla eşanlamlı değildir. Değildir ama ırkçılığa giden yol her zaman ve her yerde milliyetçilik durağından geçer ve ırkçılık esas gıdasını ve gücünü milliyetçilikten alır.
    Yukarıda örnekleri verilen hakim millet özlemi, ayrıcalıkların kaybolmasının sorumluluğunu Türk ve Müslüman olmayan unsurlarda aradığı için, Türkiye'deki resmi ayrımcılığın ve gündelik yaşamdaki ırkçılık tezahürlerinin üzerinde yükseldiği zemini oluşturuyor. "Asli olmayan unsurların", "kanı, dili ve dini kendisininkine uymayanların" yurttaşlık hakları çerçevesinde ve iktisadi ve toplumsal değişimin bir sonucu olarak kendileriyle eşit olabilmelerine, böyle bir taleple gündeme gelmelerine karşı duyduğu tepkiyi sınırları ırkçılığa da giren bir milliyetçilikle ifade ediyor. Sadakatin karşılığını da eşitlik değil, merhamet olarak öneriyor.
    Günümüz Türkiye toplumunun geçirmekte olduğu bunalımın önemli nedenlerinden biri, bu toplumda kendini hakim millet olarak görmeye devam edenlerin, diğerleriyle eşit olmayı istememesidir.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi