Cumhuriyet döneminde öz şiir anlayışı nedir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Cumhuriyet döneminde öz şiir anlayışı nedir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Cumhuriyet döneminde öz şiir anlayışı nedir





  2. 2
    Gizliyara
    Frmacil.com





    Cevap: cumhuriyet döneminde öz şiir anlayışı nedir

    Cumhuriyet döneminde öz şiir anlayışı hakkında bilgi


    Tanzimat Edebiyatıyla başlayan edebi yenilikler Cumhuriyet Dönemi ile daha büyük bir hız kazanır hatta batı etkisi taklit ve adaptasyondan öteye gider. Kendi kültürü ve tarihiyle yoğunlaşan yeni bir devletin kuruluş ilkeleri,vazgeçilmez değerleriyle daha özgün eserlere doğru yol alan bir edebiyat çizgisi oluşur. Yazılan eserleri gelenek ve zihniyet ilkeleriyle incelediğimizde birbirinden farklı şiir anlayışlarının oluştuğunu görürüz. Bu anlayışları çok keskin çizgilerle bir birinden ayırmak doğru olmayabilir. Çünkü bu topraklarda,aynı kültür,aynı tarih,aynı değerlerle yetişmiş bireylerin ürettikleri eserlerin de tabi ki birçok ortak noktası olacaktır. Bununla birlikte bir şairin üslubünü diğerinden ayıran ve eserini biricik -özgün- yapan aynılıklar içinde farklılığı yaratmalarıdır.
    Cumhuriyet döneminden günümüze kadar Türk Edebiyatında birbirlerinden farklılaşarak kendilerini idame ettiren şiir anlayışları şunlar olmuştur.
    1.Öz şiir anlayışını sürdüren şiir
    2.Serbest nazım ve toplumcu şiir
    3.Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiir
    4.Garip hareketi
    5.Garip dışında yeniliği sürdüren şiir
    6.İkinci yeni şiiri
    7.İkinci yeni sonrası toplumcu şiir
    8.1980 sonrası şiir
    9.Halk şiiri


    Yukarıdaki şiir anlayışlarının oluşmasında ve farklılaşma sürecinde en etkili unsur batılılaşma olmuştur ve Anadolu sürekli yenileşme içinde olduğu için her yeni akım ve bakış açısı şairlerin estetik ve sanat anlayışında yenilikler yaratmıştır.

    1-ÖZ ŞİİR ANLAYIŞINI SÜRDÜREN ŞİİR

    Aslında Cumhuriyet Dönemi edebiyatından çok öncesine dayanan bu şiir anlayışının temelleri Divan şiirinde mevcuttur, daha sonra batıyla tanışan şairlerimizden bir çoğu klasik şiir anlayışıyla batı şiirini buluşturduklarında yeni bir şiir anlayışıyla okurlarını buluştururlar. Özellikle Ahmet Haşim Öz şiir(Saf Şiir) anlayışıyla şiirlerini yazar. Peki Saf Şiir nedir?

    Bir kere şiir dili her şeyin üstünde olmalıdır.Sanat aslında bir biçim sorunudur ve bu yüzden şiir en güzel ve en iyi olmalıdır.Şiir tüm sanatlardan daha soyludur. Hatta dizeler en değerli şeydir. Dilde öyle saflaşılmalı ki şair kendine özgü bir imge düzeni oluşturmalıdır. Bir resme baktığınızda fırça darbelerinden,renklerden, bu renklerin tonlarından,çizgilerdeki ahenkten nasıl o resmin hangi ressama ait olduğu biliniyorsa,şiirde de kelimelerin dizilişi,ahengi ve üslubuyla hangi şaire ait olduğu bilinmelidir. Bu da şairin kendine ait bir imgesel dünya yaratmasıyla olacaktır.Mükemmeli bulma çabasıyla çalışan Saf şairler hep disiplinli bir şekilde şiir yazarlar. Sembolizm akımı onlara en güzel şiir yazmanın yolunu açmıştır zaten.Şiirde müzikalite olmazsa şiir değildir.Bireyin duygusal yaşantısı dolaysız bir şekilde anlatılmaz. Örtülü bir şekilde verilir ki şiirle insanın yaşantısındaki anlık-geçici duygular betimlensin.Amaç varoluşun gizemini ,dolaylı biçimde yansıtacak özgür ve kişisel eğretileme ,imgeler yoluyla anlatmaktır.

    Batı Edebiyatı'nda Charles Baudlaire ile başlayıp daha sonra S. Mallerme,Paul Verlaine,Arthur Rimbaund'la devam eden bu şiir anlayışı bizim edebiyatımıza da yansıdı ve en güzel örnekler Ahmet Haşim'le başladı. Daha sonra bu fikre sahip olup bu anlayışla şiir yazanlar çoğaldı ;fakat iz bırakanlar arasında Necip Fazıl Kısakürek,Ahmet Muhip Dıranas ,Ziya Osman Saba ve yedi büyük şairimiz olan Yedi Meşaleciler edebi topluluğunu etkisi altına aldı.

    Hem Batı edebiyatından hem de Türk Edebiyatın'dan birkaç örneğe bakarsak aralarındaki konu benzerliği,aynı ruh hali, imgesel yakınlığı görebiliriz.Paul Verlaıne "Şiir Sanatı "adlı şiirinde Saf Şiirin tüm kurallarını anlatmıştır aslında.

    ŞİİR SANATI

    Musiki, her şeyden önce musiki;
    Onun için tekli mısradan şaşma.
    Kıvrak olur, erir havada sanki;
    Ağır aksak söylenişe yanaşma.
    Kelime seçerken de meydan senin;
    Bile bile bir nebze aldanmalı.
    Dumanlısı güzeldir türkülerin;
    Öyle hem seçik olsun hem kapalı.

    Güzel gözler tül ardında görünsün
    Gün ışığı titremeli şiirinde
    Ak yıldızlar maviliğe bürünsün
    Ilgıt ılgıt sonbahar göklerinde.

    Ara rengin peşindeyiz çünkü biz;
    Rengin değil, ara rengin sadece.
    Ancak öyle sarmaş dolaş ederiz
    Kavalı boruyla, rüyayı düşle.

    Nükte belâsından kurtulmaya bak;
    Acı zekâ, sulu gülüş neyine?
    İşe karıştı mı bu cins sarmısak
    Maviliğin yaş dolar gözlerine.

    Tut belağati boğazından sustur
    El değmişken bir zahmete daha gir.
    Kafiyenin ağzına da bir gem vur
    Bırakırsan neler yapmaz kim bilir?

    Nedir bu kafiyeden çektiğimiz!
    Hangi çocuk, hangi deli
    Sarmış başımıza bu meymenetsiz,
    Bu kof sesler çıkaran kalp inciyi?

    Hep musiki, biraz daha musiki;
    Havalanan bir şey olmalı mısra
    Deli bir gönülden kalkıp gitmeli
    Başka göklere, başka sevdalara.

    Dağılıp tozu sabah rüzgârına
    Mısraların alsın başını gitsin
    Kekik, nane kokaraktan, dört yana...
    Üst tarafı edebiyat bu işin.

    PAUL VERLAİNE

    OLVİDO

    Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
    Gün saltanatıyle gitti mi bir defa
    Yalnızlığımızla doldurup her yeri
    Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
    Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
    Lavanta çiçeği kokan kederleri;
    Hoyrattır bu akşamüstüler daima.

    Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
    Unutuşun o tunç kapısını zorlar
    Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
    İşte, doğduğun eski evdesin birden,
    Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
    Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
    Ve cümle yitikler,mağluplar,mahzunlar...

    Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir.
    Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
    İnsan yağmur kokan bir sabaha karşı
    Hatırlar bir gün bir camı açtığını
    Duran bir bulutu,bir kuş uçtuğunu,
    Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...
    Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.

    Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
    Halay çeken kızlar misali kolkola
    Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
    İhtiyar ağaçlı,kuytu bahçelerden
    Ayışığı gibi sürüklenip giden;
    Geceye bırakıp yorgun erkekleri
    Salınan etekler fısıltıyla, nazla.

    Ebedi aşığın dönüşünü bekler
    Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
    Artık olmayacak baharlar içinde.
    Ey ömrün en güzel türküsü aldanış!
    Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
    Her garipsi ayak izi kar içinde
    Dönmeyen aşığın serptiği çiçekler.

    Ya sen! ey sen! esen dallar arasından
    Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
    Ne istersin benden akşam saatinde?
    Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
    Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
    Hatıraların bu yanma vaktinde
    Sensin hep,sen, esen dallar arasından

    Ey unutuş! kapat artık pencereni,
    Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
    Çıkmaz artık sular altından o dünya.
    Bir duman yükselir gibidir kederden
    Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
    Amansız gecenle yayıl dört yanıma
    Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.

    AHMET MUHİP DIRANAS

    Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra,
    Büyülü, mavi, derin ve ışıl ışıl yanan
    Bambaşka denizlere, bambaşka semalara,
    Şu kahrolası şehrin simsiyah havasından?
    Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra?

    Hey trenler, vapurlar beni burdan götürün!
    Ne var gözyaşlarından çamurlar yuğuracak?
    Arasıra der mi ki Agathe'ın ruhu, üzgün,
    'Nedametten, azaptan ve ıstıraptan uzak
    Hey trenler, vapurlar, beni burdan götürün.'

    Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet,
    Ey, sadece sevincin, aşkın ürperdiği yer,
    Ey, her ruhun içinde bulunduğu saf şehvet,
    Ey bir ömür boyunca gönül verilen şeyler!
    Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet!

    Ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların,
    O koşuşlar, şarkılar, o demetler, buseler,
    İnildeyen kemanlar arkasında sırtların,
    Akşam, korkuluklarda şarap dolu kaseler,
    - Ah o yeşil cenneti çocuksu sevdaların!

    O bilinmez zevklerin yüzdüğü masum belde
    Çok daha uzakta mı yoksa Çin'den, Maçin'den?
    Beyhude bir arzumu inildeyen dillerde,
    Canlanan bir hayal mi billur sesler içinden,
    O bilinmez zevklerin yüzdüğü masum belde.

    Charles Baudelaire


    İnsan Kendini Biraz Edebiyatta Biraz İnsanda Tanı







+ Yorum Gönder
cumhuriyet dönemi öz şiir anlayışı,  CUMHURIYET DÖNEMI ÖZ ŞIIR ANLAYIŞINI SÜRDÜREN ŞAIRLER,  cumhuriyet donemi oz şiiri,  öz şiir anlayışının kuruluşu
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi