Teknolojik gelişmelerin ülke ekonomisine katkıları

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Teknolojik gelişmelerin ülke ekonomisine katkıları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Teknolojik gelişmelerin ülke ekonomisine katkıları





  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: teknolojik gelişmelerin ülke ekonomisine katkıları



    teknolojik gelişmelerin ülke ekonomisine katkıları hakkında bilgi



    Üretim süreçlerindeki farklılaşmanın yol açtığı dönüşüm sonucunda ortaya çıkan ürün geliştirme ve yeni teknolojilerin yaygın kullanımı, ülkelerin ekonomik büyüme süreçlerinde çok önemli rol oynuyor. Türkiye’nin hızlı ekonomik kalkınması ve global pazarlarda rekabet gücüne ulaşmasının yolu da, her sektörde ileri teknolojilerin yarattığı yönelimleri göz önünde bulundurmak ve doğru stratejileri, teknoloji politikalarını oluşturmaktan geçiyor.

    Prof. Dr. Hacer Ansal
    İTÜ, İşletme Fakültesi

    1970'lerde dünya kapitalizminin içine girdiği ekonomik krizle birlikte, sanayide yeniden yapılanmaya gidildiği ve üretimde yeni paradigmaların ortaya çıktığı gözleniyor. Özellikle Batı ülkelerinde kriz, üretkenlik artışında büyük bir yavaşlama, imalat sektöründe fazla kapasite ya da kapasite kullanım oranlarında düşüş, artan enflasyon ve rekor düzeylere ulaşan işsizlik oranları biçiminde kendini gösteriyor.

    Dünya ekonomisindeki bu çalkantı ve ekonomik durgunluk ortamında bir yandan hızlı teknolojik değişimin yarattığı baskı, öte yandan sermayenin ve üretimin globalleşmesi, ülkeler ve firmalar arasındaki rekabeti büyük ölçüde kızıştırdı. Bu ekonomik ortamın yarattığı belirsizlik, özellikle teknolojik değişim karşısında hem firmalar hem de hükümetler açısından doğru değerlendirmeler yapılıp, doğru politikalar ve stratejiler saptamayı çok önemli kılıyor.

    Dünya ekonomisinde kriz sonrası ortaya çıkan tüm bu gelişmeler rekabetin koşullarını da değiştirdi ve Batılı ülkelerin sanayilerini bir yeniden yapılanmaya zorladı. 1970'lerden bu yana, dünya pazarlarında dalgalanan ve sürekli değişen talebe karşı esneklik kazanma çabası içinde üretim süreçlerinde teknolojik bir dönüşüm gerçekleştiriliyor. Bu teknolojik dönüşüm, geçen yüzyıldan özellikle de 1945'den bu yana egemen olan Fordist kitle üretimi sistemine dayalı ekonomik ve sosyal gelişim modelinden bir sapma göstererek yeni bir teknolojik paradigma ortaya çıkarıyor. Daha önce genellikle fiyat bazında rekabet edilir; başarı, büyük ölçeklerde ucuz ve standart mal üreterek elde edilirken, uluslararası rekabet gücü artık fiyatın yanı sıra yaratıcılığa, değişen talebe hızla cevap verme yeteneğine dayanmaya başladı. Bu da, bir yandan mikroelektronik esaslı teknolojilerin giderek daha yoğun bir şekilde nihai ürünlere ve üretim süreçlerine adaptasyonu ile bir yandan da, yeni, esnek üretim organizasyon biçimleri uygulanarak başarılmaya çalışılıyor.

    Üretim süreçlerinde ortaya çıkan bu teknolojik dönüşümün doğası, yönü, nedenleri ve sonuçları üzerine farklı alanlarda yapılan çeşitli çalışmalar, bu dönüşümün çok farklı yanlarını ön plana çıkarıyor. Ama bu çalışmaların hemen tümünün vurguladıkları nokta, ürün geliştirmenin ve yeni teknolojilerin yaygın kullanımının ülkelerin ekonomik büyüme süreçleri üzerinde çok önemli rolleri olduğu. Genellikle gelişmiş ülkelerde yapılan bu çalışmalarda ulaşılan teknolojik yeniliklerin ekonomik büyümenin itici gücü olduğu sonucu, artık yaygın bir kabul görmüş durumda.

    Öte yandan, gelişmekte olan ülkelerde yürütülen çalışmalar, teknolojik açıdan belli bir gelişmişlik düzeyine ulaşılmadıkça, hızlı bir ekonomik büyümenin gerçekleşemediğini gösteriyor. Bu ülkelerde -Türkiye'de de olduğu gibi- teknolojik gelişme, yerel olarak yürütülen Ar-Ge çalışmalarına bağlı olarak değil, genellikle gelişmiş ülkelerden teknoloji transferi yolu ile başlıyor ve transfer edilen bu teknolojinin yerel koşullara adaptasyonu faaliyetlerine bağlı olarak teknolojik yeteneğin oluşturulması yolu ile sağlanabiliyor. Bir ülkenin teknolojik yeteneğini ölçebilmek için geliştirilen bazı göstergelerle teknolojik yeteneklerine göre ülkeler çeşitli kategorilere ayrılarak bu kategoriler arasında ekonomik büyüme, kişi başına düşen milli gelir, ve çeşitli sektörlerdeki yurt içi hasıla arasında ilişkiler irdeleniyor. Yapılan bu çalışmalarda teknolojik gelişkinlikle, ekonomik büyüme arasında ciddi bir ilişki olduğu görülüyor.

    Son dönemlerde uluslararası ticaret alanında yürütülen teorik ve ampirik çalışmalarda da, ülkelerin rekabet gücü kazanmasında teknolojinin önemi vurgulanıyor. Örneğin, OECD ülkelerinde 40 sanayi dalında yürütülen bir inceleme, bir ülkenin ihracat performansının o ülkelerde alınan patentlerin toplam patentler içindeki payının bir fonksiyonu olduğunu gösteriyor. İngiltere ve Almanya'da yürütülen bir başka çalışma, bu ülkelerin farklı sanayi dallarındaki Ar-Ge faaliyetlerinin yoğunluğu ile ihracat yoğunluğu arasında sıkı bir ilişki olduğunu ortaya çıkarıyor.

    Hindistan, Brezilya gibi bazı ülkelerde yürütülen çalışmalarda, teknolojinin bu ülkelerin ihracat performansları üzerinde önemli bir rolünün olmadığı görülüyor. Çünkü bu ülkelerin ihracatları, teknolojik üstünlüğe değil, genellikle vasıfsız ve ucuz emek avantajı ile üretilmiş standart mallara dayanıyor.

    Gelişmiş ülkelerde mikroelektronik teknolojinin üretim süreçlerine yaygın olarak adaptasyonu sonucunda, yeni ürün geliştirme açısından artan teknolojik yenilik hızına bağlı olarak, ürün ömür çevrimi giderek kısalıyor. Bu yüzden gelişmekte olan ülke firmalarının yüksek teknoloji sektörlerinde, kendilerinin yerel olarak yürüttüğü Ar-Ge faaliyetlerine bağlı olarak bir rekabet gücü kazanmaları henüz pek mümkün gözükmüyor. Ancak düşük ve orta teknoloji sektörlerinde, o sektörlerdeki yeni teknolojileri bünyelerine adapte edebildikleri ölçüde rekabet üstünlüğü sağlayabiliyorlar. Bütün bu bulgular, prodüktivite artışı ve ekonomik büyüme sağlanabilmesi için gelişmekte olan ülkelerde teknolojik gelişmeyi sağlamanın, yani teknolojik yeteneklerin ileri bir düzeye çıkarılması ve yeni teknolojilerin üretim süreçlerine ve ürünlere başarı ile adapte edilmesinin zorunluluğuna işaret ediyor.

    Gelişmekte olan ülkelerin global pazarda rekabet üstünlüğü yakalayabilecek, lider olabilecek ürün çıkaramaması, bu ülkelerde sınai üretimin lisans anlaşmaları çerçevesi içinde sürdürülmesi, ürün geliştirme ile özgün tasarımların yaratılamaması, tasarlanan ürünlerin üretiminde de kulllanılan temel teknolojilerin olgunluk dönemindeki teknolojiler olması gibi nedenlere dayanıyor. Dolayısıyla ülkelerin ekonomik büyüme sağlayabilmelerinin yanı sıra, dış pazarlarda rekabet üstünlüğü sağlayabilmeleri de yine firmaların yeni teknolojileri hem ürün tasarımı, hem de üretim süreçlerinde başarı ile kullanabilmelerine bağlı. Prodüktivite artışı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki, büyük ölçüde mikroelektronik teknolojinin yaygınlaşma hızına ve bilgi birikimine bağlı.

    "Mikroelektronik teknoloji devrimi" ve "bilgi çağı" kavramları yaygın olarak kullanılmaya başlandı. "Bilgi çağı" ya da "bilgi toplumu" kavramlarıyla bilginin, üretim süreçlerindeki öneminin giderek arttığı vurgulanmaya çalışılırken, bir yandan da "bilgi-yoğun" sektörlerin ülke ekonomilerinin, özellikle çıktı ve istihdam artışı açısından, en dinamik kısmını oluşturduğu anlatılıyor. Ancak bilgi çağını yakalayabilmenin en temel ön koşulunun, mikroelektronik altyapının sağlanması olduğu açık. Ekonomide mikroelektronik teknolojinin yaygınlaşması ve firmalarda başarı ile uygulanması, firma performansına, dolayısıyla ekonomik büyümeye katkı sağlıyor.

    Mikroelektronik Teknoloji Devrimi

    Mikroelektronik teknolojisinin ürünlere uygulanması ve üretim süreçlerinde yoğun bir biçimde mikroelektronik bazlı teknolojilerin kullanımı, gelişmiş ülkelerde 1970'lerden bu yana gözlenen yeniden yapılanmanın ve teknolojik dönüşümün en önemli gücünü oluşturuyor. Almanya, İngiltere, Fransa, İsveç, Danimarka ve Finlandiya'da yürütülen ve her bir ülkede bin 200 firmayı kapsayan bir çalışma, 1973-1987 yılları arasında üretim süreçlerinde mikroelektronik bazlı ileri imalat teknolojilerinin kullanımının ortalama yüzde 1.5 (İngiltere) - yüzde 20 (İsveç)'lerden yüzde 70-85 'lere çıktığını gösteriyor. Bu çalışmaya göre, teknolojinin yayılmasının erken dönemlerinde firmaların yeni teknolojinin yarattığı fırsatlardan haberdar olmamaları, yaygınlaşmayı çok büyük ölçüde geciktiriyor.

    Aynı çalışma, mikroelektronik teknolojisi uygulamasının hem ülkeler arasında hem de firma büyüklüklerine göre çok büyük farklılık gösterdiğine dikkat çekiyor. Ülke ekonomilerindeki ortalama yaygınlık oranları biraz daha derinlemesine irdelendiğinde, yeni teknolojilerin yaygınlık derecelerinin sektörler arasında da büyük farklılıklar göstereceği açık. Ancak genel olarak elektrik-elektronik ve makine mamullerinde ve üretim süreçlerinde mikroelektronik teknolojisi kullanım oranı, tüm sektörler arasında en yüksek düzeyde iken, tekstil ve hazır giyim sektörlerinde bu oran çok daha sınırlı kalıyor.

    Firmaların yeni teknolojileri adapte etme nedenlerine bakıldığında büyük farklılıklar olduğu gözlenmekle birlikte, genellikle işçilik maliyetlerini aşağıya çekmek, bazı alanlarda karşılaşılan işçi yetersizliği, üretim süreçlerinde daha sıkı bir kontrol sağlayarak verimliliği arttırmak, üretilen mal ve hizmetin kalitesini arttırmak, müşteri istekleri doğrultusunda imalata yönelmek, sürekli değişen ve dalgalanan talebi karşılama kapasitesini/yeteneğini arttırmak olarak sıralandığı görülüyor. Yeni teknolojilerin adaptasyonunun en yaygın amacı işçilik maliyetlerinin aşağıya çekilmesi doğrultusunda.

    Ayrıca, geleneksel vasıflı işçilerin üretim süreci üzerindeki kontrolü, mikroelektronik bazlı makinelerle ortadan kaldırılabiliyor. Dolayısıyla, özellikle makine sektöründe yeni teknolojiler sayesinde vasfın ve bilginin kaynağının işçilerden yönetime transferi gerçekleştirilebiliyor. Artan kontrol ile birlikte de çok daha yüksek verimlilik sağlanıyor. Ancak yeni teknolojilerin genel olarak emeği ikame edici yönünün, özellikle gelişmekte olan ülkelerde işsizliğin çok büyük düzeylere ulaştığı bir ortamda ekonomiye katkı olarak değerlendirmek mümkün değil.

    Mikroelektronik-bazlı yeni teknolojilerin firma bazında yaptığı olumlu etkilerin en başında, konvansiyonel tezgahlara kıyasla çok daha büyük hassasiyetle ve hızla çalışmalarından ötürü üretilen mal ve hizmette büyük bir kalite artışı sağlaması geliyor. Bu nedenle de özellikle makine sanayiinde yeni teknolojiler giderek artan bir hızda yaygınlaşıyor. Diğer yandan şiddetlenen rekabetle birlikte, müşteri istekleri doğrultusunda, siparişe göre üretim taleplerini karşılamak, firmalar açısından zorunlu hale geliyor. İleri imalat teknolojileri sayesinde firmalar, üretimlerini büyük ölçüde esnekleştirebiliyor, tek bir birimle çok çeşitli işlemler minimum maliyet ve sürede gerçekleştirilebiliyor. Böylece hem çeşit hem de sayı olarak hızla değişen pazar taleplerini karşılamak mümkün olabiliyor. Ayrıca örneğin bir CNC tezgahının ortalama 3-4 konvansiyonel tezgahı ikame ettiği düşünülünce, yeni teknolojiler firma bazında -istihdamın yanı sıra- enerji kullanımı ve fabrika alanını da büyük ölçüde azaltabiliyor.

    Mikroelektroniğin yarattığı esnekliğin çeşitli malların üretimini olanaklı kıldığı gibi, model üretme ve değişik modele makineleri hazırlama süresini de azalttığını görüyoruz. Dolayısıyla, sık model değişiminden ve mal çeşitlemesinden doğan maliyetler büyük ölçüde düştü, ürün ve çeşit ekonomisinin altyapısı oluştu. Örneğin metal sektöründe yapılan bir çalışma, 1980'lerde İsveç'te 1-1.5 saatte yapılan bir kalıp hazırlama işleminin Japonya'daki fabrikalarda bir kaç dakikaya indirildiğini gösteriyor.

    Mikroelektronik teknolojinin bir de üretim ölçeğine etkisi açısından ekonomiye olan katkısını değerlendirmeye çalışırsak, pek çok iktisatçı, mühendis ve yönetici tarafından geniş kabul gören, "optimum fabrika ve firma ölçeği, yeni teknoloji ile küçüldüğü için, küçük ölçekli esnek üreticilerin sektörlere girmesi mümkün olabilmektedir" görüşü özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından önemli sonuçlar yaratacak nitelikte. Mikroelektronik teknoloji ile birlikte küçük ölçekli üretim artık verimli hale geldiğinden, ölçek çeşitli sektörlere giriş için bir engel oluşturmuyor; çok sayıda küçük üretim biriminin işbirliğine dayanan, adem-i merkeziyetçi, esnek uzmanlık modelindeki gibi bir sanayileşmeyi mümkün kılıyor. Özellikle pazarın ve müşterilerin çok çeşitlendiği sektörlerde, yeni teknolojiler sayesinde ürün ölçeğinin düşmesi, gelişmekte olan ülkelerin firmalarına özel talep dilimlerinde başarı fırsatı yaratıyor.

    Ancak yeni teknolojinin yarattığı tüm olanaklarla birlikte üretim süreçlerine adaptasyonunun çok kolay bir iş olmadığı da unutulmamalı. Önemli ölçüde "yaparak" ve "kullanarak öğrenme" süreci gerektiriyor. Yeni makinelerin kullanımının öğrenilmesinin ötesinde, yeni ürünler ya da üretim süreçleri tasarımı yapmak, firmada farklı işlevler/birimler arasında entegrasyonu sağlamak ve bunu tasarım ve yönetimle bağlamak, hala gelişmekte olan ülkeler için çok sorunlu alanlar.

    Sonuç olarak Türkiye açısından baktığımızda, hızlı ekonomik kalkınmanın ve global pazarlarda rekabet gücüne ulaşmanın yolunun, her sektörde ileri teknolojilerin yarattığı yönelimlerin göz önünde bulundurulması ve doğru stratejilerin, eğitim ve teknoloji politikalarının oluşturulması ve uygulanmasından geçtiği çok açık. Dolayısıyla, bu konuda hem firmalarımıza hem de hükümetlere büyük görevler düşüyor.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi