Çinlilerin dünya uygarlığına katkıları nelerdir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Çinlilerin dünya uygarlığına katkıları nelerdir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    HARBİKIZ
    Bayan Üye





    Cevap: çinlilerin dünya uygarlığına katkıları nelerdir
    T'ang hanedanının son yüzyılındaki en önemli problemi, vergiden muaf tutulan büyük toprak lordlarının oluşmasıdır. An Lu-shan isyanından sonra yılda iki kere toplanmaya başlayan vergileri verecek gücü kalmayan köylüler, ya bu toprak lordlarının himayesine girmeye başladılar veya haydutlukla geçimlerini sağladılar. Nihayet, 870 yılında, merkezi Çin'de, köylüler, Huang Ch'ao liderliğinde isyan ettiler.

    881'de Huang Ch'ao isyancılarının sayısı 600.000 ulaşmıştı. Başkenti yıktılar, imparator doğuya, Lu-yang'a kaçtı.


    Kağıt Yapımı
    T'ang döneminde Budist etkisi artmıştır. Bu etki, özellikle heykel ve oymacılık sanatlarında görülür. Çin'in kuzeybatısındaki kaya mabetlerinde çok güzel örnekler vardır. Bu dönemde, kağıt yapımı iyice gelişmiştir, baskı icat edilmiştir. Matbaanın icat edilmesiyle birlikte kitap ticareti hızla gelişti. Matbaayı hızla geliştiren Çinliler resim basmak için tahta bloklar hazırladılar. Bu baskı bloklarını bir sanat eseri olarak hazırlıyorlardı. Örneğin bitkilerin tür listelerini yaptılar ve bitkilerin resimlerini içeren eserler bastılar. Bu resimler, tıpkısının aynısıydı. 868 tarihinde, Buda sutraları yani Buda söylevleri de basıldı. Bundan sonraki 2 yüzyıl içinde ise, Konfüçyus'un klasikleri ve Taoist kanunların tümü basıldılar. Matbaa, Çin'den dünyaya yayılmaya başladı. XI. yy. gelindiğinde, Kuran’ın bazı cüzleri Kahire’de basılmıştı bile. Avrupa matbaa ile 1377 de tanıştı ve ilk basılan şey oyun kağıtları oldu.

    T'ang dönemi, Çin'in teknolojide diğer medeniyetlerden ileri geçtiği dönemdir. Gemi yapımında ve ateşli silahlarda önemli gelişmeler kaydedilmiştir. T'ang döneminde çok iyi şairler de yetişmiş, şiirler yazılmıştır.





    Baskı Makinesi, Çin hareketli tip
    Çinlilerin dünyaya en önemli armağanları manyetik pusuladır ve bu buluşun öyküsü oldukça ilginçtir. Bu buluş M.Ö. 2000 yıllarında kullanılan kehanet kemiklerinin MÖ III yy lar da kehanet tahtaları haline gelmesi ile başladı. Devletin resmi görevlisi olan kahinlerin kullandığı bu tahtalar başlangıçta iki disk halindeydi. Göğü temsil eden disk üstteydi ve yeri temsil eden alttaki diske bir mil ile bağlıydı ve diskler bu mil etrafında dönebilmekteydi. Göğü temsil eden diskin üstünde takımyıldızlar vs… gibi objeler kazılarak belirtilmiş ve her iki disk de 15 er derecelik açılarla bölünmüştü. Sembolik anlama sahip ve çeşitli maddelerden yapılmış objeler bu tahtanın üstüne atılarak pozisyonlarına göre kehanet ve yorumları kahince yapılırdı. Bu objelerin en önemlisi olan sembolik bir parça vardı ki kaşık şeklinde idi ve Büyük Ayı takımyıldızını temsil ederdi. MS ilk yy la gelindiğinde bu kehanet kaşığı üst diskin üzerinde yerini aldı ve mil çevresinde daha kolay hareket edebilir özelliğe erişti. Çinliler diğer birçok medeniyette olduğu gibi magnetit denilen bir cins demir oksitli taşın demiri çekme özelliğini fark etmişlerdi. Sihirli güçlerle ilişkisi olduğuna inandıkları bu özelliği kehanet tahtalarında kullandılar. Kehanet tahtalarının parçalarını ve kaşığı bu mıknatıs taşı olarak ta bilinen maddeden yapmaya başladılar. Artık gökyüzünü temsil eden diskin üzerinde ve mile bağlı olan, oldukça incelmiş bir şekilde yapılan bu kaşık sihirli bir güçle hep aynı yönü gösteriyordu. Kaşığa güneyi gösteren kaşık denildi, çünkü sapı güneyi gösteriyordu. MS ilk yy da kaşık gittikçe bugünkü pusula iğnesi görünüme yakın bir şekil aldı.


    Sutra baskısı
    MS altıncı yy la gelmeden Çinliler küçük demir iğnecikleri manyetik özellikli mıknatıs taşı üstünde döverek onlara manyetik özellik kazandırdılar. On birinci yy.da da demiri kızıl dereceye kadar ısıtarak ve kuzey güney doğrultusunda tutup soğutarak, demire manyetik özellik verebilmeyi başardılar. X yy da Çinli gemiciler manyetik pusulayı kullanmaya başladılar. XI. YY da Çin’de bu kullanım yaygınlaştı. Avrupa ise, bundan en az 100 yıl sonra, pusula ile tanışabilmiştir.

    Çin’de Taocuların deneysel çalışmalara ve simyaya, inançları gereği özel bir ilgileri olduğundan söz etmiştik. Taocu rahipler kimyanın gelişmesine katkıları küçümsenmeyecek insanlardır. Neolitik çağlarda kullanılan ve özel pişirme kapları olan " li " den esinlenerek ve onu geliştirerek modern imbiği icat ettiler. Damıtılan maddeleri ani soğutabilecek düzenekler yaptılar. Böylece alkolü elde edebildiler. Kimyada birçok çağdaş bilgiyi Çinlilere borçluyuz. Eriyikten metal elde etmeği başardılar. Örneğin bakırı çözeltisinden çöktürebiliyorlardı. Normal şartlarda çözünmeyen maddeleri çözmek için seyreltik nitrat asidini kullandılar. Bu işlem sonunda potasyum nitratı (güherçile) elde ettiler ve bunu odun kömürü ile (karbon) ve kükürtle karıştırarak barutu yaptılar. Taocular ölümsüzlük iksirinin peşinde idiler ve barut sonsuz deneylerinin birinin tesadüfi sonucu idi. Önceleri havai fişekler gibi eğlence amaçlı kullanılan barut, Çin’de askeri amaçla X. yy dan itibaren yoğun bir biçimde kullanılmaya başlandı.13. yy da İslam dünyası 14.yy da Avrupa barutla tanıştı.


    Mahayana Buda
    Çin tıbbından söz etmeden geçemeyiz. Çinliler için sürekli artan nüfusu beslemek kadar sağlıklı tutmak da önemli bir sorundu ve bunu başarabiliyorlardı. Günümüzde akupunktur olarak bilinen iğne ile tedavi en çok kullanılan tıbbi yöntemlerden biriydi ve akupunktura ait belgelere MÖ 600 lerde bile rastlamaktayız. Akupunktur hem insan ve hem de hayvanların tedavisinde kullanılmıştır. Modern tıp, bu tedaviye, vücudun hastalık etmenleri nedeniyle bozulan hassas dengelerini düzeltmeye yönelik doğal tepkilerini güçlendirerek, iyileşmeye yardımcı olan tamamlayıcı bir şifa yöntemi olarak bakmakta ve akupunktur tedavisini kabul etmektedir. Çinliler tabii ki böyle düşünmüyorlardı. Çin’de yaratılan ve geliştirilen akupunkturun temelindeki fikir, insan, dünyadaki nesneler ile canlı olduğu düşünülen evren arasındaki sıkı ilişkilere dair kurdukları filozofilerinde idi. Başlangıçta, akupunktur noktaları ile pusulanın yönleri ve gökyüzünün düzeni arasında özel ilişkiler kurulmuştu. Bu noktalar iğne ile uyarılarak, insanın bedeninin içindeki " hayat veren ruhun " daha kolay hareket etmesi sağlanıyordu. Çin tıbbında hayat veren ruh sonraları akciğerlerin hareket verdiği pnomatik dolaşım teorisine dönüşmüştür. Çin tıbbının varlığını kabul ettiği ikinci dolaşım sistemi ise kalbin hareket verdiği kan ile ilgili idi. Kan " hayat veren özsu " kabul edilirdi. Bu sistemlerin varlığının kabulü Han döneminden itibaren yapılan, atar ve toplardamarların dikkatli incelemelerine dayandırılmıştı. Kan dolaşımı fikri Avrupa’da Çin’den 1600 yıl sonra ortaya çıkabildi, pnomatik dolaşım sistemi için ise Avrupa biraz daha bekleyecekti. Çinli hekimler hastanın nabzı, ateşi, dilinin rengi vb birçok vücut göstergesini kullanarak teşhis koyarlardı. Tedavide akupunkturun yanı sıra Çine has diğer bir yöntem olan moxibuston (ot yakma), gelişmiş eczacılık ve botanik bilgilerinin sunduğu ilaç ve bitkileri de kullanırlardı. Hekimlere rehberlik eden çok sayıda kitap hazırlanmıştı. Çin gibi, bürokrasisi son derecede güçlü olan bir devletten beklenebileceği üzere, hekimlik, kuralları belirlenmiş ve sıkı denetlenen bir meslekti, sınavdan geçmeden hekim olunamazdı. MS V yy da, T'ang döneminde İmparatorluk Tıp Koleji kurulmuştu. Hastane fikrinin ilk kez Çin’de ortaya çıktığı sanılmaktadır. Bu hastaneler başlangıçta Taoist ve Budist kurumlar gibiydi. Ama daha sonraları devletin doğrudan yönettiği kuruluşlar oldular. Karantina uygulamasının M.Ö. IV. yüzyıldan öncesinde Çin’de uygulandığı sanılmaktadır. Karantina uygulamaları da kurallara bağlanmış ve devlet tarafından denetlenmişti. Toplumu korumak için cüzam kolonileri de kurulmuştu. Çinli hekimler koruyucu hekimlik (hastalıkları önleme) ve hastalıkları tedavi konusunda oldukça bilgiliydiler.


    Basılı ilk kitap
    Çin’de devlet bilime ve bilgiye kucak açmış, ülkenin her tarafındaki bilginin toplanmasına kayıt altına alınmasına, bir araya getirilerek uygulamaya konulmasına, organize edilmesine, bilgiden yararlanmaya yardımcı olmuştur. Çin bilimi, 1500 yıllarında, yani Ortaçağ Avrupa’sının çok ilerisindedir. Ama Çin’de Rönesans Avrupa’sındaki gibi bir Bilim Devrimi hiçbir zaman olamamıştır. Bunun nedenlerine dair kesin şeyler söyleyemeyiz ama bir tahminde bulunabiliriz. Büyük katkı ve koruyucu politikalarına rağmen devletin ve son derece etkin olan bürokrasisinin yaratıcılığı teşvik etmemiş olduğunu düşünebiliriz. Çin bürokrasisine Konfüçyus tarafından belirlenen, geleneklere sıkı sıkıya bağlı olmayı gerektiren kural ve kavramlar hakimdi. Kalıplaşmış gelenekleri kıramayan Çinli bilim adamları bilimde sıçrama yapmadılar ve Batıdaki gibi bir bilim devrimi yaratamadılar.








    İlkel pusula


    A







+ Yorum Gönder
çin uygarlığının dünya medeniyetine katkıları,  çinlilerin dünya uygarlığına katkıları nelerdir,  çinlilerin dünya medeniyetine katkıları,  çinin dünya medeniyetine katkıları,  çin uygarlığının bilime katkıları
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi