Sakarya savaşında olan olaylar

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Sakarya savaşında olan olaylar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: sakarya savaşında olan olaylar


    sakarya savaşında olan olayları hkkında bilgi



    Bence her insan doğduğu büyüdüğü yerleri araştırmalı ve birkaç satır da olsa yazmalı.Çünkü yazılmadığı takdirde anlatılanların büyük kısımı unutuluyor. Kalanlar da masal oluyor. Bunu köyümüz hakkında kaynak toplarken yaşadım. Kitaplardan ve ağızdan ağza dolaşan hikayeleri derledim. Belki de çoğu bilinenleri, onları bilenlerle görüşemediğim için yazamadım. Bu konuda bana yardımcı olan herkese teşekkür ederim.

    Tırnaksız (Sakarya)Köyü, Polatlı'ya 11 km. uzaklıkta güney kesiminde; Polatlı ile sınırı olan ve İğciler, Çanakçı, Tatlıkuyu köyleri arasında, yine Velidede, Karadağ, Adatepe, Beştepeler, Kartaltepe, Acıdere arasında yerleşen; Sakarya Savaşının en yoğun olarak yaşandığı bir alanda kurulmuştur.

    Kırım Savaşı'ndan (1853) sonra Romanya'nın Köstence ve Bulgaristan'ın Pazarcık bölgesinde bir süre ikamet edip daha sonra bu bölgeye gelen; Hacı Bavbek Bayar,Yusuf Sezginer, Hacı Ömer Özcan, Hacı Osman Balcı, Ali Altay ağalar tarafından 1908 yılında kurulmuş. Daha sonra aynı bölgelerden göç edenlerle nüfusu 450-500 kadar olmuş. İstanbul'un işgali ve daha sonra Eskişehir'in de elden çıkması sonucu buradaki akrabalarının köye gelmesiyle bu nüfus artmıştır. Henüz asfalt ana yollar yapılmadan önce Günyüzü- Polatlı yolunun geçtiği, Tuz Gölünden Sivrihisar'a giden tuz götüren deve kervanlarının geçtiği bir uğrak noktasıdır. Ben o günleri yani kervanların geçtiği dönemleri yaşadım. Ve develerin üzerine binebilmek için koşuşturduğum günleri anımsarım.

    Sakarya Köyü'ndeki Çılgın Türkler

    Sakarya Savaşı öncesinde; Velidede Tepesine siper kazma işlerinde bütün köy; çocuk, kadın demeden herkes bu kazı ve hazırlık döneminde yardımcı oluyor. Köy 12.Grup ordu karargahına ev sahipliği yapıyor. Halide Edip Adıvar o bölgeleri savaştan sonra gezmiş ve "Elle, tırnakla kazılmış çukurlar vardı."diyor. 12. Grup ordu karargahı'nı hemen köyün yanındaki Yarıkkaya denilen bölgede, Velidede tepesinin eteklerinde ve harman yerlerinde kuruyor. Harman zamanı olduğu için bir yandan harman kaldırma işleriyle erzaklarını temin etmeye çalışırken bir yandan da ordunun ihtiyaçlarını temin etmek için gayret içine girerler. Eli silah tutabilecek olanlar hemen askere alınıyor. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar diğer işlere bakıyor. Köyün su sıkıntısı vardır. Bir kısımı köyün çevresindeki kuyulardan, şırşır çeşmesi ve Yarıkkaya Çeşmesinden tahtadan yapılı metiy dediğimiz varillerle sürekli, su taşırlar. Bu su zaten köylüye zor yeterken, bir anda ordu karargahı olunca ihtiyaç da o nispette artmıştır. Köylüler suyu kendilerinden çok askerlere ve askeri görevlerde kullanılan hayvanlara verirler. Ağustos'un sıcağında suyun damlası dahi çok değerlidir.

    Ordu Komutanları, öğretmenYaşar Adak'ın dedesi o zaman muhtardır, onun evinde kalırlar. Benim dedem de İstanbul Fatih Medresesinden mezun olmuş,köyün hem imamı, hem de öğretmenidir. Daha alt düzeydeki ordu mensupları diğer evlere dağılırlar.

    Velidede tepelerinde çok şiddetli çarpışmalar olur. Kıran kırana bir savaş. Fakat Yunan 7.Tümen'i hem sayı olarak, hem de teknolojik silah gücü olarak çok üstündür. Savaşın 3. günü Velidede Tepesi ve Tırnaksız Köyü Yunanlıların eline geçer. O sırada köydeki kadınların bir kısımı günlük işleri de yürütmek zorundadır. Örneğin, koyunları sağarken yanlarına kurşunların düştüğünden bahsederler. Yunanlıların 3 günde ordumuzu geri püskürtmesi beklenmiyen bir olaydır. Süngü süngüye çok çetin bir çarpışma olur. Bizim bir alay komutanımız burada şehit olur. Bir alay komutanımız da yaralanır. Bir günde 4 km.lik geri çekilme olur. Ordumuz Adatepe'ye çekilir. Orada da tutunamıyacak, daha gerilere Eskipolatlı sırtlarına kadar çekilecektir.

    Savaştan önce çok yer gezmiş, çok zülum görmüş olan köy halkı tutunabildiği son toprak parçasından koparak kaçmayı hiçbir zaman düşünmez. Köyün ileri gelenleri nasıl bir tavır izleyeceklerini hemen karar bağlarlar. Köyde yaşlılar, kadınlar, çocuklar,muhtar,ve köyün imamı ve öğretmeni olan dedem kalır. (Dedem,Sarıkamış'ta askerlik yapmış,tek kurşun atamadan donan askerler arasında sağ kurtulup, Suriye Şam cephesine gönderilip orada İngilizlere esir düşüp, daha sonra esir değişiminden sonra, köyünden 6 yıl kadar ayrı kalıp, dönmüş, o sırada da hastadır.) Köylüler gerek evlerindeki odaların tabanlarına, gerekse bahçelerinde çeşitli yerlere sığınaklar kazmışlar. Onları güzelce kamufle etmişler. İşgal altında kaldıkları 13 gün boyunca buralarda yaşamışlar. Aç ve susuz kalmışlar. Kadınları ve kızları koyun pisliğini sulandırıp, yüzlerine ve saçlarına sürerek hem çirkin hem de kökü kokmalarını sağlamışlar.

    Köyün yaşlıları henüz Rusça'yı unutmamışlardır. Rusça ve Romence'yi çok iyi bilmektedirler. Köy Yunanlıların eline geçince Yunan ordu mensuplarına kendilerinin Rus olduklarını söylüyorlar. Rusça konuşmaları ve onlarla görüşenlerin sarışın renkli gözlü olmaları Yunanlıları ikna ediyor. Türk Ordusu'na yardım eden Sovyetler Birliği ile aralarının bozulmasını pek istemeyen Yunanlılar köye zarar vermiyorlar. Bu durum daha sonra ellerine geçirecekleri diğer Kırım göçmeni köylere de bir ışık olacaktır. Çünkü onlara da dokunmuyorlar. Savaştan hemen sonra köye gelen Halide Edip Adıvar anılarında şöyle anlatıyor:

    "Bir hafta kadar bir Tatar köyünde kaldım. Onları Rus saydıkları için Yunanlılar bir şey yapmamışlardı. Köy çok temiz bir yerdi. Kadınları yorgun değil, çocuklar okuyup yazıyordu. Mektep hocaları vardı. Kısacası, Anadolu'da o sınıf halkın biraz üstünde görünüyorlardı. Bunlar elli yıl önce, Kırım Muharebesi sırasında göç etmişlerdi. O zaman Türkiye'nin büyük meselesi ,nüfusunun azlığı olduğu için, bir gün İsmet Paşa'ya Kırım'dan göçmen getirtmek için fikrimi söyledim." diyor. Bu kahramanların fotoğraflarını bulduk. Halide Edip Adıvar'ın kaldığı evi belirledik. "Bir gün balkonda, kırık bir ütü bulmuştum. Topçu Müfettişi Miralay Galip,bunu elimde gördüğü zaman ona ütülenmemiş mendil kullanmanın sıkıcılığından bahsettim." diyor. Bu evde balkon var.

    Rusça'yı henüz unutmamış olan Kırım göçmenlerinden bir başka kaynakta da bahsedildiğini görüyoruz. O dönemde Sovyetler Birliği'nden gelen ve Milli Mücadelemizi destekliyen, ordumuzun ihtiyaçlarını yerinde görüp tespit eden Rus Büyükelçisi Semianov İvanoviç Aralov anılarında aynen şöyle diyor: "Polatlı istasyonunda uzunca bir süre kaldım. Bulunduğumuz yeri tanımak için vagondan çıktık. Bir çayhaneye girdik. Orada ansızın bir tarihte Kırım'dan gelerek burada yerleşen ve Rus dilini unutmamış olan Tatarlara rastladık. Gerçi kimliğimizi gizlemiştik ama ,bura halkı Sovyet Rusyalı olduğumuzu hemen anladı. Bizi Belediye'ye davet ettiler. Konuşmalarımızdan, kasaba halkının itilaf devletleriyle yapılmakta olan savaşın anlamını çok iyi anladıkları meydana çıktı. Konuşmalarımızdan sonra Kırım Tatarları bizi, kasabanın görülecek yerlerini görmeğe götürdüler. Askeri fırını gezdirdiler. Fırının düzeni ve lezzetli ekmeği özellikle dikkatimizi çekti." Bu ziyaret Sakarya Savaşından altı ay kadar sonra oluyor.

    Tırnaksız köyü,işgal altında iken anlatılan hikayelerinin aklımda kalanlardan birisi dedemi alıp karargahları olduğu bölgeye götürerek işkence yaparak para veya altın istemeleridir. Köylüleri teker teker sıkıştırırken birisi: "- Süleyman'da para vardır." der. Bunun üzerine dedemi alıp götürüp, bütün gün işkence yaparlar. Köyde iki Süleyman vardır. Biri bakkal Süleyman, diğeri de savaştan daha yeni dönmüş, hasta, köyün maaşa bağladığı parayla geçimini sağlamaya çalışan Süleyman'dır. Bu dedemdir. Yanlışlıkla dedemi götürürler. İşkencelere rağmen dedem, diğer Süleyman'ı ele vermez. Ama Yunanlılara bulabilirse bir miktar para toplayabileceğini söyler. Bunun üzerine belirli bir süre vererek dedemi serbest bırakırlar. Hangi evleri gezip para topladığı belli olmasın diye gece geç saatlerde gizli, gizli ev ev gezerek toplayabildiği para veya altınları ertesi günü Yunanlılara verir.

    Çılgın Türk Süleyman Sezginer savaştan 30 yıl sonra bir Milli Bayram'da konuşma yaparken

    Yine bir diğer anı:Köydeki tavukları Yunan askerleri toplayıp götürürken kafalarını kesmeden elleriyle kopararak kanlarını akıtarak götürmeleridir.

    Esir kaldıkları süre içinde Yunan orduları hakkındaki bilgileri günü gününe Türk Ordusu yetkililerine iletirler. Gıda ve su destekleri çok zor koşullarda devam eder.

    Bu savaşta , bu alanda şehit olanların defnedildiği 3 ayrı şehitlik vardır. Bunların iki tanesinin yerleri belli diğeri ise daha içeride ve tarlalar sürülürken taşları toplandığı için yerini tam olarak bulmakta zorlanabiliriz. Ama hangi tarlanın içinde olduğunu bilenler var.

    Düşman geri püskürtülmüştür. Mürettep Kolordu Komutanı Orgeneral Kazım Özalp o dönemde miralaydır. Anılarında şöyle diyor: "Şehitlerimizin belirli yerlere gömülmesi ve yaralılarımızın sargı yerlerine nakilleri için,fırkalarca süratle tertibat alındıktan sonra, Süvari Fırkasına, uygun bulacağı noktalardan Sakarya'nın batısına geçerek düşman gerilerine akın yapılmasını, 15. ve 57. fırkalara, Şükrü Naili Bey kumandasında olarak, Beyliköprü'nün doğu sırtlarını kuvvetli tutmasını ve Porsuk Suyunun Sakarya'ya birleştiği nokta yakınında, geçit harekatine hazırlanmasını, 1., 23. ve 17. fırkaların da, Kavuncu Köprüsü yönünde, ilerlemesini emrettim. Ben de vaziyeti daha yakından görmek ve idare etmek üzere, Kavuncu Köprüsü'ne hareket ettim. Yolum üzerinde olan Karadağ'dan geçerken burada yapılmış olan muharebelerin ne derece kanlı olduğunu gösteren manzara açıkça görülüyordu. Düşman kaybı bizden çok fazlaydı Sayısız insan, hayvan ölüleri birbirleri üzerine yığılmış ve bu cesetlerden akan kanlar geçtiğimiz yol üzerinde derin kırmızı lekeler meydana getirmişti. (Bu yol Tırnaksız'ı Polatlı'ya bağlıyan yoldur.115 dediğimiz bölgeye ve Yunak'a giden yol açılıncaya kadar biz bu yoldan geçerdik. Her geçişimiz de Karadağ'ın eteğinde siper yerlerini görürdüm. Belki bu yoldan binlerce kere geçmişimdir.) Düşmanın büyük kıtalarının ordugah olarak kullandıkları Tırnaksız kariyesinde, kıtalarımızı biraz bekledim. Bu arada 4. Gruba bağlı bazı Takip kıtaları da Tırnaksız'a vardılar. 4.Grup Kumandanı Kemalettin Sami bey ile orada buluştuk. Muhtelif gruplara bağlı takip kuvvetlerinin süratle Sakarya'ya doğru ilerledikleri görülüyordu. Bu arada düşmanın ayakta kalan kıtaları tamamen Sakarya'nın batısına geçmiş bulunuyordu. Tırnaksız'dan 23.Fırka Kavuncu Köprüsü'ne doğru ilerledi. 1. ve 17.fırkalara bulundukları yerlerde kalmalarını emrettim. (Tırnaksız'da) Kemalettin Sami Bey'le yaptığımız görüşmelerde, Sakarya'nın batısında yapılacak harekete ne zaman başlayacağımızı ve nasıl planlayacağımızı kararlaştırdık. Birlikte Polatlı'ya döndük. Başkumandan bizi Polatlı'da trende bekliyorlardı." diye Atatürk'e Tırnaksız'daki gelişmeler hakkında brifing verir.

    Ben 1953 doğumluyum. Yıllar geçip de oyun çağına geldiğim zamanlarda arkadaşlarımla bu tepeleri çok gezdik. Kazılan siperler savaştan 40 yıl geçmiş olasına rağmen duruyordu. Ayağımızla bu tepelerin toprağını eşelediğimiz zaman savaş kalıntılarını; top mermisi parçalarını, tüfek mermilerini, at koşum aletlerinin metal parçalarını ,üzengi bulabilmek mümkündü. Hatta patlamamış top mermisi bizim iki tarlamızı sürerken bizzat ben bulmuş, iki tarla arasına, sınır bölgesine bırakmıştım. Bir de namlusu kırık topuzlu bir tabanca bulmuştum. Bulduğumuz bu kalıntıları bakkala götürürdük. Bize bir iki tane bisküvi veya bir lokum verirdi. Fakirlik olduğu için o da bunları hurdacıya satardı. Şimdi düşünüyorum da, bu kalıntıların manevi değerinin ne kadar önemli olduğunu çok geç kavradık. Bazan kuvvetli yağmur yağdığı zaman yağmur sularının aktığı küçük derelere koşardık. Buralara da yağmur kalıntılardan bir şeyler bırakırdı. Her yağmurdan sonra bunları mutlaka yapardık ve elimiz boş dönmezdik. Bulanlar şanslı olurdu. Ellerindeki bisküvi veya yapıştırma dediğimiz bir lokum ve iki bisküviden oluşan tatlılarımızla evimize dönerdik. Kimse de ne bizi, ne de bakkalı uyarmadı. Bu kalıntıların ne kadar önemli olduğunu anlatmadı. Bazen da patlamamış fişekleri ceplerimize doldurup, harman yerine gider,üzerlerine biraz saman koyup, ateşe verip, koşarak çukurlara saklanırdık. Hayali savaş oyunu oynardık. Kimse Yunanlı olmak istemezdi. Biraz sonra ateşten iyice ısınan barutlar patlamaya başlar. Kafamızın üzerinden veya etrafa kurşunlar saçılırdı. Bu, bize gerçek savaş anını yaşatan, çok tehlikeli bir oyundu. Şimdi çocuklarımın böyle bir şey yapmalarına asla izin vermem.

    Savaştan sonra 1925 yılında bizzat ATATÜRK'ün emriyle, köyümüzün adı Sakarya olarak değişiyor. O günden beri Sakarya'dır. Ama birçoğu hala Tırnaksız diyebilir. Bu isim değişikliği, yani savaştaki tüm kayıtlarda TIRNAKSIZ diye geçerken, 1925 yılından sonraki kayıtlarda SAKARYA diye geçmiş olması, çoğu bu bölgede doğup büyümeyen araştırmacıları şaşırtmıştır. Bu nedenle buradaki savaşlara pek değinmemişlerdir. Abideleşmiş bir isimin verildiği Sakarya Köyü'ndeki olaylar araştırmacıların gözünden kaçmıştır.

    Amacım amatörce bir tarih araştırması ile bizzat kendimin bile bilmediğim gerçeklere ulaşmaktı, ulaştıkça da beni çok mutlu ediyor. Bu coğrafyada sadece bizim köyümüzde değil, her köyde tarih gizli. Bu konuda bilgileri olan kişiler, bunları paylaşmak için bana ulaşırlarsa çok mutlu olacağım.

    Yetkililerden ricamız; bu bölgeleri yaşananları anımsatacak anıtlarla donatmalarıdır. Bizim bu konuda köyümüzle ilgili bazı girişimlerimiz oldu. Bu konuda yetkililerden yardım bekliyoruz.







  3. 3
    Ziyaretçi
    Aslında her savaşa özgü bir kitap yazılabilir. Fakat kaynak sağlam olarak







+ Yorum Gönder
sakarya savaşında yaşanan olaylar
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi