Atatürk'ü örnek alan liderler

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Atatürk'ü örnek alan liderler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Gülcan
    Usta Üye





    Cevap: atatürk'ü örnek alan dünya liderleri atatürk'ü örnek alan ülkeler


    Atatürk: Doğu’nun milliyetçi lideri

    ABD’nin, tüm Ortadoğu’ya ve daha da geniş bir çerçevede tüm ezilen dünyaya karşı giriştiği sömürgeci saldırıda TÜRKSOLU’nun kayıtsız şartsız ezilenlerden yana aldığı tavır, Irak halkını ve doğrudan Saddam Hüseyin’i, Baas rejimini destekleyen çizgisi medyanın Amerikancı kalemlerinin dört bir yandan TÜRKSOLU’na karşı bir karalama ve yıpratma kampanyasına başlamasına neden oldu. Bu kampanyanın bir ayağı da Ertuğrul Özkök, Oral Çalışlar gibi isimlerin yazılarıyla başlayan Üçüncü Dünyacılık tartışması oldu.
    Temel argüman Atatürk’ün Batıcı olduğu, Türkiye’de Batı tipi bir rejim kurduğu ve Türkiye’yi Batılılaşma yoluna soktuğuydu. Üçüncü Dünyacılık ise tamamen çağdışı kalmış bir gericilikti. ABD Irak’ta Üçüncü Dünyacılığı yok edecek, oraya demokrasi götürecek, ardından da sıra Türkiye’deki Üçüncü Dünyacılığın yok edilmesine gelecekti. Türkiye’nin yapması gereken, ABD’yle beraber Üçüncü Dünyacılığın kökünü kazımak olmalıydı.
    Milliyet Newsweek’ten alıntı yaparak Irak’ın Atatürk gibi bir lidere ihtiyacı olduğunu vurguluyordu, ancak bu şekilde Irak Batılılaşacak ve Batının istediği kalıplara uyacaktı.
    Atatürk bu Batıcı çarpıtmaya maruz bırakılırken aslında iki şey birden hedeflenmiştir; ilk olarak, Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü kendilerinin yanında, Batıcı saflarda göstererek yıllardan beri Atatürkçülüğe musallat olan gardropçuluğa yeni bir çıkış yaptırabilmek, ikinci olarak da bunun sonucunda mazlum Türk halkını kendi tarihsel, ideolojik ve pratik birikimi olan Atatürkçülükten yoksun bırakmak.
    Türkiye’nin Batıyla cephe cepheye geldiği ve kısa zaman içinde büyük bir çatışmaya gireceği bu dönemde, bu ideolojik saldırı emperyalizmin geleceği açısından çok önemlidir. Engellenmek istenen Türk milletinin 1919’da olduğu gibi milliyetçi, antiemperyalist bir savaşıma girmesidir. Verilecek savaşım Atatürk’ün verdiği Bağımsızlık Savaşı’nın takipçisi niteliğinde olacaktır. Bütün Doğu açısından bakıldığında da görülmektedir ki Türkiye’nin yeniden Atatürkçü bir yola girmesi aynı zamanda bütün Doğunun da kurtuluşu anlamına gelecektir. Çünkü bu daha yüz yıl önce başlayan bir serüvendir.
    Batı saldırısını Doğuda ilk önce Türkiye karşıladı
    20. yüzyılın başlarında, hakim emperyalist güç olan İngiltere; Fransa ve diğer sömürgecileri de yanına alarak uzun zamandır sürdürdüğü Doğuyu sömürgeleştirme mücadelesinde son perdeyi açıyordu. En önemli direniş odağı ise bugün olduğu gibi o gün de Ortadoğu’ydu. Ortadoğu ise uzun zaman Osmanlı hakimiyeti altında kalmıştı. Saldırılan coğrafyanın merkezinde Türkiye vardı.
    Tüm bunlar Batı sömürgeciliği ile Doğunun ezilen halklarının arasındaki çelişkinin en keskinleştiği yer olarak Türkiye’yi ortaya çıkarmıştı. Atatürk’ü yaratan da bu coğrafyaydı. Atatürk gözünü vatanına çevirdiğinde hiç de Ertuğrul ve benzerleri gibi Batılı bir ülke görmüyordu:
    “...Tesadüfen sağımda duran şu haritanın pek güzel irae ettiği gibi Anadolu, bütün Asya’nın, bütün mazlumlar dünyasının zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir vaziyette bulunmaktadır. Anadolu bu vaziyeti ile tüm zulümlere, hücumlara, taaruzlara maruz bulunuyor. Anadolu yıkılmak, çiğnenmek, parçalanmak isteniyor, fakat efendiler bu muhacemat Anadolu’ya maksur ve mahsur değildir. Bu muhacematın hedefi umumisi bütün Şarktır.”.
    Batının tüm ezilenlere, tüm Doğuya karşı giriştiği saldırı Anadolu topraklarında en üst düzeyine ulaşacak ve yine Anadolu’da yenilecekti. Atatürk de Türkiye’yi Batının değil Doğunun ileri gücü olarak görmektedir.
    Atatürk’ü yaratan antiemperyalist mücadele
    Tüm dünya Mustafa Kemal’in adını ilk kez ne zaman duydu, hatırlayalım. Daha Kurtuluş Savaşı başlamadan Mustafa Kemal, Çanakkale’de Türk ulusunun verdiği vatan savunmasının komutanıdır. Emperyalizmin tüm gücüyle giriştiği bu saldırının püskürtülmesi başta Türk halkı olmak üzere tüm ezilen dünyanın zafere olan inancını artırmıştır. Saflar çok nettir; Batının saldıran, istila eden sömürgeciliğine karşı Doğu halklarının vatan savunması Türkiye’den başlamıştır.
    Türk ulusunun ve Mustafa Kemal’in Batıyla mücadelesi Türk Bağımsızlık Savaşı’nda da var gücüyle devam etmiştir. Bağımsızlıktan sonra ülke içindeki toplumsal yapıyla hesaplaşırken bile yine mücadelenin özü değişmeyecektir.
    Milli Kurtuluşçuluk, aynı zamanda Batının ezilen Doğu için uygun gördüğü tüm sömürge ve yarı sömürge yapıların ve bağımlılık ilişkilerinin yıkılmasını gerektirir. Mustafa Kemal’in tam bağımsızlık mücadelesi bu noktaya işaret etmektedir. Siyasi, iktisadi, askeri tüm alanlarda bir bağımsızlık mücadelesi verilmiştir. Metropol ile tüm sömürge ilişkilerinin karşısına Kemalizm tam bağımsız bir ülkenin mücadelesini vermiştir.
    Atatürk’ün verdiği savaşımın diğer bir yönü de sadece Türkiye ile sınırlı kalmaması, tüm ezilen Doğu halklarının mücadelesi olmasıydı. Türk zaferinden kısa bir süre sonra Asya ve Afrika milli kurtuluş hareketleriyle sallanacaktır.
    Atatürk’ün davası bütün Doğunun davasıdır
    Atatürk, tüm ezilen dünya adına bir mücadele vermişti. Türkiye’nin bağımsızlık savaşını verdiği dönemde Mısır, Çin ve Hindistan’da da milliyetçi hareketler yükselmektedir. Tüm ezilen dünya Batı karşıtı, milli kurtuluş mücadeleleri dönemine girmiştir. Türkiye’nin giriştiği bu mücadeleden galip çıkması aslında sadece Türkiye adına bir zafer olmayacak, aynı zamanda hem Batı sömürgeciliğinin hem de ezilen dünyanın kaderini çizecekti. Bu açıdan da mücadelenin çok çetin geçmesi kesindi.
    Bu durumu Mustafa Kemal 7 Temmuz 1922’de şöyle belirtmişti:
    “Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Tükiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin, bütün Şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir.”
    Diğer ezilen halklar da bu durumun bilincindedir.
    Mahatma Gandhi bu konuda “ Biz gerçekten müslüman kardeşlerimizle birlik olduğumuz kanısındayız. Türk miliyetçiliğini yıkmak için Avrupa’da sürdürülen harekete karşı onların duygularına sevgi duymalıyız. Hinduların görevi daha az açık değildir. Türkiye’yi yok olmaktan kurtarmak için elimizden geleni yapmalıyız.” diyerek Türkiye’nin mücadelesine verdikleri desteği vurgulamıştır.
    Atatürk yeni bir çağ açtı
    Türk miletinin ve Atatürk’ün zafer kazanması Asya ve Afrika’nın tüm ezilen ulusları açısından çok büyük bir anlam taşıyordu. Yüzyıllardır Batının boyunduruğu altındaki Doğu ilk kez Batıyı, sömürgeciyi yenilgiye uğratıyordu. Bu durum ezilen dünya açısından yeni bir çağın doğuşunu müjdeliyordu. Bu çağ sömürgeciliğe karşı milliyetçilik ve mili kurtuluş savaşları çağıydı.
    Yani Atatürk yalnız Türkiye’yi değil dünyayı değiştiren, yeni bir çağ açan bir liderdir. Hindistan’dan Cezayir’e bağımsızlığını kazanmış tüm sömürgeler Atatürk’ün bir ürünü ve devamıdır.
    Sadabat Paktı imzalanırken İran devlet başkanı bu durumu gayet iyi açıklar: “İmzacı devletler Atatürk’ün emperyalistlere karşı açtığı mücadele sayesinde varolmuşlardır. Bu sonucu Türk milletine borçluyuz”
    50’lerden itibaren tüm dünyayı sarsan Nasırlar, Nehrular ve bütün Üçüncü Dünya liderleri Atatürk’ün değiştirdiği bir dünyada görevlerini yerine getirdiklerinin bilincindedirler.
    İngiliz cezaevlerinde Hintli devrimcilerle Kemalizmi tartışan Nehru da, ceplerinden Mustafa Kemal resimleri çıkan Cezayirli gerillalar da, Süveyş Kanalı’nı millileştirirken Atatürk’ün “Boğazlar Türkiye’nindir” sloganını benimseyen Nasır da bunun farkındadır.
    Atatürk, Türkiye’yle başlayan Doğu uyanışının zaferle sonuçlanacağına emindir:
    “Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır.
    Onların yeniden doğuşu şüphesiz ki terakkiye ve refaha müteveccih olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engeller rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır.
    Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerinde milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı egemen olacaktır.”
    Ezilen ulus devrimcileri Atatürk’ü örnek alıyor
    Atatürk ezilen dünyaya ilk kez Çanakkale’de cesaret vermişti. Çanakkale Zaferi ezilen Doğuya emperyalizmin yenilmez olmadığını göstermişti. Doğuda antiemperyalist mücadelenin doğuşu Türk direnişine destek biçiminde başlamıştı. Hindistan’da daha 1920’de Türkiye’ye destek ve İngilizler’le işbirliği yapmama kampanyaları başlamıştı ve “Ankara’ya Yardım Fonu” adı altında paralar toplanıyordu.
    “Türkiye için adalet” hareketi zamanla İngiliz sömürgeciliğine karşı daha da kapsamlı bir mücadelenin tetikleyicisi oluyordu. Türkiye’ye destek vermek için başlayan hareketler kısa zamanda Türkiye’yi, Atatürk’ü kendine örnek alan mücadelelere dönüşüyordu. Şevket Süreyya’nın anlatımıyla “...Vietnam’dan, Hindistan’a, Mısır’a ve Cezayir’e kadar her kurtuluş bekleyen aydın, yarı aydın savaşçıların odalarının gizli köşelerinde birer küçük Türk bayrağı ve Mustafa Kemal’in resmi” bulunmaktadır.
    Afganlı Abdurrahman Saif ise “...İster İranlı, ister Afganlı, isterse de Hindistanlı olalım ülkelerimizdeki emperyalizme son vermek için birleşmemiz gerekir. Türkiye’deki emperyalizme yakında son verilecektir. İnanıyorum ki öteki uluslar da Türkiye’yi örnek alacak, Türkiye’nin izinde yürüyecek ve İngilizi yurtlarından kovacaklardır,” diyordu. Mustafa Kemal artık Doğunun kahramanı olmuştu. Tüm ezilen Doğu onun adını bayrak yapıyor ve mücadelesini örnek alıyordu.
    Irak saldırısı öncesinde Kürşat Tüzmen Saddam’ı ziyaret etmeye gittiğinde yer yerinden oynamış, herkes Tüzmen’i eleştirmişti. Oysa ki bu çok doğaldı. Saldırıyı bekleyen Irak halkı gözünü aynı 60 yıl önce olduğu gibi Türkiye’ye çevirmişken yapmamız gereken onlarla birlikte aynı siperde olmaktı. 1937’de Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras Sadabat Paktı görüşmeleri için Irak’a gittiğinde Irak gazeteleri şöyle yazıyordu:
    “Siz bizim üstatlarımızsınız. Biz sizden öğrendik ve sizi en iyi şekilde numune edindik. Türkiye ile Irak arasında yalnız iyi komşuluk, menfaat birliği ve politik dostluk mevzuubahis değildir. Aramızdaki bağlılık aynı zamanda talebenin üstadına, evladın anasına bağlılığıdır”
    Günümüzde Irak lideri Saddam Hüseyin de mücadelesini anlatırken Atatürk’ü anarak; “Kahraman Atatürk yedi düvele karşı savaştı. Bizim şu andaki durumumuz, sizin tıpkı Sevr anlaşmasıyla karşı karşıya geldiğiniz durumla aynı. Ama Atatürk ne yaptı? Sevr’e karşı direndi, Milli Mücadeleye girdi ve Sevr’i yırtarak bugünkü Milli Misak sınırlarını sağlayan Lozan anlaşmasını imzaladı. İşte biz de Atatürk gibi direniyoruz ve direneceğiz.” derken aynı tavrı sürdürmektedir. Atatürk’ün milliyetçi, antiemperyalist mücadelesi bugün de ezilen dünyaya ışık tutmaktadır.
    Altı Ok Doğu devrimciliğinin ortak programı
    Mustafa Kemal Atatürk, Doğunun sömürgeleştirilmesi karşısında, Üçüncü Dünya’nın, ezilen ulusların milliyetçi lideri olmuştur. Ancak, tüm bu gerçekliğe karşın bugün Atatürkçülüğün yaşadığı ideolojik saldırı, onu Fransız Devrimi’nin bir devamı gibi göstermek istiyor.
    1789, Fransa’da kapitalizmin yerleştiği, burjuvazinin iktidara ulaştığı tarihtir. Bu noktadan sonra Fransa ezilen dünyaya karşı sömürgeci saldırısını hızlandırmıştır. Atatürk ise mücadelesini bu saldırıya karşı vermiştir. Özünde milliyetçilik, halkçılık, antiemperyalizm vardır, Batıda gerçekleşen burjuva değişimin tam karşısında konumlanmıştır.
    Atatürkçülük bir Doğu uygulamasıdır. Dolayısıyla da Batı her zaman Atatürk’e karşı olmuştur. Son Avrupa Parlamentosu raporu Batının hiç de bizim Batıcılarımız gibi Türk devrimini Fransız devrimine benzetmediğini yeniden ortaya koymuştur.
    Atatürk’ün modeli Batı modelinin zıddıdır. Atatürk Türkiye’sinde Batı sermayesinin elindeki işletmeler millileştirilirken, diğer yandan da antikapitalist halkçı uygulamalarla kamusal bir ekonomi inşaasına girişilmiştir. İçerdiği milliyetçi ve halkçı öz Atatürkçülüğü ezilenlere bir kez daha örnek yapmıştır. Çin Devrimi’nin Üç Halk İlkesi ve Nasır’ın Altı ilkesi gibi Atatürk’ün altı oku da milliyetçi, halkçı ve ilerici özüyle Üçüncü Dünya devrimci programlarının tipik bir örneğini vermiştir.
    Arap sosyalizminin, Çin devrimcilerinin, Latin Amerikalı milliyetçi liderlerin programı aynıdır: Halkçılık, milliyetçilik, öze dönüş. Ya vatan (istiklal) ya ölüm sloganının Asya’dan Amerika’ya tüm ezilenlerin enternasyonal sloganı olması rastlantı olamaz.
    Atatürkçülüğe dönmek
    Atatürk’ün başlattığı Üçüncü Dünyacı harekete karşı Batının kullandığı argümanlar da hep aynı olmuştur: Diktatörlük suçlaması. Aslında bu da tüm Doğunun ortak özelliğidir.
    Ezilen ülkelerde uygulanan Batı tipi demokrasi ve parlamentarizm tam anlamıyla gerici egemen sınıfın ve onların destekçisi olan emperyalizmin rejimi olmuştur. Parlamento sadece gerici güçlerin söz hakkına sahip olduğu bir alandır. Doğan Avcıoğlu’nun “Cici demokrasi” adını verdiği şey budur. Belki de en tipik örnekleri Osmalı Meşrutiyet meclisleri ve Türkiye’nin günümüzdeki parlamentosudur. Üçüncü Dünya’nın halkçı, milliyetçi rejimleri Atatürk’ten itibaren bu tehlikeyi bizzat yaşayarak görmüştür. Batı tipi demokrasi Kemalizm’de de, Baas rejimlerinde de reddedilmiştir. Batı zorlaması parlamentarizm karşısında alternatif olarak halkın gerçekten desteğini kazanmış rejimler kurulmuştur.
    Atatürk’ün Kuvayı Milliye’yi kongreler yoluyla köylülerin arasında örgütlemesi, tek partili yönetimi, burjuvaziye imtiyaz dağıtmayı reddeden halk partisi modeli hep Batının anlayamayacağı şeylerdir. Bu yüzden Atatürk’e de Saddam’a da aynı diktatör suçlamasıyla saldırırlar. Atatürkçülerin bugün bu psikolojik saldırıyı göğüslemesi zorunludur. Çünkü Türkiye yeniden 1919’daki yol ayrımına gelmiştir. Ama yol ayrımına gelen yalnız Türkiye de değildir. Dünya da 20. yüzyılın başına dönmüştür. İngiltere’nin yerini ABD almıştır. Şimdi tüm Atatürkçülerin şunu hatırlaması yerinde olur. “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” denen emperyalist İngiltere’nin çöküşünü başlatan bizdik, Mustafa Kemal’di. Türkiye’nin başlattığı mücadele çok geçmeden tüm Doğuyu birleştirmiş ve İngiliz emperyalizmini tek tek sömürgelerden kovmuştu. Şimdi de aynı sonuca ulaşmak için Atatürkçülüğe dönmek yeterlidir.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi