Atatürk ilke ve inkılaplarını oluşturan temel haklar

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Atatürk ilke ve inkılaplarını oluşturan temel haklar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Atatürk ilke ve inkılaplarını oluşturan temel haklar





  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: atatürk ilke ve inkılaplarını oluşturan temel haklar

    Esasların dayandığı iki temel düşünce vardır ; bunlardan biri akılcılıktır.
    ATATÜRK’ün en büyük özelliklerinden biri de bilimsel ve akılcı bir düşünceyi ( rasyonalizm ) Türk toplumunun bütün alanlarına egemen kılmak çabasıdır.

    Yüzlerce yıl koyu bir kadercilik anlayışı için de yaşayan Türk toplumunu yeniden canlandırmak, ancak akılcılığı her alanda hayata geçirmekle olurdu . Atatürk bu nedenle akla önem vermiş , her işin başına aklı ölçü olarak koymuştur.

    Ahlak kuralları bile akıl yolu ile ortaya çıkmıştır !

    İkinci temel düşüncede milliyetçiliktir :
    Milletini seven vatanını sever ve bu sevgi onu korumak gerektiğinde uğrunda can vermeyi göze alır. Milli benliğin geliştirilmesi şarttır.


    ATATÜRK' ÜN İLKELERİ

    CUMHURİYETÇİLİK

    Halkın kendi kendini yönettiği bir devlet yönetim biçimidir.Artık hükümet ile halk arasında engel kalmaz bu yönetim sistemi ile; yönetim halk, halk yönetim demektir.

    Cumhuriyette devlet başkanı belli bir süre için seçim ile iş başına getirilir .Ve yasa koyacak diğer kişilerde seçim ile seçilir.

    Seçime kimlerin katılacağı ise; tüm vatandaşlara seçme ve seçilme hakkı verilir, bazı eski devletlerdeki gibi sınıflara ayrılan insanlara verilseydi o zaman cumhuriyet gerçek anlamını yitirir ve öylesine bir yönetim olurdu.

    Osmanlı develtini belli bir sülaleden gelen kişiler yönetiyordu padişahlık vardı ve babadan oğula geçiyordu, halkın yönetimde hiçbir söz hakkı yoktu . Bazı dönemlerde ( meşrutiyet ) halkın oyu ile seçilmiş meclisler vardı.

    Bizim Cumhuriyet yönetimimizin bazı nitelikleri vardır;
    Anayasamızın 2. maddesinde bu nlar belirtilmiştir, Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzurunu sağlayan milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı bir devlettir. Bu devlet Atatürk milliyetçiliğine bağlıdır. Demokrasiyi benimsemiştir, laiktir vatandaşın ihtiyaçları ile ilgilenir, Türk vatanı bölünmez bir bütündür.Türklüğün manevi ve tarihi değerlerinin korunması nitelikleridir.

    Genel yapısı ile üç bölümden oluşur :
    Yasama :
    Kanunları yapan, değiştiren, kaldıran güçtür. Bu güç milletin temsilcilerinden oluşur ( TBMM). Yasama organı devletin temelini oluşturur.
    Yürütme :
    TBMM ‘nin seçtiği cumhurbaşkanı ve milvekillerinin içinden çıkan başbakan ve meclis içinden yada dışından bakanlarca kullanılır. Aslında bu güç dönem hükümetine aittir.Yurdun yönetimi bütünüyle yürütme gücüne aittir.
    Yargı :
    Bağımsız mahkemelerden oluşur. Bu güç vatandaşların huzurunu kanunlar ile sağlar. Uzmanlık alanlarına göre bölümlere ayrılırlar, bunların en üstünü Anayasa Mahkemesi‘dir. Bu kişilerin atamalarını, yükseltilmelerini kendi aralarından seçilmiş olan yüksek hakimler ve savcılar kurulunca yerine getirilir.
    Cumhuriyet; akla, bilime, toplum ihtiyaçlarını gidermeye en uygun devlet biçimidir.

    MİLLİYETÇİLİK

    Ait olduğu milletin varlığını sürdürmesi ve yüceltmesi için diğer bireylerele birlikte çalışması bu çalışmayı ve bilinci diğer kuşaklara da yansıtmaya “ Milliyetçilik“ denir.

    Millet; aynı toprak üzerinde yaşayan , ortak bir geçmişe sahip olan, kader birliğine, ortak bir gelecek hedefine sahip olan insan topluluğudur. Millet bağı maddi olmaktan çok manevi bir ilişkidir.

    Atatürk‘e göre milliyetçilik; bir milleti başka millietlerden ayıran nitelikleri vardır. Her millet kendi yetenekleri, kültürü ve imkanları çerçevesinde kendini diğerlerine kabul ettirmek ve mutlu yaşamak zorundadır. İşte bireylerin bu biçimdeki davranışları milliyetçiliktir.Türk milliyetçiliğinin amacı her alanda yükselmek ve yücelmektir.

    Atatürk‘ e göre “asıl olan millettir. İlham ve güç kaynağı milletin kendisidir. “
    Milleti oluşturan bireylerin doğum yerleri , eğitim ve kültür düzeyleri ,meslekleri, din veve onun üzerinde yaşadığı vatan bir bütündür. Milletimizin mensupları aynı otobüste yolculuk eden insanlar gibidir. Arasında kavga veve vatanı koruyan askerin gücüde sağlamlaşır. Bunun en güzel örneği Kurtuluş Savaşımız‘dır.
    mezhepleri, siyasal görüşleri ayrıda olsa millet geçimsizlik çıkarsa yolculuk tamamlanamaz.Milli birlik, vatandaşları ortak geleceğe doğru güven içinde ***ürecek en güvenli araçtır. Kuşkusuzdur ki; askeri güçte milli güç ile artar
    Milli birlik ve dayanışma ile kültürün çeşitli ögeleri gelişir, böylece hem ekonomik hemde teknolojik güç artar .Dilimizi ortak ve değerli varlığımız olarak benimsemek, geliştirmek milli ruhu ve duyguları güçlendirmede çok önemli rol oynar. İnsancıl Türk Milliyetçiliği, milletimizi dış tehlikeler karşısında soğukkanlı ve tam birlik içinde tutmakla, iç ve dış tehtidler karşısında devleti güçlendirmektededir.

    HALKÇILIK

    Bir milleti oluşturan, çeşitli mesleklerin ve toplumsal grupların içinde bulunan insanlara ” halk “ denir.

    Halkçılık ilkesinin uygulanması ayrıca toplumda hiç kimsenin diğerinden üstün olmaması kanun önünde eşitliğin kabulü anlamına gelmektedir.Gerçek halkçılıkta hiçbir toplumsal gruba, zümreye ayrıcalık tanınmaz. Halk her bakımdan birbirine eşit kimselerden oluşur.

    Halkçılık eşitliğe, demokratik bir ortam kurmaya yönelik olduğundan halkın belli kısımlarına dayanan kesimlerden ayrılır.

    Halkçılık ilkesinin temeli kanun karşısında, siyasal olaylara , yönetime katılmada eşitlik olduğuna göre Atatürk’ü halkçılıkta toplumun huzurunu bozucu çıkar tartışmalarının yeri bulunamaz .

    Kurtuluş Savaşının başlamasından itibaren halkçılığı temel ilkelerinden yapan TBMM bu yolla akıllara durgunluk veren mücadeleyi halka maletmiş böylece milletimiz büyük bir zafer kazanmıştır.

    DEVLETÇİLİK

    Topluluk halinde yaşayan insanların, aralarındaki düzeni kurma ve sürdürme için oluşturulan bir güçtür. Bu güç kurumlaşmış uzun bir tarihsel gelişim sonunda modern devlet ortaya çıkmıştır.

    Devletin varolma amacı; insanlar arasında düzeni sağlamaktır. Devlet düzeni sağlamak için kanunlar koyar. Kanunların uygulanması için bir güce ihtiyaç vardır, işte bu güce “ hükümet “ denir.

    Eğer devlet yönetimi tek kişinin elinde ve bu tek kişi belli bir sülaleden gelen yöneticilerce yönetiliyor ise bu yönetime monarşi, egemenlik güçlü olanın elinde ise buna oligarşi denir.

    Atatürk geniş anlamda devletçidir. Gerekli görülen konularda devlet vatandaşla ilgilenmek zorundadır.Devlet müdahaleleri duruma göre değişebilir fakat devlet ağırlığını düzenleyicilik, denetleyicilik olarak her zaman koruması gerekmektedir.

    Devletçiliğin demokratik bir toplumun gereklerine göre uygulanması devlet ile vatandaş arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Böylece güçlü ama vatandaş hizmetinde devlet anlayışını kökleştirir.

    Bu ilkeye göre, ekonomik yetersizlik sebebiyle vatandaşın yapamayacağı büyük yatırımlar devlet tarafından yapılmalıdır.

    İNKILAPÇILIK

    İnkılap; bir toplumun kısa bir süre içinde değiştirmesi ve kendini yenilemesidir. Atatürk yönetimindeki Türk Milleti tarihindeki en önemli inkılaplarından birini gerçekleştirmiştir.

    Türk inkılabı bir bütündür. Demokrasi ve barış inkılabın temeli ve hedefi olduğundan Türk inkılabı insancıldır.Akla dayandığından, kemikleşmiş, sert ideolojilerden farklıdır.

    LAİKLİK

    Laiklik; devlet düzenin ve hukuk kurallarının dine değil akla ve bilme dayandırılması kimsenin din ininacına, vicdanına karışılmamasıdır.

    Osmanlı Devletinde bu böyle değildi.Din kanundu, din ne derse o olurdu. Laiklik din adını kullanarak insanların sömürülmesini önler. Gerçekte dinler insanları kötüye itmez bunu insanlar kendi çıkarlarına göre değiştirmişlerdir. İşte Atatürk inkılap ile bunu değiştirmiştir.

    Laiklik; din ile insanların sömürülmelerine son vermiş insanlara aklın yolu ile gerçekler gösterilmiştir.


    ATATÜRK ‘ ÜN İNKILAPLARI

    * Cumhuriyetçilik 29.10.1923

    * Halifeliğin kaldırılması 03.03.1924

    * Eğitim ile ilgili değişiklikler

    * Şeriat mahkemelerinin kaldırılıp yerine adalet mahkemelerinin kuruluşu

    * Tekke ve zaviyelerin kapatılışı 02.09.1925

    * Şapka ve kıyafet kanunu 25.10.1925

    * Uluslar arası saat ve takvimin kabulü 26.12.1925

    * Medeni kanunun kabulü 17.02.1926

    * Türk ceza kanun kabulü 01.03.1926

    * Türk kabotaj hakkının kabulü 01.07.1926

    * Yeni harflerin kabul edilişi 01.11.1928

    * Kadınlara belediye seçiminde oy hakkı verilişi 03.04.1930

    * Türk kadının seçme seçilme hakkının verilmesi 08.10.1934

    * Soyadı kanunu 21.06.1934

    CUMHURİYETÇİLİK

    23 Nisan 1920‘de TBMM açılması ile yeni hükümet, Cumhuriyet yönetimine göre düzenlenmiştir.

    Atatürk daha Erzurum kongresi sırasında, zaferden sonra yönetimin değişeceğini ve cumhuriyetin geleceğini söylemişti.TBMM milli egemenlik esasına dayanıyordu.Ancak Cumhuriyetin ilanın önünde bir engel vardı. Bu engel saltanattı. Milli mücadelenin zaferle sonuçlanması tarihi bir görev yapan 1.Dönem TBMM üyeleri seçim kararı alarak dağıldı.Yeni seçimlerin yapılmasından sonra TBMM çalışmalara başladı.

    25 Ekim 1923‘te hükümetin istifası ile bir bunalım ortaya çıktı. Mustafa Kemal cumhuriyeti ilan etmek için beklediği fırsatı buldu.28 Ekim 1923 akşamına kadar hükümetin kurulması üzerine Çankaya Köşkünde arkadaşlarına “ yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz “ dedi. İsmet paşa ile birlikte 1921 Anayasasının bazı maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırladı.Tasarı ile ilgili konuşmalardan sonra Cumhuriyet ilan edildi.

    HALİFELİĞİN KALDIRILMASI

    Halifelik ; Hz. Peygamberimize vekil olarak islamı yönetme görev ve ödevidir. Halife ise;islam devletinin başkanı, peygamberin ölümünden sonra onun yerine geçen, halef olan kimsedir.

    TBMM ‘ yi gereksiz gören Abdülmecit Efendi her Cuma ayrı camiye giden Abdülmecit efendi orada propaganda yaparak Osmanlıdan söz ediyor Cumhuriyete gölge düşürmek istiyordu, bunu önlemek ve dini polikaya sokmamak ve yapılacak yenilikleri gerçekleştirmek için halifeliğin kaldırılmasına karar verildi .3 Mart 1924‘ te kabul edilen bir kanun ile halifelik kaldırıldı.

    TÜRKİYENİN YENİDEN İDARİ TEŞKİLATLANMASI

    Türkiye’nin idari yapısı, 1921 ve 1924 anayasalarına göre düzenlendi.1924 anayasasının 89. ve 105. maddeleri illerin yönetimini kapsıyordu. Ülke; iller ilçeler, köyler ve bucaklar şeklinde yönetim birimlerine ayrılmıştı. Bu yönetimin başına merkezden yöneticiler atandı.Bu yöneticilerin yaptığı bütün işler hükümetin onayına bağlı idi.

    Bu yeni düzenleme ile hem inkılapların ülkenin her yerine yayılması hemde heryere hizmetin en iyi biçimde ***ürülmesi amaçlandı.

    EĞİTİMDE DEĞİŞİKLİK

    Toplum hayatında uyum sağlama kişilik kazanma, iyi bir insan ve vatandaş olma ancak iyi bir eğitim ile olur. Toplumsal bir ihtiyacın karşılanması olan eğitim bir devlet görevidir. Ancak bu Osmanlıda sağlanamıyordu. Böylelikle halkın kültür düzeyi düşyordu.Okuma yazma birinin diğerlerine öğretmesi ile evlerde oluyordu. Toprakları çok olduğundan heryere aynı hizmet verilemiyordu.







  3. 3
    Forumacil
    Özel Üye
    Eğitimdeki değişiklik işte bunları kapsıyordu. Ortak bir eğitim sistemi olacaktı. Yani Milli Eğitim ; bir insanın kabiliyet ve becerilerini, toplumun iyi değerlerini benimsetmek milletin hepsine yapılan işlem ve uygulanan yollardır.

    İşte bu hedefe ulaşmak için Tevhid-i Tedrisat Kanunu 3 Mart 1924’te Büyük Millet Meclis’inde kabul edildi.Buna göre Türkiye’deki okullar ve eğitim kuruluşları Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimine verildi.Medreseler kapandı, din adamı yetiştiren okullar açıldı, yabancı okullar yeniden yenilenerek, yabancı dilde eğitim öğretim yapan okullar haline getirildi. Milli eğitim hizmeti, Türk vatandaşlarının istek ve kabiliyetleri ile Türk toplumunun ihtiyaçlarına göre düzenlenmeye başladı.Temel eğitim kurumları devletin açtığı okullarda parasız ve mecbur tutuldu.Buralar din, dil, cinsiyet, ırk gözetilmeden herkese açıldı.

    TÜRK MEDENİ KANUN KABULÜ

    Kişilerin hak ve borçları ailenin kuruluşu, işleyişi, sona ermesi,satın alma, satma, yaşama gibi medeni hukuk konularıdır.Türk devlet ve hukukunun laikleşmesi için yeni bir medeni kanuna ihtiyacı vardı.Bunun için avrupada hazırlanan medeni kanunların en son çıkanı İsveç Medeni kanunun da yapılan bazı değişiklikler sonucunda Türk Medeni kanunu olarak kabul edildi.Bu kanun ile aile içinde kadın ile erkek arasında eşitlik sağlandı.

    TÜRK MEDENİ Kanunu Türk Halkına Kazandırdıkları
    1-Türk ailesini yeniden düzenlemesini yaparak, büyük aile yerine eşit hakka sahip eşlerden oluşan çağdaş aile sistemini getirdi.
    2-Türk vatandaşları, cins, ırk, din ve mezhep ayrılığı olmadan hak ve ödevler bakımından eşit sayıldı.
    3-Ceza Kanunu ile suçlu ve zanlıların mutlak cezalandırılmaları yerine, bir daha suç işlemesini önleyecek eğitme anlayışı getirildi. Ceza evlerinin bir iş yeri ve eğitim kurumu haline getirilmesi sağlandı.
    4-Siyasi hak olarak önce kadınlarımıza belediye meclisine seçme ve seçilme hakkı, daha sonra da milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi.
    5-Tek kadın ile evlenme sistemi getirilerek, kadını kocası yanında tek kadın, kocasının çocuklarının da öz annesi haline getirildi.

    TÜRK KADININ HAKLARI

    Türk toplumunda ailenin ailenin içinde’de kadının yeri çok önemlidir. Atatürk kadının erkekle birlikte öğrenim yapması, kadının arka plandan laik olduğu yere gelmesini sosyal, kültürel, ekonomik hayatta onlarla birlikte görev almasını savunmuştur. Atatürk zamanın da kadınlar aile kurma, eğitim yapma ve istediği mesleği seçme hak ve özgürlüğü kazanmışlardır.
    Türk ailesinin kuruluşunu yeniden düzenleyen Türk Medeni Kanu‘nun kabul edilmesiyle, toplumsal ve ekonomik hayatta kadın erkek eşitliği sağlanmıştı.Tüm bu yeniliklere rağmen kadınların siyasal haklarından söz edilemiyordu.Demokrasinin bütün kurum ve kurallarının yerleşebilmesi için kadınlara siyasi hakların verilebilmesi gerekiyordu. Kurtuluş savaşında görevini fazlasıyla yapmış olan kadınlar ülke yönetiminede katılmalıydı.
    Medeni kanun ile kazanılan haklardan sonra Türk kadınına yönetimde‘de söz hakkı alabilmesini sağlayan siyasi haklar 1930’dan itibaren verilmeye başlandı. Önce 1930 yılında belediye seçimlerine katılma hakkı daha sonra 1933’ te muhtarlık seçimlerine katılma hakkı ve 1934’te yapılan anayasa değişikliği ile Avrupa ülkelerinin bir çoğundan önce milletvekili seçme ve
    seçilme hakkı verildi.
    Böylece Türk kadını, modern Türk toplumunda layık olduğu yeri tam olarak aldı.

    SANAT VE KÜLTÜR ALANINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER VE YENİLİKLER

    Atatürk, sanatın medeni toplumdaki can alıcı önemini çok iyi fark etmiş, özelliği uygar Türkiyenin yaratılmasında sanatı ve sanata saygıyı baş şartlardan biri kabul etmiş; sanatı medeniyet savaşında en etkin araç olmuştur.

    Ankara Devlet Konservatuarını, Ankara Devlet Tiyatrosunu, Devlet Operası’nı, Filarmoni Orkestrası’nı kurmuştur. Resim, Heykel ve Görsel sanatların öteki dallarında Türkiye‘nin sesini dünya‘ya duyuran sanatçıların yetiştiği Devlet Güzel Sanatlar Akademisini açmıştır.

    “ Kültür dediğimiz zaman, bir insan topluluğunun, devlet hayatında iktisat hayatında, fikir hayatında, yapabileceği şeylerin sonucunu kastediyoruz ki medeniyette bundan başka birşey değildir. “ diyen uluönder kültürü milletin temel kaynaklarından biri saymıştır.Bu nedenle;
    Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi gibi birçok yüksek okul ve fakülteler açmıştır.

    DİN KURUMLARININ YENİDEN DÜZENLENMESİ AMACI İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

    Osmanlı Devleti temelinde dine dayanan bir rejim izliyordu. Oysaki Türkiye Cumhuriyeti laiklik ilkesini benimsemişti. Laiklik; dinsizlik yada din düşmanlığı değildir. Dinin siyaset ve devlet işlerinden ayrılması her vatandaşın kendi vicdan hürriyetini sağlaması demektir.Bu amaçla din ileilgili olan Şeriye ve Efkaf vekaleti kaldırıldı. Birer tembel yatağı olan tekkeler, batıl inançların tatmin yeri olan mucize beklenen türbeler, zaviyeler 30 Kasım 1925 tarihli bir kanunla kapatıldı. Rum ve Ermeni Patrikhaneleri korunmakla birlikte, kutsal günlerde sokakta yaptıkları ayinler kilise içine sokuldu. Müslümanların da bu tür törenleri camii içine alındı.Türk tarihinin önemli kişilerinin türbeleri yeni bir düzenleme ile ziyarete açıldı.Din adamlarının dini kıyafetleriyle dolaşmaları yasak edildi. Üfürükçülük yasaklandı. Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin yemin biçimi değiştirildi. Din adamlarını yetiştirmek amacı ile İlahiyat Fakülteleri, daha sonra Yüksek İslam Enstitleri ve İmam Hatip Okulları açıldı.

    HARF İNKILABI

    Türkler ; önce Göktürk ve Uygur yazışım , müslümanlığın kabulünden sonrada Arap alfabesi kullanılmaya başlandı. Türk sanatçılar (hattatları) bu alfabe ile eşsiz sanat eserleri yaratmışlardır. Fakat alfabenin zorluğu nedeni ile okuma yazma bilen çok az idi. Ayrıca Arapça ve Farsça kelimelerin yapısı Türkçe‘ye uymadığ için kendi dilbilgisi kuruallarınıda yanında getirmişti, böylece Türkçe kelimelerin yazılmasında imla sorunu ortaya çıkmıştır. 2. Meşrutiyetten itibaren latin alfabesinin kullanılmasını tartışan, aydınlarımız vardı.1928 yılında Atatürk önderliğinde Dil Encümeni kurularak, Türkçemize uygun harfleri aramaya çalışmaları başladı.

    Latin alfabesini örnek alan yeni Türk harfleri,1 Kasım1928 tarih ve 1353 sayılı kanun ile kabul edildi.

    KILIK KIYAFETTE DEĞİŞİKLİK

    Atatürk Kastamonu’ya bir geziye giderken basma şapka giydi (1925). Memurlar ve halk bundan sonra bir buyruk olmadan bunu giymeye başladılar.

    TAKVİM VE SAAT VE ÖLÇÜLERDE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

    Memleketimizde Hicri ve Rumi takvim;şinik, kile, okka ,müdbatman gibi ağırlık ölçüleri; endaze, arşın gibi uzunluk ölçüleri; alaturka ezani vasati saatler kulanılırdı. Ayrıca tatil günü Cumaydı. Tüm bunlar memleketin hem içinde hemde dışarı ile arasında büyük güçlükler yaratıyordu.

    Bunun için 26 Aralık 1925’te çıkarılan kanun ile Miladi takvim ve milletlerarası saat kabul edildi. 20 Mayıs 1928‘de milletler arası rakam kabul edildi. 1935’te Cuma günü yerine Pazar günü tatil olarak kabul edildi.

    SOYADI KANUNU

    Osmanlı Devletinde herkes ana baba adları ile çağrılırdı.Bazılarının eskiden kalma soyadları vardı.Tekkeoğulları , Candaroğulları gibi ...Soyadı olmaması memurluk ve öğrencilik gibi işlerde karışıklıklara ve yanlışlıklara yol açıyordu. Atatürk bu karışıklığı önlemek amacı ile soyadı kanunu çıkardı.1934’te herkese soyadı verildi.M. Kemal’e de Atatürk soyadı kondu.

    SAĞLIK ALANINDA YAPILAN ATILIMLAR

    Kurtuluş savaşından çıktığımız yıllarda savaşta kaybettiğimiz insanlardan daha çoğunu sağlık nedeniyle kaybediyorduk. Frengi, kızamık, kolera, verem gibi bulaşıcı hastalıklar ülkemiz için bir afetti.

    Atatürk, daha millet meclisi açıldığı zaman, ilk günlerde sağlık işleriyle ilgilenmeye başladı. Cumhuriyetin ilanından sonra, barışın getirdiği ortamda sağlık işlerine daha çok para ayrıldı. Her ilde nümunu hastaneleri açıldı. Sıtma, verem, cüzam, frengi ile ciddi mücadeleye girildi. Bunda çok başarı kazanıldı. Birçok doğumevi, dispanser sanatoryum gibi kurumlar açıldı. 1927’de 13,5 milyon nüfuslu ülke bugün 68 milyonluk sağlam ve güçlü bir Türkiye oldu.

    MİLLİ EKONOMİNİN KURULMASI

    Bir toplum yada ülkedeki üretim,dağıtım ve servetlerin tüketim durumu ile ilgili olguların tümüne ‘ekonomi’ denir. Osmanlı Devletinin son zamanlarında ekonomi iyice bozulmuştu ve uzun süren savaşlar sonunda ülke bakımsız kalmış halk yoksullaşmıştı. Sanayi gelişmemiş yetersiz olan alt yapı tesisleri savaş nedeniyle harap olmuştu. Kapitülasyonlarla ticaret yollar ve limanlar yabancıların eline düşmüş yerli sanatlar tekerteker ortadan kaldırılmıştı. Tarım eski yöntemlerle yapılıyor geniş ve verimli topraklarımız ekilip biçilmiyordu. Tüm bunlar neticesinde Türk Milletini ekonomik ve sosyal zorluklar bekliyordu.

    Çağdaş bir devletin temeli olarak ekonomi bilincinin temeli ve önemi kalkınma mecburiyeti Cumhuriyet Dönemi’nde ciddi olarak ele alındı. 17 Şubat 1923 yılında İzmir’de İzmir İktisat Kongresi toplandı. Ekonomik kalkınma toplumun her kesiminin katılmasıyla gerçekleşti. Bu kongreye çiftçi, işçi, tüccar ve sanayiciler gibi bir çok meslek grubu katıldı. Bunun sonucunda Misak-ı İktisadi (Ekonomi Andı ) kabul edildi. Bu anda göre “Türk milleti kan dökerek sahip olduğu milli bağımsızlık fikrinden hiçbir şekilde fedakarlık yapmayacaktır! Ekonomik kalkınmamız bu bağımsızlık içerisinde sağlanacaktır. Siyasal bağımsızlık gibi ekonomik bağımsızlıkta esastır.” Türkiye’nin kalkınma hedefleri ve seçilecek yollar tartışıldı. Her yönden yoksullaşmış olan ülkeyi kalkındırmak için bankacılık geliştirildi. Tarımın makineleşmesi, sanayinin geliştirilmesi haberleşme ve ulaşımın ıslah edilmesi gerekiyordu.Yer altı zenginlikleri işletilmeye başlamış, enerji kaynakları kurulup açılmış demiryolları kara ve hava yolları açılmıştır. Bu arada özel sermaye’ye teşvik başlamış, büyük yatırımları da devlet üstlenmiştir. Sümerbank, Etibank kurulmuş, şeker, çimento demir-çelik, cam, kağıt fabrikaları açılarak bu çalışmalar hızla sürdürülmüştür.
    Bu dönemde uygulanan ekonomi politikası ile kapitülasyonların yarattığı ekonomik esaret ortadan kaldırıldı. Ekonomide karma ekonomi modeli uygulanarak hedeflere büyük ölçüde yaklaşıldı.

    ANKARANIN BAŞKENT OLMASI

    27 Aralık 1919 ‘da Temsil Heyeti’nin Ankara’ya gelmesi ile, bu şehir milli mücadelenin karargahı olmuştu. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin burada açılması ile yeni Türk devletinin temelleri atılmış oldu. Böylece Ankara fiilen başkent olmuştu.

    Lozan Barış Antlaşmasından sonra İstanbuldan çekilen itilaf güçleri ile birlikte başkentin neresi olacağı tartışılmaya başlandı. Ankara hem coğrafi olarak ülkenin merkezinde idi, hem de askeri ve coğrafi koşullar neticesinde başkent olabilecek konumdaydı.

    İsmet Paşa (İnönü) bir kanun teklifi hazırlanarak TBMM’ne sundu. ‘Türkiye Cumhuriyetinin başkenti Ankara’dır .’ şeklindeki 1 maddelik kanun kabul edildi . 13 Ekim 1923’ te kanunun yürürlüğe girmesi ile Ankara başkent oldu .

    ÇOK PARTİLİ REJİM DENEMELERİ

    1 –CUMHURİYET HALK FIRKASI :

    Yeni Türk Devletinin ilk siyasal partisadir. 9 Ağustos 1923’te M.Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur.Anadolu ve Rumeli Müdafaa – i Hukuk Derneğinin devamıdır. Halk Fırkası adı konmuş olup cumhuriyetin ilanından sonra Cumhuriyet Halk Fırkası adını almıştır. Hala da görev yapmaktadır.

    2 – TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI ( İLERİCİ CUMHURİYET PARTİSİ ) :

    Demokrasilerde iktidar partisinin işleyişini inceleyen bir de muhalefet partisi olur. İşte bu ilk muhalefet partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ’ dır. Yapılan inkılaplar konusunda M . Kemal ve arkadaşları anlaşmazlığa düştüler. Tayyar Paşa, Kazım Karabekir Paşa gibi komutanlar, inkılaplara olumsuz tepki gösterdiler. Hem komutan hemde milletvekili olan bu kişilerin ya ordu’daki görevlerini yada milletvekilliğini seçmeleri istendi. Sebebi şerefli Türk Ordusunu politik çatışmaların dışında tutmaktı. Komutanların bir çoğu milletvekilliğini seçtiler. Bu milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın meclis üzerinde baskı kurduğunu iddia ettiler. Bu sebeple bu fırkadan ayrılarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkas’ını kurdular.

    Terakkiperver fırkası; milli egemenlik, kişisel özgürlükler ve dini inançlara saygı ilkelerini benimsemişti . Fakat partiye cumhuriyet karşıtları sızıdılar ve dini duyguları istismar ettiler.Yeni rejim ve inkılaba cephe aldılar.Tüm bunlardan etkilenen cahil halk üzerinde etki gösterdi. Bunun sonucu olarak bazı doğu ve güney doğu illerinde ayaklanmalar çıktı.(Şeyh Sait Ayaklanması)

    Tüm bu ayaklanmalar cumhuriyet yönetimi için birer tehtit oluşturdu.Ve sıkı önlemler neticesinde bastırıldı.Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’da tüm bunlara sebebiyet vermekten hükümet tarafından 2 Haziran 1925’te kapatıldı.

    3 – SERBEST CUMHURİYET FIRKASI :

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından sonra , 1930 yılına kadar Cumhuriyet Halk Fırkası tek başına görev yaptı. Bu süre içinde inkılapların bir çoğu gerçekleşmişti , ancak tek parti demokratik olan yönetimin bir tarafını eksik bırakıyordu. M. Kemal yakın arkadaşı Fethi Okyar’dan bir parti açmasını istedi. 12 Ağustos A1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu.

    Serbest Cumhuriyet Fırkası; siyasi fikir olarak cumhuriyetçilik, laiklik ve milliyetçilik ilkelerini, ekonomi alanında devletçilik ilkesine karşı liberalizmi savunuyordu. Parti kısa zamanda hızla gelişti. Yapılan yerel seçimlere yolsuzluk katıldığı gerekçesi ile hükümet ağır şekilde eleştirildi. Hükümet ve aleyhine gösteriler yapıldı. Bu durum, parti yöneticilerini sıkıntıya sokunca Serbest Cumhuriyet Fırkası kurucuları tarafından 17 Kasım 1930 kapatıldı.
    Böylece çok partili rejime geçişin ikinci denemeside başarısızlıkla sonuçlandı







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi