Hayatın anlamlandırılmasında felsefenin rolü

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Hayatın anlamlandırılmasında felsefenin rolü ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Hayatın anlamlandırılmasında felsefenin rolü





  2. 2
    Galus
    Özel Üye





    Cevap: Hayatın anlamlandırılmasında felsefenin rolü hakkında bilgiler




    Üzerinde en çok tartışma yürütülen konulardan biri de felsefedir. İnsan soyunun düşün yapısı ve yaşam tarzı üzerinde bıraktığı derin izlerle felsefe, çeşitli çevre ve filozoflarca yüzlerce tanımlama ve izahata tabi tutulmuştur. Tartışmanın soyut temellerle sınırlanması, geniş yığınlarca algılanıp kavranılmasını etkilemiştir. Daha çok entelektüel-akademik çevrelerin manyetik alanında takılıp kalmıştır. Bütün bu nedenlerden dolayı felsefe denince, zihnimizde belirgin bir şekilsel izdüşüm ve formasyon oluşmuyor, pratik-somut yaşamla bağı kurulamıyor. Oysaki felsefeyi yaşamda, yaşamı da felsefeden koparmak mümkün değildir.

    Yunanca Philosophia: Bilgelik sevgisi anlamındadır. Kelime kökeni bilgelik sevgisi olan felsefe, günlük yaşam münazaralarında ve ilk çağrışımda, karmakarışık bilgi yığınları, filozoflar, polemiklmer ve maalesef tavuk-yumurta tekerlemesi ironik biçimde kendini gösteriyor. Bu da felsefe gibi ciddi bir konuyu sıradanlaştırmaya yetiyor.

    Her çevre, kendi yaşam tarzına, konumuna ve düşün yapısına göre felsefeye anlam yüklüyor. Bunu bir zenginlik olarak kabul edersek, felsefenin karmaşık bilgi yığınları olduğu yargısından sıyrılabiliriz. Felsefe: insanlığın genel sorunlarına cevaplar bulma, kendi varoluşunu anlama arayışı ve bir bütünen insanın kendisini sorgulamasıdır. Başka bir tanımlama da: Felsefe bilimsel verilerin ortaya koyduğu sonuçları buluşturma, analiz etme ve yorumlama çabasıdır. Yine felsefeyi salt bir dünya görüşü olarak tanımlayanların sayısı da az değil. Karl Josfaye, 'felsefe yapmak yola koyulmak' diyor. Öyleyse insanlığın düşünsel gelişim aşamalarında yola koyulma gerekliliklerine uyalım.

    İnsan soyu ilk arayışını doğada gerçekleştiriyor. İlk sorguladığı, kavga ettiği ve de bağrışmak istediği doğa ve dolayısıyla kendisidir. İnsan olmak yolculuğunun çıkış noktası da bu. Bu orjini çözmeden, yolculuğunu kazasız belasız geliştiremiyor. Önüne çıkan çelişkileri çözdükçe toplumsallaşıyor. Çevresini tanımaya başladıkça, kendini de tanıma, anlamlandırma ihtiyacı hissediyor. Nesneye izah olgusu, nesneyi kullanma ve öznelleşme kapısını aralıyor. Soru ve cevap diyalektiği çıkış noktasından itibaren var. Belki cevaplarda öncelik mitoloji ve dine ait ama bu cevapların için de dahi felsefe, ruşeyn halde doğacağı günlerin evrilmesini yaşıyor. Felsefe özünde dine karşıdır. Fakat ilk gelişim diyalektiği böylesi bir karşıtlığı belirgin kılmıyor. Çünkü henüz doğacak düzeyde bir olgunluğa sahip değil. Ancak mitoloji ve dinin bağrında kendi varlığını oluşturuyor. Yaşamın tamamen mitsel ve dinsel olarak anlamlandırıldığı bir zihniyet yapılanmasında, felsefe ancak mitoloji ve dine sığınmak durumundadır. Bununla birlikte yaşam, mitsel ve dinsel gözlerin odaklanmasında olsa dahi, insan soyu yaşam pratiğini somut gerçekler üzerine inşaa ediyor. Pratik yaşamda, felsefe ve bilimi uygulamak zorunda. Tahripkar bir fırtına, belki fırtına tanrısı Enlil'in öfkesidir ama bu öfkeden de korunmak gerekmektedir. Sadece kurban adamakla öfkeden korunmayacağına göre, somut-mantıklı tedbirler aramak gerekiyor. Pratikteki gerçekliğe rağmen yasadışı olayları dimağında mitoloji ve dine, yani doğaüstü güçlere dayandırıyor. Bilinmezlikler içerisindeki cevap arayışları, yeni nedenler yaratıyor. Her yeni neden, yeni cevapları ve arayışları tetikliyor. İlk rahipler için ilk filozoflar da denilebilir. Rahipler kollektif filozoflardır. Henüz devletleşme yaşanmamışken, rahiplerin saflığı geliştirdikleri felsefeyi de saf kılıyor. Felsefe belki belirgin ve güçlü çıkışını antik-yunanda yapıyor. Ama bu doğum öncesi Sümer şehirleşmelerinde gittikçe mayalandığı ve Babil, Mısır, Girit ve Anadolu'dan, Ege kıyıları ve Yunan yarım adasına doğru süzüldüğü de bir gerçek.


    Dine dayalı Sümer rahip sistemi geliştikçe, resmi mitoloji dışındaki bağımsız düşünce eğilimleri bastırılmaya ve denetime alınmaya çalışılıyor. Bağnaz rahipler felsefeyi her ne kadar denetime almak isteseler de,bunda tamamen başarılı oldukları söylenemez. Hatta inanca dayalı öğrenmeyi hakim kılmaya çalışan rahipler , ziguratların tepesinde gözlemledikleri gökyüzü ve doğaya ilişkin yeni buluşlarla, kendi iradeleri dışında kendi kurdukları sistemin zıddında yaşam şansı bulmasına yol açıyorlar. Bilimsel bulgular felsefenin dayanaklarını güçlendiriyor.

    Felsefe insanlığın çıkışı ve uygarlığın gelişimiyle ilgili bir durum. O nedenle yaşamın kaynağı da diyebiliriz. Düşünce, duygu ve çelişkilerden çıkış yapıyor. Nasıl bir insan, başlangıçtan beri sanata, dine ve toplumsal kurallara yönelmişse felsefeye de yönelmiştir. Kendi yaşam kaynaklarını anlamlandırmak ve zenginleştirmek istemiştir.

    Felsefe gerek toplumsal bilimlerin, gerekse de doğa bilimlerinin gelişiminde önemli bir role sahip. Toplum ve doğanın değişkenliği içerisinde, derinlikli anlaşılabilmesi için, genel bir bakış açısına, dünya görüşüne ihtiyaç var. Felsefenin soyutlama gücü, bilim dünyası için bir klavuz rolündedir. Bilim dallarını bir ailenin çalışan fertleri olarak düşünelim. Felsefeyi de baba yerine koyalım. Aile üyeleri bir iş yaptığında veya yapacakları zaman babalarına danışma zorunluluğu hissediyorlar. Gerek tecrübe, gerekse öngörüsüyle, aile resi çocuklarının işlerini nasıl yapacaklarına ilişkin perspektif ve direktifleri veriyor. Önlerini açıyor ve onların faaliyetleri sonucu açığa çıkan birikimleri sentezliyor. Bu merkezleşmede aile çarkını döndürüyor. Örnek verdiğim aile oldukça ataerkil oldu ama felsefe ve bilim ilişkisini açıklayıcı nitelikte. Bahsettiğimiz aile gerçekliğinde olduğu gibi, toplumlarında önlerini görebilmeleri ve kendilerini anlamlandırabilmeleri için felesfeye ihtiyaçları var. Salt din, salt mitoloji ve bilim bu ihtiyacı karşılamakten yoksundur. Felsefik yönü zayıf toplumların nasıl bir bağnazlığa ve cehalete takılıp kaldıkları gözler önünde. Yine salt bilim ve tekniğin gücüne dayanan -ABD gibi- toplumlar da felsefik yetersizliklerinden dolayı, ciddi bir yabancılaşma ve tatminsizliği yaşıyorlar.

    Felsefe, topluma ve bireye hayır diyebilme gücü veriyor. Kurulu düzenleri eleştirme ve yeni düzenleri açığa çıkarmada, genel dünye görüşünün önemli rolü vardır. Filozoflar yaşadıkları çağlarla çelişkililer. Mevcut olanı yadsıyıp, daha anlamlı ve derinlikli bir yaşam arayışlarına sahipler. Yaşam tarzlarıyla, sisteme tabi olmamalarıyla bir anlamda tek bir birey olarak toplumun gelecekteki zihniyet yapısının ve vicdanının temsilcisi olabilmişlerdir. Aklın yasalarını ön planda tutuyorlar. Akıl insanın muhakeme edebilme, kavrama yetisidir. Aklın kendisi felsefeyle güçlenirken, aklın gücünü geliştirenler, filozoflar ve bilim adamları oluyor.

    Bazı felsefik akımlar ve temsilcisi filozoflar, sisteme entegre olup, muhalif özellikler taşımayabilirler. Bir papaz Berkeley'in filozofluğu, olsa olsa aklın yasalarına karşı bağnazlığın özgürlüğe karşı kulluğun temsilciliğine soyunmak olur. Neticede her olguda olduğu gibi, felsefede de ilerici düşüncelerle gerici bağnaz düşüncelerin savaşımı vardır., Bununla birlikte felsefe, ileriye doğru evrildikçe dinin ve politik çıkar sistemlerinin kötü etkilerinden kurtuluyor. Felsefe varolanla yetinemez. Kabul ve ret ölçüleri vardır. Değişen yaşam akışkanlığı içerisinde, sürekli bir değişimi sağlamak gibi bir sorumluluğa sahiptir. akIşkanlığından dolayı asla bir kalıp olamaz. Dogmaları yoktur ve sınırları çizilmemiştir. Sonsuzluğu ve doğmasızlığı kendi sınırsızlığı içinde taşıyarak evrensel değerlere yeni değerler katar.

    Felsefeyi kılıçla ikiye yarıp, bir yarısını metaryalizm -maddeci-, diğer yarısını idealizm -düşünceci- olarak adlandırmak sığ ve kısır bir yaklaşımdır. Yine materyalizmi kutsayıp doğmalaştırırken, idealizmi tamamen yadsıyıp öcüye dönüştürmek, pek de bilimsel bir yaklaşım değildir. Düşünceci felsefenin de yarattığı bir çok değer var, yine madde mi birincil, ruh mu sorusuyla felsefeyi tavuk-yumurta ikilemine dönüştürmenin de anlamı yoktur. Aristo'yu, Sokrates'i, Deskartes'i, Locke'yi ve daha birçok filozofu, idealist diye suçlayıp felsefe tarihinden silmek vicdansızlık olur. Çünkü az ya da çok her filozof, insanlık tarihine belli katkılar sunmuşlardır. Bugünkü birikim düzeyini de insan soyu onlara borçludur.

    Neden felsefe öğrenmeliyiz sorusunun cevabı, felsefe tarihinin de gelişim aşamalarının içinde yalın haliyle bulunuyor. Özgürlük, umut, mutluluk, erdem, acı ve daha pek çok şeyin anlamlarının kavranması ve belli bir düşünce sistematiğine ulaşmak için, felsefe öğrenmek veya felsefeyle ilgilenmek bir zorunluluk. Gerçi Kant 'Felsefede öğrenilecek tek şey felsefe yapmaktır' diyor ama felsefe yapmak için de, muhakeme gücünü geliştirmek için de felsefeye ihtiyaç var.







+ Yorum Gönder
hayatın anlamlandırılmasında felsefenin rolü,  felsefe ve hayatın anlamlandırılması,  hayatın anlamlandırılmasında felsefenin rolü nedir,  hayatı anlamlandırma da felsefenin rolü,  hayatımızda felsefenin rolü
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi