İlk çağlardan günümüze kadar gelen meslekler

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden İlk çağlardan günümüze kadar gelen meslekler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: ilk çağlardan günümüze kadar gelen meslekler


    En önemli yatırım insana yapılan yatırımdır. 21.yüzyılda rekabette üstünlük sağlanması için nitelikli insangücü yetiştirmek, öncelikli amaç olmalıdır. Nitelikli insangücünde aranan temel özellikler ise; işini iyi yapan, bilgi ile yaşamayı öğrenen, kendisini sürekli geliştiren ve demokrasi değerleri ile bütünleştiren insandır.Geleceğin tüm meslekleri ve işleri, bugüne göre daha nitelikli insangücünün istihdamını zorunlu kılmaktadır. İnsangücüne nitelik kazandıran işgörenler ise, öğretmenlerdir.
    Öğretmenlik çok eski çağlardan beri yapılagelen bir meslektir.Toplumlar geliştikçe örgün eğitim anlayışı yerleşmiş çeşitli öğretim kademelerinde okullar açılmaya başlanmıştır.Daha sonra bu okullarda eğitim-öğretim yapacak kişilerin yetiştirilmesi bir gereksinim olarak ortaya çıkmıştır.Her ülke, öğretmen yetiştirme konusunu kendi özel şartları içinde düşünmesine rağmen; eğitim alanında ülkelerarası karşılaştırmalı araştırma ve incelemeler arttıkça, toplumlar öğretmen yetiştirme alanında yapılan uygulamaları ve bunların sonuçlarını değerlendirmişlerdir. Dolaysıyla birçok meslekte olduğu gibi, öğretmenlik mesleği için de birtakım evrensel ölçütler, standartlar ve modeller oluşturulmaya çalışılmıştır (Oğuzkan, 1984).
    Eğitim olgusunun birbirleriyle devamlı etkileşimde bulunan üç temel ögesi bulunmaktadır. Bu üç temel öge öğrenci, öğretmen ve program olarak adlandırılmaktadır. Bir eğitim sisteminin etkililiği ve verimliliği bu üç ögenin belirli bir hedefe doğru bir uyum içerisinde ilerlemesine bağlıdır. Bu ögelerin herhangi birinde meydana gelebilecek bir bozukluk, zayıflık, verimsizlik veya yanlış işleyiş bütün bir sistemin verimliliğini düşürecektir. Bu ögelerden herhangi birinin diğerinden daha önemli olduğu söylenemez. Ancak bunlardan öğretmen ögesi dikkatli bir ilgiyi gerektirmektedir. Çünkü eğitim sisteminin girdisi olan öğrenci üzerinde öğretmen yetiştiren kurumlar olarak eğitim fakültelerinin bir denetim gücü yoktur. Program ögesi ise, ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenmektedir. Eğitim sistemimizin etkili bir biçimde işleyişini sağlamakta üzerinde en çok denetim gücümüzün bulunduğu öge “öğretmen yetiştirilmesi” süreci olmaktadır. Diğer iki ögenin üzerinde en fazla etkiyi de öğretmen sağlamaktadır (Karagözoğlu ve diğerleri 1993;Aktaran Üstüner,2004).
    1990’lar Türkiye’sinde öğretmen yetiştirme sistemimizde bir tıkanıklığın yaşandığı açıktır. 1982 yılındaki değişiklik ile öğretmen yetiştirme görevini üstlenen Eğitim Fakülteleri anılan yıldan itibaren eğitim sistemimizin ihtiyacı olan nitelikli öğretmenlerin yetiştirilmesine önemli katkı getirirken, bazı alanlarda yanlış yapılanma ve eğilimler nedeniyle hızla değişen ülkemiz koşullarına ayak uyduramaz hale gelmişlerdir. 1990’lar itibarı ile bakıldığında Eğitim Fakültelerimizde bir misyon karmaşası olduğu, yani bazı alanlarda öğretmen yetiştirmenin fakültelerimizin öncelikli misyonları içinde görülmediği saptanmıştır. Bu eğilimin bir sonucu olarak, bazı alanlarda eğitim sistemimizin ihtiyacından fazla öğretmen yetiştirilirken, sınıf öğretmenliği, rehber öğretmen ve okul öncesi öğretmenliği gibi bazı kritik alanlarda sayısal olarak kısa sürede kapanması imkansız öğretmen ihtiyacı ortaya çıkmıştır (Şişman 1999,28).
    Türkiye’de öğretmen yetiştirmenin 157 yıllık bir geçmişi vardır.Ülkemizde ilk kez çağdaş anlamda, yüksek askeri uzmanlık okullarının öğrenci gereksinimlerini karşılamak için, 1838 yılında açılan rüştiyelerin(ortaokulların) öğretmen gereksinimini karşılamak için İstanbul’da 16 Mart 1848 tarihinde Dar-ül Muallimin-i Rüşti (ilköğretmen okulu) açılmıştır.
    Cumhuriyet ile birlikte, eğitimde önemli atılımlar gerçekleştirilmiştir.Bu atılımların başlıcaları; Öğretim Birliği Yasası (1924), Maarif Teşkilatına Dair Yasa (1926), Kayseri ve Develi’de açılan Köy Muallim Mektebi, Gazi Eğitim Enstitüsünün açılması (1926-1927) vb.dir.
    Bu çalışmada, Kasım 1997 tarihinde YÖK’ün “Eğitim Fakülteleri Öğretmen Yetiştirme Programlarının Yeniden Düzenlenmesi” kararı üzerinde durulacaktır.Fakat bu konuya değinmeden önce cumhuriyetin kurulmasından, 1997 yılına kadar, öğretmen yetiştirme uygulamaları konusunda kısa bir hatırlatma yapılacaktır.
    CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÖĞRETMEN YETİŞTİREN KURUMLAR
    İlköğretmen Okulları
    1923-1924 öğretim yılında, Türkiye’de toplam 20 Darülmuallimin (Erkek Öğretmen Okulu) ve Darülmuallimat (Kız Öğretmen Okulu), bulunuyordu.1924-1925 öğretim yılında sayısı 24’e çıkan bu okullar aynı yıl, “Erkek ve Kız Muallim Mektepleri” adını almışlardır. Bir yıl sonra bu sayı 25’e çıkmıştı. Fakat, okulların sayısının artması, ülkenin öğretmen ihtiyacının karşılanacağı anlamına gelmiyordu. Çünkü, Cumhuriyet’in ilk öğretim yılı olan 1923-1924 öğretim yılında uygulamaya konan “Mıntıka Darülmualliminleri” yani bölge öğretmen okulları projesine rağmen, sınırlı sayıda fakat nicelik ve nitelik bakımından gelişmiş öğretmen okulları oluşturma çabası , henüz olumlu sonuçlar vermeye başlamamıştır ( Öztürk, 1996 ).
    1924 ‘te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat ( Öğretim Birliği ) Kanunu ile öğretmenlik bir meslek olarak kabul edilmiştir. İlki 1926’da olmak üzere, üç yıl süreli öğretmen okulları açılmıştır. Denizli ve Kayseri Zincirdere’de açılan Köy Öğretmen Okullarına ilkokulu bitirenler alınıyor, üç yıl öğrenim gördükten sonra köylere öğretmen olarak atanıyordu. 1935 yılına kadar öğretmen yetiştirme işinde büyük bir bocalama dönemi geçirilmiş ve köy öğretmen okulları’ndan da istenen sonuç alınamamıştır. ( Abece, Mayıs 2000).
    İlkokul öğretmeni ihtiyacını karşılamak amacıyla 1936’dan itibaren eğitmen yetiştirmek üzere sekiz ay süreli Eğitmen Kursları açılmış, bu uygulama ile küçük köylere öğretmen yetiştirmek amaçlanmıştır. 1937 yılında Köy Eğitmenleri Kanunu çıkarılmıştır. Küçük köylere öğretmen yetiştirmek amacıyla da Köy Eğitim Yurtları açılmıştır. 1939’da Köy Enstitüleri kurulmuş, ilk uygulama Eğitim Yurtlarında başlamıştır. 17 Nisan 1940’da Köy Enstitüleri Kanunu çıkarılmıştır. Kanuna göre, bu okullar öğrencilerini köylerden alacak, içinde bulundukları ortamdan uzaklaştırmadan köy hayatının içinde yetiştirecekti. 1953 yılına kadar sayıları 21’i bulan Köy Enstitüleri, lise seviyesindeki üç yıllık Öğretmen Okulları ile birlikte ilkokul öğretmeni ihtiyacını karşılamada önemli iki kaynak oluşturmuştur(Abece, 2000).
    Köy Enstitüleri 4 Şubat 1954 tarihinde kabul edilen 6234 sayılı yasa ile İlköğretmen Okulu adını alarak kapatılmıştır.
    1954-1974 yılları arası dönemde de İlköğretmen Okullarının öğretim süresi altı yıldı. İlk üç yılın müfredatı, ortaokulların müfredatıyla hemen hemen aynıydı. Aynı benzerlik, son üç yılınki ile liselerin müfredatı arasında da söz konusuydu. Bu nedenle, ortaokul mezunları, doğrudan ikinci kısma, yani İlköğretmen Okuluna giriyorlardı( Öztürk, 1998 ).
    1973 ‘te yayınlanan 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile tüm okul kademelerinde görev alacak öğretmenlerin yüksek eğitim görmeleri esası getirilmiştir. Bunun üzerine 1974-1975 öğretim yılında İlköğretmen Okulları kapatıldı ve onların yerine iki yıllık Eğitim Enstitüleri kuruldu ( Tebliğler Dergisi, S. 1840 ).
    • İki Yıllık Eğitim Enstitüleri
    1974-1975 Öğretim yılında, İlköğretmen Okulları bünyesinde lise ve öğretmen liselerine dayalı iki yıllık Eğitim Enstitüleri açılmıştı. Bu yapılanmadan sonra, eski İlköğretmen Okulları Öğretmen Lisesi haline getirilmiş ve bunların mezunlarına, herhangi bir yükseköğretim kurumuna devam etme hakkı tanınmıştı ( Öztürk, 1998 ).
    1980’de, iki yıllık Eğitim Enstitüleri sayısı, 36’sı kapatılmak suretiyle, 13’e indirilmiş;1981’de üçü ve 1982’de de biri tekrar faaliyete geçirilerek bu sayı 17’ye çıkarılmıştı. İki yıllık Eğitim Enstitüleri de diğer öğretmen yetiştiren kurumlar gibi,1982’de üniversitelere bağlanmıştı (Öztürk,1998 ).
    Eğitim Yüksek Okulları
    1982 yılında, yukarıda da belirtildiği gibi, iki yıllık Eğitim Enstitüleri üniversitelere bağlanıp, Eğitim Yüksek Okullarına dönüştürüldü. Bir yıl sonra, ülkedeki sınıf öğretmeni ihtiyacı göz önünde bulundurularak , bu kurumların sayısı 17’den 24’e çıkarıldı. Fakat 1986-1987 öğretim yılında 21’e indirildi.
    1983 Yılı başında , hiçbir üniversite kentinde Eğitim Yüksek Okulu bulunmuyordu. Bu nedenle, 2809 sayılı kanunla, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa , Samsun, Trabzon ve Diyarbakır gibi üniversite kentlerinde Eğitim Yüksek Okulları kurulmuş, ilk etapta bunların altısı faaliyete geçmişti. Bu kurumlarda, öğretim süreleri dört yıla çıkarılana kadar, Eğitim Enstitülerinin programına yakın bir öğretim programı uygulanmıştı.
    Eğitim Enstitüleri Eğitim Yüksek Okullarına dönüştürülürken , hiçbir araştırma , ön çalışma ve planlama yapılmamıştı. Bu düzenleme ile Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen yetiştirme işlevini tümüyle üniversitelere devretmişti. Fakat, bu alanda yeterli deneyimi ve hazırlığı olmayan üniversiteler, güç durumda kalmıştı. Her şeyden önce, üniversitelerin Eğitim Yüksek Okullarında istihdam edecek, sınıf öğretmenliği alanında öğrenim görmüş, deneyimli öğretim elemanı yoktu. Bina sıkıntısı da pek sık karşılaşılan sorunlar arasındaydı. Ayrıca, çağdaş bir eğitim ve öğretim için gerekli olan araç, gereç, kütüphane ve laboratuvar gibi donanımlar yetersizdir. Dersler genellikle düz anlatım, öğrenciye not tutturma ve soru-cevap etkinlikleriyle sürdürülüyordu. Böyle bir eğitim sürecinden geçen öğretmen adaylarının, Türkiye’deki ilkokullarda çağdaş bir eğitim yapmalarını beklemek fazla iyimserlik olacaktı ( Öztürk, 1998 ).
    XI. Milli Eğitim Şurası’nın (1982) her düzeydeki eğitim ve öğretim kurumlarında istihdam edilecek öğretmenlerin en az dört yıllık bir öğrenim görmeleri koşulunu getirmesinden dolayı YÖK, 1989-1990 öğretim yılında Eğitim Yüksek Okullarının öğretim süresini dört yıla çıkarmıştı. Başlangıçtan itibaren eğitim fakültelerin bünyesinde özel bir yapıya sahip olan bu kurumlar, 1992 yılında bu fakültelerin sınıf öğretmenliği bölümlerine dönüştürülmüştür.Öğretmen yetiştirme görevi, gerekli alt yapı (öğretim elemanı, bina, ders programı ve ders aracı ) hazırlığı tamamlanmadan üniversitelere devredilmiştir.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi