Enzimlerle ilgili ülkemizde yapılan çalışmalar

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Enzimlerle ilgili ülkemizde yapılan çalışmalar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Gülcan
    Usta Üye





    Cevap: enzimlerle ilgili ülkemizde yapılan çalışmalar

    örnek bir çalışma

    Bal arısı (Apis mellifera L.) bitkilerdeki yabancı tozlaşmayı gerçekleştirmesi yanında ürettiği bal, balmumu, polen, arı sütü gibi arı ürünlerinin kazandırdığı ekonomik yararlar nedeniyle, binlerce yıldır insanlar tarafından dünyanın hemen her yerinde yetiştirilen sosyal bir böcektir.

    Son yıllarda ülkemizde arı sütü ve arı zehiri üretimine dönük bazı çabalar gözlenirken, propolis üretimi henüz çok yeni bir konudur. Ülkemizde propolis üretim teknikleri, muhafazası ve işlenmesi ile kullanım biçimi hakkında yapılmış çalışmalar yok denecek kadar azdır.

    Propolis, çam, meşe, huş, okaliptüs, kavak, kestane vb. ağaçlar ve bazı otsu bitkilerin tomurcuk, yaprak ve benzeri kısımlarından arılar tarafından toplanan ve mumla karıştırılarak kovan içerisinde bir çok amaca yönelik olarak kullanılan zamk gibi yapışkan, reçinemsi kokulu ve rengi koyu sarıdan kahverengiye kadar değişen bir maddedir. Arı bu maddeyi, polenle ve başı ile thoraksı arasında bulunan bezlerden salgılamış olduğu aktif enzimlerle karıştırmaktadır. Bal arılarının depoladığı propolis, bazı bitkilerin yapışkan salgıları olan zamk, sakız, lipophilic maddeler olabileceği gibi resin, bitki ve ağaçların öz suyu olan sızıntılar da olabilmektedir.

    Propolis insanların dikkatini tıbbı açıdan binlerce yıl önce çekmiş ve bu doğal ürün eski çağlarda Avrupa ve Kuzey Afrika’da, Mısır, Yunan ve Romalılarca yaygın olarak kullanılmıştır. Nitekim ünlü Yunan filozofu Aristo arıların çalışmasını saydam kovan kullanarak incelemek istemiş, ancak kovanın koyu renkte mumsu maddeler ile kaplanarak saydamlığını yitirdiğini bildirmiştir. Bu maddenin propolis olduğu tahmin edilmektedir.

    Geleneksel hekimlikte yaygın olarak kullanılan ve Hipokrat, Heredot, Aristo ve diğer antik dönem bilginleri tarafından övgü ile söz edilen propolis, çok eski çağlardan bu yana insanlar tarafından ya çeşitli hastalıkların tedavisinde ya da etkilerinin azaltılmasında kullanılmıştır. Propolis ilk kez Yunanlılar tarafından keşfedilerek doğal bir antibiyotik olarak kullanılmış ve propolis kelimesi, pro (ilk ya da savunma) polis (şehir)’den türetilmiştir.

    Propolis, Mısırlılar bazı hastalıkların tedavi edilmesi ve ölülerin mumyalanmasında, Yunanlılar ve Romalılar da deri apselerini iyileştirmede yüzyıllarca ilaç olarak kullanmışlardır. Ayrıca propolisin ahşap koruma ve vernikleme veya cilalamada kullanıldığı, bu nedenle cilalanmasında propolis kullanılan kemanların 400 yıldan fazla sağlam kalarak günümüze kadar ulaştığı bilinmektedir.

    Propolisin birçok olumlu özelliğinin araştırmalarda ortaya konulmasından önce arıcının çalışma koşullarını ve bal hasadını zorlaştırması ve petekli balın pazar değerini düşürmesinden dolayı kolonilerin propolis toplama eğiliminin yüksek olması istenmeyen bir özellikti. Ancak, günümüzde artık propolis dünya ticaretinde ve marketlerde düzenli olarak alınıp satılan bir ürün haline gelmiştir. Fiyatı ülkelere göre değişmektedir. ABD ve Kanada’da propolis daha ucuz (2-6 dolar/pound) iken, propolisin daha yaygın olarak kullanıldığı Yeni Zelanda’da fiyatı yaklaşık 26 dolar/pound’dur. Başlıca üretici ülkeler, başta Çin olmak üzere Arjantin, Uruguay, Şili, Brezilya, Kanada ve bazı Doğu Avrupa ülkeleridir. Japonya, Brezilya ve Çin’den fazla miktarda propolis ithal etmektedir. Propolis talebi Tayland’da Japonya kadar fazla değildir. Ancak günden güne tüketimi artmaktadır.

    Propolis üretimi konusunda en ileri ülke Brezilya’dır. Bu ülkede Afrika arılarının propolis üretimi için özel kovanlar oluşturulmuş ve Brezilya’da üretilen tonlarca propolis, kargo uçaklarla Japonya’ya ihraç edilerek işlenmeleri Japonya’da yapılmaktadır.

    Brezilya’da üretilen propolise dünya marketlerinde büyük ilgi gösterilmektedir. Propolis, İngiltere marketlerinde de aranan ve tüketilen bir ürün haline gelmiştir. Propolisten üretilen kapsül veya tabletler ya çiğnemek ya da içmek için hazırlanmış granül, boğaz pastilleri, çiklet gibi ürünleri piyasada bulmak mümkün olmasına rağmen, propolisin kimyasal standardizasyonu henüz gerçekleşmemiştir. Ayrıca propolis üretimine ait resmi kayıtlar tam olarak mevcut olmasa da 1984’lü yıllarda başlayan ve yaklaşık 200 ton olduğu tahmin edilen propolisin dünya piyasalarında ticaretinin yapıldığı bildirilmektedir.



    Günümüzde bu değerli arı ürünü antibakteriyal, antifungal, antiviral özellikleri yanında antiemflamatuvar, antiülser, lokal anestetik, antitümör, bağışıklığı uyarıcı çok sayıda yararlı biyolojik aktivite göstermekte olup, son üç bin yıldır doğal ilaç olarak kullanılmaktadır. Yirmibeş yıl öncesine kadar yapılan çalışmaların büyük çoğunluğu SSCB ve Doğu Avrupa ülkelerine ait olup, değerli bilgiler ortaya konmuş, özellikle Ghisalberti yazdığı makalelerde propolisin aktivitesi ve kimyasal yapısına ait çalışmaları özetlemiştir.

    Propolis çok değişik kimyasal maddeler içermesi ve antibakteriyel etkisinden dolayı kovan içinde arılar tarafından kullanımı dışında, ilaç ve kozmetik sanayii ile apiterapi merkezlerinde de çok yönlü olarak kullanılan bir maddedir. Propolisin bu kadar geniş kullanım alanı bulunmasına rağmen, üretim teknikleriyle ilgili ülkemizde ve hatta dünyada yapılmış bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bilinen yöntemler yalnızca bir tavsiye niteliğinde olup, herhangi bir araştırma sonucuna dayanmamaktadır. Kaliteli bir propolis üretimi için uygun üretim yöntemlerinin mutlaka bilinmesi ve uygulanması şarttır.



    Propolisin Kaynağı Olan Bitkiler

    Propolisin yapısı ve özellikleri ile ilgili çalışmalar 20. yüzyılın başlarında başlamıştır. Bu dönemde yapılan birkaç çalışmada propolisin kaynağının kavak olduğu tespit edilmiştir. Son otuz yılda propolis ve içeriğine olan ilgi artmış; yapısı, farmakolojik özellikleri ve ticari değeri konusundaki çalışmalar devam etmiştir. 1900’lerde propolisin kaynağı üzerinde çalışmalar yapılmış, 1908’de ise propolisin dallardan, yapraklardan ve huş ağacı, diş budak, karaağaç ve balsam ağaçlarının tomurcuklarından elde edildiği ve propolisin bileşiminin bitki kaynağına bağlı olarak değişebileceği bildirilmiştir. 1926’da Jaubert, propolisten chrysin’i izole etmiştir. Daha sonra 1927’de Rosch ve 1940’da Vansell ve Bisson propolisin kaynağı hakkında çalışmışlar ve propoliste bulunan balmumunun kaynağının bitkisel mum olduğunu bildirmişlerdir.

    Bazı arı ırklarının propolisi diğerlerinden daha aktif olarak toplamaktadır. Esmer Dağ Kafkas arılarının, İtalyan, Ukrayna ve Uzak Doğu koyu orman arılarından oldukça çok propolis topladığı ve Karniyol arılarının ise propolis yerine balmumunu kullandıkları ifade edilmektedir.

    Propolisin yoğun olarak toplandığı mevsim bölgeden bölgeye değişmektedir. Örneğin; İtalya’da bahar ve yaz aylarında, Doğu ve Batı Avrupa’da yaz ortası ve sonbaharda, ülkemizde ise Ege bölgesinde Mart ayında, Orta ve Doğu Anadolu’da Ağustos ve Eylül aylarında yoğun olarak toplandığı, yaz aylarında sabah 8’den akşam 19’a kadar yoğun olarak ve ilkbahar ile sonbaharda ise havaların güzel olduğu günlerde propolis toplandığı bildirilmektedir. Nitekim nektar akımının yoğun olduğu dönemlerde propolis toplama eğiliminin azaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca ön yüzü çift camlı kovanlarda yapılan bir çalışmada sonbahar ayları esnasında yoğun propolis toplandığı gözlenmiştir.

    Arıların ziyaret ettikleri alanları gözlemlemek zor olduğu için resinlerin kaynakları tam olarak bilinmemektedir. Bal arılarının propolis kaynağı olarak kullandıkları başlıca bitkiler çam, huş, kavak ve türleri, at kestanesi, kara ağaç, meşe, diş budak, akçaağaç, fındık, kızılağaç, erik, söğüt, ökaliptus, kestane, ıhlamur, akasya, göknar olup; kullanılan bu bitki türleri bölgeden bölgeye ve mevsime göre farklılık göstermektedir.

    Propolisin yoğun olarak toplandığı kavak türleri Avrupa, Kuzey Amerika ve Kuzey Afrika ile sınırlıdır. Avrupa’da propolis kaynağı olarak kavak türleri bildirilmektedir. Diğer taraftan İtalya’da kestane ağacının propolis kaynaklarından biri olduğu ifade edilmektedir. Orta Rusya’da kavak türlerinden daha çok huş ağacı propolis kaynağı olarak bilinmektedir. ABD’de kavak türleri, çamlar ve diğer çalılar ile birlikte propolisin ana kaynağını oluşturmaktadır. Hindistan’da kavak türleri bulunmasına karşın, Apis dorsata, Apis florea, Apis cerana arı türlerinin propolis toplamadığı bilinmektedir. Afrika arı ırkları da fazla propolis toplamamaktadır. Bal arısı ırklarından A. m. carnica (Karniyol) arısı petek gözlerinin sterile edilmesinde çok az propolis kullanmakta ve böylece peteklerin daha temiz ve beyaz renkte olmasını sağlamaktadır.

    Avustralya’da kavağın çok sınırlı olması nedeniyle arıların bazı yörelerde bulunan kavakların tomurcuklarını tahrip ettikleri ve ökaliptusun en önemli propolis kaynağı olduğu belirtilmektedir.



    Propolisin Yapısı ve Özellikleri

    Araştırmacılar arıların balmumu ile karıştırdıkları propolisin bazı bitkilere özgü proteinleri de yapısında bulundurduğunu, propolisin mumsu kısmının bitkisel mum yapısında olduğunu vurgulamışlardır.

    Propolis toplandığı yöreye ve kaynağına bağlı olarak sarı yeşilden koyu kahverengine kadar rengi değişen, yapışkanımsı, zamksı maddedir. Propolisin, ciltte yağlar ve proteinlerle oldukça güçlü etkileşimi olduğundan, insan cildinden çıkması zordur.

    Ilıman iklime sahip olan bölgede üretilen propolisin kahverengi, tropik bölgede üretilen propolisin siyah, Küba’da üretilen propolisin ise menekşe renginde olduğu, hatta saydam propolisin bile varlığı söz konusudur.

    Propolis 10ºC’nin altında sert ve kırılgan, 15–25ºC arasında mum kıvamında elastik bir yapı göstermekte, 30–40ºC’de yumuşayıp yapışkan bir durum almakta ve bu durumda özellikle yaz aylarında arıcının çalışmasını güçleştirmekte, 80ºC’de kısmen erimektedir. Kovandan alındığı zaman yapışkan ve kendine özgü bir kokusu vardır. Derin dondurucuya konulduğunda hemen katılaşmaktadır.



    Çeşitli ülkeler kendi propolis standartlarını oluşturmaya başlamalarına rağmen, bu çalışmalar henüz hiçbir ülkede tam olarak bitmiş değildir. Bu ülkelerin propolis standartları incelendiği zaman propoliste aradıkları özelliklerin birbirlerinden farklı olduğu gözlenmekte ve propolis kalitesine etki eden ağır metallerin de tespitinin yapıldığı ve bu konuda çeşitli araştırmaların devam ettiği bildirilmektedir. Saf propolisin üretilebilmesi için propolis toplanacak kovanın bulunduğu alan, çevrede çeşitli nedenlerle kullanılan boya, metal malzeme, propolis toplanmasında kullanılan metal kaşık, metal kaplar, çivi ve benzeri madde, kullanılan propolis tuzaklarının yapıldığı madde, propolisin depolandığı kap ve ortam propolise ağır metallarin karışmasına neden olmakta ve kalitesine etki etmektedir.

    Propolis ve ekstraktları hafif koyu kapta, karanlıkta, 12ºC’den az sıcaklıkta depolanmalıdır. Alkol ekstraktları ise daha uzun süre depolanabilmektedir.

    Üretilen propolisin uzun süreli muhafaza edilebilmesi için öncelikle sert ve katı halde iken iyice ezilmeli, daha sonra cam kavanoza konup, üzerine ılık su eklenerek iyice karıştırılmalıdır. Yabancı maddeler kavanozun içine çöktükten sonra propolis temizlenmelidir. Bu şekilde işleme tabi tutulan propolis kuru ortamda plastik torba içerisinde bir yıldan daha fazla süre biyolojik değerini kaybetmeden saklanabilmektedir.

    Saf propolis satın alınırken özellikle kalitesi gibi bazı faktörlere dikkat etmek gerekir. Uzun süreli depolama, güneş veya sıcaklığa maruz kalması halinde uçucu bileşimlerini kaybetmektedir. Taze propolis hoş bir kokuya sahip olmalıdır. Balmumu ve diğer bulaşıklıklar mümkün olduğunca az olmalıdır. Taze olmayan propolis koyu renkte, sert ve kırılgan bir yapıya sahiptir. Fakat dondurulmuş propolis de kırılgan bir özellik gösterir.

    Arıların bitkiden aldığı reçinenin kimyasal kompozisyonunu değiştirip değiştirmedikleri henüz tam olarak açıklanamamıştır. Ancak arıların propolise balmumu karıştırdıkları bilinmektedir. Propolis ile bazı bitki türlerinin tomurcuklarında benzer bileşikler bulunduğu tespit edilmiştir. Buna karşın bazı bitki türlerinde bu maddelere rastlanmamıştır. Farklı yörelerdeki arıların topladığı propolisler bazı bileşikler bakımından büyük değişiklikler göstermektedirler.

    Kovanlardan toplanan propolis ve petek balmumu örnekleriyle yapılan bir çalışmada, propolis örneklerindeki balmumu içeriğinin %11.2-29.3 arasında bildirilmiştir. Her iki tip balmumunda da monoesterler en büyük kısımları (%62.1–86.6) oluşturmuştur. Monoesterleri hidrokarbonlar (%6.9-24.7) takip etmiştir. Nitekim, propolisin yapısı ve özellikleriyle ilgili çalışmalar 20. yüzyılın başlarında başlayarak bu dönemde yapılan çok az sayıdaki çalışmada karakavağın propolis kaynağı olduğu bildirilmiş ve arılar tarafından balmumuna karıştırıldığı, propolisin mumsu kısımlarının bitkisel mum olduğu bildirilmiştir.

    Uruguay ve Brezilya’nın farklı bölgelerinden toplanan 23 propolis örneğinde hidrokarbonlar, asitler ve alkollerin dağılımı bakımından geniş bir varyasyonun olduğu gözlenmiş ve balmumu içeriğinin petek balmumuna oldukça benzer bir yapıda olduğu saptanmıştır.

    Propolisin toplanabileceği bitki kaynaklarının bilinmesi bilimsel yönü yanında kimyasal standardizasyonunun oluşturulması açısından da önem taşımaktadır. Propolisin kimyasal kompozisyonu çok kompleks olup, bileşimi bitkiye, bölgeye, mevsime ve koloniye bağlı olarak değiştiğinden dolayı rengi, kokusu ve tıbbi karakterleri de farklılık gösterir.

    Propolisi kimyasal bileşiklerine ayırmak oldukça güçtür. Ancak son yıllarda High Performance Liquid Chromatogaphy (HPLC), Mass Spectrometry ve Gas Chromatogaphy (MS-GC) teknikleri kullanılarak propolis içerisinde çok az miktarda bulunan ve organik çözücülerde çözünen 149 bileşik ve 20 iz element tespit edilmiştir. Ayrıca propolisin büyük kısmını oluşturan reçine, polen ve suda veya organik çözücülerde çözünmeyen balmumu gibi kısımların varlığı da tespit edilmiştir. Son 15 yıldır tıpta ve diğer alanlarda bilim adamları tarafından propolisle ilgili çok değerli çalışmalar yapılmaktadır.

    Son yıllara kadar tropik bitki propolisleri üzerinde yapılan çalışmalar genellikle Apis mellifera bal arıları tarafından toplanan propolisler üzerine olmuştur. Geopropolis olarak tanımlanan maddeler ise, Güney Amerika’da bulunan Meliponinae (iğnesiz) arı türleri tarafından toprak, mum ve bitkilerin reçineli kısımlarından toplanmaktadır. Ancak bu madde ile ilgili çok az araştırma yapılmasına rağmen, Venezüella’dan toplanan geopropolis ve propolis örnekleri üzerinde yapılan çalışmalarda, bu iki tür maddenin kimyasal kompozisyonları arasında belirgin bir fark bulunamamış ve geopropolisin kimyasal bileşenlerinin bal arısı propolisine benzemesi araştırıcılar için bir kaynak oluşturmuştur.

    Propolisin içeriğinde %50 reçine ve zamksı maddeler, %30 bitkisel mumlar, %10 esansiyel yağlar, %5 polen ve %5 organik bileşikler ve mineral maddeler mevcuttur.

    Ülkemiz, arıcılık için uygun iklim ve bitki örtüsüne sahip olmasına rağmen, ülkemizde propolisle ilgili tıbbi açıdan yapılmış çalışmalar yok denecek kadar azdır. Ancak propolisin mikroskobik ve kimyasal içerikleriyle ilgili çalışmalar yapılarak ve daha sonraki yıllarda içeriklerine göre sınıflandırılarak, mevsime, yöreye ve toplanma şekline göre ürün çeşitliliğine gidilmeli ve tüm bu çalışmalar bilimsel yapılmalıdır. Propolisin işlem görmeden kovandan alındığı gibi gelişigüzel kullanılması ya da bilimsel olmayan ortamlarda işlem görmüş gibi pazarlanması, canlı organizmada fayda yerine sakınca oluşturabilmektedir.

    Propolisin tıbbi açıdan önemli bileşenleri, alkol gibi çözücülerde çözünen fraksiyonlarıdır. Bu fraksiyonlarda bir çok bileşen olduğu tespit edilmiştir. Bu kimyasal maddeler Flavonoidler, Krizin, Apigenin, Acacetin, Quercetin, Kaempferide, Kaemperol-7,4’-dimethyl ether, Ermanin, Galangin, Pinochembrin, Pinobanksin, Pinobanksin-3-acetate, Pinostrobin, 3’,4’- dihydroxyflavanoids, Flavan-3-ols, Pectolinaringenin, Luteolin, 3, 4-dimethyl ether- luteolin, Artepillin C, Eriodictyol, Pinosylvin (3,5-dihydroxystilbene), Ferulic asit, Isoferulic asit, Benzoik asit, Cinnamic asit, Isopentyl ferulate, p-Coumaric asit benzyl ester, Caffeic asit, Prenyl caffeate, 3-methyl-but-2-enyl caffeate, Caffeic asit phenetyl ester, Methyl caffeate, Diterpenoid-clerodan, eterik yağlar şeklinde özetlenebilir.

    Kovandan alınan propolis hamdır ve saflaştırılarak kullanılması gerekir. Propolis suda az çözünür. Ham propolisin en pratik çözücüsü %96’lık etanoldur. Ancak %95’lik alkolde de büyük ölçüde erir. Tıbbı amaçlı kullanımlarda %70’lik etanolda erimiş çözelti kullanılırken, kimyasal analiz amaçlı çözücü için %99’luk etanol gerekmektedir.

    Propoliste polen analizi yapan araştırmacılar, polenin propolise toplandığı bitkiden veya rüzgar ile tozlaşan bitki polenleri tarafından bulaşmış olabileceğini ifade etmektedirler. Ayrıca polenin, propolis toplayan arıya daha önceden bitkiden bulaşmış olabileceği veya kovan içinde bulunan polenin propolise karışmış olabileceğini de savunmaktadırlar. Ancak propoliste bulunan polen oranının bölgeden bölgeye değişebileceği ve bitki kaynağının tespitinde önemli bir faktör olarak kullanılabileceği belirtilmektedir.







+ Yorum Gönder
ülkemizde enzimlerle ilgili yapılan çalışmalar,  enzimlerle ilgili ülkemizde yapılan çalışmalar
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi