Bağımsız bir millet olmanın çağdaşlaşmadaki rolü nedir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Bağımsız bir millet olmanın çağdaşlaşmadaki rolü nedir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Bağımsız bir millet olmanın çağdaşlaşmadaki rolü nedir





  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: Atatürk ve Kültürel Alandaki ÇağdaşlaşmadaTürk Dilinin Yeri


    atatürk'ün doğumunun 125. yıl dönümünü kutlama dolayısıyla
    geldiğimiz Afyon ilinde ve Kurtuluş Savaşr'mızrn yüz ağartıcı
    zaferini simgeleyen bir üniversitede, Kocatepe Üniversitesinde 39
    bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyor ve hepinizi sevgi ve
    saygılarımla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
    Değerli dinleyiciler, panelimizin genel konusu "Atatürk ve Türk dili"
    dir. Bu konu üzerinde hem tarafımızdan hem de başka meslekraşlarırruz
    tarafından belirli günlerde ve sırası düşrükçe epey korıuşulmuş veya yazılar
    yazılmıştır. Ancak, Atatürk'ün bu konuya neden özel bir değer vererek eğildiği
    dikkate alınır ve dilin bir millet varlığı içindeki yeri göz önünde bulundurulursa,
    Türk dili var oldukça bu konu gündemde kalacak ve üzerinde çok
    yönlü derinlemesine çalışma ve değerlendirmeler yapılmaya devam edilecektir.
    Çünkü dil, bilindiği üzere yalnızca günlük konuşmalardayer alan ve bireyler
    arasında karşılıklı basit bir anlaşma aracı olmaktan ibaret değildir.
    Onun bireyler dışında sosyal bir yanı da bulunduğu, niteliği bakımından aynı
    zamanda sosyal bir manevi varlık olduğu için, bir toplumu oluşturan bireyleri
    birbirine kenetleyen, onlar arasındaki ortak duygu ve düşünceleri güç-lendiren sosyal bir akrabalık bağı kurma özelliğine de sahiptir. Ulusal birliği
    koruyan bir araç görevi yüklerımiştir. Bir toplumun millet niteliğini kazanabilmesi
    de, o topluma özgü gelişmiş bir dilin varlığı ile mümkündür. Dil aynı
    zamanda düşüncenin de kaynağıdır. Çünkü, insan ancak dil ile düşünebilir.
    Yani kafasındaki her türlü düşünceyi, yüreğindeki çeşitli duyguları ancak
    konuşma ve yazı ile dışarı vurabilir. Bu nedenle dil aynı zamanda bir düşünce
    aracı demektir. Dolayısıyla, yeni yeni duygu ve düşünceler ortaya atma niteliğindeki
    yaratıcılığın da kaynağıdır. Eğer yaratıcı düşünceler, dilin anlatım
    gücündeki yetersizlik dolayısıyla dışarı vurulmazsa, bu yaratıcılık körelir
    ve söner. Demek oluyor ki çok gelişmiş yüksek düzeyde bir dilolmadan yaratıcı
    düşünceler ortaya konamaz.
    Öte yandan dil toplumun uzun yüzyıllardan beri biriktiregeldiği her
    alandaki söz varlığını kendi hazinesinde topladığı için, aynı zamanda bir milletin,
    tarihi ve sosyal yaşamındaki bütün birikimlerin ifadesi olan kültür varlığının,
    kültür zenginliğinin de göstergesidir. Kültür düzeyleri yüksek olan
    milletlerin dilleri zengindir. Anlatım olanakları çok geniştir. Gelişmiş bir dil
    edebiyat.sanat, bilim ve felsefe alanlarında üstün değerde eserler verebilen bir
    dil demektir. İnsanoğlununihtiyaç duyduğu her kavramı anlam incelikleri ile
    karşılayabilecek güce sahip bir dil demektir. Böyle anlatım gücü yüksek düzeydeki
    köklü ve güçlü diller, toplumların geleceğe uzanan gelişmelerindede
    önemli bir etkendir. Dolayısıyla tarihi varlığı boyunca biriktiregeldiğikültür
    değerlerini aynı zamanda geleceğe aktaran bir araçtır. Bütün bu özellikler ile
    de diller ulusların, birer kimlik belgesidir. Bu kimlik belgesi zaman içinde
    eriyip kaybolma tehlikesine uğrarsa, o dili konuşan toplum veya millet de
    kimliğini, dolayısıyla varlığını yitirir ve eriyip yok olma tehlikesi ile karşı
    karşıyadır. Tarihte bunun çeşitli örnekleri vardır. Söz gelişi VIII-IX. yüzyıllarda
    Karadeniz'in kuzeybatısındaki bölgelerde yurt tutmuş olan Bulgar «
    bul-gar; bulayan veya bel-ogur "beş Oğuz": M. Rasanerı, Versuch eines Etymologischen
    Viirtterbuch der Türksprachen, Helsinki 1969; A. Ercilasun, Türk Dili
    Tarihi, Ankara 2004) Türklerinin yavaş yavaş İslavlaşarak dillerini ve milliyetlerini
    yitirmiş olmaları gibi.
    Dilin bu çok yönlü yaşamsal ve toplumsal özelliklerini, engin sezgi gücü
    ile çok iyi kavramış olan Atatürk, Türk dilinin Türk ulusu için ne ifade ettiğini,
    biraz sonra ele alacağımiz Dil Devrimi dolayısıyla yaptığı konuşmalardan
    birinde şu sözlerle dile getirmiştir:

    "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkı Türk milletidir. Türk milleti demek
    Türk dili demektir. Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü~ Türk
    milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içindeahlakını, an'anelerini, hatıralarını, menfaatlerini,
    kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza
    olunduğunu giirüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir. "1
    Bu kısa girişten sonra asıl konuya, "Atatürk ve Türk dili" konusuna geçebiliriz.
    Ancak, biz burada bu konu üzerinde dururken zamanımızın kısıtlı
    olması nedeniyle, Dil Devrimi'nin 1932'den günümüze uzanan süreçleri üzerinde
    ayrıntılaragiren açıklamalaryerine, yalnızca onu temel hedefe ulaştıran
    noktaları ve Türk toplumunun kültürel kalkınmasındakiyeri üzerinde genel
    bir değerlendirmeyapmakla yetineceğiz.
    Atatürk "Milli Mücadele" diye adlandırdığımız Kurtuluş Savaşı'na başlarken
    alt yapısını çok daha önceki yıllarda olgunlaştırdığı iki temel ilkeyi benimsemiş
    bulunuyordu. Bunlardan birincisi ülkeyi düşman istilasından kurtararak,
    ulusunu her yönü ile tam bağımsız bir siyasi varlığa kavuşturmak;
    ikincisi de bu toplumun siyasi ve sosyal yapısında gerçekleştirilecek yeni leşmeler
    ile onu en kısa zamanda uygarlık düzeyinin ön safında yer ırlacak çağ- 41
    daş, modern bir devlet durumuna götürebilmekti. Görülüyor ki Atatürk
    Türk ulusunun bağımsızlığınıbir bütün olarak ele almış ve bunu vazgeçilmez
    bir temel ilke, bir temel devlet felsefesi olarak benirnsernişti. Çünkü sosyal
    yapısı sağlam temellere oturtulmarnış bir devletin siyasi bağımsızlığını sürdürebilmesi
    olanaksızdı.

    Hepimizin tarihi kaynaklardan ve okuduğumuz çeşitli eserlerden tanık
    olduğumuz üzere, Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı'ndan ve ı. Dünya Savaşı'ndan
    mağlup ve bitkin olarak çıkmış, halk bu uzun savaş yıllarının getirdiği
    yenilgi ve sıkıntılarla yüz yüze kalmış, bitap düşmüştür. Üstelik Osmanlı
    toprakları düşman Avrupa devletlerinin işgal ve taksimine uğrayarak parçalanmıştır.
    Atatürk böyle korkunç bir yangının külleri arasından çekip çıkardığı
    Türk halkını ve ülkesini bu durumdan kurtarmak için askeri ve ulusu ile el ele
    vererek teşkilarlanırkerı, Avrupa'nın gözde siyasileri ve tanınmış gazeteleri ve
    hatta memleket içindeki bazı aydınlar, bütün dünyanınkuvvetlerine karşı ulu-sal bir hareket yaratarak ülkeyi kurtarma mücadelesine girmenin çocukça bir
    hayal, bir çılgınlık olduğunu dile getirerek alaya alıyorlardı. Ne var ki Atatürk'ün
    üstün askerlik yeteneği dışında, dahi kişiliğini oluşturan öteki özellikleri
    ve Türk halkı ile askerinin el ele vererek onun etrafında oluşturduğu"Kuvayımil/
    iye" ruhu, iç ve dış düşmanların bütün bu hesaplarını allak bullak ederek,
    Milli Mücadele'yi bir zafer mucizesine dönüştürmüştür. 29 Ekim 1923 tarihinde
    ilan edilen Cumhuriyet, işte böyle bir çetin savaşın ortaya koyduğu
    parlak sonuçtur. Her yönü ile bağımsız bir Türk devletinin kuruluşudur.







  3. 3
    Ziyaretçi
    Bilgiler için teşekkürler







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi