Atatürk'ün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak düşüncesindeki esas ideali ve hedefi

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Atatürk'ün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak düşüncesindeki esas ideali ve hedefi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Atatürk'ün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak düşüncesindeki esas ideali ve hedefi





  2. 2
    Aytu
    Bayan Üye





    Cevap: ATATÜRK VE ÇAĞDAŞ UYGARLIK

    Okt. Mehmet Ali DURMUŞ

    Uygarlık Kavramı:

    Uygarlık, genel, evrensel ve bir bakıma soyut bir kavramdır. Uygarlık kavramı Türkçe’de uzun süreden beri “Medeniyet” olarak ifade edilmiştir. Uygarlık kelimesiyle belirlenen kavramının tarihçesi ve içeriğinin neden ibaret bulunduğu hususunda tarihçiler, antropologlar, sosyal bilimciler arasında tam bir uzlaşma bulunmamaktadır. Medeniyet kelimesi başlıca üç ayrı anlamda kullanılmaktadır: Genel olarak gündelik dilde “medeniyet” bazı kişilere atfedilen bir vasfı, niteliği ifade etmektedir. İnsan ilişkilerinde görgü kurallarına uygun biçimde hareket etmek, nefsini kontrol ederek davranışlarına hâkim olabilmek “medeniyet”in gereği olarak anlaşılmaktadır. Türkçe’de uygarlık sözcüğü karşılığı Fransızca’da civilisation kelimesi bu anlamı ifade etmek üzere Fransız dilinde 18. yüzyılda Voltaire tarafından ortaya konuldu. 19. yüzyılda ise aynı kelime, bilgi, beceri anlamında da kullanılmıştır. Kelime, üçüncü anlamını ise Alman dilinde elde etmiş ve buradan İngilizce’ye geçmiştir: 18. yüzyılda Almanlar, milletlerinin diğer uluslardan farklı nitelik ve özellik taşıdığını ifade amacıyla, başka medeniyetlerden söz ettiler. Böylece medeniyetlerin birbirinden farklı olduğu, ayrı
    medeniyetlerin varlığı düşüncesi ortaya atıldı.

    20. yüzyılda ise etnologların etkisiyle “kültür” kavramı ortaya çıktı ve geniş ölçüde olmak üzere uygarlık yerine kullanılmaya başlandı. Çeşitli kültür tipleri arasında uygar kültürden söz edildi. Fransızlar, genellikle, kültür yerine uygarlık kelimesini kullanmaya devam etmektedir. İnsanlık tarihinde uygarlık kavramının ortaya çıkmasının şehirleşme ile bağlantılı olduğuna şüphe yoktur. İnsan uğraşlarında uzmanlaşma, becerilerin geliştirilmesi, işleri düşünüp fikir üretmek olan kişilerin ortaya çıkması hep şehirlerin oluşması ile söz konusu olabilmiştir. Şehirleşme daha yeni ve daha İyi âletleri ortaya çıkarmış, kültürün maddî, fikrî ve sanata ilişkin cepheleri oluşmuş, kültür karmaşık ve incelmiş bir düzeye gelmiştir. İşte bu düzey uygarlık olarak tanımlanmıştır. “Bir kültür yazılı bir dile, bilime, felsefe ve yüksek derecede uzmanlaşmış iş bölümüne, karmaşık bir teknolojiye ve siyasal sisteme sahip olduğunda uygar kültür (medeniyet) halini alır”1. Çağdaş ölçüler bakımından uygarlık, bugün diğerlerinden daha kitlesel, karmaşık, beşerî ve tabiî çevre üzerinde zayıf ve ilkel toplumlara nazaran, çok daha geniş egemenlik kurmuş toplumlar için kullanılabilir. Uygarlık temelde belirli bir kültüre dayalı bir kavramdır. Bu anlamda, geniş bir şema çerçevesinde ideal bir tip model olarak uygarlığın bazı nitelikleri tespit edilebilir. Her büyük toplumun olduğu gibi bizim toplumumuzun da kendisine özgü bir uygarlığı hep mevcut olmuştur. 1920’lerden sonra bu uygarlığın batı toplumlarındaki uygarlık vasıflarını elde etmesi çabalarına girişilmiştir. Türk inkılâplarının amacı bu olmuştur.
    Böylece “batı” denilen bir ideal yollama grubu ortaya çıkmış ve insanların tavır ve 1 Sulhi Dönmezer, Toplumbilim, İstanbul 1994, s. 106 hareketleri, davranışları yeni modele yani yollama grubuna uyum yapar biçime getirilmek istenmiştir.

    Mustafa Kemal Atatürk’ün Çağdaş Uygarlığı Tanıması

    Atatürk’ün çağa bakışında ve toplumu için öngördüğü çağdaşlaşma düşüncesinin oluşmasında elbette yetiştiği çevrenin, devam ettiği okulların, yaptığı görevlerin etkisi ön planda olmuştur. Başta okuduğu kitaplar aracılığıyla olmak üzere rastladığı ve izlediği bütün düşünürler ve düşünceler de onun düşüncelerini belirli ölçülerle etkilemiştir. Atatürk’ün çocukluk ve ilk gençlik döneminde Selanik’te bulunması, batıdaki yaşam unsurlarını izleyebilmesi olanağını vermiştir. Kozmopolit bir nüfus yapısına sahip olan Selanik’in batılı ülkelerle olan ticari ilişkilerde de ön planda olması batıdaki düşünce ve yaşam unsurlarını burada da yaşanır olmasını sağlamıştır. Selanik limanının ve demiryolu bağlantısının gündelik yaşamda etkisi kaçınılmazdır. Bu nedende farklı fikirler de rahatlıkla gelişebilmiştir. Mustafa Kemal’in çevresinde var olan bu yaşam unsurlarına ve fikirlere dair izlenimleri çok genç yaşta kafasında oluşmaya başlayan çağdaş uygarlık düşüncesinde etkili olmuştur. Atatürk’ün öğrenim gördüğü okulların da onun düşünce gelişmesinde
    etkilerinin olduğu açıktık. İlköğrenimini yaptığı Şemsi Efendi Okulunun temel eğitim açısından zamanının örnek bir okulu olduğu bilinmektedir. Ortaokul döneminde devam ettiği Selanik Askerî Rüştiyesi ile Manastır İdadisi de o dönemdeki iyi bir kadroyla eğitim vermekteydi. Öğretmenlerden Nakıyüddin Bey, M. Tevfik Bey ve Mustafa Sabri Bey burada gördüğü öğrenim sırasında Atatürk’ün hafızasında iz bırakan hocalar olmuştur. Harp Okulu’nun ve Harp Akademisi’nin de yetiştirdiği öğrencilere batıdaki gelişmeleri ve düşünleri gösterme çabasında olduğu görülmektedir. Atatürk’ün düşünce yapısının gelişmesinde etkili olan önemli bir faktör de
    okuduğu kitaplar olmuştur. Ortaöğretim yıllarından itibaren okumaya yönelmiş, önceleri özellikle edebiyata ve şiire karşı ilgi göstermiştir. Namık Kemal, Mehmet Emin ve Tevfik Fikret’in şiirleri onda okuma zevkinin oluşmasında öncü olmuştur. Subay
    olarak göreve başladığında askerlikle ilgili tercümeler yapması Mustafa Kemal’in kitaplarla olan yakınlığını perçinlemiştir. Arı burnu ve Anafartalar savaşları başta olmak üzere I. Dünya Savaşı içerisinde yaşadıklarını ve gözlemlerini kaleme alması onun kitaba verdiği önemi açıkça ortaya koymaktadır. Mustafa Kemal’in cephede bile okumaya ara vermediği ve bu dönemde özellikle felsefî eserleri okuduğu belgelerle sabittir. Çankaya’da da 4000 ciltlik zengin bir kitaplık oluşturması, burada bulanan kitapları işaretleyerek okuması ve hayatının sonuna kadar da okumaya devam etmesi onun düşünce ufkunun genişlemesinde etkilidir. Dil ve tarih konularına yönelik
    düşkünlüğü de onun çağdaşlaşmayla ilgili düşüncelerinde temel oluşturmuştur. Rüştiye 2 Sulhi Dönmezer, "Çağdaşlaşma, Uygarlık ve Türk Toplumu", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 31, Cilt XI, Mart 1995 ; 3 Abdurrahman Çaycı, “Atatürk ve Tarih Boyutu İçinde Çağdaşlaşma”, Atatürk ve Çağdaşlaşma, Ankara, 2005, s. 100 döneminden itibaren kişisel çabasıyla geliştirdiği Fransızca, batıda yayınlanan eserlere birebir ulaşabilmesini sağlamıştır. Cumhurbaşkanlığı döneminde Çankaya’daki sofranın bir akademi niteliği
    ortaya koyması Atatürk’ün Türkiye’nin çağdaşlaşmasına yönelik arayışının önemli bir parçası olmuştur. Mustafa Kemal’in çökmekte olan Osmanlı Devleti’nin çeşitli yerlerinde yapmış olduğu hizmetlerindeki gözlemleri, yaşadığı olaylar, düşüncelerinin netleşmesinde etkilidir.

    20. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti

    Osmanlı Devleti genel örgütlenmesi açısından Ortaçağ sistemine sahipti. Din merkezli bir yapı olan bu sistem, 19. yüzyıla gelindiğinde dış ve iç faktörler etkisiyle tıkanmış bulunmaktaydı. Batı’daki gelişmeler örnek alınarak içerisinde bulunulan olumsuz koşullardan Tanzimat ile çıkış arayışı ortaya çıktı. Daha öncesinde de Osmanlı padişahları mülkü kurtarmak için reform çalışmaları gerçekleştirdiler. Tanzimat bu reformların son halkasını oluşturdu. Tanzimat döneminde Genç Osmanlılar ile başlayan sivil örgütlenmenin de etkisiyle geleneksel devlet yapısında önemli bir değişim gerçekleşti. Batı’daki modeller doğrultusunda ortaya çıkan bu yeni model meşrutiyet oldu. Osmanlı Rus Savaşı’nın neden olduğu bunalım içerisinde kontrolü eline alan II. Abdülhamit İslamcı modeli esas alma yoluna gitti. 1908 de gerçekleşen Devrim ile Jön Türkler söz sahibi olmaya başladılar ve İttihat Terakki Türk İslam sentezine model olarak ön plana çıkardı. I. Dünya Savaşı’nın sonuna gelindiğinde ise tüm bu modeller Devlet, ülke ve toplum için içerisine düşülen olumsuz koşullardan bir kurtuluş çaresi ortaya koyamamıştı.

    Atatürk ve Çağdaş Uygarlık

    Mustafa Kemal Atatürk bir asker olarak I. Dünya Savaşı’nda ve arkasından Milli Mücadele ile askeri dehası sayesinde Türkiye’nin parçalanmasını ve yok olmasını engelleyen lider olmuştur. Milli Mücadeleyle aynı zamanda yeni bir Devletin de kurucusudur. Siyasi olarak son şeklini aldığında Türkiye Cumhuriyeti Devleti askeri, siyasi, sosyal ve iktisadi açılardan değerlendirildiğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün en önemli eserini oluşturmuştur.

    Atatürk’ün başarısında, hiç kuşkusuz, batılı olmayan bir toplumun tarihinde ilk kez halka başvurması, bağımsızlığın kazanılmasında, demokratik, ulusal ve lâik bir devletin yaratılmasında milletle birlikte çalışmasının rolünü ve milleti buna inandırmak için gösterdiği sabır ve inancı görmekteyiz. Millî Mücadele’de de çağdaşlaşmada da hareketin dinamizmi “Milliyetçilik” tir. Tarih şunu açıkça göstermiştir ki ulusal devlet kuramayan, ulusal benliğini bulamayan toplumlar, uygarlaşmayı da başaramamışlardır. Atatürk 27 Ekim 1922’de bunu şu sözleri ile belirtiyor: “Düşman olanlarla mücadele 4 Hikmet Bayur, Atatürk, Hayatı ve Eseri, Ankara, 1990, s. 9 5 Ergün Aybars, Atatürk ve Modernleşme, İzmir, 2005, s. 9 6 Ergün Aybars, "Millileşme ve Çağdaşlaşma Lideri Atatürk", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 3, Cilt: I, Temmuz 1985 ;







  3. 3
    Ziyaretçi
    çok güzel bilgi verdiniz ödevimi yaptım







+ Yorum Gönder
amacımız çağdaş uygarlık düzeyineulaşmak ve
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi