Peygamberlerin gönderiliş amacı kapsamlı olarak açıklayınız

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Peygamberlerin gönderiliş amacı kapsamlı olarak açıklayınız ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Peygamberlerin gönderiliş amacı kapsamlı olarak açıklayınız





  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: PEYGAMBERLERİN GÖNDERİLİŞ GAYELERİ


    Mevcudat âleminde zerreden kürreye, sivrisineğin kanadından yedi kat semaya, semalardan arş-ı âlâya dek hiçbir şey, ama hiçbir şey boş yere değildir. Yaratılmış adına ne varsa hepsinin bir gayesi vardır. Hâlık-ı Mutlak Hazretleri yarattığını oyun ve eğlence için yaratmamış, bilakis yarattığı her bir şeyi bir takım hikmet, gaye ve sebeplere mebni olarak yaratmıştır.

    Madem ki yaratılan her şeyin bir maksad-ı ilâhîsi vardır, o halde eşref-i mahlûkat olan insanın daha ekmel bir gaye-i rabbânîsi olması lazımdır, öyledir de. İnsanın yaratılış gayesi yüce yaratanına kulluktur. Kulluk, yaratanına ibadeti, yaratanını tanıma ve bu tanımanın gereklerini yerine getirme halidir. İnsanlığın bu gayeyi gerçekleştirmede bir örneğe, önder ve rehbere ihtiyacı ise kaçınılmazdır. Zira insan, hayra da şerre de yönelebilecek istidatta, muhayyer bir varlık olarak yaratılmıştır. İnsanın bu seçme serbestliği karşısındaki durumu ise ciddi bir problem teşkil etmektedir. Bundan dolayıdır ki ilk insan ilk peygamber olarak gönderilmiştir. Yani insanlık peygamberlikle başlamıştır. İlk insan -babamız- Hz. Âdem Safiyyullah bir peygamberdir. İnsanlığın rehberlik noktasındaki sıkıntısını Cenâb-ı Hakk rahmetinin eseri olarak daha ilk baştan izale etmiştir. Dolayısıyla insanoğluna mazeret kapısını kapatmıştır. Buradan hareketle bu yazımızda Peygamberlerin gönderiliş gayeleri üzerinde durmak istiyoruz.

    Peygamberlerin gönderiliş gayelerini -çok çeşitli tasnifler şeklinde inceleme imkânı olmakla beraber- biz dört başlık altında incelemeye çalışacağız ki, bunlar; Kulluk, Tebliğ, Örneklik ve Mazerete Mahal Bırakmamaktır.

    KULLUK

    Yukarıda da ifade edildiği gibi bütün insanların var oluş gayeleri -ki buna cinler de dâhildir- Ma’bûdün bi’l-hakk Hazretlerine kulluktur. (ez-Zâriyât, 51/56) Kur’ân-ı Kerim’in ifadesine göre Peygamberler de bizim gibi birer insandırlar. İnsan olmaları hasebiyle onlar da kullukla mükelleftirler. İşte kulluk noktasında Peygamberlerle diğer insanların yolları kesişmektedir.

    Kur’ân-ı Hakîm’de; “Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona; ‘Benden başka ilâh yoktur; o halde bana kulluk edin’ diye vahyetmiş olmayalım.” (el-Enbiyâ, 21/25) âyetiyle bizzat Peygamberlerin de kullukla mükellef olduklarını anlamaktayız.

    Başka bir âyette de; “Andolsun biz, ‘Allah’a kulluk edin, tâğuttan sakının’ diye her millete bir peygamber gönderdik. Allah o insanlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı için de sapıklık hak oldu. Öyleyse yeryüzünde gezin de görün. Hakk’ı yalanlayanların sonu nasıl olmuş?” (en-Nahl, 16/36) buyrularak, Allah’a kulluk etmede Peygamberlerin milletlere önderlik yaptıkları ve kullukta en önde bulundukları hatırlatılıyor.

    Evet, Peygamberler insanların en seçkinleri olduğu gibi kulluğu ifa edenlerin de en seçkinleri, en önde gelenleridir. En güzel, en yüksek kulluğu Nebilerin şahsında aramak gerekir. Zira kulluk taliminde en ağır, en karmaşık, en ince imtihanlara onlar maruz kalmışlardır. Bunu anlamak için Kur’ân-ı Mecîd’e şöyle bir göz atmak yeterlidir. Babamız Hz. Âdem’den alın da Hz. Eyyûb Peygamber’e, Zekeriyya Nebi’den tutun Hâtemül-Enbiyâ’ya (a.s) kadar bütün Enbiya-ı İzâm en çetin musibet ve çilelerle karşı karşıya kalmışlar, ama öncülüğünü yaptıkları kulluklarından zerre taviz vermemişler, kulluk bayrağını hep en önde o yüce şahsiyetler dalgalandırmışlardır.

    TEBLİĞ

    Peygamberlerin gönderiliş gayelerinden biri de tebliğdir. Eğer Peygamberler bize tebliğde bulunmasalardı, hayatın manası anlaşılmazdı. ‘Biz niçin varız? Nereden geldik ve nereye gidiyoruz? Bizi kim var etti? Nasıl var olduk? Öldükten sonra yok mu olacağız?’ gibi insanlığın zihnini kemiren yüzlerce, binlerce sorunun cevaplarını insanlık Peygamberlerden öğrenmiştir. Ve hâlâ da onlardan öğrenmektedir.

    Özellikle bu ve benzeri sorulara kendi başına -vahiy eksenli değil de sadece salt akılla- cevap bulmaya çalışan felsefenin çabaları sonuçsuz kalmıştır. Filozofların asırlarca uğraşıp da cevap bulamadıkları hususları Nebiler ümmetlerine bir bir açıklamışlardır.

    Eğer Peygamberler gelmeseydi biz, yaratılışımızın ne gayesini ne de o gayenin gereklerini bulabilirdik. Ne tevhidi, imanı bulabilir ne de şirkten, küfürden kurtulabilirdik. Ne cennetten, cehennemden haberimiz olurdu ne de İlâhımız’ın rızasına veya gazabına giden yoldan! Ne haramları bilebilirdik ne de helalleri!..

    Dünya üzerindeki bütün insanlar bir araya toplansa bu ve benzeri hususların bir tanesine açıklık getiremezdi. İşte büyük bir lütf-u ilâhî olarak Nebiler insanlığa bu meseleleri izah etmişlerdir. Bu husus Kelâmullah’ta şöyle ifade edilmiştir:
    “Onlar (peygamberler) ki, Allah’ın gönderdiklerini tebliğ ederler, O’ndan korkarlar ve Allah’tan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter” (el-Ahzâb, 33/39)

    Başka bir âyette de: “Ey Rasûl! Rabb’inden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (el-Mâide, 5/67) buyrulur.
    Tebliğ, İslâmî hakikatleri anlatmaktır. Tevhidi parıldatmak, şirki söndürmektir. Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker yapmaktır... Peygamberler -teferruatta farklılıklar olsa da- aynı hususları tebliğ etmişlerdir.

    Peygamberler tebliğlerine karşılık ümmetlerinden hiçbir şey istememişler, ücretlerini Âlemlerin Rabbi’ne havale etmişlerdir. Hayatları tamamen tebliğle geçmiş, çekmedikleri sıkıntı, tatmadıkları eza ve cefa kalmamıştır; ama onlar bu yoldaki gayelerinden zerre kadar geri adım atmamışlar, Allah’tan başka kimseden korkmadan bu görevlerini yerine getirmişlerdir. Öyle tebliğde bulunmuşlar ki, bırakın dillere destan olmayı, dillerden dökülen sözlerin seyyidi Kur’ân-ı Mübîn’e konu olmuşlardır. Tebliğleri Allah kelamıyla tebcil ve tasdik olmuştur. Hangisinin tebliğinden misal versem bilemiyorum. Çünkü her birinin tebliğdeki meziyetleri insan hayrete düşüren dikkate şayan tablolardır, ama nedense tebliğ konusunda -Nebiler Sultanı’nı (s.a.s) istisna tutarsak- aklıma ilk olarak hep insanlığın ikinci babası Çilekâr Peygamber Nuh (a.s) geliyor. Hani şu ölümüne davet eden Hz. Nuh (a.s)! Dilerseniz bu hususu Kur’ân’ın lisanından dinleyelim:

    “Ey kavmim dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın). Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz! (Sonra Nuh:) Rabbim!, dedi, doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim; fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler. Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum. Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum. Dedim ki:

    Rabb’inizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır.” (Nuh, 71/2-10)
    Evet, diğer Peygamberler de insanlığın kurtuluşu için gece gündüz didinip durmuşlar, ilâhî mesajı bir gönle daha ulaştırabilmenin ıstırabı içerisinde hayatlarını hayat kılmışlardır.

    ÖRNEKLİK

    Örnek olma hususu da Peygamberlerin gönderiliş gayelerinden birisini teşkil eder. Peygamberler, ümmetlerinin önünde en güzel numune-i imtisaldırlar.

    Peygamberlerin de insan cinsinden oluşu başlı başına bir rahmettir. Zira insan, örnek alacağı kişiyle aynı hayatı paylaşabilmesi lazımdır ki örnek alabilsin. Eğer Peygamberler bir melek, bir cin yahut başka bir varlıktan olsaydı, insanların onları örnek alması imkânsızlaşırdı. Peygamberler de yerler, içerler, evlenirler, hastalanırlar, gülerler, ağlarlar, alış veriş yaparlar, yani insan olma yönüyle diğer insanlarla aynı hayatı paylaşırlar. Paylaşırlar ki bu hususlarda pratik olarak da ümmetlerine önderlik ve örneklik yaparlar. Hem de yapılabileceğin en güzelini yaparlar. Zira onlar ümmetlerine güzel bir örnek olmak için gönderilmişlerdir.

    Âyet-i Celilelerde; “Andolsun, size, Allah’ı ve âhiret gününü umanlara ve Allah’ı çokça zikredenlere Allah’ın Rasûlü’nde güzel bir örnek vardır.” (el-Ahzâb, 33/21), “İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır.” (el-Mümtehine, 60/4) buyrulmuştur.

    Ümmet olarak bize düşen, Peygamberleri -hususen Efendimiz (s.a.s)’i- örnek almak; elden geldiğince bütün sünnet-i şahanelerini gözümüze sürme diye çekip başımıza taç yapmaktır.

    Peygamberler güzel ahlâkın mümtaz mümessilleridir. En güzel ve en mükemmel ahlâk onların ahlâkıdır.

    MAZERETE MAHAL BIRAKMAMAK

    Nebilerin gönderiliş gayelerinden bir diğeri de hesap gününde insanlara itiraz kapısını kapamaktır. Peygamberler öyle güzel bir kulluk, tebliğ ve örnekliği gözler önüne sermişlerdir ki insanlığın artık ortaya bir bahane koyacak hâli kalmamıştır. Bu konuda Din Gününün Sahibi Hazreti Allah şöyle ferman buyurur:

    “Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler (gönderdik)ki insanların, peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.” (en-Nisâ, 4/165)

    Evet, yukarıda saydığımız maddelerden de anlaşılacağı gibi Peygamberler görevlerini en güzel şekilde ifa etmişler, gece-gündüz demeden insanlığı uyarmışlar, müjdelemişler, dur-durak demeden tebliğ etmişler, kovuldukları kapıları kan revan içinde bin bir ümitle yeniden çalmışlar, meydanlarda haykırmışlar, gizli gizli anlatmışlar ve insanlığa ilâhî mesajları bir şekilde iletmişlerdir. Peygamberlerin görevi sadece tebliğ etmektir. Hidâyet Allah’tandır, inanmak veya inanmamak insanların kendi seçimlerine bırakılmıştır. Peygamberler, Rabblerine giden yolu insanlığa göstermiş, yolun başını da sonunu da anlatmış, fakat yolun başında onları muhayyer bırakmış; “immâ şâkiran ve immâ kefûran/bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder” buyruğunu da iletmişler ve artık insanlığa itiraz kapılarını bütünüyle kapamışlardır.

    İnsanların hesaba çekilmelerinin sebeplerinin başı, kendilerine Peygamber gönderilmesidir. Yani Allah Teâlâ peygamber göndermiş, hesabı onlarla insanlığa aktarmış olduğundan hesap insanlar hakkında hak olmuştur. Bu konuda mütalaa edilmesi gereken “Biz peygamber göndermedikçe azap edici değiliz” (el-İsrâ, 17/15) buyruğunu dikkatlere sunduktan sonra bu bölümü de burada noktalayalım.

    …VE NEBİLER SULTANI (S.A.V)

    Nebiler Sultanı (s.a.s), her güzellikte “sultan” olduğu gibi Peygamberliğin gayelerini gerçekleştirmede de sultandır. Zira O, kendi ifadeleriyle ‘güzel ahlâkı tamamlamak’ için gönderilmiş ve terbiyesini bizzat Rabb’i yapmıştır. Yine O, Kur’ân’ın beyanlarıyla ‘yüce bir ahlâk üzere’ ve bütün âlemlere rahmettir.

    Evet, Peygamberlerin Medar-ı İftiharı (s.a.s) yukarıda sıraladığımız, kulluğun, tebliğin ve örnekliğin en yücesini, en güzelini ifa etmişlerdir. O’nun kulluğu ayrı bir güzel, tebliği başka buutlu ve örnekliği örneklere örnek olacak mahiyettedir. Bu konuda söylenebilecek yüzler, binler kelâmı, hadis ve siyer kitaplarımızın, buram buram Habîbullah kokan sayfalarına havale ediyoruz. Ediyoruz, çünkü Nebilerin gönderiliş maksatlarını Allah’ın Sevgilisi (s.a.s) hakkında düşündüğümüzde her bir madde için ayrı bir yazı hazırlamak bile yetersiz kalacaktı.

    Hâsıl-ı kelâm, “Peygamberler niçin gönderilmişlerdir?” sorusuna ilk ve son olarak verilebilecek cevap aslında “rahmet” olsa gerektir. Evet, Peygamberlerin gönderilişi tamamıyla rahmettir. Rahmaniyet ve rahimiyet tecellilerinin en güzellerinden bir esintidir. Öyle bir esinti ki sıcaklığı, kokusu, bütün güzelliği ve ihtişamıyla ruhlarımızı okşamakta ve o diriltici soluğuyla bizlere hâlâ üfül üfül hayat üflemektedir. Zira insanlık, ulûhiyyeti risaletle tanıyabilmiş; ubudiyetin, var oluşun sırrına Nebilerle ulaşabilmiştir. Bundan ötürüdür ki biz, Peygamberleri canımızdan daha çok severiz.

    Evet, biz Peygamberleri severiz, zira bize Sevginin Sahibini (c.c) onlar tanıtmış ve sevdirmişlerdir. Onlar olmasaydı bütün insanlık o Güzeller Güzeli Allah’ımızı tanımaktan ve sevmekten mahrum kalacak ve mahzun olacak; hayat, hayat olmaktan çıkacak; insanlığı esfel-i sâfilin derekelerinden çıkarıp kulluk derecelerine yükselten kimse bulunamayacaktı...

    Selâm olsun bütün Rasûl ve Nebilere... Selâm olsun bütün Rasûl ve Nebilerin Sultanı’na...

    ..............

    Ayetlerle Peygamberlerin Gönderiliş Amacı

    Peygamberlerin Gönderiliş Amacı

    Biz elçileri müjde
    vericiler ve uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. şu
    halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse, artık onlar için korku
    yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (Enam Suresi, 48)

    Bu, halkı
    habersizken, Rabbinin ülkeleri zulüm ve helak edici olmadığındandır. (Enam
    Suresi, 131)

    Biz seni ancak
    bütün insanlara bir müde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların
    çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)

    Elçiler;
    müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra
    insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü
    olandır, hikmet ve hüküm sahibidir. (Nisa Suresi, 165)







+ Yorum Gönder
peygamberlerin yaratılış amacı nedir,  peygamberlerin gönderiliş amacı,  peygamberlerin yaratılış amacı,  peygamberlerin gönderiliş amaçları,  peygamberlerin insanlara gönderiliş nedeni kapsamlı bilgi
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi