Hırvatistan ve romanyadaki osmanlı eserleri

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Hırvatistan ve romanyadaki osmanlı eserleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Hırvatistan ve romanyadaki osmanlı eserleri





  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: Balkanlar’daki mahzun Osmanlı camileri
    ROMANYA - Köstence: Hünkar Camii Hırşova: Sultan Mahmut Camii İshakça: Mahmut Yazıcı Camii

    Balkanlardaki mahzun Osmanlı camileri
    İşte Türkiye'den yardım eli bekleyen ata yadigarları.
    Balkanlar’daki mahzun Osmanlı camileri

    Osmanlı, Balkanlar ve Orta Avrupa’da 13 binden fazla eser inşa etti. Ancak bugün bunların birçoğu mevcut değil. Mevcut olanların bir kısmı da harabe hâlinde. Balkanlar’daki Osmanlı camileri ve diğer eserler Türkiye’den yardım eli bekliyor.

    Anadolu Türkleri, Rumeli’ye ilk defa 1261’de Türkiye Selçuklu Sultanı İkinci Gıyaseddin Keykavus’la beraber geçerek, Dobruca’ya yerleşmişlerdi. Osmanlılar, Rumeli’ye ilk defa 1322’de, Bizans’taki iç savaş sırasında geçtiler. Sistemli olarak Rumeli’ye yerleşme ise 1353’ten sonra başladı.

    BALKAN FATİHLERİ

    Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa, 1354’te Gelibolu ve çevresini fethetti. 1357’de, Süleyman Paşa’nın ölümünden sonra kardeşi Birinci Murad Balkan fatihliğine soyundu. 1360’larda Edirne’nin fethi Osmanlılar’ın Avrupa’da kati şekilde yerleştiğini gösteren bir hadiseydi. Bu fetih, Anadolu Türk tarihi için olduğu ka-dar, Balkanlar ve Avrupa için de bir dönüm noktası oldu.

    II. Murad döneminde inşasına başlanılıp, Fatih tarafından bitirildiği çok açıktı. Muslümanlar’ın uzun mücadelesi sonunda kitabe eski yerine konuldu.

    Üsküp’te Osmanlı Mimari Eserleri isimli kitapta, şehirdeki mevcut, harabe ve bugün mevcut olmayan cami, türbe, tekke, çarşı, bedesten, han, kervansaray, hamam, çeşme, suyolu, köprü, konak, hükümet binaları, mektepler ve Üsküp Kalesi yeni, eski fotoğraflar ve planlarla anlatılıyor. Enka Holding’i Rumeli’nin Bursa’sıyla ilgili böyle önemli bir kitabı yayınladığı için tebrik ediyor, Rumeli tarihini aydınlatacak yeni eserler bekliyoruz.

    RUMELİ’DE OSMANLI MİRASI

    Rumeli’yle ilgili kitapların birbiri arkasına çıkması sevindirici. Hazinedaroğlu İnşaat Grubu’nun destekleriyle fotoğraf sanatçıları Ahmet Kuş-Feyzi Şimşek ve İbrahim Dıvarcı tarafından birinci cildi çıkarılan kitap Osmanlı’nın Rumeli’deki eserlerinin envanterinin başlangıcı olacak

    Rumeli’de Osmanlı Mirası’nın birinci cildinde Arnavutluk’taki Akçahisar, Avlonya, Berat, Ergiri Kasrı, İşkodra, Kavaya, Görice, Lezhe, Preze, Progradec, Tepedelen, Tiran, Unrok ile Makedonya’daki Debre, Gostivar, İştip, Kalkandelen, Kircova, kumanova, Manastır, Ohri, Pirlepe, Rense, Struga, Üsküb ve Köprülü’deki Osmanlı kale, cami, medrese, hamam, köprü, çeşme, konak, türbe, bedesten, saat kulesi, suyolları vs.nin fotoğrafları yer alıyor. 217 eserin fotoğraflarının altında ise eser hakkında kısaca Türkçe ve İngilizce bilgi veriliyor.

    Eserin daha sonra yayınlanacak ikinci cildinde Sırbistan, Karadağ, Bosna Hersek, Macaristan ve Hırvatistan, üçüncü cildinde ise Yunanistan (Girit ve Rodos dahil), Bulgaristan, Kosova, ve Romanya’daki Osmanlı eserleri yer alacak. Bu kitaplar özellikle Osmanlı eserlerinin bugün ne durumda olduğunu gösterdikleri ve bugünkü durumlarını kayıt altına aldıkları için son derece önemli.

    Böyle bir eseri bize kazandırdıkları için emeği olan herkesi tebrik ederken ufak bir eksikliğe de dikkati çekmek istiyorum. Seyahate çıkmadan önce gidilecek bölgeyle ilgili ön hazırlık daha geniş yapılırsa kitapta yer almayan Osmanlı eserleri ve eserler hakkındaki bilgi eksiklikleri asgariye iner. Örneğin kitapta yer almayan Arnavutluk Draç’taki (Durres) kalenin burçları Osmanlı eseridir.

    1371’deki Çirmen zaferiyle, Edirne ve Batı Trakya emniyete alındı. Meriç Nehri tamamen Osmanlı kontrolüne girdi. Osmanlılar’a karşı Balkanlarda oluşturulmaya çalışılan direniş kırıldı ve Balkanlardaki Macar nüfuzu azaldı. 15 Hazi-ran 1389’daki Birinci Kosova zaferi neticesinde Tuna Nehri’nin güneyindeki Balkan bölge-sinde direnebilecek bir kuvvet kalmamıştı.

    RUMELİ’NDE TÜRK İSKÂNI

    Süleyman Paşa zamanında Rumeli’de tutunabilmek için başlatı-lan şuurlu iskân siyaseti, ondan sonra da devam ettirildi. Osmanlılar, aşiretleri özellikle köprü ve geçit-lere yerleştirdiler. Fethedilen yerlerin imar ve iskânı için vakıflar kurularak, ıssız yerler şenlendirildi.

    Yeni fethedilen bölgelerde bo-şalan yerler Türkmenler’le dolduruldu. İki taraflı yapılan sür-günlerde değişik milletlerden ve kültürlerden insanların birbirine kaynaşması ve dolayısıyla merkezi idareyi kuvvetlendirecek mahiyette homojen bir cemiyet meydana getirmek gayesi takip edilmişti.

    Göçmen Türkler genellikle yeni köyler kurmuşlar, şehir ve kasabalarda da ayrı mahalleler teşkil ettiler. Türkler’in Ru-meli’ye geçişiyle, bu bölgelerdeki iktisadi hayatta büyük bir can-lanma oldu. Yapılan camiler, medreseler, hanlar, köprüler vs ile Rumeli’ye Türk damgası vuruldu.

    MAHZUN CAMİLER

    1683’te İkinci Viyana kuşatmasından sonra Osmanlı’nın toprak kaybetmeye başlamasıyla birlikte Rumeli’nin yapısı değişmeye başlandı. İlk olarak Macaristan’daki Osmanlı eserleri yok edildi. Daha sonra Yunanistan’ın kurulmasıyla birlikte Mora’daki Osmanlı eserlerini başına aynı şeyler geldi. Osmanlı yavaş yavaş küçüldü. 93 Harbi’nin ve Balkan Savaşı’nın kaybedilmesinden sonra Rumeli’de Osmanlı hakimiyeti sona erdi. Bu süreçte birçok Osmanlı eseri tahrip edildi. Rumeli’de 13 binden fazla Osmanlı eseri inşa edilmişti. Sırf Bulgaristan’da 3339 Osmanlı eseri vardı.

    Yunanlılar, Bulgarlar, Sırplar ve diğer milletler 19. yüzyılın sonlarında özerklik kazandıktan itibaren Avrupalılar ve Ruslar’ın da kışkırtmalarıyla bilinçli olarak Osmanlı eserlerinin önemli bir kısmını yok ettiler. Yok edemedilerse özellikle camilerin minarelerini yıkıp şehirdeki İslami silueti ortadan kaldırdılar. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Balkanlar’daki birçok ülkede Komünist sistemin kurulması Osmanlı eserlerinin tahribatını artırdı.

    Ağustos ayının sonlarında Balkanlar’ı adım adım bilen değerli kardeşim Mustafa Saraç’ın başkanlığında Eman Tur’la birlikte Arnavutluk ve Makedonya’yı gezerken harap Osmanlı eserlerini görünce hüzünlendim. 1478’de Arnavutluk’ta Akçahisar’ın fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed’in inşa ettirdiği camiinden sadece temelleri ve minaresinin kaide kısmı kalmış. Aynı şekilde Türk evleriyle muhteşem bir şehir olan Berat’ta Kırmızı Cami yok olmak üzere.

    Ahmet Kuş-Feyzi Şimşek ve İbrahim Dıvarcı’nın hazırladığı Rumeli’de Osmanlı mirası isimli kitaptan Makedonya’da Pirlepe Çarşı Cami, İştip Hüsamedin Paşa Cami, Manastır Koca Cami, Kumanova Koca Mehmed Bey Cami; Arnavutluk’ta ise İşkodra Kiraz Cami ve Elbasan Nazır Bey Cami’nin harap vaziyette olduğunu görüyoruz.

    Bugün Balkanlar’da tam olarak ne kadar Osmanlı eseri kaldığını bilemiyoruz. İlk iş olarak eserlerin sağlıklı bir envanterin acilen çıkarılması gerekiyor. Ardından önceliği Müslümanlar’ın yaşadığı, yani sahip çıkacak birilerinin bulunduğu eserlere vererek Osmanlı yapılarını restore etmek gerekiyor. Son yıllarda TİKA, Diyanet Vakfı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi birçok ülkedeki Osmanlı eserini restore etmeye başladı. Özellikle TİKA takdir edilecek bir çalışma içerisinde. İnşallah bu restorasyon çalışmalarına diğer kurumlarımız ve zengin işadamlarımız da katılır da mahzun Osmanlı eserleri ayağa kaldırılır.

    OSMANLI’NIN ANAVATANI

    Osmanlı Beyliği, Söğüt ve çevresinde kurulmuş bir beylikti. Ancak tarihin gördüğü en büyük imparatorluklardan birisi olarak tarih sahnesine çıkması, kurulduğu topraklarından dolayı değil, her açıdan zengin ve siyasi direnişin az olduğu Rumeli toprakları yüzündendir. Osmanlı Beyliği’nin yayılma alanı uygun fırsatlar çıkmadığı takdirde Rumeli oldu. Osmanlı Beyliği’nin Ru-meli’de kuvvetlendikten sonra Anadolu’yu içine aldığına dikkat etmek gerekir. Devletin ana siyasi organizasyonunu sağladığı bölge de Rumeli’dir. Osmanlı İmparatorluğu Rumeli’de öylesine sağlam bir yapı kurmuştur ki, Fetret Devri’nde Anadolu toprakları çok kısa sürede elinden çıkarken, burasının büyük bir bölümü elinde kalmış ve bu saha sayesinde varlığını sürdü-rebilmiştir. Timur istilasından sonra Osmanlılar Rumeli’yi gerçek yurtları saymaya başladılar.

    Dikkat edilmesi gereken bir husus da, Osmanlı devlet teşki-latında kurulan ilk yönetim birimlerinin Rumeli adını taşıması ve bunların teşrifatta daha sonra kurulan Anadolu adlı birimlerden önde gel-mesidir Örneğin, Rumeli Beylerbeyliği’nin Anadolu Bey-lerbey-liği’nden, Rumeli Kadıaskerliği’nin Anadolu Kadıas-ker-liği’n-den üstün olması.

    Tarihçi Paul Wittek, Rumeli’nin Osmanlılar için “varlık sebebi” oldu-ğunu, Balkan Harbi sonunda Osmanlılar’ın varlık sebeplerini yitirdiklerini belirtir. İlber Ortaylı hocamız da, Osmanlı Devleti’nin fiilen 1912’de sona erdiğini belirtir.

    ÜSKÜP’TE OSMANLI İZLERİ

    Kendisi de Üsküplü olan İşadamı Şarık Tara’nın kurucusu olduğu Enka Holding, Lidiya Kumbaracı-Bogoyeviç’in “Üsküp’te Osmanlı Mimari Eserler” isimli kitabını çok güzel bir baskıyla Türkçe olarak yayınladı. Kitapta Üsküp’te bulunan Osmanlı eserleri anlatılıyor.

    Büyük şairimiz Yahya Kemal’in de memleketi olan Üsküp tam bir Osmanlı şehridir. Hristiyanlar, Makedonya’daki Osmanlı izlerini silmek için uzun süredir mücadele ediyorlar. Üsküp’te şehri ikiye bölen Vardar Nehri üzerindeki Osmanlı köprüsünün Roma eseri olduğunu iddia edip, köprüdeki Türk damgası kitabeyi yerinden söktüler. Hâlbuki,

    köpünün II. Murad döneminde inşasına başlanılıp, Fatih tarafından bitirildiği çok açıktı. Muslümanlar’ın uzun mücadelesi sonunda kitabe eski yerine konuldu.

    Üsküp’te Osmanlı Mimari Eserleri isimli kitapta, şehirdeki mevcut, harabe ve bugün mevcut olmayan cami, türbe, tekke, çarşı, bedesten, han, kervansaray, hamam, çeşme, suyolu, köprü, konak, hükümet binaları, mektepler ve Üsküp Kalesi yeni, eski fotoğraflar ve planlarla anlatılıyor. Enka Holding’i Rumeli’nin Bursa’sıyla ilgili böyle önemli bir kitabı yayınladığı için tebrik ediyor, Rumeli tarihini aydınlatacak yeni eserler bekliyoruz.

    RUMELİ’DE OSMANLI MİRASI

    Rumeli’yle ilgili kitapların birbiri arkasına çıkması sevindirici. Hazinedaroğlu İnşaat Grubu’nun destekleriyle fotoğraf sanatçıları Ahmet Kuş-Feyzi Şimşek ve İbrahim Dıvarcı tarafından birinci cildi çıkarılan kitap Osmanlı’nın Rumeli’deki eserlerinin envanterinin başlangıcı olacak

    Rumeli’de Osmanlı Mirası’nın birinci cildinde Arnavutluk’taki Akçahisar, Avlonya, Berat, Ergiri Kasrı, İşkodra, Kavaya, Görice, Lezhe, Preze, Progradec, Tepedelen, Tiran, Unrok ile Makedonya’daki Debre, Gostivar, İştip, Kalkandelen, Kircova, kumanova, Manastır, Ohri, Pirlepe, Rense, Struga, Üsküb ve Köprülü’deki Osmanlı kale, cami, medrese, hamam, köprü, çeşme, konak, türbe, bedesten, saat kulesi, suyolları vs.nin fotoğrafları yer alıyor. 217 eserin fotoğraflarının altında ise eser hakkında kısaca Türkçe ve İngilizce bilgi veriliyor.

    Eserin daha sonra yayınlanacak ikinci cildinde Sırbistan, Karadağ, Bosna Hersek, Macaristan ve Hırvatistan, üçüncü cildinde ise Yunanistan (Girit ve Rodos dahil), Bulgaristan, Kosova, ve Romanya’daki Osmanlı eserleri yer alacak. Bu kitaplar özellikle Osmanlı eserlerinin bugün ne durumda olduğunu gösterdikleri ve bugünkü durumlarını kayıt altına aldıkları için son derece önemli.

    Böyle bir eseri bize kazandırdıkları için emeği olan herkesi tebrik ederken ufak bir eksikliğe de dikkati çekmek istiyorum. Seyahate çıkmadan önce gidilecek bölgeyle ilgili ön hazırlık daha geniş yapılırsa kitapta yer almayan Osmanlı eserleri ve eserler hakkındaki bilgi eksiklikleri asgariye iner. Örneğin kitapta yer almayan Arnavutluk Draç’taki (Durres) kalenin burçları Osmanlı eseridir.


    ...

    Hırvatistan’da Osmanlı izleri


    Zagreb Camii

    24 Ağustos Cumartesi günü İstanbul’dan Zagreb’e doğru havalanan uçağımızdaki yolcuların çoğu Türk tarihine emek vermiş akademisyenlerden meydana geliyordu.
    İki saatlik yolculuktan sonra Zagreb havaalanına ulaşan bu tarihçiler için yeni istikamet 25-30 Ağustos tarihleri arasında 18.si düzenlenecek olan CIEPO’ya (Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Araştırmaları Uluslararası Konferansı) ev sahipliği yapan Zagreb Üniversitesi Filozofi Fakültesi idi.
    Osmanlı’nın bu topraklardan çekilmesinden 400 küsur sene sonra, başta Türkiye olmak üzere Balkanlardan, Arap Dünyasından, Uzak Doğu’dan gelen Türkologlarla; Fransa, İngiltere, Rusya ve Amerika gibi sömürgeci ülkelerden gelen tarihçileri, kısacası Dünya’nın her yerinden gelen bilim adamlarını Osmanlı’yı tartışmak üzere şimdi yeniden buluşturuyordu Zagreb.
    Gerçi Zagreb’e 50 km uzaklıktaki Sisak kalesini ele geçirmeği başaran Osmanlı, asıl hedefi olan Zagreb’e kadar gidememişti ama, bugün bu kentte yaşayan 25 bine yakın Müslüman kendini Osmanlı olarak görüyordu.
    Bir anlamda Zagreb’in taştan yapılmış kalesini ele geçirmese de, gönül kalelerini fethetmeği başarmıştı.
    Bölgeye kısa süreliğine de olsa hakim olan Osmanlı’nın adil ve hoşgörülü yönetimi 4O bin Katoliğin Müslüman olmasına vesile olmuş, 17. yy.da bu sayı 150 bine kadar çıkmıştı. Bu dönemde Hırvatistan’da külliyesi ile birlikte 193 cami yapıldığı tarihen sabittir.
    Bölgede uzun süre tutunamayan Osmanlı’nın çekilmesi ile başlayan kıyımlar, katliamlar neticesinde bu camilerin çoğu yıkılmış, bir kısmı da kiliseye çevrilmiş.
    Halk zorla hıristiyanlaştırılmış, sayıları hızla azalan ve bu topraklarda tutunamayacağını anlayan Müslüman ahalinin çoğu Bosna’-Hersek’e göç etmek zorunda bırakılmış.
    Bugün Hırvatistan sınırları içinde bulunan Drniş ve Diakova kentinde kilise olarak hizmet veren iki binanın Osmanlı camisi olduğu bilinmektedir.
    Kısacası; asitane-i devlette gerilemeyle başlayan süreçte diğer topraklarındaki reayası gibi Osmanlı’nın Hırvatistan’daki yetimleri de ölümden beter işkencelere maruz kalmış, zorla Hristiyanlaştırmalar, asimile hareketleri neticesinde 17. Yy ortasında 150 bine çıkan bölgedeki Müslüman ahalinin sayısı 1900 lü yıllara geldiğinde yüzlerle ifade edilir olmuştu.
    Ancak 1916 yılında olumlu bir gelişme yaşanmış ve Hırvat Meclisi önemli bir karara imza atarak İslamiyeti resmî din olarak kabul etmiştir.
    İşte bu aşamadan sonra Hırvat topraklarında İslamiyet yeniden neşv ü nema bulmuş ve aradan geçen 92 yılda Müslümanların sayısı 60 bin rakamına ulaşmış.
    Zagreb bu 60 bin müslümanın en yoğun olduğu şehir.
    Yaklaşık 25 bin Müslüman yaşıyor bu kentte.
    Kentteki ilk büyük cami 1944 yılında yapılmış.
    1933 yılında yapılan Mestrovic köşkü olarak inşa edilen bina 1944 yılında camiye çevrilerek çevresine üç minare dikilmiş ve Müslümanlara ödül olarak verilmiş.
    İkinci Dünya savaşında Nazilere karşı birlikte savaşmanın karşılığı olarak.
    Verilmiş verilmesine de bu aslında siyasi bir aldatmacadan başka bir şey değilmiş, savaş bitip komünizme geçildiğinde minarelerini yıktıkları camiyi modern sanat merkezi haline getirmiş ve imamını öldürmüşler.
    Hırvatistan’da Müslümanların yaşadığı acılar komünizm döneminde katlanarak büyümüş.
    Zifiri karanlık geceler kararıp kalmamış. Bundan da bir aydınlık doğmuş ve savaşlar gibi komünist sistemde çekilen acılar da ötekilerle dayanışmayı ve birlikte yaşamağı öğreten bir başka ders olmuş Hırvatlar için.
    1989 yılında komünizmden kurtularak liberal ekonomiye geçen Hırvatlar, geçmişte yaşadıkları çilelerin bir daha çekilmemesi, karanlık günlere tekrar dönülmemesi için şimdilerde süper bir gayretin içinde görünüyorlar. Bunun neticesinde de 2009 yılında Avrupa Birliği’ne resmen girecek olan ülkede her türlü etnik gruba ve inanca özgürlük verilmiş.
    Müslümanlar da bu özgürlükten nasibini almış.
    Bu müslümanları, aynı zamanda Hırvatistan Müftüsü olan Hacı Şevko Ömerbaşiç ismindeki bir lider temsil ediyor.
    AB’ye girmek için can atan Hırvatların bu yöndeki açılımlarını iyi değerlendiren müftü 2002 yılında Hırvat yetkililerle hayatî bir anlaşma imzalamış. Anlaşmayla imamlar, devletten maaş almaya başlamışlar ve Müslümanların sosyal hayatında oldukça etkin bir rol üstlenmişler. 52 devlet okulu ile hapishanede İslam dini hakkında ders veriyorlar.
    İşte bu imamların görev yaptığı Zagreb camii şehrin en mutena semtlerinden Lekeniçka’da bir üniversite kampüsü kadar bir alan içerisinde inşa edilmiş.
    Uzaktan gören herkesi etkileyen bir mimarlık harikası olan bu bu kutsi mekan; lokantası, kafeteryası, futbol takımı, spor tesisi, kreşi, konferans salonu, kütüphane, düğün salonu, dershane, mini müze ve lojmanıyla Zagreb’li Müslümanların buluşma noktası olmuş.
    Camide 5 imam görev yapıyor. İmamlardan en genci Samsun İlahiyat mezunu Boşnak asıllı Mersad Kreştiç 5 binden fazla cemaati olan caminin Cuma günleri tıklım, tıklım dolduğunu söylüyor.
    Caminin içinde sizi huzura çeken bir atmosfer var. Mihrabın sağında asılı duran yeşil fonun üzerine bindirilmiş ay yıldızlı bayrak Balkan Müslümanlığını temsil ediyor.
    İçerideki huzur dışarıda herkesin dilindeki ‘selamunaleykum’ parolası ile güvene dönüşüyor.
    Kafeteryadaki FB’li garson çocuk Türk olduğumuzu öğrenince ayrı bir ihtimam gösteriyor.
    Bunu özlemini duyduğumuz çayın kalitesinden anlıyoruz.
    Camiden ayrılırken bir şeyler bırakmak istiyor insan.
    Tekrar buluşabilmek arzusu ile yüreğimi bırakıyorum...







+ Yorum Gönder
hırvatistandaki osmanlı eserleri,  osmanlının romanyadaki tarihi eserleri,  romanya osmanlı eserleri
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi