Devletler arası ilişkilerde ülkemizin öncelikleri

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Devletler arası ilişkilerde ülkemizin öncelikleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ

    Nevfel ŞAHİN
    Çanakkale Milletvekili, DYP Genel Başkan Yardımcısı

    Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana Avrupa ile bütünleşmeyi modernleşmenin bir aracı olarak görmüştür.

    Türkiye-Avrupa veya Türkiye-AB ilişkilerini, ortak tarih ve kültür faktörünü görmezden gelerek değerlendirmek mümkün değildir. Bugün, gerek Avrupa’nın Türkiye’ye gerekse Türkiye’nin Avrupa’ya bakış açısı, yüzyıllardır var olan tarihsel ilişki ve etkileşimlerin ürünüdür.

    1917’de Sovyet Birliği’nin kuruluşu, Batı Avrupa yakınlaşmasına gerekçe sağlamış; kurulan Avrupa Toplulukları da bu ideolojik ortamdan etkilenmiş, hatta bir noktada bu ideolojik yapılanmanın üzerine kurulmuştur.

    Soğuk savaş döneminde Avrupa’da demokrasinin koruyuculuğuna en önemli katkıyı yapan ülkemiz, 1990 sonrası ortaya çıkan yeni siyasi coğrafyada; bu sürece hiç katkıda bulunmamış ülkelerin gerisinde, görüşmelere başlatılmamış bir aday ülke durumundadır.

    DYP’nin, ekonomik gelişmişlik kıstaslarını sağlamış, insan hakları ve demokrasinin herkes için yaşanabilir kılındığı bir ortamda, bölgedeki ilişkileri ve kültürel zenginliği ile AB’ne girecek bir Türkiye’nin; Bölgede ve Dünya’ da medeniyetlerin buluşmasını sağlayacağına ve bunun da örnek bir model oluşturacağına olan inancı sonsuzdur.

    DP ve AP’nin temel siyaset felsefesinin bir uzantısı olan DYP’nin, 1959 yılında ilk başvuruyu yapan Adnan Menderes’ den bu yana gerek iktidar gerekse muhalefet dönemlerinde, AB ile birlikteliği sağlamaya yönelik ilişki ve programlarında hiçbir kırılma noktası yoktur.

    Bugün DYP’nin içinden geldiği gelenek, bu anlamda, hem Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yüzünü Batıya çeviren ülkemiz, hem de bölge istikrarı açısından önemli bir misyon oluşturmuş; Türkiye, 1950’lerden itibaren demokratikleşme ve piyasa ekonomisinin uygulanması konusunda büyük atılımlar yapmıştır.

    Türkiye, Yunanistan ın 15 Temmuz 1959’da AET’ye başvurması üzerine başlıca ihraç ürünlerimizin Yunanistan ile aynı olması sonucu elinde tuttuğu Pazar payından olabileceği, dış ticaretimizin de olumsuz etkilenebileceği düşüncesiyle 16 gün sonra AET’na başvurmuştur ve 11 Eylül 1959 tarihinde başvurusu kabul edilmiştir.

    Böylece başlayan ilişkiler, AT ile 1963 yılında imzalanan ve 1964 yılında yürürlüğe giren Ankara Antlaşmasının temel oluşturduğu ortaklık rejimi çerçevesinde yürümektedir.

    Geçiş döneminde Türkiye ile AT arasındaki ilişkiler, Ankara Antlaşmasının yanı sıra 1970 yılında imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren “Katma Protokol” ile düzenlenmiştir.

    Geçiş döneminde Türkiye-AT ortaklık ilişkileri beklendiği gibi gelişmemiş ve 1970’li yılların sonunda Bülent ECEVİT başkanlığındaki CHP iktidarı Türkiye-AET ilişkilerini dondurmuştur. 12 Eylül 1980’den sonra tekrar demokratik sisteme geçişle birlikte Turgut ÖZAL hükümetleri gümrük tarifelerini anlamlı bir biçimde aşağı çekerek ve ithalatı önemli ölçüde libere ederek görüşmelerin başlaması için ön zemini hazırlamıştır. Ardından da 14 Nisan 1987’de tam üyelik başvurusu yapılmasına rağmen, AT Komisyonu 18 Aralık 1989 da görüşünü vererek, kendi iç pazarını tamamlamadan yeni bir üye alamayacağını bildirmiştir.

    Bu talep reddedilmiş olmakla beraber ilişkiler yeniden canlanmaya başlamıştır. Canlanmaya başlayan ilişkiler çerçevesinde Gümrük Birliğinin en geç 1995’te tam olarak gerçekleşmesini teminen 1993 yılında Türkiye-AT Gümrük Birliği Yönlendirme Komitesi kurulmuştur.

    1990’lı yıllarda Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin iki temel belirleyici unsuru soğuk savaşın bitmesi ve Avrupa bütünleşmesi yolunda ortaya çıkan hızlı ilerlemelerdir. Berlin duvarının yıkılması ve Sovyetlerin dağılması, Avrupa’da siyasi, güvenlik ve ekonomi alanlarında önemli politika değişikliklerine neden olmuştur.

    Türkiye, tam üyelik hedefi için gerekli bir araç olan Gümrük Birliğinin, geçiş döneminin sona ereceği 1996 yılı başı itibariyle tamamlanmasını teminen, 9 Kasım 1992 tarihli Ortaklık Konseyi toplantısında Gümrük Birliğinin 1995 yılı itibariyle gerçekleştirilmesinin hedeflendiğini, bunun için gerekli yükümlülüklerin yerine getirileceğini ve bu arada nihai hedefinin Topluğa katılmak olduğunu teyiden açıklamıştır.

    8 Kasım 1993 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında, taraflar gümrük birliği konusundaki iradelerini teyid eden bir kararı kabul etmişler ve Çalışma Programı’nı onaylamışlardır. Böylece, Gümrük Birliğinin tamamlanması konusunda tarafların alması gereken önlemler tanımlanmıştır.

    Öte yandan, Gümrük Birliğinin yürürlüğe girebilmesi ve bu konudaki kararların etkinlikle alınabilmesi amacıyla, bütün kamu kurum ve kuruluşlarının sıkı işbirliği ve koordinasyonunu sağlamak üzere bir Gümrük Birliği Hazırlık Programı düzenlenmiş, tespit edilen hedefler yetkili kurum bazında ayrıntılı bir takvime bağlanmıştır.

    Taraflar arasında bu çerçevede yürütülen teknik ve siyasi müzakerelerin sonuçları, gümrük birliğinin işlerliğini ve son dönem koşul ve sürelerini içeren bir “Gümrük Birliği Kararı” altında toplanmıştır.

    DYP Genel Başkanı Prof. Dr. Sayın Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde gerçekleştirilen 6 Mart 1995 tarihli ve 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) ile, Türkiye ile AT arasında sanayi ürünlerini konu alan bir gümrük birliğinin tam olarak kurulması aşamasına gelinmiştir. Ortaklık Konseyi’nin 1/95 sayılı bu Kararı Türkiye ile AT arasındaki ortaklık ilişkisinin 1 Ocak 1996’da başlayan yeni dönemin gelişme doğrultusunu belirlemektedir.

    Türkiye’nin yaşadığı siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, Yunanistan ile yaşanan anlaşmazlıklar, Kıbrıs gibi temel sorunlar Türkiye-AB ilişkilerinin gidişatını önceden olmadığı kadar çok etkilemiştir.

    Uluslararası teröre destek verdikleri için “terörist ülke” olarak nitelenen yedi ülkeden üçüne komşu olduğumuz gerçeği göz önüne alınacak olursa, DYP iktidarı döneminde, ülkeyi maddi-manevi zarara uğratan teröre karşı kazanılan başarının küçümsenemeyeceği açıkça görülecektir. Terörle mücadelede başarı kazanılması ile birlikte, yıllardır gerçekleştirilemeyen demokratikleşme reformlarının, ekonomik ve sosyal önlemlerin hayata geçirilmesi için uygun bir ortam ortaya çıkmış bulunmaktadır.

    AB’ne tam üye olmadan Gümrük Birliğine giden ilk ve tek ülke olan Türkiye, bu entegrasyon kapsamında Topluluk müktesebatının önemli bir kısmını üstlenmiş durumdadır. Uyumlaştırılan alanlar ithalat ve ihracat rejimleri, gümrük mevzuatı, rekabet hukuku, ticari standartlar gibi önemli ve uzmanlık isteyen konuları kapsamaktadır. Ülkemiz, ayrıca, AB’nin imzalamış olduğu uluslararası ticari anlaşmaları üstlenmiş ve malların menşeini belirleyen Avrupa ticaret sistemine dahil olmuştur. Gümrük birliği aynı zamanda, AB ve Türkiye arasında rekabet kuralları, devlet yardımları gibi alanları da kapsayan çok daha ileri bir entegrasyonun sağlanması yolunu da açmıştır.

    Gümrük birliği kapsamında Türkiye, ayrıca, iç pazarını Avrupa rekabetine açmış ve sanılanın aksine Avrupa endüstrisi ile rekabet edebilirliğini de kanıtlamış durumdadır.

    DYP iktidarının dirayetli tutumu sayesinde bu durum, tam üyelik yolunda Türkiye’ye, diğer adaylarla karşılaştırılmayacak ölçüde büyük bir avantaj sağlamıştır.

    Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve 13 Ekim 1999 tarihinde yayımlanan Türkiye'nin Kopenhag kriterleri bakımından performansını inceleyen ikinci raporda, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliğini gerçekleştirme konusunda ciddi bir performans gösterdiğine dikkat çekilerek, aday ülkeler arasına Türkiye'nin de dahil edilmesi yönünde görüş bildirilmiştir.

    10-11 Aralık 1999 tarihinde Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde Türkiye’ye aday ülke statüsü verilmiş ve tam üyelik yolunda önemli bir adım atılmıştır.

    Bununla beraber, Haziran 1993 Kopenhag Zirvesinde kabul edilen ve Avrupa Birliği Antlaşmasının üyelikle ilgili maddesine eklenen Kopenhag siyasi kriterlerini karşılamadan, adaylık müzakerelerinin başlaması mümkün değildir.

    Kopenhag siyasi kriterleri Türkiye için konmamıştır.

    AB Komisyonu, Türkiye’nin kısa ve orta vadede gerçekleştirmesi gereken hedefleri ve uyum çalışmalarına AB’nin vereceği mali ve teknik desteği belirleyen Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB)’ni 8 Mart 2000 tarihinde onaylamıştır. Türkiye KOB’ni esas alarak, 31 ana başlıktan oluşan AB müktesebatına uyumu sağlayacak değişiklikleri ortaya koyan Ulusal Programı hazırlamıştır. Programın adı ulusaldır ancak bu program mevcut hükümet tarafından TBMM’ ne getirilmemiş ve ulusun geleceği ile ilgili bir konuda ulus iradesinin tecellisi engellenmiştir.

    AB’ nin genişleme ve kurumsal yapısının yeniden oluşturulduğu 7-9 Aralık 2000 Nice Zirvesinde, Türkiye’nin AB’nin 2010 yılına kadar olan genişleme perspektifine alınmadığını görüyoruz.

    Bununla birlikte, 2001 Laeken Zirvesi’nde AB’nin geleceği tartışılarak, Birliğe ilişkin önemli kararlar alınmış; geniş tabanlı bir Konvansiyon oluşturulmasına karar verilmiş ve Birliğe aday tüm ülkelerin de bu Konvansiyona katkıda bulunabileceği vurgulanmıştır.

    İşte bu amaçla 2002 yılının başında toplanmaya başlayan Avrupa Birliği Konvansiyonu, Birlik kurumları ile üye ülkeler arasındaki yetki dağılımı, Antlaşma metinlerinin basitleştirilmesi ve sadeleştirilmesi, Temel Haklar Şartı’nın statüsü ve ulusal parlamentoların Birliğin mimarisindeki rolü, konularını tartışmaya başlamıştır.







  3. 3
    Ensar
    Özel Üye
    Avrupa Birliği Konvansiyonunda, ulusumuzun görüş ve istekleri, bu Konvansiyona hükümet temsilcisi ve diğer bir üyenin yanı sıra, ulusal temsilci olarak katılan DYP Milletvekili Sayın Ayfer Yılmaz tarafından dile getirilmekte; ayrıca Milletvekilimiz Sayın Ayfer Yılmaz, Avrupa’ da gerek mutad toplantılara katılmak gerekse yetkililerle kişisel temaslarda bulunmak suretiyle her platformda hem ülkemizin AB’ ne girme iradesini hem de DYP’ nin bu iradeye katkısını yansıtmaktadır.

    Küreselleşmenin ve yeni dünya düzeninin sistem dışı bıraktığı unsurların yarattığı her türlü tehdit algılaması, sıcak çatışmalar ve stratejik konumlar bir yandan; farklılaşan yaşam biçiminin değerleri ve giderek artan barışçıl özlem diğer yandan, “Birlik” tartışmalarının yeni niteliğinin ve yeniden yapılanmanın güncel dinamiği ve nedeni olmuştur.

    Farklılaşan motif ve algılamalarla yeni Avrupa, liberal, demokrat, insan haklarına saygılı, inançlara ve farklılıklara hoşgörülü, bireysel haklar ve özgürlükler temeli üzerine kurulmaktadır.

    Aynı değerleri yıllardır paylaşan ve yaşanır kılmak isteyen bir siyasi felsefenin savunucusu olan DYP, bu nedenle de ülkemizin AB içinde yer almasını en çok isteyen parti konumundadır.

    Öte yandan, Avrupa’nın geleceği tartışmalarında en hassas noktayı oluşturan yetki dağılımı konusunda; Birlik ve üye ülkeler arasındaki paylaşım iki yönlü olmalı; Birliğe verilecek yeni yetki ve görevlerde, AB vatandaşlarının beklentilerine cevap verilmesi ve Birliğin daha şeffaf ve etkin bir yapıya sahip olması hususları temel alınmalıdır.

    AB’nin gelecekteki mimarisinin şekillendirilmesi aşamasında, ulusal parlamentoların etkin bir rol oynaması sağlanmalı; demokratik açık ulusal parlamentoların gücünün artırılması ile giderilmelidir.

    AB Antlaşmaları, halk tarafından daha kolay anlaşılmasını teminen, içerikleri değiştirilmeden basitleştirilmeli ve sadeleştirilmelidir.

    Kurumsal Reform çalışmaları, ulus devletin öneminin korunduğu hassas denge içinde gerçekleştirilmelidir.

    AB’nin giderek merkezileşen bir süper-devlet değil; özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayalı; üye ülkelerin ulusal kimliklerine saygılı bir temel üzerinde, “Birlik” oluşturma hedefi doğrultusunda yürümelidir.

    AB üyeliği topyekun bir zihniyet değişikliğidir, öz değerlerin ve ulusal bütünlüğün korunduğu bir ortamda gerçekleşecektir. DYP, Türkiye’nin, kat edilecek çok uzun bir yolu olmasına rağmen, tam üyelik hedefine bu çerçevede ulaşılacağı inancını taşımaktadır.

    Katılım Ortaklığı Belgesi birçok konuda Türkiye’ye çok kısa sayılabilecek sürelerde önemli yükümlülükler getirmektedir.

    DYP, kısa ve orta vadeli tüm kriterlerin göz ardı edilerek, ana dilin eğitimi, ana dilde radyo ve televizyon yayını, idam cezasının kaldırılması gibi konuların ön plana çıkarılmasına, AB üyeliği gibi bir misyonun iç politikaya taşınmasına ve konunun özünden uzaklaşılmasına karşıdır.

    Tüm kriterler, bir devlet politikası doğrultusunda ve bir bütün olarak, ülkemizin öncelikleri ve hassasiyetlerini göz önüne alan çözümlerle karşılanmalıdır.

    Kısa ve orta vadede Türkiye’den gerçekleştirmesi istenen işlerin yerine getirilebilmesi büyük ölçüde finansmana bağlıdır, bu bakımdan AB’nin mali yardımları ihmal etmemesi ve gerekli mali desteği vermesi sağlanmalıdır.

    Türkiye, Avrupa Birliğinin yeniden inşasında söz sahibi olmalıdır. Bu fırsatı çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir. Hükümeti, muhalefeti, siyasi partileri ve sivil toplum kuruluşları ile AB hedefi konusunda birlikte uyum içinde çalışmalı ve Gümrük Birliğinde gösterdiği performansı tekrarlamalıdır.

    AB, ekonomik ve siyasi kriterleri yakalamış eşit konumdaki bir Türkiye’yi hiçbir zaman gözden çıkaramayacaktır. Zira gelişmişlik kriterlerinde başarı sağlamış bir Türkiye modeli, medeniyetlerin çatışmadığı, uzlaşmış bir dünya için örnek olacaktır.

    DYP olarak hedefimiz, ülkemizi, 21 nci yüzyılın ortaya koyduğu gelişmişlik, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü prensiplerine dayanan, rekabet edebilen serbest piyasa ekonomisinin yaşanır kılındığı bir seviyeye, en kısa zamanda ulaştırmaktır.

    Ayrıca DYP, bu değerleri yaşanır kılmadan Birliğe üye olunamayacağının da mümkün olmadığının bilincindedir.

    Türkiye’nin tam üyelik hedefine, kendi çıkarlarını gözeterek ve yapısal reformları tartışarak, kendi öz değerleri ve bir uzlaşma içinde ulaşması mümkündür.

    DYP, mevcut idare-i maslahatçı (günü kurtarmaya yönelik) yönetim anlayışı ile değil; sosyal ve ekonomik yapıyı 21. yüzyılın değerleri ile dönüştürecek yönetişim anlayışı ile AB ile geleceğini paylaşacaktır.

    DYP, mevcut durumda Kıbrıs konusunu AB açısından en önemli sorun olarak görmektedir. Özellikle “Kıbrıs” konusunun AB’ye katılım açısından ön koşul olmaktan çıkarılması sağlanmalıdır.

    DYP, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda en küçük tavizine dahi karşıdır.

    Güney Kıbrıs, tam üyelik yolunda müktesebat uyumunda büyük ilerleme kaydetmiştir. Güney Kıbrıs’ın tam üyeliği, Türkiye ile AB arasında ciddi sorunlar yaratabilecektir.

    Kıbrıs sorunu, barışçıl ve siyasi eşitlik temel ilke alınarak siyasi diyalog ile çözülmelidir. Bu bağlamda, BM Genel Sekreteri’nin çözüm olarak sunduğu öneriler dikkate alınmaya değer görülmektedir.

    Türkiye stratejik, jeopolitik, tarihsel, sosyal ve siyasal açıdan çok önemli bir bölgede bulunmaktadır. Avrupa’nın ve dünyanın güvenliği için Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’da barışın sağlanması şarttır.

    Bin yılı aşkın devlet geleneği, güçlü ekonomik alt yapısı ve artan jeostratejik önemi ile Türkiye, Avrupa entegrasyonunun gereksinim duyduğu açılımı sağlayacak potansiyele sahiptir.

    Yüzyıllardır Avrupa ile iç içe yaşamış Türkiye’nin yeri bugün de Avrupa’dır ve Avrupa ile bütünleşmiş Türkiye, bu konumu ile dünya barışına önemli katkılarda bulunabilecektir.

    Mevcut hükümet tarafından Türkiye’nin AB’ ne tam üyeliği doğrultusunda yürütülen çalışmalar, maalesef güçlü bir siyasi iradeden yoksun ve çok başlıdır.

    Üç yılı aşkın süredir ciddi bir adım atılmamıştır. Ancak bunu kamufle edecek bir tarzda bazı hassas konular, iç siyaset malzemesi olarak gündeme getirilmektedir.

    Bir devlet politikası niteliği taşıması gereken bu yöndeki faaliyetler, kısır ve güncel çekişmelere konu edilmekte; ana dilin eğitimi, ana dilde yayın ve idam konusu iç politika tartışmalarının merkezine oturtularak, siyasi pirim sağlanmaya çalışılmakta ve yönetim zaafiyeti kamuoyunun gözünden gizlenmek istenmektedir.

    Oysa ki, yüzyılların birikim ve misyonu olan Avrupa ile bütünleşme çabalarımız, tartışmalara vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının katılımı sağlanarak, ulusal çıkarlarımız ve objektif kriterler çerçevesinde, önceliklerimiz ve hassasiyetlerimiz göz ardı edilmeden bir devlet politikası olarak somutlaştırılmalı ve yürütülmelidir.

    DYP’nin, Ulusal Programda yer alan sosyal politikalar ve istihdam alanındaki nihai hedefi, AB mevzuatının Türkiye’yi ilgilendiren bölümlerinde, söz konusu mevzuatın tam olarak üstlenilerek uygulamaya geçirilmesidir.

    Bu çerçevede;

    İstihdam piyasasında kadın ve erkek için eşit ücret uygulamasına ilişkin,
    Tarım da dahil olmak üzere bir işte faaliyet gösteren, serbest iş yapan erkek ve kadınlar arasında eşit muamele uygulanması ile hamilelik ve annelik sırasında serbest iş yapan kadınların korunması ile ilgili,
    Erkek ve kadın için fırsat eşitliğine ilişkin,
    İstihdam ve emek piyasası alanında çözümleme, araştırma ve işbirliği ile ilgili,
    Toptan işten çıkarmalar ile ilgili mevzuata, üye devletlerin yasaları ile uyumuna ilişkin,
    İşletmelerin transferi ve işverenin iflası durumunda çalışanların haklarının korunması ile ilgili,
    İşverenin, sözleşmeye ya da istihdam ilişkisine uygulanacak koşullar hakkında çalışanları bilgilendirme yükümlülüğü ile ilgili,
    Avrupa Sosyal Fonu’na ilişkin yeniliklerle ilgili,
    Yaşlılar ile ilgili,
    İşçilerin iş yerinde kimyasal, fiziksel ve biyolojik maddelere maruz kalma riskinden korunmaları hakkında, işyeri için asgari emniyet ve sağlık gereksinimleri ile ilgili,
    ve benzeri konularda, Konsey direktiflerinin uygulanarak, Türk mevzuatının uyumlaştırılması gerektiğini ve;
    İş sağlığı ve Güvenliği Kurulu’ nun oluşturulması,
    İşgücü Piyasası Bilgi Danışma Kurulu’ nun süreklilik gösteren bir yapıya kavuşturulması,
    Sosyal diyalog ve çoklu danışma mekanizmaları ile ilgili mevzuatın yeniden düzenlenmesi,
    Devlet personel rejimi reformunun tamamlanması,
    Yaşlılara da yönelik olan sosyal yardım programlarının sosyal güvenlik sistemi içinde yeniden yapılandırılması,
    konularında, kısa ve orta vadeler göz önünde bulundurularak; sadece AB yolunda değil, modern Türkiye’nin inşası için bu reformların gerçekleştirilmesini isteyen DYP, bu nedenle mevcut yapının hızla dönüştürülmesini savunmaktadır.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi