Kısa kısa öyküler istiyorum

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Kısa kısa öyküler istiyorum ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Kısa kısa öyküler istiyorum





  2. 2
    Hasan
    Özel Üye





    Cevap: ADA
    Bir zamanlar, bütün duyguların
    üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
    Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve
    tüm diğerleri, Aşk dahil.

    Bir gün, adanın batmakta olduğu,
    duygulara haber verilmiş.
    Bunun üzerine hepsi,
    adayı terketmek için
    sandallarını hazırlamışlar.
    Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş.
    Çünkü, mümkün olan en son ana
    kadar beklemek istemiş.
    Ada neredeyse battığı zaman,
    Aşk, yardım istemeye karar vermiş.
    Zenginlik,
    çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.
    Aşk,
    "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?"
    diye sormuş.
    Zenginlik,
    "Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın
    ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
    Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki
    Kibir'den yardım istemiş.
    "Kibir, lütfen bana yardım et!"
    "Sana yardım edemem Aşk.
    Sırılsıklamsın
    ve yelkenlimi mahvedebilirsin."
    diye cevap vermiş Kibir.
    Üzüntü yakınlardaymış
    ve Aşk, yardım istemiş:
    "Üzüntü, seninle geleyim..."
    "Off, Aşk, o kadar üzgünüm ki,
    yalnız kalmaya ihtiyacım var."
    Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş
    ama o kadar mutluymuş ki,
    Aşk'ın çağrısını duymamış.
    Aşk, birden bir ses duymuş:
    "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."
    Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş.
    Aşk o kadar şanslı ve
    mutlu hissetmiş ki kendini
    onu yanına alanın kim olduğunu
    öğrenmeyi akıl edememiş.

    Yeni bir kara parçasına vardıklarında,
    Aşk'a yardım eden, yoluna devam etmiş.
    Ona ne kadar borçlu olduğunu
    farkeden Aşk, Bilgi'ye sormuş:
    "Bana yardım eden kimdi?"
    "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş Bilgi.
    "Zaman mı?
    Neden bana yardım etti ki?"
    diye sormuş Aşk.
    Bilgi gülümsemiş:
    "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar
    büyük olduğunu anlayabilir..."








  3. 3
    Hasan
    Özel Üye
    BABAMI İSTİYORUM
    Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki
    çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.
    Çocuk babasına, "Baba bir saatte ne kadar para
    kazanıyorsun" diye sordu... Zaten yorgun gelen
    adam, "Bu senin işin değil" diye cevap verdi.
    Bunun üzerine çocuk "Babacım lütfen, bilmek
    istiyorum" diye üsteledi. Adam "İllâ da bilmek
    istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun
    üzerine çocuk "Peki bana 10 milyon borç
    verir misin" diye sordu. Adam iyice sinirlenip,
    "Benim senin saçma oyuncaklarına veya
    benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi,
    derhal odana git ve kapını kapat" dedi.
    Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.
    Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle şeylere
    cesaret eder." diye düşündü. Aradan bir saat
    geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve
    çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını
    düşündü, "Belki de gerçekten lazımdı"...
    Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı...
    Yatağında olan çocuğa, "Uyuyor musun" diye
    sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi...
    "Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana
    az önce sert davrandığım için üzgünüm.
    Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi...
    Çocuk sevinçle haykırdı, "Teşekkürler
    babacığım"... Hemen yastığının altından
    diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın
    suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.
    Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran
    olduğu halde neden benden para istiyorsun?...
    Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak
    vaktim yok" diye kızdı... Çocuk "Param vardı
    ama yeterince yoktu " dedi ve yüzünde
    mahcup bir gülücükle paraları
    babasına uzattı; "İşte 20 milyon...
    Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?..."








  4. 4
    Hasan
    Özel Üye
    BALON
    Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi
    takip ederken, şaşkınlığını gizleyemiyordu.
    Onu hayrete düşüren şey,
    "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların
    adamı nasıl havaya kaldırmadığı idi.
    Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor
    ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın
    kendisine baktığını farkederek ona doğru yaklaştı
    ve bütün cesaretini toplayarak:

    -Baloncu amca, dedi. Biliyor musun benim hiç balonum olmadı.
    Adam çocuğu söyle bir süzdükten sonra:
    -Paran var mı? diye sordu. sen onu söyle.
    -Bayramda vardı, diye atıldı çocuk, önümüzdeki bayram yine olacak.
    -Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim.
    Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan
    ayırmadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali
    kalmamıştı. Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan
    tekrar onlara baktığında, gördüklerine inanamadı.
    Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve
    yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı.
    Çocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken,
    baloncu ona doğru dönerek:

    -Küçük, diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan
    birini sana veririm. Yapılan teklif,
    yavrucağın aklını başından almıştı.
    Koşarak ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını
    aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı.
    Hedefine adım-adım yaklaşırken duyduğu heyecan,
    bacaklarını kanatan akasya dikenlerinin acısını
    hissettirmiyordu. Sincap çevikliğiyle balonlara
    ulaştığında bir müddet onları seyretti ve
    dallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı.
    Ancak balonlardan birisi iyice sıkıştığından
    diğerlerinden ayrılmış ve ağaçta kalmıştı.
    Çocuk onu kurtarmaya kalkışsa,
    dikenlerden patlayacağını çok iyi biliyordu.
    İster istemez balonu yerinde bırakıp
    aşağıya indi ve adam dönerek:
    -Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o?
    Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra:
    -Seninki ağaçta kaldı evlat, dedi. İstersen çık al.
    Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı.
    Kaldırım kenarına oturup baloncunun
    uzaklaşmasını bekledikten sonra,
    dallar arasında parlayan balona uzun uzun bakarak:

    "Olsun", diye mırıldandı. "Olsun." Ağacın üzerinde
    kalsa da, bir balonum var ya artık..


  5. 5
    Hasan
    Özel Üye
    BEBEK
    Genç kadın, bebeğin güzelliği karşısında
    büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri,
    kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla
    bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar
    gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu.
    Onun ipek yanaklarını daya doya öpmek ve
    cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde :
    "Dokunma bana ..." diye bir ses duydu.
    "Beni okşamaya hakkın yok senin..."
    Kadın korkuyla irkilip etrafına bakındı.
    Bebekle kendisinden başka içerde kimse yoktu.
    Aynı sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü.
    Aman Allahım!.. Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen
    konuşan oydu. "Bana yaklaşmanı istemiyorum"
    diye devam etti. "Hemen uzaklaş benden..."
    Kadın, biraz olsun kendini toplayarak :
    "Çocuklarımız hep erkek oluyor" dedi.
    "Onlar da güzel ama kız çocukları başka.
    Bu yüzden seni öpmek istedim."
    "Beni öpemezsin" diye ağlamaya başladı bebek.
    "Benim de seni öpemeyeceğim gibi..."
    "Neden ?" diye sordu kadın."Neden öpemezsin ki ?"
    Bebek, hıçkırıklara boğulurken :
    "Bunun sebebini bilmen gerekir" dedi.
    "Düşünürsen mutlaka bulacaksın..." Kadın, neler olup
    bittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi.
    Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor
    ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu.
    Aile dostları olan tanınmış doktor,
    odayı dolduran çiçeklerden bir tanesini
    vazodan çıkartıp kadına uzatırken :
    "Geçmiş olsun hanımefendi" dedi.
    "Başarılı bir kürtajdı doğrusu.
    Ha..! Sahi, "kız"mış aldırdığınız bebek."
    Cüneyt Suavi

  6. 6
    Hasan
    Özel Üye
    Kelebeğin Hikayesi
    Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında , küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi.


    Adam , bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat bir daha ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi.


    Dakikalar dakikaları kovaladı , saatler geçmeye başladı , ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki , kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü.


    Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da , artık yapabileceği bir şey kalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden , kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı.


    Böylece , bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük , kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.


    Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek , hayatinin geri kalanını , kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de , asla uçamadı.


    Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey , kozanın kisitlayiciliginin ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için gereken çabanın , Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kisitlayiciligindan kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu.

    Bu gerçeği öğrendiğinde , hayat boyu unutamayacağı bir şey de öğrenmişti: Bazen , hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey , çabalardır. Eğer Allah , hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi , o zaman , bir anlamda sakat kalırdık . Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik o zaman . Ve asla uçamazdık..

+ Yorum Gönder
öyküler istiyorum
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi