Sadaka kimlere veriilir, sadaka hakkında bilgi

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Sadaka kimlere veriilir, sadaka hakkında bilgi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: Zekat ve Sadaka Nedir? Kimlere Verilir?




    Zekât ‘temizlenme’ ‘çoğalıp artma’, sadaka ise ‘doğrulamak’ gibi manalara gelmektedir Yine ayetlerde geçen infak kelimesi ise ‘harcama yapmak, sahip olunan mallardan vermek’ manalarına gelir Kul yüce Allah’ın ona bahşetmiş olduğu nimetlerden ihtiyaç sahiplerini faydalandırarak hem arınır hem de Allah’ın emrini doğrulamış olur Kur’an-ı Kerim’de zekâtın ne ölçüde verileceği ile ilgili bir oran belirlenmemiştir Ancak Bakara Suresi 219 ayette geçen “afv” kelimesi “Bağışladıklarınızı” manasına gelmektedir ve malının ne kadarını bağışlanacağı kişiye bırakılmış bir durumdur Belirlenmiş bir oran olmaması dileyenin dilediği kadar zekât ve sadaka verebileceği sonucunu doğuracağı için aslında az dahi olsa yapılan zekât ve sadaka harcamaları emrin yerine gelmesini sağlayacaktır Ancak işin bir de öteki ve en can alıcı boyutu vardır ki o da belirlenmemiş zekât oranı kişiyi, Allah’ın emrini gereğince yerine getirebilmek için ne kadar malını bağışlayabileceği, malının ne kadarından vazgeçebileceği imtihanı ile karşı karşıya getirmektedir Zekâtın verilmesi emrin yerine gelmesi açısından kolay, altına girilecek fedakârlığın ve cömertliğin oranı açısından ise imtihan kılınan bir durumdur
    Şayet insanlar sahip oldukları imkânları etraflarındaki ihtiyaç sahipleri ile paylaşsalar emin olun hiç ihtiyaç sahibi kalmayacaktır Ancak ne yazık ki pek çok toplumda olduğu gibi imkânlar ve zenginlikler belirli kesimlerin elinde dönüp dolaşan bir faydalanma halindedir Allah’ın dilediğini zengin dilediğini ise fakir kılması imtihanı dairesinde gerçekleşen olaylardır Hem bu dünya hem de ahiret açısından hangisinin daha şanslı olduğu ise beklenenin aksine tespit edilebilecek bir durum değildir Bir düşünün bu dünyada çok zengin bir insansınız ve dilediğinizi alabiliyor dilediğinizden yüz çevirebiliyorsunuz ancak nefsinizin doymaz tutkularından başka bir şeyi gözetmeden bu dünyadaki yaşamınız son buldu Ahirette ise bu nimet ve imkânlardan sorguya çekilmektesiniz Şayet dünya hayatındaki malınızın ve imkânlarınızın hesabını ahirette veremezseniz haliniz ne olacak hiç düşündünüz mü? Önemsiz görülen bir fakir ise dünya hayatındaki fakirlik imtihanını başarı ile vermiş ve ahirette ödüllendirilmiş ise sizce tekrardan dünyaya dönüp yaşama imkânınız olsa hangi hayatı tercih ederdiniz? Hakkı verilmeyen zenginlik mi? Yoksa hakkıyla yerine getirilen fakirlik mi? Örnek almak isteyene tüm malını ve servetini Allah yoluna aktaran ve bu uğurda var gücüyle çalışan pek çok inanan örneği mevcuttur Aksi pek çok örneğin mevcut olduğu gibi Zekât ve sadaka vermek için zengin olmayı beklemekte doğru değildir Bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcama yapılmasını emreden ayetler göz önünde bulundurulduğunda az da olsa çok da olsa kişi imkânları ölçüsünde hayırlı işler için harcamalar yapmalı ve malını arındırmalıdır Zekât ve sadakaları verirken gösterişten uzak durmak mümkün mertebe gizlice vermek ve yapılan iyilikleri insanların başlarına kakmamak gerekir Kur’an-ı Kerim ayetleri gerek zekât ve sadakalara teşvik edişi gerekse bunların kimlere verileceği hususunda şu şekilde açıklamalar yapmaktadır:
    …Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar De ki: “Bağışladıklarınızı” Böylece Allah size ayetlerini açıklar, umulur ki düşünürsünüz Bakara Suresi Ayet 219
    Ey iman edenler! Alış-verişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın Küfre sapanlar zalimlerin ta kendileridir Bakara Suresi Ayet 254
    Mallarını Allah yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden, her başağında yüz dane bulunan yedi başak çıkarmış bir daneye benzer Ve Allah, dilediği kişi için daha da arttırır Allah Vâsi’dir, yaratışını ve yarattıklarını genişletir; Âlim’dir, her şeyi en iyi biçimde bilir Bakara Suresi Ayet 261
    Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe zafer ve mutluluğa asla ulaşamazsınız İnfak ettiğiniz her şeyi, Allah çok iyi bilmektedir Ali İmran Suresi Ayet 92
    Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler Öfkelerini yutanlardır onlar, insanları affedenlerdir Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever Ali İmran Suresi Ayet 134
    Allah uğrunda O’na yaraşır bir gayretle didinin O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır Babanız İbrahim’in milletini esas alın Allah sizi, önceden de şu Kitap’ta da “Müslümanlar/Allah’a teslim olanlar” diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız O halde namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın O’dur sizin Mevlâ’nız Ne güzel Mevlâ’dır O, ne güzel yardımcıdır O! Hac Suresi Ayet 78
    Namazı kılın, zekâtı verin; rükû edenlerle birlikte rükû edin Bakara Suresi Ayet 43
    Namazı kılın, zekâtı verin Benlikleriniz için önden gönderdiğiniz her hayrı, Allah katında bulacaksınız Hiç kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir Bakara Suresi Ayet 110
    İman edip hayra ve barışa yönelik değerler üreten, namazı kılan, zekâtı verenler için Rableri katında kendilerine özgü ödülleri vardır Korku yoktur onlar için Tasalanmayacaklardır onlar… Bakara Suresi Ayet 277
    Öyle erler vardır ki, bir ticaret de bir alış-veriş de onları Allah’ın zikrinden/Kur’an’ından, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyamaz Onlar, kalplerle gözlerin döneceği/yer değiştireceği günden korkarlar Nur Suresi Ayet 37
    O müminler ki, namazı kılar, zekâtı verirler Ve âhirete tam bir biçimde inananlar da onlardır Neml Suresi Ayet 3
    İnsanların malları içinde artsın diye riba olarak verdiğiniz, Allah katında artmaz Allah’ın yüzünü isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte onu verenler kat kat artıranların ta kendileridir Rum Suresi Ayet 39
    Ey iman sahipleri! Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı halde, insanlara riya için malını infak eden kişi gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve eza etmek suretiyle boşa çıkarmayın Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak varken tepesine şiddetli bir yağmur inip kendisini cascavlak bırakmış yalçın bir kayanın haline benzer Böyleleri, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler Allah, küfre sapan bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz Bakara Suresi Ayet 264
    Sadakaları açıklarsanız bu da güzeldir Ama onları gizler ve yoksullara bu şekilde verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır; günahlarınızdan bir kısmını örter Allah, Habîr’dir, yapmakta olduklarınızdan gereğince haberi vardır Bakara Suresi Ayet 271
    Eğer borçlu zorluk içinde ise eli genişleyinceye kadar beklenir Borcunu sadaka olarak ona bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz Bakara Suresi Ayet 280
    Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar De ki: “İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır Hayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir” Bakara Suresi Ayet 215
    İnfak edilenler, Allah yolunda kapanıp kalmış, yeryüzünde dolaşamaz olmuş yoksullar içindir İffet ve onurları yüzünden, cahiller bunları, zengin kişiler sanır Sen onları yüzlerinden tanırsın Yüzsüzlük ve yırtıklık ederek insanlardan bir şey istemezler Nimet ve imkândan infak ettiğiniz her şeyi, Allah çok iyi bilmektedir Bakara Suresi Ayet 273
    Sadakalar/zekât malları Allah’tan bir farz olarak sadece şunlar içindir: Fakirler, düşkünler, sadakalarla ilgilenmeye memur edilenler, kalpleri yakınlaştırılıp ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmiş olanlar, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış kişi Allah Âlim’dir, Hakîm’dir Tevbe Suresi Ayet 60
    Şu bir gerçek: sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, bir de Allah’a güzelce borç verenler için karşılıklar kat kat yapılır Onlar için, onur verici bir ödül de vardır Hadid Suresi Ayet 18








  3. 3
    Ensar
    Özel Üye
    Sadaka çeşitleri


    1) Farz ve vacib olan sadaka,(Farz ve vacib olan sadaka; bütün nevilerine şamil olmak üzere (Arazi zekâtı, hayvanlann zekâtı, ticaret ve nakit paralann zekâtı, maden ve mücevheratın zekâtı ve fitır sadakası gibi) verilen zekâtlardır")

    2 Sadaka-i câriye(sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.)

    2 Fıtır sadakası (Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. )
    3 Nafile olan sadakalar(Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerekse hadîs-i şeriflerde sadaka kelimesi ile, hem farz olan zekat hem de tatavvu (nafile) olan sadaka kasdedilmiştir.)
    4 Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka (İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.)


    detaylı bilgi için ...

    SADAKA

    Zekât, Allah rızası için yapılan
    iyilik veya verilen şey, sadaka insanın malından sırf
    Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı
    bir vergi türü anlamında bir fıkıh terimi. Zekâta,
    mü’minlerin Allah’ın emirlerine uymadaki sadakatlarini gösterdiği
    için "sadaka" da denilmiştir. Çoğulu sadakât’tır.
    Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir:
    İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması.

    Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vacib veya
    nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttan
    ibaret olup; tarım ürünlerinin zekâtı olan öşrü;
    hayvanların, ticaret mallarının, altın, gümüş
    ve diğer nakit paraların zekâtı ile, define ve madenlerin
    zekâtını kapsamına alır. Zekât verileceği
    yerleri belirleyen âyetteki "sadakât" çoğul olarak bütün
    bu çeşitleri kapsar. "Zekâtlar; ancak, yoksulların,
    miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların,
    kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin,
    borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların
    hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz
    kılınmıştır" (et-Tevbe, 9/60).

    Bu âyetlerde de zekâtın farz olan bu çeşidi
    yer alır: "Namazı kılın, zekâtı verin"
    (el-Bakara, 2/43); "Mü’minlerin mallarından zekât al ki, onları
    temizleyip mallarını çoğaltasın" (et-Tevbe,
    9/103); "Hasat günü ürünün hakkını ödeyin"
    (el-En’âm, 6/141). Hz. Peygamber’in çeşitli hadislerinde farz olan
    zekât emredilmiştir: "İslâm beş temel üzerine
    kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir" (Buhârî,
    İmân, 1, 2; Tefsîru Süre, 2/30; Müslim, İmân, 19-22;
    Tirmizi, İmân, 3; Nesâî, İmân,13). Diğer yandan Hz.
    Muhammed (s.a.s), Muaz b. Cebel (r.a)’i Yemen’e vali olarak gönderirken
    kendisine şöyle buyurmuştur:

    "Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine
    zekâtı farz kılmıştır. Zekatı oranın
    zenginlerinden al, yoksullarına ver" (Buhârî, Zekât, l;
    Tevhîd, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 46; İbn Mâce,
    Zekât, 1).

    Diğer yandan zekâtın farz oluşu
    üzerinde bütün müctehitler görüş birliği içindedir.
    Ashab-ı Kirâm zekât vermeyenlerle savaşılması
    gerektiği konusunda ittifak etmiştir. Zekâtın farz
    olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar (Zekât için bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    483-550).

    Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. Buna kısaca, "fitre" denir ki,
    fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış
    atıyyesi anlamına gelir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)’dan
    rivâyete göre şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s)
    oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve
    yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır.
    Fitreyi kim bayram namazından önce öderse, bu makbul bir zekât,
    kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur" (Buhârî,
    Zekât, 70, 71, 77; Müslim, Zekât, 12, 13, 16; Ebu Dâvud, Zekât, 18,
    20; Nesâi, Zekat, 31, 33; İbn Mace, Zekat, 21).

    Ebu Said el-Hudrî (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste
    fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir:
    "Biz fitre zekâtını, Allah’ın Rasûlü aramızda
    iken, yiyecek maddelerinden bir sa’, hurmadan bir sa’, kuru üzümden bir
    sa’, keşden yine bir sa’ olmak üzere bunlardan birisini esas alarak
    veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim"
    (Ahmed b. Hanbel, III, 73, 98). Sa’ bir ağırlık birimi
    olup, şer’î ölçüye göre 2912, örfi ölçüye göre ise 3328
    gramdır. Bazı fakihlere göre buğday cinsinde fitre
    miktarı yarım sa’dır. Burada yoksulların yararına
    olan ve daha ağır olan örfî ölçeği tercih etmek daha
    faziletlidir (Fıtır sadakası için bk. Sadaka-ı
    Fıtır mad.).

    Farz olan zekâtla, vacib olan fitre miktarları
    belirli bulunan sadakalardır. Birincisinde nisab’a mâlik olduktan
    sonra bir yıl geçmesi, ikincisinde ise, sadece nisaba malik olmak
    şarttır. Bunların dışında
    sıkıntı ve zarûret içinde bulunan müslümana ihtiyacını
    giderecek ölçüde yardım etmeyi bildiren bir sadaka daha
    vardır ki; bunun miktarı, sıkıntıyı
    giderecek ölçüye göre ortaya çıkar. Kur’ân-ı Kerîm’de
    şöyle buyurulur: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya
    çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Fakat iyi olan, Allah’a,
    âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını
    sevmesine rağmen hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda
    kalmışa, dilenenlere ve köle azadına veren, namaz
    kılan ve zekât verendir" (el-Bakara, 2/ 177). Burada Cenab-ı
    Hak, miktarı belli olan zekâtla birlikte yakınlara, yetim ve düşkünlere
    yapılacak malî bir yardımdan da söz etmiştir ki; bunun
    şart ve miktarını sıkıntıda olan yoksulun
    hali belirler.

    Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak
    yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara
    yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü
    hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına
    alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer
    hayır ve hasenât bu niteliktedir.

    Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına
    gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle
    belirlenir: "İnsan öldüğü zaman amel işlemesi
    kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye,
    kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden
    salih çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46). Bu hadiste zikredilen
    sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.
    İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece,
    bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler
    ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse
    vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler.

    Yararlı bir ilim bırakan da, bu ilimden,
    kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandıkça, mü’min olmak
    şartıyla, sürekli olarak ecir alır. Nitekim ilim, irfan ve
    irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın
    büyük mükafatına kötü çığır açanın da günahına
    hadiste şöyle yer verilir: "Kim iyi bir çığır açarsa,
    bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan
    alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel
    edenlerin günahı kadar günahı yüklenir" (Müslim,
    İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce,
    Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361,
    362). Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum
    bu çocuktan yararlandıkça, onun yetişmesinde katkısı
    bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir almalarına bir
    sebeptir.

    Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye
    niteliğindedir. Vakıfnâmedeki esaslara göre, hayır yönü
    işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam eder. Önceki
    asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların
    vakıf olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin
    sürekli bir ecre nail olma istekleri yüzündendir.

    Nâfile Olan Sadakalar

    İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.

    Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Zer (r.a)’i tasaddukta
    bulunmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur: "Şu
    Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü geceyi ondan
    bende bir dinar bulunduğu halde geçirmek istemem. Yalnız borç
    ödemek için ayırdığım dinar bunun
    dışında olur, -Önüne, sağına ve soluna saçma işareti
    yaparak- Onu Allah’ın kullarına bu şekilde
    dağıtmak isterim. Şüphesiz malı çok olanlar, kıyamet
    günü sevabı en az olanlardır. Yine yoksullara tasaddukta
    bulunma işareti yaparak, bu durumda olanlar müstesnadır"
    (Müslim, Zekât, bab: 9, H. No: 32).

    Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka
    kapsamının genişliğini şu hadiste görmek
    mümkündür: "İçinde güneş doğan her gün, insanların
    her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ;
    İki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır.
    Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana
    bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır.
    Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her
    adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren
    şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır" (Buhârî,
    Sulh, 11; Cihâd, 72,128; Müslim, Zekât, 56; Müsâfirîn, 84; Ebû
    Dâvud, Tatavvu’, 12; Edeb,160; Ahmed b. Hanbel, II, 316, 350, IV, 423, V,
    178). Bu hadiste, "sülâmâ" parmak kemikleri demektir. Ancak
    burada vucuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin
    insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli
    olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete
    karşılık farz olan sadaka yerine, günlük bir takım
    hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin
    sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür
    borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın
    sadaka sayılması, her adım
    karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah
    affetme anlamındadır (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim
    Terceme ve Şerhi, İstanbul 1977, V, 374).

    Diğer yandan başka hadislerde, insanlara
    iyiliği emretmenin (Tirmizi, Birr, 36; Müslim, Müsâfirîn, 84;
    Ebû Davud, Tatavvu’, 12), Allah’a hamdetmenin ve O’nu tesbih etmenin bir
    sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Mûsafirîn, 84). Bir
    kimseye yol veya adres tarif etmek sadaka sayıldığı
    gibi (Buhârî, Cihâd, 72; Ahmed b. Hanbel, V,154), gönül alıcı
    yumuşak söz (Buhârî, Cihad, 72, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56),
    bir ağaç dikenin bu ağacından insan veya hayvanların
    yemesi ya da yararlanması da sadaka sayılmıştır
    (Ahmed b. Hanbel, VI, 362).

    Sadakanın En Faziletlisi:

    Çeşitli ameller arasında fazilet
    bakımından farklar bulunduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine yapılan
    yardım ve tasadduklarda da bir sıra gözetilmiş; öncelikli
    tasadduk alanları belirlenmiştir. Gerçekten kişinin çok
    yakınında, belki aile fertleri arasında büyük sıkıntı
    içinde olanlar varken, uzakta olanlara yardım etmeye
    kalkışması maslahata uygun düşmez. Bu yüzden yardım
    ve infaka en yakınından başlamak prensibi
    getirilmiştir.

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    "Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli dinar,
    kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda
    hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan
    arkadaşlarına harcadığı dinardır" (Müslim,
    Zekât, 38; Tirmizi, Birr, 42; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel,
    V, 279, 284). Yine Rasûlüllah (s.a.s), Allah yolunda harcanan, bir köle
    azadı için sarfedilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi
    için yapılan harcamaları zikrettikten sonra, bunların
    sevap bakımından en üstününün aile fertlerine yapılan
    harcamanın olduğunu belirtmiştir (Müslim, Zekât, 39). Bu
    hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat (iyâl); bir kimsenin
    nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi,
    babası ve hizmetçisidir.

    Sadakanın en sevilen maldan verilmesi daha
    faziletlidir. Kur’ân-ı Kerim’de; "Siz sevdiğiniz mallardan
    infâk etmedikçe iyilik ve taate nail olamazsınız" (Âlu
    İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a),
    Rasûlüllah (s.a.s)’e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim
    malım Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için
    sadakadır. Onun Allah nezdinde sevabını ve âhiret azığı
    olmasını dilerim. Ey Allah’ın elçisi; onu istediğin
    yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının
    çok kârlı bir yatırım olduğunu belirttikten sonra,
    bahçesini hısımlarına vakfetmesini bildirdi. Bunun
    üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve
    amcasının oğulları arasında taksim etti.
    Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân b.
    Sâbit ile Übey b. Ka’b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim,
    Zekât, 42, 43).

    Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta
    bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber bir gün kadınlara
    hitab ederek; Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa
    sadaka verin" buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah’ın
    karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah’ın elçisine
    gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek
    destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz.
    Peygamber bu iki kadın için şöyle buyurmuştur:
    "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık
    ecri ve sadaka ecri" (Müslim, Zekât, 45).

    Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe
    göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına
    veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner
    (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I,
    156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı
    hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına
    destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf,
    İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik’e göre ise, kadının
    yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları
    delil, Hz. Peygamber’in, Abdullah b. Mesud’un karısı Zeyneb
    (r.anhâ)’e verdiği şu cevaptır:

    "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık
    olan kimselerdir" (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    549).

    Bir mü’minin tasaddukunu sevdiği mal cinsinden
    yapması, Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmaya
    sebep olur. Halife Ömer b. Abdülaziz çuvallarla şeker alır,
    tasadduk ederdi. Bunun yerine niçin para dağıtmadığı
    sorulunca, şu cevabı vermiştir: "Ben şekeri çok
    severim. Bu yüzden sevdiğim şeyi tasadduk etmek istedim"
    (A. Davudoğlu, a.g.e., V, 352).

    Anne babaya müşrik bile olsalar yardımda
    bulunmak gerekir. Nitekim Esmâ binti Ebi Bekir (r.anhâ) şöyle demiştir:
    "Annem yanıma geldi, kendisi Kureyş devrinde Rasûlüllah
    (s.a.s) onlarla anlaşma yaptığı zaman henüz müşrik
    idi. Ben Hz. Peygamber’e gelerek, "Annem bana rağbet göstererek
    yanıma geldi. Kendisine yardımda bulunayım mı?"
    dedim. Hz. Peygamber; "Evet annene yardımda bulun"
    buyurdular (Müslim, Zekât, 49, 50; Ebû Davud, Zekât, 34; Ahmed b.
    Hanbel, VI, 344, 347). Rivayete göre Hz. Ebû Bekir, Esma’nın annesi
    Kuteyle’yi cahiliye devrinde boşamıştı. Kuteyle
    Hicretten sonra Medine’ye kızı Esmâ’nın yanına
    gelmişti. Kendisine kuru üzüm ve yağ gibi hediyeler getirdi.
    Fakat Esmâ bu hediyeleri almaktan ve onu evine kabul etmekten kaçındı.
    Hz. Peygamber’in izin vermesi üzerine de onu evine aldı (Buhârî,
    Hibe, 29, Cizye,18, Edeb, 8; A. Davudoğlu, a.g.e., V, 363, 364).

    Ölen Kimse Adına Sadaka Vermek Caiz midir?

    Bazı ibadet ve taatların ölen bir kimse adına
    yapılması mümkün ve caizdir. Bunların sevabı ölüye
    ulaşır. Ölü nâmına verilen sadakalar başta gelir.
    Hz. Peygamber’e bir adam gelerek şöyle demiştir: "Ey
    Allah’ın elçisi! Annem ansızın öldü, vasiyet de etmedi.
    Öyle sanıyorum ki, konuşmuş olsa sadaka verilmesini
    vasiyet ederdi. Acaba onun adına ben sadaka versem, anneme sevap olur
    mu?" demiş. Hz. Peygamber; "Evet" cevabını
    vermiştir" (Buhârî, Cenâiz, 95; Vesâyâ, 19; Müslim,
    Zekât, 51; Vasiyye, 12, 13; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 15; Nesâî, Vesâyâ,
    7).

    Hz. Enes (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)’e; "Biz
    ölülerimize dua ediyor, onlar adına sadaka veriyor ve haccediyoruz.
    Acaba bunların sevabı onlara ulaşıyor mu?" diye
    sormuş, Allah elçisi şöyle cevap vermiştir: "Şüphesiz,
    onlara ulaşır ve onlar sizden birinizin hediyeye sevindiği
    gibi ona sevinirler" (Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, V, 366).

    Hanefilere göre, bağışlanan her çeşit
    ibadetin sevabı ölülere ulaşır. Ancak ölen kimse namına
    zekât, adak, hac gibi mali yönü olan ibadetleri ifa etmek mümkün ise
    de; namaz, oruç gibi ibadetleri onun namına ifa yeterli
    değildir. Bunların bizzat hayatta iken ifası gerekir.
    Çünkü bu ibadetler, ferdi, beden ve ruh bakımından
    olgunlaştırır, olumlu etkileri bizzat bunları
    yapanların kendilerinde görülür. Başkalarının
    bunları yapmasıyla asıl yükümlü üzerindeki fayda sağlanmış
    olmaz.

    Hamdi DÖNDÜREN







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi