Temsil heyetinin hatayın işgali ve hatay mücadelesi sırasındaki tutum ve davranışları nelerdir?

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Temsil heyetinin hatayın işgali ve hatay mücadelesi sırasındaki tutum ve davranışları nelerdir? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Temsil heyetinin hatayın işgali ve hatay mücadelesi sırasındaki tutum ve davranışları nelerdir?





  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: TARİHİMİZDE HATAY MESELESİ

    “İskenderun Sancağı” olarak adlandırılan bölgenin ana vatana ilhakı Atatürk’ün bir asker ve devlet adamı olarak liderlik yeteneğinin ve Türk diplomasisinin başarısının en önemli kanıtıdır.

    Bölgenin Tarihi ve Jeopolitik Önemi

    Antakya bölgesi dünyanın en eski yerleşim birimlerinden birisidir. Bölgede yapılan araştırmalar burada yerleşimin milattan çok öncelere dayandığını göstermektedir.

    M.Ö. 650’li yıllarda Antakya yöresine Oğuzhan’ın geldiği rivayet edilmektedir. Daha sonra Persler bölgeye hakim olmuştur. Antakya, bir ara Doğu Roma İmparatorluğu, İranlılar, Emeviler, Abbasiler ve Bizanslıların eline geçmiştir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Süleyman’ın şehri almasıyla 1084’ten itibaren Antakya tekrar İslam hakimiyetine girdi. 1098’de Haçlılar şehri ele geçirip ahaliyi kılıçtan geçirdiler. Antakya bundan sonra 170 sene Hıristiyanların elinde kaldı. Daha sonra Memluk Sultanı Baybars 1268’de Antakya’yı ele geçirdi.
    Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi sonrasında 1517’de Suriye ve Antakya’yı Osmanlı topraklarına kattı. 1517’de Kahire dönüşünde Şam’a uğrayan Yavuz Sultan Selim, Malatya, Divriği, Darende, Besni, Gerger, Birecik, Antep ve Antakya’yı aldı. Böylece uzun sürecek Osmanlı hakimiyeti başlamış oldu. Bölge, Osmanlı idari yapısında önemli bir yere sahipti. Antakya, 1918’de İngiliz ordularının istilasına uğradığı zamana kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir sancağı olarak kaldı. Daha sonra Fransızların işgaline uğradı.

    İskenderun Sancağı, gerek ticaret yolları, gerekse Doğu Akdeniz’in güvenliği açısından jeostratejik öneme sahip zengin bir bölge olmasından dolayı 18.yüzyıl başlarından itibaren Fransa’nın göz diktiği bir yer olmuş; bölgeye eğitim, sağlık, din ve demiryolu alanlarında yatırım yaparak nüfuzunu yerleştirmeye çalışmıştır.

    İngiltere ve Fransa Bölgeyi Sykes-Picot Antlaşması ile Gizlice Paylaşıyorlar

    İngiltere ve Fransa I.Dünya Savaşı içinde gizli olarak imzaladıkları Sykes-Picot Anlaşması ile Ortadoğu bölgesini paylaşmışlardı. Bu anlaşmaya göre Suriye, Lübnan ve Çukurova, dolayısıyla İskenderun Sancak bölgesi Fransa’nın nüfuz bölgesine dahil edilmiştir. I.Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada, Sancak bölgesi Türk kuvvetlerinin kontrolünde bulunuyordu. Fakat Mondros Mütarekesinin maddeleri gereğince Osmanlı Devleti fiilen tarihe karışmış oluyordu. 9 Kasım’da İngiliz birlikleri Mondros’un 7.maddesine dayanarak İskenderun Sancağı’nı işgal ettiler, daha sonra yaptıkları gizli anlaşma uyarınca, bölgeyi Urfa, Antep, Adana ve Mersin’i de işgal etmiş olan Fransız birliklerine bıraktılar. 11 Aralık 1918’de Fransızlar İskenderun Sancağını işgal ettiler.

    Ulu önder Atatürk’ün Hatay sorununa ilgisi bu tarihlerde başlar. Bu sırada (31 Ekim 1918) Adana’da bulunan Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına atanmış bulunan Mustafa Kemal Paşa İngilizlerin İskenderun’u işgal isteklerine direnerek, İskenderun’a yapılacak herhangi bir İngiliz saldırısına silahla karşı konulması emrini verdi. Onun bu davranışı Osmanlı Hükümeti’ni kızdırmış ve Yıldırım Orduları Grubu 7 Kasım’da dağıtılarak Mustafa Kemal Paşa Harbiye Nezareti emrine verilmiştir. Mustafa Kemal’in Harbiye Nezareti emrine alınmasından sonra bölgedeki direnme kırılmış, İngiliz ve Fransız işgalleri kolaylaşmıştır.

    Türkler Fransızlara Direniyor

    11 Aralık 1918’de Fransızlar tarafından işgal edilen Sancak bölgesinde Türkler yer yer direnişe başlamışlardır. Bu direniş önce Dörtyol, daha sonra diğer bölgelerde ortaya çıkmıştır. Reyhanlı ve Antakya’da teşkilatlar kurularak mücadeleye başlanmıştır.

    13 Temmuz 1919 tarihinde bölgede inceleme yapan Amerikan King Came heyeti İskenderun Sancağı’na gelerek halktan Fransız yönetiminden memnun olup olmadıklarını sormuş, bunun üzerine Türkler Fransız yönetimine karşı olduklarını ve Türk yönetimi istediklerini belirtmişlerdir. Türklerin Fransız yönetimine karşı olan tavırları Fransızları kızdırmış, tutumlarının daha da sertleşmesine yol açmıştır. Fransızların yanında yer alan Ermeni çeteleri Türklere yönelik baskı ve taşkınlıklarını giderek artırmaya başlamıştır. Bütün bu baskı ve öldürmeler karşısında İskenderun Sancağı ve havalisi Türkleri birlik halinde mücadeleye girmişlerdir.

    Tayfur Sökmen Fransızlara Karşı Direniş Hareketini Örgütlüyor

    İskenderun Sancağı için mücadele veren, gerektiğinde tüfekle çarpışan, zulme ve esarete karşı verdiği mücadelede büyük Atatürk’ün güvenini kazanarak önce Antalya mebusu, daha sonra da Hatay Devlet Başkanlığı’na seçilen Tayfur Sökmen’in (TBMM eski Başkan vekili Murat Sökmenoğlu’nun babası) Hatay’ın kurtuluşunda ve Türkiye’ye ilhakında büyük emeği geçmiştir.

    1892 doğumlu olan Tayfur Sökmen, aslen Reyhanlı olup, seçkin bir aileye mensuptur. Dedesi, Karamürselzade Ahmet Paşa, 1825’te devlete vergi vermemek için isyan eden Halep eyaletinin merkezini, vergi vermeye zorlamak ve isyanı bastırmak amacıyla görevlendirilmiş ve bu görevi başarı ile neticelendirdiğinden dolayı Padişah tarafından Reyhanlı’ya Ucbeyi alarak atanmıştır. Dedesinin ölümünden sonra babası Karamürselzade Şevki Bey Aşiret Reisliğine seçilmiştir. Rüştiye mezunu olan ve 1909’da Kırıkhan’da meydana gelen Ermeni Vaka’sı nedeniyle yüksek öğrenimine devam edemeyen Tayfur Sökmen, 1.Dünya Savaşı sırasında askerliğini Halep’te yapmıştır. Atatürk’ü de ilk defa Halep’te Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olarak görmüştür.

    Reyhanlı’da babasının ölümünden sonra arazilerinde çiftçilik yapan Tayfun Sökmen, İskenderun Sancağının 11 Aralık 1918’de Fransızlar tarafından işgalinden sonra yakın akrabalarıyla görüşerek düşmanla mücadele etmeye karar verdi. Böylece “HATAY” davası da doğdu.

    O günlerde, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, Erzurum ve Sivas Kongrelerini toplayarak Misak-ı Milli sınırları içindeki toprakları kurtarmak için mücadele ediyordu.

    Tayfur Sökmen 29 Mayıs 1920’de Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf çekerek İskenderun Sancağı ve havalisinin Misak-ı Milli hudutları içinde olup-olmadığını sorar. Mustafa Kemal Paşa Miralay Recep Bey vasıtasıyla verdiği cevapta İskenderun Sancağı ve havalisinin Misak-ı Milli sınırları içinde olduğunu ve Maraş’taki ikinci Kolordu ile temas ederek faaliyetlere devam edilmesini ister. Maraş’taki İkinci Kolordu Kumandanı Selahattin Adil Paşa, kendisiyle görüşen Tayfur Sökmen’e yardım etme vaadinde bulunur.

    Ankara İtilafnamesiyle Sancak Bölgesi Suriye’ye Veriliyor

    Sakarya Savaşı’ndan sonra, Fransa ile barış antlaşması yapma olanağı doğmuştur. Fransa ile 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara İtilafnamesi Hatay yöresinin siyasal statüsüne ve geleceğine ilişkin önemli hükümler içeriyordu. Misak-ı Milli sınırları içinde mütalaa edilmesine rağmen Fransa ile silahlı mücadelenin durdurulması pahasına bu devlet ile 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara İtilafnamesi’nin 8.maddesi ile güney sınırları çizilirken, Sancak bölgesinin milli sınırlar dışında kalması zaruri ve Türkiye’nin menfaatleri bakımından lüzumlu görülmüştür. İtilaf kanadından bir ülkenin tek başına da olsa Ankara Hükümeti ile bir anlaşma imzalaması onun bu hükümeti tanıdığının bir göstergesi olmuş, bu da Ankara Hükümetinin diplomatik alanda kazandığı önemli bir zaferdir.
    Ankara İtilafnamesi ile Sancak bölgesi Suriye tarafında bırakılırken, TBMM Hükümeti bölgedeki Türklerin menfaatlerini koruyacak ve bölgeye özerklik verilmesi için gerekli zemini hazırlayacak özel hükümler koydurmayı ihmal etmemişti. Örneğin, Türk parası orada resmi niteliğe haiz olacaktı. Türkçe’nin resmi dil olması ve Türk halkının kendi kültürlerini geliştirmelerine imkan tanınacaktı.

    Ankara İtilafnamesi’nden sonra, 2 Kasım 1921’de Tayfur Sökmen’i kabul eden Mustafa Kemal Paşa, Sökmen’den sabırlı olmasını istemiş, “inşallah ileride sizleri de kurtaracağız. Şimdi memleketinize giderek çalışırsınız” demiştir. Bu arada Lozan görüşmeleri sırasında 15 Mart 1923 tarihinde Adana’ya gelen Mustafa Kemal Paşa, kendisini karşılayan Sancaklılara “Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz. Günü gelecek siz de kurtulacaksınız” diyerek Hatay konusuna bakış açısını net bir şekilde ortaya koymuştur.

    Bu dönemde, Hatay’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye göçmelerine Halep Konsolosluğu aracılığıyla güçlükler çıkarılmış, bölgenin terk edilmemesi yolunda propaganda yaparak göç büyük oranda engellenmişti. Ayrıca Hatay Türklerinin Adana, İstanbul ve bizzat İskenderun Sancağı’nda teşkilatlı bir şekilde çalışmaları teşvik edilmiş, 1935 seçimlerinde Tayfur Sökmen Antalya bağımsız milletvekili seçilerek Hatay davasına sahip çıkılmaya çalışılmıştır.

    Yukarıdaki gelişmelerden de anlaşılacağı gibi başta Atatürk olmak üzere, Türk devlet adamları 1918-1936 döneminde önce Milli Mücadele şartları, daha sonra karşılaşılan iç ve dış sorunların halledilmesi gibi son derece hayati konularla uğraşmak zorunda kaldıklarından geleceğe yönelik faaliyetler yürütmekle beraber Hatay sorununu ön plana çıkarmamışlardır. Atatürk sorunu ön plana çıkarmak için iç ve dış sorunların halledilmesini ve Avrupa’da siyasal konjonktürün elverişli duruma gelmesini beklemiştir.

    Türkiye Sancak Bölgesine Bağımsızlık İstiyor

    Avrupa’daki gelişmelerin ve buhranların aldığı istikamet karşısında Fransa, Suriye ve Lübnan ile münasebetlerini yeni bir düzene sokarak 1936 Eylülü’nde Suriye’ye ve 1936 Kasımı’nda da Lübnan’a bağımsızlık verdi. Lakin Suriye’ye bağımsızlık veren ve Suriye ile Fransa arasında ittifak kuran 1936 Eylül antlaşmasında İskenderun Sancağı hakkında hiçbir hüküm yoktu. Yani Fransa Suriye’den çekilirken, Sancak üzerindeki yetkilerini Suriye’ye terk etmekteydi. Bu sebeple, Türk hükümeti bu durumu kabul etmedi ve Suriye’ye yapıldığı gibi, İskenderun Sancağına da bağımsızlık verilmesini istedi. Atatürk de 1 Kasım 1936’da yaptığı Büyük Millet Meclisi’ni açış konuşmasında, “Bu sırada Milletimizi gece gündüz meşgul eden başlıca büyük mesele, hakiki sahibi öz Türk olan İskenderun, Antalya ve havalisinin mukadderatıdır. Bunun üzerinde, ciddiyet ve katiyetle durmaya mecburuz” diyordu.

    Fransız Hükümeti 10 Kasım’da verdiği cevapta, Sancağa bağımsızlık vermenin Suriye’yi parçalamak demek olacağını ve mandater devlet olarak da buna yetkisi bulunmadığını bildirdi. Bundan sonra iki hükümet arasında birer nota daha teati edildi, lakin görüşlerde herhangi bir değişme olmadı. Yalnız bu arada Fransa meselenin Milletler Cemiyeti’ne havalesini teklif etti ve Türkiye de bu teklifi kabul etti.

    Atatürk Hatay’ı Almaya Kararlı

    Türkiye ile Fransa arasında bu tartışmalar olurken, bir yandan Türk kamuoyu, öte yandan da İskenderun’daki halk heyecanlanmış ve İskenderun’da halk ile polis arasında çarpışmalar olmuştu. Bu durum üzerine Atatürk Fransızlar’a ve bütün dünyaya işin önemini anlatmak gerektiğine inanarak bir gösteride bulunur. İstanbul‘dan Eskişehir ve Konya’ya gider. Dönüşte Çankaya Köşkü’nde Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder.

    Atatürk’ün o sıradaki ruh durumunu belirtmesi bakımından Genel Sekreter Hasan Rıza Soyak’a söylediği şu sözler önemlidir:

    “Hatay benim şahsi meselemdir. Keyfiyeti Fransız büyükelçisine ta bidayette açıkça ifade ettim. Dünyanın bu durumunda böyle bir meselenin Türkiye ile Fransa arasında müşellah bir ihtilafa müncer olması katiyen varid değildir. Fakat ben, bunu da hesaba kattım ve kararımı vermiş bulunuyorum. Şayet ufukta bu yolda binde bir ihtimal belirse, Türkiye Cumhuriyeti Reisliğinden ve hatta Büyük Millet Meclisi azalığından da çekileceğim. Ve bir fert olarak bana iltihak edecek birkaç arkadaşla beraber Hatay’a gireceğim. Oradakilerle el ele verip mücadeleye devam edeceğim.”

    Atatürk bu sözlerin benzerini sofra arkadaşlarına da söylemiştir. Hatay’da ise çatışmalar sürüp gitmektedir. Atatürk’ün bu davranışı Fransızlara işin ciddiyetini anlatmış ve çok geçmeden bu anlayışın belirtileri görülmüştür. Atatürk’ün Eskişehir ve Konya’ya yaptığı gösterişli gezisinden 10 gün sonra, 18 Ocak 1937’de Fransa Başbakanı Lean Blum, Türk Büyükelçisine bir mektup yazarak, Sancak konusunu Milletler Cemiyeti’nin çözmesi önerisinde bulunur. Türkiye’de bu öneriyi kabul eder.

    Milletler Cemiyeti’nin meseleye el koyması ve özellikle İngiltere’nin de arabuluculuğu ile Konsey, 27 Ocak 1937’de Sancak için bir statü kabul etti. Bu statüye göre İskenderun Sancağı, İçişlerinde tamamen bağımsız, dışişlerinde Suriye’ye bağlı, kendine özgü bir anayasa ile idare edilen “ayrı bir varlık” olacaktı. Burası Milletler Cemiyetinin gözetimi altına konacak ve bu gözetim bir Fransız vasıtasıyla yürütülecekti. Fransa ile Türkiye bir anlaşma yaparak Sancağın toprak bütünlüğünü birlikte garanti altına alacaklardı. Bundan sonra Sancak, Hatay adını alacaktır.

    Türkiye Sancağın sorumluluğunu tümüyle Suriye’ye bırakan antlaşmaya tepki gösterdi ve Fransa’daki Lean Blum hükümetine bir nota vererek İskenderun Sancağına ilişkin antlaşma hükümlerini tanımayacağını bildirdi.Aynı günlerde Atatürk’ün buyruğu üzerine Antakya-İskenderun Yurdu Derneği yöneticileriyle yapılan bir görüşme sonunda, Antakya-İskenderun bölgesine “Hatay” adının verilmesi kararlaştırıldı. Derneğin adı da Hatay Egemenlik Cemiyeti oldu. Merkezi İstanbul’a taşınan örgütün başkanlığına İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, genel sekreterliğine de Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer getirildi. Örgütün çalışmalarının yoğunlaşacağı Dörtyol şubesi başkanlığını önce Abdurrahman Melek, daha sonra da Tayfur Sökmen üstlendi. Örgüt, Suriye hükümetinin 14-15 Kasım 1936’da yapılmasını kararlaştırdığı genel seçimleri boykot etti. Bunun sonucunda İskenderun Sancağı’nda seçimlere katılma oranı çok düşük oldu. Yörede yeni bir gerginlik dönemi başladı. Yapılması planlanan yeni halk oylaması gerçekleşmedi.







+ Yorum Gönder
HATAY ANDLA
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi