ANAYASA Nedir , Anayasa ile hakkında Bilgi

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden ANAYASA Nedir , Anayasa ile hakkında Bilgi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    ANAYASA Nedir , Anayasa ile hakkında Bilgi





  2. 2
    ACİL
    Özel Üye





    Cevap: Anayasa
    Bir devletin nasıl yönetileceğini belirleyenkişi hak ve özgürlüklerini düzenleyen yasalar bütününe anayasa denir.Anayasal bir yönetim yasamayürütme ve yargı organlarında oluşur.Türkiye'nin ve öteki ülkelerin çoğunun yazılı bir anayasası vardır.Ama bazı ülkelerin anayasası yazılı hale getirilmemiştir.Örneğin İngiltere'nin yazılı bir anayasası yoktur.Bu ülkede devletin yönetim biçimi yüzlerce yıllık yasalara ve geleneklere göre belirlenir. Türkiye'de ilk anayasa 1876'da Osmanlı döneminde yürürlüğe girdi.Bu anayasaya Teşkilat-ı Esasiye Kanunu denmişti.Kurtuluş Savaşı sırasında Ocak 1921'de egemenliğin milletin olduğunu belirten yeni bir anayasa kabul edildi.Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonraNisan 1924'te daha kapsamlı bir anayasa yürürlüğe kondu.Bunu 1961 ve 1982 anayasaları izledi.Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de yürütmeyasama ve yargı organlarının güçleri ve ilişkileri anayasada belirlenmiştir.

    ANAYASA

    Bir devletin yasama, yürütme, yargı biçimlerini belirleyen, devletin örgütlenişini ve örgütlerin işleyişini, yurttaşların hak ve özgürlüklerini düzenleyen temel yasa. Batıda “Constitution” diye adlandırılan bu bütünlük, geniş anlamda bir toplumun, toplumbilimsel ve tarihsel açıdan temel yapısını anlatır. Dar anlamdaysa insan akıl ve iradesinin bilinçli ve sistemli olarak kurduğu hukuksal, siyasal, yargısal kuruluşları, bu kuruluşların birbiriyle ilişkilerini, kişilerin hak ve ödevlerini düzenleyen ilkeleri kapsar. Bizde de ilk dönemlerde Kanun-i Esasi ve Teşkilat-ı Esasiye diye adlandırılarak örgütlenmenin temeli olduğu anlatılmak istenmiştir. Bu genelliği nedeniyle anayasa öteki yasaların üstünde, zaman zaman onlara kaynaklık eden ve dayanak oluşturan bir nitelik taşır. Bu tür genel nitelik taşımasının ve ağırlığı olmasının bir başka nedeni de tarih içinde kitlelerin siyasal iktidarın gücünü sınırlama savaşımlarının belgesi olmasıdır. Bu niteliğiyle anayasa tarihi, birçok ülkede siyasal düzenin gelişim süreciyle aynı anlama gelir. Eskiden devlet organlarının kuruluşu ve işleyişi doğrudan sonsuz yetkilere sahip, tanrının yeryüzündeki gölgesi sayılan mutlak bir monark (kral, padişah, şah, sultan, han, hakan vb.) ve birtakım temsili kurumlarca belirlenirdi. Uyrukların insan oluşlarından doğan hiçbir hakları yoktu. Yasalar, kralca ve kralın kendi kaygı ya da isteklerinden kaynaklanarak oluşur ve uyruklar buyruk ya da fermanla duyurulurdu. Herkes kesinlikle buna uymak zorundaydı. Kralın uyruklarına, daha doğrusu içlerinden bir gruba karşı tutumunu bağlayıcı bir hukuk çerçevesi içine alan ya da yürütme yetkisini sınırlamaya yönelik çalışmaları, ilk kez 1215′te ingiltere’de Magna Carta denen “Büyük Şart” ile gerçekleşmiştir. Kralın mutlak gücüne sınırlama.getiren Magna Carta, ingiltere Kralı I. John’a (Yurtsuz John) karşı Runnmede’de baron ve din adamlarınca sunulmuş ve istenen haklar alınmıştı.Magna Carta ile başlayan hareket öteki ülkelerde de kendini gösterdi. Güçlü derebeyleri krallara karşı, kırsal kesim toplulukları ve kentlerin halkı da güçlü derebeylerine karşı birleştiler. Bu birleşmelerden isviçre’de Uri, Schwyz, Untermalden kantonlarının 1291′de oluşturduğu “Ebedi Birlik” doğdu. 1302′ de Fransa’da toplumdaki tüm kastları temsil eden kralın çevresindeki feodal beylerden ve kent yönetimi (Commu-nes) temsilcilerinden oluşan Etats GenerauK oluştu.Ancak bunların hiçbiri Magna Carta’nın doğurduğu sonuçlan doğurmadı. Magna Carta’yı, 1648′de Halklar Dilekçesi, 1679′da Hebeas Corpus Yasası (kişinin yargılanmadan cezalandıramayacağı yasa), 1688 tarihli İngiltere insan Hakları Bildirisi izledi. Tüm bunlar kişi haklarının temelini atan belgeler olmuşlardır. Çünkü artık mutlak otoriteye karşı çıkan kişinin insan oluşu, duyular ve anlama yeteneği gibi yalnızca insanda bulunan özelliklere sahip oluşu nedeniyle birtakım doğal hakları olduğunu öne süren düşünürler vardır (John Locke, Montesquieu, Rousseau gibi). Bunların yazılarıyla kitleleri etkilemeleri sonucu insanın doğuştan gelmeyen birtakım haklarının da olabileceği (mülkiyet hakkı) düşüncesi topluma egemen oldu. Bu arada ortaçağ sonlarından başlayarak keşifler ve Rönesans nedeniyle gelişen yeni bir sınıf ortaya çıkmıştı: Burjuvazi. Bu sınıf sanayi devrimiyle yeni çağın en dinamik toplumsal sınıfı durumuna gelmiş, üretim araçlarını eline geçirerek üstün bir konum kazanmıştı. Bu üretim araçları mülkiyetini ve bu üstünlüğünü yasalarda belirlenmiş kurum ve kuruluşlar yoluyla da perçinlemek istiyordu. Burjuvazinin etkisiyle kitleler, doğuştan gelen haklarıyla doğal olarak edindikleri hak ve özgürlükleri koruyabilmek amacıyla bir yasama düzeni oluşturmaya karar verdiler. Bu düzenin temelinde devletle yurttaşın karşılıklı hak ve ödevlerini belirleyen bir tür toplumsal sözleşme yatı yordu. Bu sözleşmeyle toplumu oluşturan bireyler salt otoriteye karşı çıkarak kral yönetiminin yukarıdan aşağıya doğru olmasını kınayıp yönetimin asıl kaynağının halk olduğunu ortaya koydu. Böylece kaynağını halktan alan yönetimin uygulanış biçimleri sorunu doğdu, işte anayasa ve anayasa çalışmaları, 594sınırlanan kral otoritesinin yerini alan halk otoritesinin belli bir güce aktarılarak kullanılması ilkelerini belirlemekten doğmuştur.Bu ilkeler belirlenirken asıl kaygı, yasa hazırlayanlarla suçluları cezalandırıp anlaşmazlıkları çözümleyen yargı gücün ve savaş ilan eden, barış sağlayan, düzeni koruyan yürütme gücü arasındaki dengedir. Bu güçler tek bir elde toplanırsa durum eskisinden değişik olmayacağından bunlar ayrı ayrı kurumlara birbirlerini frenleyecek, dengeleyecek biçimde verilmelidir. Bu görüşten hareketle ABD’de (1787), Fransa’da (1791), (1. Anayasa), Prusya’da (1859), İtalya’da (1870), Almanya’da (1919), SSCB’de (1936) anayasalar oluşturuldu. Bu anayasalar aynı zamanda öteki ülkelerin anayasalarına da kaynak oldu. Günümüzde tarihsel oluşum içinde gelişen anayasalardaki temel ilkeler daha çok yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini koruyan başlıca belge durumundadır. Yalnız tüm devletlerin anayasalarının kesinlikle bir yazılı metinde gösterilmesi gerekmez. Kimi zaman ortada anayasa adını taşıyan bir metin de olmayabilir (ingiltere’de olduğu gibi). Bu bağlamda yazılı olan ve yazılı olmayan anayasalar söz konusudur. Bunun dışında bir de “bükülgen-bükülmez” “yumuşak-katı” anayasalardan söz edilir. Bu nitelik yalnızca anayasaların ve maddelerinin değiştirilmesi biçimiyle ilgilidir.
    alıntı







+ Yorum Gönder
anayasa hakkında bilgi,  anayasa ile ilgili bilgiler,  anayasa hakkında bilgiler,  anayasa ile ilgili yazı,  anayasa hakkında kısa bilgi
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi