Geçmişten günümüze aile yapısı

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Geçmişten günümüze aile yapısı ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Geçmişten günümüze aile yapısı




    Soru: türklerde aile yapısı( geçmişten günümüze değişimi,özellikleri) ve ya bana tanzimat dönemi romanlarında doğu batı kültürü.bana yardımcı olabilirseniz çok sevinirim. ?







  2. 2
    fecr
    Özel Üye





    Cevap: geçmişten günümüze aile


    İnsanlar cemiyet halinde yaşamak mecburiyetindedirler. Bu cemiyetin en küçük birimi ailedir. Bu bakımdan aile, toplumun temel taşıdır. Aile, insanların doğup büyüdüğü, yetişip geliştiği ve terbiye gördüğü topluluktur. Bu, topluluğun küçük - büyük fertlerinin olgunlaştığı, bir hayat okuludur. Aile içerisinde her ferd birbirinin bilgi ve tecrübesinden faydalanır. Bu faydalanma bir ömür boyu devam eder.
    Aile, genel olarak büyük baba, nine, torunlar ve hizmetçiler ve evde bakılıp beslenilen kimseler de aile ferdlerinden sayılır. Kan, süt ve evlilikten doğan akrabalıklar katılınca, aile çevresi genişler. Erkeğin anası, babası ve kardeşleri ile kadının anası, babası ve kardeşleri en yakın akrabalardır.
    İnsanlık aile ile başlar. Yüce kitabımız Kur’an-ı kerimde bildirildiği gibi, bu aile, bir erkek ile bir kadından ibaretdir. Hucurat suresi on üçüncü ayet-i kerimesinde mealen: “Ey insanlar! Biz sizleri bir erkek ile bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık.” buyrulmaktadır.
    Bugün yeryüzünde rastladığımız farklı renklere, kültürlere, milletlere ve gruplara rağmen, insanlar temelde bir tek ailenin çocuklarıdır. İlmin kesin olarak ortaya koyabildiği husus, farklı ırklara, renklere, kan gruplarına ve iskelet yapılarına rağmen bütün insanların bir ana-babadan çoğaldıklarıdır.
    Bu sebeple ilk insan ve ilk peygamber hazret-i Adem ile eşi hazret-i Havva yeryüzünde bulunan ve ilahi vahiy ile terbiye edilmiş olan ilk ailedir. İnsan nesli (soyu) onlardan çoğalmıştır.
    Buna göre, insanlık, ne Th. Habbes’in dediği gibi vahşi ve egoist bir canavar olan fertler ve ne de E. Durkheim'in dediği gibi özel hayata ve şahsiyete imkan ve fırsat tanımayan insan sürüleri demek olan klan ile başlamıştır. Bu görüşlerin bugün ilmi bir değeri kalmamıştır. Eski ve köklü bir müessese olan aile, değişik yer ve zamanlarda değişik görünüşler kazanmasına rağmen daima var olmuştur.
    Aile, çeşitli dinlerde ve topluluklarda devirlere, bölgelere göre farklılık arz eder. Baba hakimiyetine dayanan aileler (ataerkil-pederşahi) yanında, ana hakimiyetine dayanan (anaerkil - maderşahi) aileler olduğu gibi, tek evli aile (monogami) ve çok evli aileler (poligami) de görülmüştür. İslamdan önceki topluluklarda genel olarak aile şöyledir:
    Yahudilikte aile, baba hakimiyetine dayanırdı (ataerkildi). Hem sosyal hem de dini bir müessese olup, kadının miras hakkı yoktu. Çok evlilik vardı. İsrailoğullarının dışında biriyle evlenmemek esastı. Boşanma normal görülürdü. Bu sebeple boşanma çok olurdu.
    Hıristiyanlıkta aile sadece dini bir müessese idi. Kocanın hakimiyeti esastı. Evlenen kadın ile erkek artık birbirinden ayrılamaz, boşanıp başkasıyla evlenen eş zina etmiş sayılırdı. Çok evlilik olmakla beraber, aileler daha çok tek evliliğe dayanırdı.
    Romalılarda aile, sosyal ve dini bir kuruluştu. Ataerkil bir aile tipi hakimdi. Baba, ailenin reisi ve rahibi idi. İlk devirlerde, çocuklarını öldürme yetkisine bile sahipti. Evlatlık müessesesi vardı. Tek evlilik esas olup, çok evlilik yoktu.
    Araplarda, Peygamber efendimizden önceki Cahiliye devrinde aile ataerkildi. Kadın ve çocukların değeri yoktu. Baba kız çocuklarını öldürme hakkına sahipti. Nitekim kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi.
    İslamiyetten önce Türklerde: Aile yapısı ataerkildi; yalnız Roma’da olduğu gibi değildi. Fazla yaygın olmamakla beraber çok evliliğe rastlanırdı.
    İslam hukukuna gelince: İslam dini toplumun huzuru ve insan neslinin sağlıklı bir şekilde devamı için, ailenin gerekli olduğunu bildirmiştir. Bu sebeple nikahı helal kılarak, zinayı ve zinaya yol açan serbest ilişkileri yasaklamıştır. Kadına hiç bir dinin, hiç bir sistemin vermediği değeri vermiştir. Peygamber efendimizin Veda hutbesindeki nasihatlerinden biri: “Kadınlarınıza eziyyet etmeyiniz! Onlar, Allahü tealanın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak davranınız, iyilik ediniz.” olmuştur. Başka bir hadis-i şeriflerinde de; “Cennet anaların ayakları altındadır.” buyurarak, kadını korumada eşsiz bir hassasiyet göstermiştir.
    Ancak erkekler İslamiyete göre, “ailenin reisi” olmak bakımından kadınlar üzerinde (daha üstün) bir dereceye sahiptirler. Bununla beraber, erkeklerin meşru surette kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Ailenin mutluluğu ve sosyal hayatın huzuru, aileyi meydana getiren kadın ve erkeğin, vazife ve sorumluluklarını bilip, uygulamasına bağlıdır.
    Aile içinde kadın ve erkeğin birbirlerini anlayıp hoşgörü sahibi olmaları, aile saadeti için şarttır. Karşılıklı saygı ve vazifelerin ne olduğunun bilinmesi, yuvanın huzurlu olması için önemli hususlardır. Ailede disiplini baba sağlar. Baba adaletli davranırsa, ailede huzur olur. Akıllı kadın ve erkek birbirlerini üzmezler.
    Hayat arkadaşını üzmek, incitmek aile seadetinin bozulmasına sebeptir. Zalim, huysuz kimse, hayat arkadaşını devamlı üzerek asabını bozar. Sinirler bozulunca, çeşitli hastalıklar meydana gelir. Hayat arkadaşı hasta olan bir eş, mahv olmuştur. Saadeti sona ermiştir. Eşinin hizmetlerinden, yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun dertlerini dinlemekle, ona doktor aramakla, ona alışmamış olduğu hizmetleri yapmakla geçer. Bütün bu felaketlere, bitmeyen sıkıntılara kadın veya erkeğin huysuzluğu sebep olmuştur. Bunlardan uzak, seadetli bir yuvanın esası, karşılıklı güler yüz, hep tatlı söz, anlayış ve hoşgörüdür. Bunları ise dinimiz emretmektedir. Bunlara uyan dünya ve ahirette rahat eder.
    Aileden gaye, neslin devamını sağlayan çocuktur. İnsanın öldükten sonra iyilikle anılması için; topluma faydalı bir eser, veya faydalı bir ilim yahut hayırlı evlat bırakması gerekir. Her şey bitip unutulduğu halde, bunlar unutulmaz ve ölen insanın hayırlı işinin devamını temin eder.
    O halde çocuğun örnek şekilde yetiştirilmesi, anne ve babanın ortak vazifesidir. Anne çocuğunu bizzat emzirip büyüttüğü, devamlı iyi ahlakı anlattığı gibi, bunların ev, yiyecek, giyecek ile manevi ve maddi ihtiyaçlarını karşılamak da önce babanın vazifesidir.
    İslamiyet, ahlak ve ilme en büyük kıymeti verip, cahilliği ve ahlaksızlığı reddeder. Onun için her anne ve baba, çocuğuna ilmi, ahlaki ve dini görevlerini öğretmelidir. Öğretmezlerse mes’ul olurlar. Çünkü, her çocuk sevmeyi, sevilmeyi, saygıyı burada öğrenir. Disiplin ve düzenli hayata burada alışır.
    Allahü tealaya inanmayı, Peygamber sevgisini, vatan-millet aşkını, gelenek ve göreneklerine saygıyı hep burada öğrenir. Çocuklar altı yaşlarına kadar kişilik özelliklerini aileden alırlar. Bu sebeple ailenin düzenli olması çok önemlidir.
    Aile hayatının düzenli olması, çocukların şahsiyetli ve güzel karakterli olarak yetişmesini sağlar. Terbiye etmek için anne - baba gerektiğinde evladına sertlik gösterebilir. Yalnız bu, masum yavrunun körpe vicdanında derin yaralar açan dayak şeklinde olmamalıdır. Fazla sertlik göstermek pekçok çocukta yalancılık, hile ve hareketlerinde dengesizlikler meydana getirir.
    Anne ve baba, kız ve erkek çocuklarını devamlı gözetmeli, bilhassa onları kötü arkadaştan korumak için çok gayret göstermelidir. Kötü arkadaş, çocuğun en büyük düşmanıdır.
    Çocuklar küçük olsun, büyük olsun anne ve babalarına itaat ve hürmette kusur etmemelidir. Hayatın çeşitli zorlukları içinde onları büyütüp, her sıkıntıya katlanan anne ve babalar, her bakımdan hürmet ve itaate layıktırlar. Kur’an-ı kerimde mealen; “Allahü tealaya ibadet ediniz.” buyrulduktan sonra, “Anne-babaya iyilik ediniz.” (Bakara suresi : 83) diye emredilmiştir. Yine onlara “Öf!" demek bile (İsra suresi: 23) yasaklanmıştır.
    Aile, ne kadar sağlam olursa, toplum o derece güçlü temeller üzerine kurulmuş olur. Bir milleti yıkmak isteyen iç ve dış düşmanlar, ilk tahribatlarına aileden başlarlar.
    Alkol, uyuşturucu, kumar ve fuhşun en büyük tahribatı (yıkımı) aile ve nesiller üzerindedir. Toplumun temeli aile, ailenin temeli ise sadakat, iffet, haya, karşılıklı sevgi ve anlayış gibi manevi değerlerdir. Ailenin zayıfladığı, zedelendiği, vazifelerini yapamadığı zamanlarda gayri meşru serbest münasebetler artmakda, beden ve ruh sağlığı bozuk nesiller toplumu işgal etmektedir. Bu sebeple, TC Anayasası, ailenin, annenin ve çocuğun korunmasında devleti vazifeli kılmıştır.
    Benliğinden, milli ve ahlaki faziletlerinden, örf ve an’anelerinden uzaklaşarak, ruhsuz, köksüz ve inançsız yetişen nesiller, aşağılık kompleksi içinde sapık fikir ve yabancı ideolojilerin esiri olmaya mahkumdurlar.
    Köklü, sağlam, milli ve manevi değerlerle teçhiz edilen (donatılan) ailelere dayanan milletler, her türlü felaketlere karşı göğüs gererler. Sağlam temellere dayanmayan aileler ve topluluklar, en küçük bir zorlama karşısında dağılırlar.
    Türk milletinin tarihi boyunca her sahada kazandığı zafer ve başarılarda, Türk ailesinin çok büyük payı vardır. Türk aile yapısı, her türlü kötülük ve tuzaklardan korunmalı, milli ve manevi yapısı kuvvetlendirilerek sağlıklı bir şekilde devamı sağlanmalıdır.






    Geçmişten Günümüze arabalar
    geçmişten günümüze televizyonlar
    Geçmişten Günümüze Türk Liraları...
    Geçmişten Günümüze En Korkulan Ordular
    Geçmişten Günümüze İstanbul Karakolları







  3. 3
    Ziyaretçi
    Mutlu ve huzurlu aile, insanın sahip olabileceği en büyük servettir.

    Aile, tıpkı bir insan bedeni gibidir. Vücudun uzuvları misali, ayrılmaz parçalardan oluşur ve bir bütünü temsil eder. Birinde herhangi bir rahatsızlık olduğunda diğerleri de bunu hissedecek kadar hassas bir kurumdur.

    Onun da, bebeklik, erişkinlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemleri vardır. Zaman zaman rahatsızlanır ve tedaviye ihtiyaç duyar… Vaktinde müdahale edilemeyenlerin, yaşlılık dönemine erişemeden ömürleri biter. Aileyi besleyen sevgi- saygı, şefkattir. Kişinin ruh ve beden sağlığı aile içindeki ilişkilere bağlıdır. Bu hisli mektep, ancak sevgiyle kurulur; paylaşımla ve sabırla örgülenirse ömür boyu devam eder.

    Son yapılan araştırmalarda evli olan bireylerin bekâr olanlara oranla daha az depresyona girdiği tespit edilmiştir. Aileye mensup olmanın, kişinin kendini daha güvende hissetmesine sebep olduğu ve bireyi psikolojik olarak koruduğu görülmektedir.

    Aile, damlaların deryalara uzanan bir yolculuğudur. Ailede öğrenilen herhangi bir bilgi ya da davranış, kişinin hayatını güzelleştirdiği gibi, yine yanlış verilen bir terbiye de hayatını karartabilir. Nasıl ki, bir göle küçük bir taş atıldığında su halka halka çevresine yayılıyorsa, ailelerde yaşanan herhangi bir olumsuz ya da olumlu gelişme aynı oranda toplumun her alanına genişleyerek yayılır… Yansır.

    Geleneksel geniş aile yapısından çekirdek aile yapısına kaydığımız günümüzde, iletişim araçlarının evlere, dahası yatak odalarına kadar girmesi, bazı noktalarda faydalı olsa bile, geniş aile kültürüne sahip toplumumuzu menfi yönde etkiledi. Anne, baba ve çocuklardan oluşan bu narin yapının üstünde etkisini günden güne sürdürüp, sağa sola savurmakta. Paylaşımı azaltıp, genç nüfusu hızla yalnızlaştırmaktadır.

    Ruhta, yalnız kendini düşünen bir oluşum, kurulacak insani ilişkilerin başlamadan bitmesi demektir. Kişiliklerde menfaatlerin öne çıkması, mutsuz, umutsuz, sevinci maddeyle sınırlı, gelecek nesiller yetişmesine kaygan bir zemin hazırlamakta…

    Bireyselleşmenin, aynı zamanda materyalleşmenin etkisi, kadın ve erkeğin rollerinin değişmesine, farkında olmadan her ikisinin de bir ekonomik yarış içine girmesine sebep oldu. Bunun neticesinde stresli, memnuniyetsiz bir toplum haline geldik. Küçük şeylerden mutlu olmayan, kadir kıymet bilmeyen, anlaşmalar üzerine kurulan bir aile yapısı ortaya çıktı.

    Kimsenin kimseye boyun eğmediği, fedakârlığa mecbur hissetmediği bir beraberlik neticesinde, son zamanlarda yaygınlaşan tek ebeveynli aileler türemeye; çoğalmaya başladı. Bu da çocukların ya annesiyle, ya da babasıyla hayatlarını sürdürmesine sebep oluyor.

    Daha önceleri ataerkil aile yapısına sahip bir toplumduk… Anne babanın yetmediği, yetişemediği yerde büyükler devreye girerdi. Çocuklar saygı ve sevgiyi, bazı davranışları kreşte değil, evde aile içinde görerek öğrenirdi. Büyüklere nasıl davranıldığını anne ve babasının büyüklerine davranışından, küçüklere karşı sevgiyi anlayışı şefkati de nine ve dedelerinden görerek algılarlardı. Her davranış doğal ortamda verilir, sebep ve sonuçlar yaşanarak öğrenilirdi. İlerde karşılaşabilecekleri sıkıntılara karşı çocuklar bilinçaltı beslenir, hayata donanımlı olarak başlardılar.

    Şimdilerde psikologların ve bu konunun uzmanlarının “aile toplantıları” olarak dillendirdikleri önerilerini önemli bulmakla birlikte, aynı zamanda biraz soyut bulmaktayım. Zaten bizim, geçmişten bu yana devam eden geleneksel aile yapımızda var olan bir kültürdür.

    Bir iki nesil önce nasıldı akşamlarımız. Bu kadarını bile dikkate almamız, yıpranan aile kalesini bir nebzede olsa onaracaktır.

    Akşam olduğunda tüm aile bireyleri midelerin yanında gönüllerin de doyduğu mutfakta toplanırdı. Yemek masasının yanında kurulmuş bir divan olurdu. Önce gelen elini yüzünü yıkar, yemek hazırlanana kadar burada hem soluklanır, hem de bir iki laf ederdi. Sofranın hazırlanışına yardım edilir, herkes gelmeden kesinlikle yemeğe başlanmazdı. Sofranın çevresinde sanki küçük bir dünya toplanırdı. Bu beraberlik bile aile fertlerinin birçok şeyi paylaşmalarına kâfi gelirdi.

    Her biri işindeki sorunu, duyduğu müjdeli bir haberi, yaşadığı problemini anlatır, sıkıntısı olan da kendini ifade etme fırsatı bulurdu bu birliktelikte. Tek yürek halinde çözümler bulunurdu; başkaları duymadan.

    Söz söyleme, söz dinleme, susma, sabretme, konuşurken sözü kesmeme; kısaca, adabı muaşeret aile içinde yaşanarak öğrenilirdi.
    Yine televizyon ya da bilgisayarların hayatımıza girmeden önceki zamanlarda, çayla beraber muhabbetler de koyu olurdu. Aynı ortamda oturulur, aynı ışıkla aydınlanılırdı.

    Takvim yaprağındaki küçük bir bilgi okunurken bile, çok önemli bir haber gibi dinlenirdi. Borçların, alacakların kayıt altına alındığı ortamda aile bireyleri bilinçle hareket etmeye teşvik edilirdi.

    Aile büyükleri yatmadan kimse yatmaya yeltenemezdi. Tek başına hareket edilmeyeceğini anlayan yeni nesil de, böylece danışarak ve bütünün bir parçası olarak görürdü kendini. Geleceğe yönelik öyle atardı adımlarını. Atalarımızın dediği gibi: “Her zaman birinin huzurunda olduğunu bilmek, insanı huzura, mutluluğa sevk ediyordu.”

    Depremlerde binalar yıkılıyor diye birçok önlem alındı ve her gün yeni bir önlem alınması hakkında bilgiler aktarılıyor. Ya evlerimizin içi her gün, her an çatırdarken neler yapabiliyoruz?

    Günümüzde çeşitli sebeplerle değişen bozulan yeni kuşakları, yanlış gidişattan kurtarmak ve onarmak için, öncelikle asli görevinden uzaklaşan aile yapısını düzeltmeli. Daha evlenmeye karar verme aşamasında bu kurumun ciddiyeti kavratılmalı, eş seçiminin önemi ve tarafların evliliğe nasıl bir anlam yükleyeceği konuşulmalı. Alınacak cevaplar, çıkılan yola azda olsa ışık tutacaktır.

    Aile içinde ölçülü espriler, latifeler, hoşgörülü olma, geçirilen nitelikli zaman paylaşımı iletişimi güçlendirir. Aile içindeki duygusal alış veriş birey için çok önemlidir. Bu bazen bakışla hissedilir, bazen de bir dokunuşla… Sevgi dili kişiden kişiye değişir. Bu dili çözüp, tercüman olacakta anne babadır.

    Aynaya tutulan ışık ne kadarsa, yansıyanda o kadardır. Gösterilmeyen ilginin, doyasıya yaşanmamış sevginin eksikliğini kişi hep içinde hisseder. Kaç yaşına gelirse gelsin günlük sorunlarla baş edebilmesi, yâda hayattaki başarısı, içindeki eksikliğin derecesiyle doğru orantılıdır.

    Dünyanın yarısını kadınlar oluşturuyor, diğer yarısına da kadınlar bakıyorsa, iç planlayıcı olarak burada en büyük vazifede kadına düşmektedir. Önce kendi kalbine yatırım yapıp, gönül rahatlığını ve beden dirliğini sağlamalıdır. Sonrasında gelecek her fırtına onu batırmak yerine yol almasını sağlayacaktır.

    Bilinçli bir ailede, zamanın her dilimi titizlikle doldurulmalıdır. Çocukların keyifli, doygun vakitler geçirebilmesi için, içselliklerine ve hanenin olanaklarına göre birçok şey yapabilir. Değer verildiğini hissetme, aradaki muhabbet zincirini kuvvetlendirip, kendine güvenen kişiler inşa eder. Çünkü huzurlu bir toplumun oluşması, ruhen ve bedenen sağlıklı bireylerle mümkün olmaktadır.

    Unutmayalım ki, “Huzur ve mutluluk, herhangi bir şeye sahip olmakta değil, bu uğurda verilen mücadelededir.” Eğer sahip olmakta olsaydı, günümüz toplumunda çoğunluğun mutlu olması gerekirdi. Hedef ne ise, kişi ulaşmaya çalışırken, mutlu olmayı da, sabretmeyi de öğrenir.

    Çalışan anneler kariyer yapma adına, ev hanımları sosyalleşme adına çeşitli faaliyetlere katılırken, geleceğimizi emanet edeceğimiz nesilleri feda etmeden, bir defa daha düşünmeli. Gaye, sadece ken-di-miz-mi-yiz?







+ Yorum Gönder
geçmişten günümüze aile yapısı,  geçmişten günümüze türk aile yapısı,  günümüzde aile,  geçmişten günümüze değişen aile yapısı,  geleneksrl turk aile yapisi ile ilgili sorular
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi