Günah olduğunu bbildiğim halde kendimi şehvetten kurtaramıyorum

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Günah olduğunu bbildiğim halde kendimi şehvetten kurtaramıyorum ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Günah olduğunu bbildiğim halde kendimi şehvetten kurtaramıyorum





  2. 2
    Hüsran_01
    Üye





    Cevap: NEFİSLERİ ŞEHVET VE LEZZETLERİNDEN
    MEN VE ARZULARINA MUHALEFET



    Yüce Rabbimiz Nâziàt Sûresi'nin 40 ve 41. ayetlerinde şöyle buyurur:

    "Her kim Rabbinin makamından korkmuş ve nefsini şehevâttan alıkoymuşsa, muhakkak cennet, onun varacağı yerdir."

    Efendimiz SAS Hazretleri'nin ümmeti üzerine en çok korktuğu şey, hevâsına uyması ve uzun emeller beslemesi olmuştur. Zîrâ, nefsinin hevâsına uymak, mü'mini Hak'tan uzaklaştırır ve men eder. Tl-ü emel ahireti unutturur. "Muhalefet-i nefs, ibadetlerin başıdır." denilmiştir.

    Bazı meşâyihtan;

    "--İslâm nedir?" diye sormuşlar.

    "--Muhalefet kılıcıyla nefsi kesmektir." demişlerdir.

    Zünnûn-u Mısrî (Rh.A) Hazretleri:

    "--İbadetin anahtarı düşüncedir (tefekkürdür)."

    Tefekkür demekteki isabetinin alâmeti de, nefs ü hevâsına muhalefet ve şehvetlerini terktir. Nefis haddi zatında tînet ve cibilliyet iktizâsı sû-i edeb üzerinedir. Kul da, bunda edebe devamla memurdur. Nefis, tabiatı iktizası kötülüklere meyyal olup, mü'min kul da bunu iyi yollara çevirmekle görevlidir. Her kim, nefsin arzusuna uyarsa, fesat işlerde müfsitlerin ortağı olur. Her kim nefsini devamlı olarak itham etmez ve onun arzularına muhalefet göstermezse, nefis onu kötü yerlere ve işlere sürükler ve helâkine sebep olur. Akıllı bir insana nefsinden razı ve hoşnud olması nasıl mümkün olur ki, Yusuf Aleyhisselâm bile, nefs-i emmârenin kötülüğünden şikâyette bulunmuştur.


    Cüneyd (Rh.A) der ki:

    Bir gece virdimi yapmak için kalktım. Fakat bir tad ve halâvet bulamadım. Yatmak istedim, olmadı. Oturdum, olmadı. Kapıyı açtım, dışarıya çıktım. Bir de baktım ki, bir adam abasına bürünmüş olduğu halde, kapının önünde duruyordu. Benim çıkışımı görünce dedi ki:

    "--Yâ Ebel-Kàsım! Bir dakika konuşmama müsaade eder misiniz?"

    Ben de:

    "--Bu vakitte hayır ola!" dedim.

    Adam:

    "--Ben kalbleri tahrik eden Allah'tan senin kalbini de tahrik edip dışarıya çıkmanı istedim." dedi.

    Ben:

    "--Peki muradın hasıl oldu, hacetin nedir?" dedim.

    Dedi ki:

    "--Nefsin derdine devâ nasıl olur?"

    Dedim ki:

    "--Nefsin hevâsına muhalefet edince, dertlere deva olur."

    Bunu işiten adam, nefsine dönüp:

    "--Duydun mu?" dedi. "Ben sana tekrar tekrar söylemedim mi? Sen illa Cüneyd'den duymak istedin, işte duydun." diyerek ayrıldı gitti.


    Nîmet-i uzmâ, nefsin arzılarına karşı koymaktır. Çünkü nefis, kul ile Hàlik arasında büyük hicabtır, yâni, mâniadır.

    Sehl ibn-i Abdullah KS Hazretleri, "Nefs-ü hevâya muhalefetten daha a'lâ bir şeyle ibadet olunmadı." demiştir.

    Cenâb-ı Hakk'ın gazabına insanı yaklaştıran şey de; "Nefsin ef'al ve harekatına razı olmaktır." demişlerdir.

    İbrâhimü'ş-Şeyban KS Hazretleri, nefsine muhalefet kasdıyla kırk sene her tarafı kapalı bir yerde yattığını söylemiştir.

    Sırri-i Sakati KS Hazretleri, "Otuz veya kırk seneden beri nefsim istediği halde, eti yağda pişirip de yemedim." demiştir.

    Ceddimden işittim ki: "Kulun afeti, nefsinden razı oluşudur."

    Yusuf-u Belhi KS Hazretleri, Hatemü'l-Esam KS Hazretleri'ne bir şey göndermişler. O da kabul etmiş, "Neye kabul ettin?" diye sormuşlar. Cevaben, "Almakla kendimin zilletini, onun izzetini gördüm. Geri çevirmekte ise kendi izzetimi, onun zilletini buldum. Bunun için onun izzetini izzetime, zelilliğimi onun zelliliğine tercih ettim." demişlerdir.


    Bir zat demiş ki: Ben hacca yalnız gitmek istiyordum. Bana dediler ki:

    "--Evvelâ kalbini dünya muhabbet ve sevgisinden temizle! Nefsini hevâiyattan, dilini de boş laflardan koru; sonra istediğin yere, istediğin gibi git!"

    "Gecesini ibadet ve tâatle geçirenlerin gündüzleri; gündüzlerini ibadet ve tâatle geçirenlerin geceleri, çok güzel ve hoş olur." buyurmuşlardır.

    Her kim şehvetinin terkinde sadakat gösterirse, Cenâb-ı Hak, onun ihtiyaçlarına kâfî olur. Allah için şehvetini terk edenler, Cenâb-ı Hakk'ın azabından emin olurlar.

    Cenâb-ı Hak, Dâvud Aleyhisselâma vahiy buyurmuşlar ki:

    "--Yâ Dâvud! Ashabını, arzu ettikleri şeyleri yemekten sakındır! Çünkü, dünya şehvetlerine bağlı olan kimselerin akılları, beni idrakten uzaktırlar."


    Bir kimse havada oturur halde görüldü de;

    "--Sen buna nasıl nail oldun?" diye sordular.

    Dedi ki:

    "--Arzularımı terkettim. Cenâb-ı Hak da bana bu kudreti müsahhar kıldı."

    Bir mü'mine şehvet arz edilse, kendisini rıza-yı ilâhiyeden uzaklaştırırlar korkusuyla, onların hiç birini istemez. Hiç bir zaman işlerini, nefsinin isteklerine bırakmak mümkün olmaz. Ancak, şiddetli bir korku veya son derece aşk ve muhabbet sayesinde mümkün olur.

    Her kim kötü arzularını terk eder de onun mukabilinde tad bulamazsa, o adam davasında kâzibdir.

    Ca'fer ibn-i Nâsır isminde bir zatı muhterem, Cüneyd KS Hazretleri'ne bir dirhem vermiş, "Bununla bana sultani incir al" demiş. O da alıp getirmiş. İftarda bir tanesini ağzına koymuş, hemen geri çıkarmış ve ağlamış. Yemesi için ısrar etmişler. Cevaben:

    "--Kalbime bir ses geldi ki, 'Bizim rızamız için terk ettiğin arzuna uymaktan utanmıyor musun?' denildi.' buyurmuştur.


    Bunları okuyup anlıyoruz ki, kemâlât-ı insaniyye bizim bildiğimiz gibi kolay bir şey değildir. Çünkü nefis, haddi zatında insanları kötülüğe doğru götürmeğe memurdur. İnsana yakışan şey, nefsin davet ettiği kötü yollara girmemektir. Nefis bizim için bir binektir. Bununla ahiret yolculuğu yapmak için bu dünyaya gönderilmiş bulunuyoruz. Buna şeriat gemlerini vurmazsak, o bizi helâke götürür ve sonunda yerimiz cehennem olur.

    Binâen aleyh, bu kötü àkıbetten kurtulmak için Cenâb-ı Hakk'ın emirlerine son derece sarılıp, yasaklarından da böylece korumak üzere hareket ederlerse, inşaallah bu gibilerin yerleri de cennet olur. Zîrâ, ömür bir cevherdir. Kıymetine baha biçilmez. Bunu ibadetlerle geçirebilirsek bize ne mutlu!

    Bu sebepten dolayı büyüklerimiz ve ashab-ı kiram hazretlerinin mücahedelerinden ve nefislerine muhalefetlerinden biraz bahs edelim:


    Kırkıncı müslüman Hazret-i Ömer RA, gece ibadetlerini yaparken, nefsi bazen atalet gösterirmiş de mübarek ayaklarını kırbaçla dövermiş. Bir gün, her nasılsa ikindi namazının cemaatini kaçırdığı için, ikiyüzbin dirhem kıymetindeki bahçesini tasadduk etmiştir.

    Gene, Talha RA Hazretleri de bahçesinde meşgul iken, cemaatle namazı kaçırınca, o da bahçesini Rasûlüllah'ın emrine tasadduk etmiştir.

    Hazret-i Ömer RA'ın oğlu da, kaçırdığı bir cemaatın sevabını kazanabilmek için, yirmibeş vakit namaz fazla kılarmış. Hattâ bir akşam namazını iki yıldız görünceye kadar tehir ettiğinden dolayı iki köle azad etmiştir. (İhyâül-Ulûm, c. 3, s. 367)







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi