Dünyanın yaratılışı hakkında bilgi istiyorum

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Dünyanın yaratılışı hakkında bilgi istiyorum ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Dünyanın yaratılışı hakkında bilgi istiyorum




    Soru: Allah cc herşeye gücü yeten bir varlık ol demesiyele herşey oluşuyor,benim aklımın almadığı dünya 5.5 milyar yıl önce oluştu dünya üzerinde 3.5 milyar yıldır canlı yaşamakta,1.5 milyar yıl dünya boş kalmış.ve Allah cc dünyayı 6 günde yaratmış,ol demesiyle anında olması gerekmezmi? ?







  2. 2
    Gölge Adam
    Usta Üye





    Cevap: Bugün birçok araştırmaya konu olan noktalardan biri, içinde yaşadığımız evrenin kaç yaşında olduğudur. Bu konuyla ilgili en ilgi uyandıran ve konuya ışık tutan bilgi ise Yüce Allahın 1400 yıl önce indirdiği Kuranda verilmiştir. Günümüzde bilim dünyasında yapılan araştırmaların sonuçlarının Kuranda Rabbimizin altı günde yaratılış ile ilgili verdiği bilgilerle gösterdiği paralellik, Kuran mucizelerinden biri daha teyit etmektedir.

    Modern bilim ile Kuran arasındaki uyumun bir örneği, evrenin yaşı konusudur: Kozmologlar evrenin yaşını 16-17 milyar yıl olarak hesaplamışlardır. Kuran'da ise tüm evrenin 6 günde yaratıldığı açıklanmaktadır. İlk bakışta farklı gibi görünen bu zaman dilimleri arasında aslında çok şaşırtıcı bir uyum vardır. Gerçekte, evrenin yaşı ile ilgili elimizde bulunan bu iki rakamın her ikisi de doğrudur. Yani evren, Kuran'da bildirildiği gibi 6 günde yaratılmıştır ve bu süre bizim zamanı algıladığımız şekliyle 16-17 milyar yıla karşılık gelmektedir.

    1915 yılında Einstein, zamanın göreceli olduğunu, mekana, seyahat eden kişinin süratine ve o andaki yerçekimi kuvvetine bağlı olarak akış katsayısının da değiştiğini öne sürmüştür. Kuran'da 7 farklı ayette bildirilen evrenin yaratılış süresinin, zamanın akış katsayısındaki bu farklılıklar göz önünde bulundurulduğunda bilim adamlarının tahminleri ile büyük bir paralellik içinde olduğu görülür. Kuran'da bildirilen 6 günlük süreyi, 6 devre olarak da düşünebiliriz. Çünkü zamanın göreceliği dikkate alındığında, "gün" sadece bugünkü koşullarıyla, Dünya üzerinde algılanan 24 saatlik bir zaman dilimini ifade etmektedir. Ancak evrenin bir başka yerinde, bir başka zamanda ve koşulda, "gün" çok daha uzun sürelik bir zaman dilimidir. Nitekim bu ayetlerde (Secde Suresi, 4; Yunus Suresi, 3; Hud Suresi, 7; Furkan Suresi, 59; Hadid Suresi, 4; Kaf Suresi, 38; Araf Suresi, 54) geçen 6 gün (sitteti eyyamin) ifadesindeki "eyyamin" kelimesi, "günler" anlamının yanı sıra "çağ, devir, an, müddet" anlamlarına da gelmektedir.

    Evrenin ilk dönemlerinde, zaman bugün alışık olduğumuz akış hızından çok çok daha hızlı akmıştır. Bunun nedeni şudur: Big Bang anında evren çok küçük bir noktaya sıkıştırılmıştı. Bu büyük patlama anından bu yana evrenin genişlemesi ve evrenin hacminin gerilmesi, evrenin sınırlarını milyarlarca ışık yılı uzağa taşıdı. Nitekim Big Bang'den bu yana uzayın geriliyor olmasının evren saatinin üzerinde çok önemli sonuçları oldu.

    Big Bang anındaki enerji evrensel saatin zaman akış hızını milyon kere milyon (1012) defa yavaşlatılmıştır. Evren yaratıldığında, evrensel zamanın akış katsayısı, -bugün algılandığı şekliyle-, milyon kere milyon kat kadar daha büyüktü yani zaman daha hızlı akmaktaydı. Yani biz Dünya'da milyon kere milyon dakikayı yaşadığımız esnada, evrensel saat için yalnızca bir dakika geçmiş olur.

    6 günlük zaman dilimi, zamanın göreceliği dikkate alınarak hesaplandığında, 6 milyon kere milyon (trilyon) gelmektedir. Çünkü evrensel saat, Dünya'daki saatin akış hızından milyon kere milyon daha hızlı akmaktadır. 6 trilyon günün karşılık geldiği yıl sayısı, yaklaşık olarak 16,427 milyardır. Bu rakam günümüzde evrenin tahmin edilen yaş aralığındadır.

    6.000.000.000.000 gün / 365,25 = 16.427.104.723 milyar

    Diğer yandan yaratılışın 6 gününün her biri -bizim zaman algımızla- birbirlerinden farklı zamanlara karşılık gelmektedir. Bunun sebebi zamanın akış katsayısının evrenin genişlemesiyle ters orantılı olarak azalmasıdır. Big Bang'den itibaren evrenin büyüklüğü her ikiye katlandığında, zamanın akış katsayısı yarıya düşmüştür. Evren büyüdükçe, evrenin ikiye katlanma hızı da gittikçe artan bir şekilde yavaşladı. Bu genişleme oranı, Fiziksel Kozmolojinin Temelleri adlı ders kitaplarında anlatılan, dünyanın her yerinde yaygın olarak bilinen bilimsel bir gerçektir. Yaratılışın her gününü, Dünya zamanıyla hesapladığımızda karşımıza aşağıdaki durum çıkar:

    Zamanın başladığı andan itibaren bakıldığında, yaratılışın 1. günü (1. devre) 24 saat sürmüştür. Ancak bu süre, bizim zamanı Dünya'da algıladığımız şekliyle 8 milyar yıla eşittir.

    Yaratılışın 2. günü (2. devre) 24 saat sürmüştür. Ancak bu, bizim algılarımızla bir önceki günün yarısı kadar sürmüştür. Yani 4 milyar yıl.

    3. gün (3. devre) ise yine bir önceki gün olan 2. günün yarısı kadar sürmüştür. Yani 2 milyar yıl.

    4. gün (4. devre) 1 milyar yıl,

    5. gün (5. devre) 500 milyon yıl,

    ve 6. gün (6. devre) 250 milyon yıl sürmüştür.

    Sonuç:

    Yaratılışın 6 günü, yani 6 devresi, Dünya zamanı türünden toplandığı zaman, 15 milyar 750 milyon yıl bulunur. Bu rakam günümüzdeki tahminlerle büyük bir paralellik içindedir.

    Bu sonuç 21. yüzyıl biliminin ortaya koyduğu gerçeklerdir. Bilim, 1400 yıl önce Kuran'da haber verilmiş bir gerçeği bir kere daha tasdik etmektedir. Kuran ve bilim arasındaki bu uyum, Kuran'ın, herşeyi bilen ve yaratan Allah'ın vahyi olduğunun mucizevi kanıtlarından biridir. Yüce Rabbimiz, altı günde yaratılış gerçeğini ayetinde şöyle bildirmiştir:

    Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan; sonra arşa istiva eden Allah’tır... (Araf Suresi, 54)







  3. 3
    Gölge Adam
    Usta Üye
    “ALLAH VAR idi ve başka bir şey yoktu” der Nebiler Serveri. “Halen de öyle” diye şerh düşerler sufiler.
    Allah varlığı 6 günde, 6 evrede yarattı. Halen de öyledir. Zira yaratım bitmemiştir. O yaratma fiilini haftanın günleri gibi 6 güne bölmüş ve yedinci günde egemenlik arşına istiva etmiştir. Böyle buyurur Hikmetli Kitap. Tüm varlık onun Mutlak Varlığının bir gölgesi, sıfatlarının bir belirtisi, isimlerinin bir remzi, ef’alinin bir esintisi. Tüm varoluş bu altı evrede gizli. Yedincisi denge ve sekinet hali, kemal…
    Âlem deyince insanı anlar sufiler. Elhak doğru anlarlar. İnsan alemdir, kitapta ne yazılıysa alemi anlatan o aynı zamanda insanı anlatır. Seni, beni, bizi. Bizim hayatlarımız da 7 evreye bölünmüş gibidir. İnsan hayatında 7 gün, 7 ay, 7 yıl birer sınıfa, birer safhaya, birer mevsime, birer doğum ve ölüme, birer yeniden yaratıma sahne olur. Bir mevsim, habercileri olan yağmurlarla, meyvelerle gelir, işaretlerini verir, sonra sahnelenmiş bir oyun gibi tüm hünerlerini gösterir, sizi eğitir dönüştürür, halden hale getirir, sizinle işini tamamlar, kapanış selamını verir ve ayrılır. Hayatlarınıza bakın onu 7 lere bölebildiğinizi göreceksiniz. Ben görüyorum. İşte sayın, bakın!
    Kainatın yaratımı gibi insanın tüm ömrü de 7 günlüktür. Evvela arzı yaratılmıştır insanın. Bedeni, toprak ciheti. Sonra semaya yönelmiştir Halikımız. Ruhumuza. Ve onu yıldızlar gibi meleklerle süslemiş, melekelerle, latifelerle. Nurlandırmış, ziynetlendirmiş, meziyetler vermiş. Bir levha koymuş hayat-ı seniyyesini yazan, hafıza, levh-i mahfuz. Korunan levha. Öyle ki unutmak için ne kadar çabalarsanız çabalayın, o dilemedikçe unutamazsınız, ve hem ölürken, hem kıyamda size unuttuğunuz en küçük hatırayı bile hatırlatır acip levhanız. Bu yüzden insan kitabını eline alır ve hayretle, “Hiçbir şey eksik bırakılmamış” der. Hatırlamak kimini üzer, kimine yüz aydınlığıdır.
    İnsana akıl verilmiş, teakkul, tefekkür, tedebbür hepsi müfekkirenin yedi rengi. Müfekkire bir güneş. Dimağ ona yakın, akl-ı meaş, rasyonel akıl, tıpkı Merkür gezegeni gibi, nefs-i hayvani bitişikte durur Venüs gibi kırmızı, sıcak. Melekler ve onların duygu ve düşünce dünyalarına pislik atmak isteyen vesvasil hannas. Güneş sistemine dışarıdan gelen göktaşları, kuyruklu yıldızlar misali. Ve arzın daima hemen ardındaki yörüngede dolaşan büyük ağabeyleri vicdan ve nefs-i levvame, Jüpiter ve Satürn. Biri taşın darbesini yemeden onu tutup fırlatmanın peşine düşmüş, diğeri taş geldikten sonra onun hasarını tamir etmenin.
    Her birinin içimizde şubeleri var. Hakikat bir lema olup ışıyınca bir elektron tabancasından çıkan radyoaktif tanecikler gibi hızla ve şiddetle çarpar vehim ve vesveseye. O vehim ki insana olmayanı seraplar yapıp gösterendir, sihirbazların asalarını tertip edendir, sanal dünyalar yaratan tiyatro piyesleri sergileyen, inandırıcılığı ölçüsünde insanı olmadan koparılan meyve gibi dalından çekip alan yerde çürümeye terk edendir.
    Kişisel tarihimizin altı evresinde yaratım faaliyetleri sürer. Allah bizi iki eliyle yoğurur, celal ve cemal. Halleri tebeddül eder, bazen şiddet bazen rahmet. Kimi dönemlerimiz göz nurudur, gündüz gibi, kimi vakitler gece olur, bürünüverir insan hüznün ve sıkıntının ridasına. İlk altı evre, zemin hazırlıkları, yer sarsıntıları, volkanik patlamalar, sarp yokuşa tırmanmalar, zorluk ve meşakkat. Sonra dağların güçle ayağa kalkışları, insanın erdemlere tutunuşları, kuvvetlenen melekeleri, yorgun bacakları üzerinde dimdik duruşları. Ardından gözü önünde zeminin bir halı gibi yayılışı, yeni umutlar, yeni ufuklar, yeni fark edişler. En önemlisi ağlamaların toprağımıza yağan yağmurlar gibi göller, nehirler, denizler hasıl edişi. Bir de bakmışız ki tufan sandığımız sağnak, hikmetten okyanuslar, nehirler, çağlayanlar. Ve yeryüzüne dağılıveren masum hayvanlar. İstekler, arzular, küçük büyük, hayvani nefsin, ve o hayvani nefislere aşık insan nefesinin doğurdukları. Yolda kalanlar, haddi aşanlar, talan edenler, tamir edenler. Ve tüm bu heybetli hazırlıkların ardından insanın, insaniyetimizin ortaya çıkışı. Tıpkı bir tekkede meşakkatle eğitilen derviş gibi hayat tekkesinde yetiştirilen Hz. İnsan…
    Tevrat’ta da Allah evreni 6 günde yarattı denilir. Yedinci gün sebt günüdür. Onlar bu günde Allah’a dinlenme atfederler. Haşa, Allah dinlenmekten münezzehtir. Onu ne uyku ne de yorgunluk alır. Ancak biz Efendimizden biliyoruz ki, Âdem’in yaratılışı Cuma günüdür. Altı gün sonunda Allah’ın arşına istiva edişini böyle yanlış anlamış ve dinlenme zannetmiş olabilirler. Mecaz, ilmin elinden cehlin eline düşünce hakikate inkılab eder ya…
    Adem’in yeryüzüne indirilişi de bir Cuma günüdür. Yedili zaman çarkı burada da işlemiş, bir tekkeye derviş olur gibi arza gelmiştir insan. Tekke konfor yeri değildir, çile yeridir, zikir yeridir, sema (dinleme, kulak verme) yeridir. Hayat tekkesinde sair dervişlerle meydanda hep beraber olmak da var, hücrede halvet olmak da. Neşe tecellisi de var, hüzün de. Ama daima zikir, çokça anma, hep hatırlama, hiç aklından çıkarmama, daima uyanık kalma gayreti. Şaşkınlıklar, hayretler, kaygılar, umutlar, ders almalar, pişmanlıklar, hatalar, muvaffakiyetler. Yükseldim sanırken alçalmalar, alçalırken yükselmeler. Uzak ve yakın olmalar. Gönül etrafında devran etmeler.
    Büyük Mürşid’in ellerini daima üzerimizde hissetmek. “Kalk ve ol” diyen de O, “Uzan ve dinlen” diyen de, üstüne edepten bir örtü örten ve şefkatle başını okşayan da. Alınan her büyük dersin ardında bir rahatlama, bir durağanlık, bir dinlenme dönemi. Sanki öğrenilen dersi içine iyice sindirmek için durmak, kendine zaman tanımak, huzur bulmak gibi. Bu huzur ve dinlenişler yedinci güne tekabül eden zaman dilimleri. Ve tekrar önünüze açılan yeni bir dünyada yeniden depremler, fırtınalar, dağlar, ovalar, nebat ve hayvanlar bulmak. Yine ağlamak, yine gülmek. İlla ki adam olmak. Adem ismine layık kalmak. Her yedi gün sonunda yeniden doğmak. Bir yeni nefis doğurmak. Bir doğum neşesiyle şen olmak. Yeniden yıkılmak, yeniden yapılmak…
    Hayat yedilere bölünmüş sanki, ancak muhayyilenin görebileceği, aklın sezebileceği, gönlün bileceği bir yedili döngü var hayatta. Dokunuyorum, tutamıyorum, hissediyorum, anlatamıyorum, görüyorum, gösteremiyorum. Ama var, biliyorum…
    Su gibi, hava gibi, nur gibi…
    O alemi 6 günde yaratandır, sonra arşa istiva edendir… O öldürendir, diriltendir. O ağlatandır, güldürendir.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi