Laiklik ile çagdaşlaşma ile ilgili yazı

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Laiklik ile çagdaşlaşma ile ilgili yazı ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    naberya?
    Bayan Üye





    Cevap: Ulusların uygarlık tarihi boyunca geçirdikleri toplumsal dönüşümleri, mümkün olan en
    az acı ve zahmetle gerçekleştirmelerini sağlayan pek az sayıda dahi önderler vardır. Bu önderlerin kendi toplumları ve insanlık için açtıkları yol, koydukları ilkeler, uyandırdıkları esinler öylesine uzun süre geçerli, öylesine evrensel değerlerdir ki, doğumlarının ya da ölümlerinin üzerinden yüzlerce yıl geçse bile anılmaları, insanın ve toplumun durmadan daha büyük ölçülerde özgürleşip demokratikleşmesine katkıda bulunduklarının kanıtıdır.
    Dünya tarihinde ender rastlanan dahi önderlerden biri de, ne mutlu bizlere ki, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’tür. Türk ulusu büyük toplumsal değişikliğini Atatürk’ün liderliğinde gerçekleştirdiği Türk İnkılâbı ile sağlamıştır.
    Büyük önder 10 ncu yıl nutkunda;
    “….Daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” O sözleriyle Türk milletine nihai hedefini göstermiştir.
    Yirminci yüzyılın en önemli olaylarından biri de şüphesiz Türk inkılâbıdır. Türk inkılâbı, yalnız 600 yıllık bir saltanatın kaldırılması ve yerine cumhuriyet idaresinin geçmesi veya çağdışı kalan idare ile sosyal düzenin değiştirilmesi değildir.
    Türk inkılâbı; aynı zamanda milli bir diriliş ve uyanış hareketi, temelde kafa yapısının, düşünce tarzının yenilenmesi, doğmanın yerini akılcılığın almasıdır. İnkılâp hareketleri, tek tek ele alındıkları zaman aralarında ilişki kurmak güç olabilir. Ancak; hepsinin ortak kaynağını, ortak nedenini laik devlet, laik toplum anlayışında bulmak
    mümkündür.
    Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen Türk İnkılâbının temel taşlarından en önemlisi laikliktir. Bu ilke, Türk İnkılâbını oluşturan köklü değişikliklerin çoğunda etkisini göstermiştir.
    Padişahlıktan Cumhuriyete geçişin laiklik ilkesi ile ilgisi vardır. Çünkü cumhuriyet, siyasi iktidarın, dini ve ilahi kaynak yerine millet iradesine dayandığı gerçeğinden hareket edilerek kurulmuştur.
    Laik düşünce benimsenmeden ve laiklik gerçek anlamıyla uygulanmadan gerçek insan olmaya, ileri toplum olmaya ve Atatürk’ün nihai hedefinde belirttiği çağdaş devlet olmaya olanak yoktur.
    Laikliğin: üzerinde herkesin kolayca anlaştığı tek ve genel bir tarifinin yapılmayışının çeşitli sebepleri vardır. Bir defa laiklik, sadece felsefi, ideolojik bir kavramdan ibaret değildir. Hayata geçirilen, uygulanan bir ilkedir. Böyle olunca, uygulandığı ülkedeki din, siyasi ve sosyal şartlar laiklik anlayışını etkilemektedir. Laiklik anlayışının ve uygulamasının ülkeden ülkeye farklılık göstermesi kaçınılmaz bir durumdur.
    Teokratik bir monarşiden cumhuriyete geçen bir ülkedeki laiklik uygulaması ile köklü bir demokrasideki laiklik uygulaması elbette birbirine benzemez.
    Devlet bir kurumdur, devletin dini olmaz. Din birey bazında ele alınması gereken bir olgudur. Laiklik bu nedenle devletin anayasal yapısı içerisinde din, vicdan ve inanç hürriyetiyle din kurallarının ayrı olmasını içeren bir kavramdır.
    Laik devlette, kişiler din, vicdan ve ibadet hürriyetine sahiptirler.
    Laik devlet, fertlerin bu hürriyetlerini sağlar ve korur. Bir din veya mezhep mensuplarının başka din veya mezhep mensuplarına karşı baskı ve tahakkümünü önlemek, laik devletin görevidir.
    Devletin siyasi yapısını, hükümet ve idarenin işleyişini, toplumun yaşayışını düzenleyen hukuki kuralları, dini prensipler değil, akıl, mantık ve hayatın gerçekleri tayin eder. Laiklik, bu yönü ile din ve devlet işlerinin ayrılması, dinin devlet idaresine karıştırılmamasıdır.
    Tüm bu gerekçelerden dolayı çağdaşlaşma yolunda laiklik Türk İnkılâbının vazgeçilmez temel taşlarından biri olmuştur.
    Rönesans ve reform yeni bir hoşgörü çağının doğmasına yol açtı. İnsan aklının ve sanatının dogmatik sınırlardan kurtuluşu, müsbet ilimlerdeki gelişmeler, büyük keşifler insanların ufuklarını genişletti.
    Siyasi kudretin gerçek kaynağının ilahi olmadığı, egemenliğin tek ve meşru kaynağının “Milli İrade”de aranması gerektiği yolundaki felsefi akımların gitgide güçlenmesi, “Teokratik Devlet” döneminin sona ermesini ve “laik devlet”in doğuşunu hızlandırdı.
    İslamiyet’ten önceki Türk topluluklarında ise, gök-tanrı inancıyla din adamlarının devlet idaresine karıştıklarına ait hiç bir yazılı belgeye rastlanmamıştır. Bu da gösteriyor ki Türkler İslamiyet’ten önce laik bir hayat yaşamışlardır.
    1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesiyle halifelik Osmanlı
    hanedanına geçti. Devletin kuruluş ve hızlı ilerleme döneminde, hatta halifeliğin Osmanlılara geçişinden sonra da, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman halifelik sıfatlarını devlet yönetiminde kullanmamışlardır. Devlet zayıfladıkça, Osmanlı hükümdarları
    “halifelik’ sıfatına daha çok sarıldılar. 1774 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda yapılan küçük kaynarca antlaşması ile, tarihte ilk defa Osmanlı hükümdarının halifeliği!” milletlerarası bir antlaşmada söz konusu oldu.
    23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ile Türk tarihinde yeni bir çağ başladı. Anadolu’da kurulan yeni Türk devleti de bu doğrultuda adım adım laik bir devlet olmaya yöneldi. 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir,” İlkesini kabul ederek egemenliğin kaynağını laikleştirme yolunda ilk adımını attı.
    1 Kasım 1922’de, Türkiye büyük millet meclisi kararıyla saltanat kaldırdı. Türk milletinin, egemenlik hakkını Türkiye Büyük Millet Meclisi aracılığıyla kullanacağı; millet iradesi dışında hiç bir gücün tanınmadığı; Misak-i Milli sınırlar içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinden başka bir hükümetin bulunmadığı dünyaya ilan edildi.
    29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilan edilerek, genç devletin şekli açıklığa kavuşturuldu. Cumhuriyetin ilanı saltanatın kaldırılmasının, hatta yıllardan beri fiilen mevcut olan durumun doğal sonucu idi.
    Atatürk’ün laikliği yerleştirmek istemesindeki amacı ülkeyi şeriatçıların dayandıkları cihat yolunda gaza yolunda Müslümanları birleştirmek düşüncesini; yani ümmetçilik fikrini yok etmek; ayrıca şeriat silahını kullanarak devleti ele geçirmek isteyenlerin, dini silah olarak kullanmalarına engel olmaktı. Bundan başka toplumda ve devlette akılcılık yolunu kesin olarak uygulamak ve devleti akla dayanan kanunlarla yönetmek temel esas olacaktı.
    Önce laik devlet ve toplum anlayışının tabii sonucu olan köklü değişiklikler; gerçekçi bir yaklaşımla ve şartlar olgunlaştıkça adım adım gerçekleştirilmiş; devlet hayatında, siyasi yapıda, hukukta, eğitimde sosyal hayatta, laik anlayış fiilen hayata geçirilmiş; daha sonra laiklik deyimi Türk İnkılâbının temel ilkelerinden biri olarak ilan edilmiştir.
    Atatürk bu hassas konuyu da diğer ınkılaplarında olduğu gibi akılcı bir yaklaşımla ve ustalıkla hem topluma hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kabul ettirmiştir.
    3 Mart 1924te, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği 429 ve 431 sayılı kanunlarla, hem halifelik, hem de Şeriye ve Evkaf Vekaleti kaldırılmış, devletin kökleşmesi yolunda önemli bir adım daha atılmıştır. Eğitimi laikleştiren 430 sayılı “Tevhid-i Tedrisat” kanunu da aynı gün ilan edilmişti.
    1928 yılına gelindiğinde, hukuku ve eğitimi “laikleştirme” yolunda pek çok adım daha atılmasına rağmen 1924 anayasasındaki devlet dininin “İslam” olduğu yolundaki madde olduğu gibi kalmıştı. 9 Nisan 1928’de yapılan anayasa değişikliği ile devletin “resmi bir dine” sahip olduğu yolundaki bu madde kaldırıldı ve fiilen laikleşmiş olan devletin anayasası da laikleşti.
    5 Şubat 1937’de yapılan anayasa değişikliği ile de “laiklik’ bir ilke olarak Anayasa’da yerini aldı. Bu ilke, 1961 Anayasasının da, 1982 Anayasasının da değişmez temel ilkelerinden biri oldu.
    Mustafa Kemal, hukukun laikleştirilmesi konusundaki görüşlerini de çok açık şekilde ortaya koymuştu:
    “Önemli olan nokta, adalet anlayışımızı, kanunlarımızı adalet teşkilatımızı, şimdiye kadar bizi bilinçli, bilinçsiz etki altında bulunduran ve yüzyılımızın gereklerine uymayan bağlardan bir an önce kurtarmaktır, milletin istek ve ihtiyaçlarını göz önünde tutarak adalet alanında, her türlü etkilerden cesaretle silkinmekte asla tereddüt olunmamak gerekir, Medeni Hukuk, Aile Hukuku alanlarında takip edeceğimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır... Hukukta idare-i maslahat ve hurafelere bağlılık, milletleri uyanmaktan men eden en ağır bir kâbustur. Türk milleti, üzerinde kâbus bulunduramaz,”
    Hukukun laikleşmesi yolundaki adımlar birbirini kovaladı. Bu yolda en önemli adım, 1926’da, Medeni Kanunun kabulü ile atıldı. Mecelleyi günün şartlarına uydurmanın imkânsız olduğu sonucuna varıldıktan; Aile Hukukunu veya Miras Hukukunu eski esaslara bağlı tutmak gibi “yarım adımların” tutarsız olacağına hükmedildikten sonra, İsviçre medeni kanunu, küçük değişikliklerle, bütünlüğü bozulmadan Türk Medeni Kanunu olarak benimsendi!
    Laik ve çağdaş bir devlet olabilmenin gereklerinden biri de, eğitimin laikleştirilmesi idi.
    Atatürk’ün eğitim sorunlarına gösterdiği çok yakın ilgiyi, “Atatürk yolu; akılcı, bilimci, gerçekçi yoldur” şeklinde belirtebiliriz.
    Laik devlet, laik hukuk, laik eğitim yönünde girişilen büyük inkılâp hareketlerinin yanı sıra, kültür alanı ile ilgili değişiklikler de birbirini kovalamakta idi.
    Kadınların giyimlerinin çağdaşlaşması, Medeni Kanundan doğan kadın hakları yanında, Türk anasının kültür seviyesini yükseltmek için sarf edilen sistemli çabalar, kadınlara çalışma hayatının bütünü ile açılması, kadınların seçme ve seçilme haklarına kavuşmaları da, Türk İnkılâbının “laiklik” yönü ile yakından ilgili önemli adımlardır
    Kadının toplum içinde kendisine düşen yeri alması konusunda Atatürk’ün görüşleri açık ve kesindi. Atatürk’ün bu görüşlerini cesaretle uygulaması sayesinde, Türk kadını yanlız İslam âlemi içinde değil, bütün dünyada, kanunların tanıdığı haklar bakımından, en ileri imkânlara kavuştu.
    Atatürk’ün güzel sanatlara verdiği önemi de Türk toplumunu kapalı bir orta çağ toplumu olmaktan kurtarmaya yönelik çabalar olarak değerlendirmek gerekir. Dini kuralları çağdaş ve akılcı bir şekilde yorumlayarak, heykel ve resim gibi sanatların “haram sayılmasından toplumu kurtarmaya çalışan da, ‘sanatsız kalan bir toplumun şah damarlarından
    birinin kopmuş olacağını” söyleyen de Atatürk’tür. Harf inkılâbı da önemli bir konudur Latin alfabesinin kabulü Atatürk’ün ileri görüşünü ve devrimci kişiliğini ortaya koyan en önemli inkılâp olması nedeniyle özel bir önemtaşır. Atatürk, batının laik, demokratik ve çağdaş anlayışının Türk ulusuna kazandırılabilmesi için onlarla aynı alfabenin kullanılması gereğine inanıyordu. Bu nedenle, yalnız harf inkılâbı konusunda değil, takvim, saat, uzunluk ve ağırlık ölçüleri konularında da kesin adımlar attı.
    Devletin laikleşmesi, siyasetin ve yönetimin dinden ayrılması adım adım gerçekleştikçe buna karşı tepkiler de doğmaya başlamıştır.
    Laikliğe karşı en sert tepkilerden biri de 1930 yılında Menemende meydana gelmiştir. Çıkan ayaklanmada isyanı bastırmaya gönderilen Asteğmen Kubilay ve komutasındaki küçük birlik şehit edilmiştir,
    Atatürk; istilanın acısını tatmış bir çevrede genç bir asteğmenin uğradığı saldırıyı Cumhuriyete karşı bir suikast olarak niteledi.
    Menemen olayı laiklik ilkesinin nasıl ters anlaşıldığını göstermesi, devrimlerin halka indirilmesinin ne kadar önemli olduğunu kanıtlaması bakımından da önemlidir.
    Türkiye Cumhuriyeti’nin laik devlet anlayışı hiçbir şekilde dine karşı değildir. İslam dininin maneviyatı, ahlak yapısı da reddedilmiş değildir. Ne Atatürk, ne de devrimin öğretisini ortaya koymaya çalışmış olan aydınlar hiçbir zaman din düşmanlığı yapmamışlardır Atatürk’ün çabası toplum yaşamını laik bir temele oturtmaya yöneliktir. Türkiye artık teokratik devlet dönemini kesinlikle geride bırakarak, belli bir medeniyetin dar kalıpları içinde donup hapsolmaktan kurtulmuştur.
    Son zamanlarda laiklik tartışması yeniden alevlenmiş bulunuyor. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan bir tanesi, kamuoyuna türban olayı olarak yansıyan yüksek öğrenim kurumlarındaki kız öğrencilerin kıyafetleri üzerine ortaya çıkan gelişmelerdir.
    Bir diğer düşündürücü nokta ise 418 İmam Hatip Lisesinde öğrenim gören 476 bin öğrencinin % 23’ünün kız öğrenci olması ve bunların çoğunun kendi dalları dışındaki meslek gruplarına yönelmesidir. Kadınların imam olarak görev alamadığı bir ülkede bu kadar kız öğrencinin İmam Hatip Liselerinde eğitim ve öğrenim görmeleri Türkiye de “yeniden ikili bir eğitim sistemine mi gidiliyor?” sorusunu akla getirmektedir.
    Bazı Avrupa devletlerinin demokratik ikliminden yararlanan İslam Kültür Merkezi, Türk İslam Birliği, Avrupa Milli Görüş Teşkilatı, kaplancılar, Süleymancılar Nur Medreseleri gibi kökten dinci örgütler, faaliyetlerini bir İslam ülkesinde değil, fikirleri ile kıyafetleri ile tuhaf karşılandıkları ve kendilerinin de harp karargâhı olarak gördükleri birçok Avrupa ülkesinde sürdürmektedirler.
    Niçin bu ülkelerde bu tür faaliyetlerde bulunuyorlar? Çünkü başkalarına hak görmedikleri özgürlüğü Avrupa’nın hukuk çatısı altında buluyorlar. Fakat onlar yine de insan yapısı hukuka inanmıyorlar. Amaçları: Türkiye Cumhuriyeti Devletini ele geçirerek, Orta Doğu ülkelerini de kapsayan bir İslam Federe Devleti kurmaktır
    Bugün ise, 70 yıllık çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti parasal destekle de beslenen ve güçlenen çeşitli tarikatların etkisi altın sokulmaya çalışılmaktadır. Milli şuurdan. Atatürk ilkelerinden ve tarih bilencinden yoksun kadroların mevcut umursamazlığı ve gizli desteği devam ettiği takdirde, Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkeleri tehlikeye düşebilir.
    Laik Türkiye Cumhuriyetinde; kademe kademe en ilkel şeriat düzeninden başlayarak Türk-İslam sentezine kadar Atatürkçü düşünceyi milletin ruhundan ve beyninden silmeyi hedefleyen akımlar; fikir ve vicdanları baskı altına almaya çalışmaktadır. Dinsel bağnazlıktan kaynaklanan bir nefretle Türk insanı, laik ve inançlı Müslüman olarak birbirine düşman kamplara bölünmek istenmektedir.
    Genç Türkiye Cumhuriyetini milli devlet, milli-irade ve tam bağımsızlık gibi kavramların üzerine inşa eden Atatürk, bu kavramları halkçılık, inkılâpçılık, cumhuriyetçilik, devletçilik, milliyetçilik ve laiklik ilkeleriyle desteklemiştir. Bugün laiklik karşıtı düşüncelerin asıl amacı, sadece laikliği değil, aynı zamanda bu ilkeler üzerine inşa edilmiş Türkiye Cumhuriyeti Devletini ortadan kaldırmaktır.
    Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk, 76 yıl önce samsuna çıkarak Türk kurtuluş hareketini başlatmış ve kazandığı emsalsiz zaferler sonrası kurduğu çağdaş devlette yaptığı eşsiz devrimlerle ülkesini;

    * Bağımlılıktan Bağımsızlığa,
    *Hilafetten Cumhuriyetçiliğe,
    *Ümmetçilikten - Ulusçuluğa,
    * Medrese Eğitiminden Laik Ve Milli Eğitime,
    * Geri Kalmışlıktan - Çağdaşlığa,
    *Kaderci Ve Gelenekçi Yönetimden - Akılcı Ve Yenilikçi Yönetime,
    * Hanedan Yönetiminden Milli Devlete
    Dönüştürmüş ve bizlere emanet etmiştir. çağdaş, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetini, ebediyete intikal edişinden 5 yıl sonra bugün;

    * Halkçılıktan - Zümreciliğe,
    * Etkili Çoğunluktan - Tepkisiz Çoğunluğa,
    * Yurtseverlikten - Yağmaseverliğe,
    * Temiz Toplumdan - Kirli Topluma,
    *Milli Birlikten - Etnik Bölünmeye
    *Çağdaş Türkiye’den - Teokratik Türkiye’ye
    dönüştürerek, “tanınamaz”, “korunamaz” ve “savunulamaz” hale getirmek isteyeceklere karşı inanıyoruz ki;
    Aydın gençlik ve şuurlu halkımızın sağlam öngörürlüğü karşısında nereden gelirse gelsin, laik Türkiye Cumhuriyetine karşı yönelecek her türlü tehdit başarısız kalmaya mahkûmdur.

    KAYNAKÇA
    1. Atatürkçü düşünce, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu.
    2. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi dergisi, cilt VII, Temmuz 1991, sayı:21
    3. Özer OZANKAYA, Atatürk ve laiklik, T. İş Bankası kültür yayınları, 1981
    4 Turhan OLCAYTU, dinimiz neyi emrediyor? Atatürk ne yaptı? İstanbul yaylacık matbaası,
    1973.
    5. Prof. Ahmet MUMCU, tarih açısından Türk devriminin temelleri ve gelişimi, inkılâp
    kitapevi.
    6. Modern ve Mahrem
    7. Nutuk I-II, Kültür Bakanlığı yayınları, İstanbul, 1980.
    8. Faruk GÜVENTÜRK, din ışığında yobazlık, Atatürkçülük, Ankara ulusal basımevi, 1967.
    9. Atatürkçülük sempozyumu bildiriler, 1980.
    10. Niyazi BERKES, teokrasi ve laiklik, adam yayıncılık ve matbaacılık, 1984.
    11. Gürbüz D. TÜFEKÇİ, Atatürk’ün okuduğu kitaplar, Türkiye İş Bankası kültür yayınları.
    12. İbrahim KAFESÇİOĞLU, Atatürk ilkeleri ve dayandığı tarihi temeller 1983, kazancı
    matbaası.
    13. Sami N. ÖZERDİM, bilinmeyen Atatürk, İstanbul varlık yayınları, 1980
    14. Hüsamettin ÜNSAL, Atatürk ve Atatürk’ün laiklik politikası, Ankara, Gnkur basımevi,
    1980.
    15. Ercüment DEMİRER, din, toplum ve Kemal Atatürk, Ankara, kardeş matbaası, 1969
    16. Günlük gazeteler.

    Alıntı







+ Yorum Gönder
laiklik ile ilgili kompozisyon,  çagdaslık ile ilgili kompozisyon,  laiklik ile ilgili kompozisyonlar,  Laiklik ilkesi kavram haritasi,  laiklik ile ilgili yazı
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi