Osmanlı kültür ve medeniyeti

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Osmanlı kültür ve medeniyeti ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Ensar
    Özel Üye





    Cevap: OSMANLI KÜLTÜR - MEDENİYETİ
    A. OSMANLILARDA DEVLET ANLAYIŞI

    Osmanlı devlet yönetiminde, Orta Asya Türk geleneğinin ve sonraki Türk - islâm devletlerinin etkileri olmuştur. Osmanlı Dev-leti, Türk gelenekleri ve islâm dininin kurallarına göre yönetilmiş-tir.

    Padişahlık Kurumu

    Osmanlı Devleti'nin başında "padişah" bulunuyordu. Padişah-lar yönetim, ordu, maliye ve hukuk konularında geniş yetkilere sahiplerdi. Devletin mutlak hakimi durumundaydılar. Padişah Osmanlı hanedanına mensuptu. Osman Gazi'nin soyundan ge-len ailenin erkek bireyleri, saltanat makamına geçiyorlardı. Sal-tanatın Osmanlı ailesine ait olduğu anlayışı, devletin yıkılışına kadar devam etmiştir.

    XVII. yüzyıla kadar, devletin başına kimin geçeceği konusunda
    bir düzenleme yoktu. Eski Türk geleneklerinden kaynaklanan
    "Ailenin bütün erkek bireyleri, taht üzerinde hak sahibidir."
    anlayışı geçerliydi.___ ____ ___

    Osmanlı egemenlik anlayışında başlangıçta "Ülke, hanedan üyelerinin ortak malıdır." anlayışı geçerliydi, l. Murattan iti-baren "Ülke, hükümdar ve oğullarının malıdır." anlayışı ge-çerlilik kazandı. Osmanlılar birçok Türk devletinden ayrı ola-j rak "ülkenin ve hakimiyetin bölünmezliği ilkesi"ni bastan itibaren benimsediler.

    XVII. yüzyıl başlarında I. Ahmet yaptığı düzenlemeyle, tahta Osmanlı ailesinin en yaşlı ve olgun olanının geçmesi yöntemi-ni getirdi (Ekber ve Erşed sistemi).

    Osmanlı Devleti kurulduğunda küçük bir beylik olduğundan dev-letin başında "bey" ya da "gazi" denilen bir hükümdar vardı. "Sultan" unvanı ilk defa l. Murat tarafından kullanıldı. Bundan başka "han", "hakan", "hünkâr" gibi unvanlar da kullanılıyor-du. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nda da ilk defa "halife" unvanı kullanıldı. II. Murat'tan itibaren hükümdarlara "padişah" denildi.

    Devlet yönetiminde padişahların çok geniş yetkileri vardı. Dev-let adamlarının görüşlerine başvurulsa bile, son karar padişaha aitti. Padişahın emirleri kanun sayılırdı. Ordulara komuta etmek, büyük devlet adamlarını tayin etmek ve gerekli durumlarda diva-na başkanlık yapmak padişahın görevleri arasında yer alıyordu.

    Padişah islâm dininin koyduğu hukuk kurallarıyla çelişmeyecek şekilde, kural koyma yetkisine sahipti. Padişahın bu yetkisi ve koyduğu kurallar örfe dayanmaktaydı. Padişahın koyduğu kural-lar, "ferman" denilen belgelerle ilgililere gönderilirdi. Örf kavra-mı, yasama ve yürütmeyi içine alıyordu.__________

    XIX. yüzyılda Tanzimat Fermanı ve Meşrutiyetle padişahların yetkileri yeniden düzenlendi. Fakat padişahlar, mutlak ege-menlik hakkını kullanmayı sürdürdüler

    Şehzadeler

    Padişahların erkek çocuklarına "şehzade" deniliyordu. Şehza-deler küçük yaşlarda sancaklara gönderilir, askerlik ve yönetim alanlarında yetiştirilirlerdi. Şehzadelerin yanında "Lala" adı ve-rilen tecrübeli bir devlet adamı görev yapardı. XVI. yüzyılın son-larında şehzadelerin sancaklara gönderilmesi uygulamasına son verildi. Şehzadeler sarayda yetiştirilmeye çalışıldı. Bu yeni uygulama, şehzadelerin devlet yönetimiyle bağlantılarının kesil-mesine ve tecrübesiz bir şekilde tahta çıkmalarına yol açtı.

    B. MERKEZ TEŞKiLATI

    Osmanlı merkez teşkilatı, padişahın mutlak egemenliğini ger-çekleştirmeye yönelik olarak kuruldu. Hükümet, eyaletlerin yö-netimi ve ordu doğrudan padişahın şahsına bağlı olarak teşkilat-landırılmıştı. Osmanlı yönetim teşkilatının merkezinde padişah ve saray teşkilatı vardı.

    1. istanbul'un Yönetimi

    Başkent olmasından dolayı istanbul'un yönetimi ayrıca düzen-lenmişti. Şehrin genel düzen ve güvenliği doğrudan sadrazamın sorumluluğundaydı. Sadrazam, sefere çıktığında istanbul'la ilgi-lenmek üzere bir Sadaret Kaymakamı bırakırdı. Şehrin güven-liği, yeniçeri ağası, subaşı ve asesbaşı tarafından sağlanırdı. Belediye hizmetlerinden şehremini, adalet işlerinden taht kadı-sı sorumluydu. Sivil kuralları çiğneyen yeniçeriler ve diğer as-kerler arasında düzeni Muhzır Ağa sağlardı, istanbul'daki her türlü ticaret faaliyetlerinin denetlenmesi "muhtesib" in göreviy-di.

    2. Divan-ı Hümayun

    Merkez teşkilatının temeli Divan-ı Hümayun'du. Osmanlılarda ilk Divan, Türkiye Selçukluları örnek alınarak Orhan Bey zamanın-da oluşturuldu. O dönemde hükümdar, vezir ve Bursa kadısı Di-van toplantılarına katılıyordu. Fatih'e kadar, Divan toplantılarına padişah başkanlık etti. Fatih'ten itibaren Vezir-/ azamlar bu gö-revi üstlendiler. Padişahlar, Divan toplantılarını "kasr-ı adi" de-nilen pencereden izlediler.

    Divan'da siyasi, idari, askeri, örfi, şer'i, adli ve mali konular ile şikayet ve davalar görüşülerek karara varılırdı. Alınan kararlar sadrazam tarafından padişahın onayına sunulurdu. Divan'da, padişahın yetkilerini kullanmak üzere görevlendirilmiş olan üç kolun temsilcileri yer alıyordu. Bunlar; seytiye, ilmiye ve ka-lemiyedir.

    Divan Üyeleri ve Görevleri Vezir-i Azam (Sadrazam):

    Padişahtan sonra en yetkili kişidir. Padişahın mutlak vekili sayı-lır ve padişahın mührünü taşırdı. Orhan Bey zamanında ilk defa vezir tayin edildi. Zamanla sayıları artınca, birinci vezire "Vezir-i azam" adı verildi. Vezir-i azam, büyük devlet memurlarının tayi-ni ve görevden azlinden sorumluydu. Padişah sefere çıkmazsa "Serdar-ı ekrem" unvanıyla ordunun başında bulunurdu. Vezir-i azamlar önce Paşakapısı, daha sonra Babıali'de oturdular.

    Vezirler:

    Çeşitli devlet işlerinde yetişmiş kişilerdi. Devlet işlerinde görüş-lerine başvurulur ve vezir-i azamın verdiği işleri

    yaparlardı. XVI. yüzyıl sonlarında sayıları yediye çıkmıştı.



    Kazaskerler:

    1362'de /. Murat, ilk defa kazasker tayin etti. Sayıları Fatih za-manında ikiye çıktı. Divan'da büyük davalara bakmak, kadı ve müderrislerin tayinlerini yapmak ve görevden almak kazaskerle-rin göreviydi.

    Defterdarlar:

    Osmanlı Devleti'nde maliyenin başında bulunan, gider ve gelir-lere bakan görevlidir. Başlangıçta bir tane iken, sınırların geniş-lemesiyle sayıları üçe çıktı. Bunlar başdefterdar, Anadolu def-terdarı ve şıkk-ı sanidir.

    Nişancı:

    Padişah fermanlarına tuğra çekmekle ve devletin arazi kayıtları-nı tutmakla görevliydi.

    Reisülküttap:

    Nişancıya bağlı olarak bürokrasiyi düzenlerdi. Divan üyesi olma-

    masına rağmen, tecrübesinden dolayı önemi büyüktü. Divanda verilen kararları tamamlamak, fermana uygun emirleri yazmak, padişah ve vezir-i azama gelen mektupları tercüme ettirerek ce-vaplar hazırlamak görevleri arasındaydı. Bütün bu işleri, kendi-sine bağlı kalemlerle yapardı. Bu kalemler beylikçi kalemi, tahvil kalemi, ruus kalemi ve amedi kalemiydi. XVIII. Reisülküttap yüz-yıldan itibaren dışişlerinin sorumlusuydu.

    Yeniçeri Ağası:

    Yeniçeri Ocağı'nın en büyük komutanıydı. Vezir rütbesinde ise Divan'daki görüşmelere katılırdı.

    Kaptan-ı Derya:

    Donanma ve denizcilikten sorumluydu. XVI. yüzyılda divan üye-si durumuna gelmiştir.

    Müftü (Şeyhülislam):

    Divan'da alınan kararların islâmiyet'e uygunluğuyla ilgili "fetva" verirdi. Müftü, XVIII. yüzyıldan itibaren Şeyhülislam adını almış-tır.

    Divan-* Hümayun'da alınan kararların yürürlüğe girmesi, padişahın onayına bağlıydı.

    Merkez Teşkilatında Değişiklikler

    XVI. yüzyılın sonlarına doğru Divan-ı Hümayun'un önemi azal-maya başladı. XVIII. yüzyılda devlet işleri tamamen sadrazama bırakıldı. Sadrazamların güçlenmesiyle Divan-ı Hümayun, Babı-ali'de toplanmaya başladı. Babıali artık Osmanlı Hükümeti anla-mına kullanılmaya başladı.

    Devletlerarası ilişkilerin artmasıyla reisülküttablık, dış ilişkileri yürüten bir makam durumuna geldi.

    XIX. yüzyılda merkez teşkilatında önemli gelişmeler oldu. II. Mahmut, Divan-ı Hümayun'u kaldırarak yerine Heyet-i Vüke-lâ'yı oluşturdu. Bugünkü anlamda bakanlıklar oluşturuldu. Yeni meclisler ve komisyonlar kuruldu.

    Tanzimat Dönemi'nde düzenlemeler devam etti. Meclis-i Vâlâ-i Ahkâm-ı Adliye yeniden düzenlendi. Yenilikler bu mecliste planlandı. 1854'te Meclis-i Âli-i Tanzimat, 1868'de Şura-i Devlet (Danıştay) kuruldu. Tanzimat döneminde kara kuvvet-leri komutanlığı durumunda olan "Seraskerlik" oluşturuldu.

    l. Meşrutiyetle birlikte Meclis-i Ayan ve Meclis-i Mebusan oluş-turuldu. Yürütme gücüne sahip olan padişah, sadrazam ve ba-kanları seçerdi. Hükümet de padişaha karşı sorumluydu. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla, yeniden Meclis açıldı. Kanun-u Esasi'nin meclis - hükümet ilişkilerine yeni düzenlemeler getirildi. 1912'den sonra siyasi partiler faaliyete geçti ve parti hükümetleri kuruldu.

    C. TAŞRA TEŞKiLAT!

    1. Osmanlı Kuruluş Devri'nde Taşra Teşkilatı

    Osmanlı Devleti kuruluşunun ilk dönemlerinde tek merkezden yönetiliyordu. Temel idare birimi de "Sancak"tı. Sancakların başında sancakbeyi bulunuyordu. Sivil yönetici olarak kadılar görev yapıyordu. Sınırların genişlemesi sonucunda yönetim yö-nünden eyaletler oluşturuldu, l. Murat döneminde (1362 -1389) Rumeli Beylerbeyliği, Yıldırım Bayezid döneminde (1389 -1402) Anadolu Beylerbeyliği oluşturuldu. Eyaletlerin başında "beylerbeyi" denilen yöneticiler vardı.

    2. XVI. Yüzyıldan itibaren Taşra Teşkilatı a. Askeri ve idari Teşkilat:

    XVI. yüzyılda Osmanlı Devletinin sınırları çok genişledi. Yeni






    eyaletlerin de oluşturulmasıyla eyaletler, yönetim bakımından üçe ayrıldı.

    I. Merkeze Bağlı Eyaletler:

    "imar sisteminin uygulandığı eyaletlerdi. Bu eyaletlere salyane->iz (yıllıksız) eyaletler deniyordu. Bu eyaletlerin gelirleri dirlikle-e ayrılarak görevlilere verilirdi.

    II. Özel Yönetimi Olan Eyaletler:

    3unlar. tımar sisteminin uygulanmadığı, vergilerin iltizam yönte-

    -niyle yıllık olarak toplandığı eyaletlerdi. Bu yıllık olarak alınan sergiye, "saliyane" denirdi.

    III. imtiyazlı Eyaletler:

    iç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlı Devleti'ne bağlı olan hükümetlerdi. Bunlar: Kırım Hanlığı, Eflâk Beyliği, Boğdan Bey-liği. Erdel Beyliği, Hicaz Emirliği, Raguza ve Sakız Cumhuriyet-leriydi. Bunların yöneticileri kendi soyluları arasından padişah tarafından tayin edilirdi. Bu hükümetler savaş zamanlarında kuvvetleriyle Osmanlı ordusuna katılır ve her yıl düzenli bir şe-kilde vergi öderlerdi (Hicaz ve Kırım hariç).

    b. Kazai - idari Teşkilat:

    Sancaklar "kaza" denilen idari birimlere ayrılmıştı. Kazaların başında yönetici olarak kadı bulunurdu. Kadı her türlü idari işle-mi yargı denetiminde tutuyordu, kadılar:

    ->V Merkezden gönderilen emirlerin halka ulaşmasını sağlarlardı.

    -Y Mahkemeye intikal eden davaları sonuçlandırırlar, nikah, şir-ket kurulması gibi işlemleri onaylarlardı ,Y Reayanın istek ve şikayetlerini Divana ulaştırırlardı,

    -Y Her türlü belgeyi onaylarlardı (noterlik).

    -Y Vergilerin adaletli bir şekilde toplanmasını, toplanan vergile-rin merkeze gönderilmesini sağlarlardı.

    c. Diğer Görevliler: Taşra teşkilatında beylerbeyi, sancakbeyi ve kadılar dışında, bunlara bağlı olarak görev yapan Muhtesip. Kapan Emini. Beytülmal Emini, Gümrük ve Bac Emini gibi gö-revliler vardı. Bu görevliler, hazineden ücret almazlardı. Reaya-ya gördükleri hizmetler karşılığında, kanunlarda belirtilen vergi, resim ve harçları alıyorlardı.

    d. Mahalli Teşkilat

    Mahalle Teşkilatı:

    Şehirleri meydana getiren mahalleler, genellikle dini kurumların veya pazarların etrafında oluşmuştu. Mahallede mahalle imamı, hükümetin temsilcisi olarak görev yapar, padişah emirlerini hal-ka duyururdu.

    Köy Teşkilatı:

    Osmanlı Devleti nde en küçük yerleşim ve yönetim birimi köydü. Köy, köy ihtiyar heyeti ve bu heyetin başında bulunan köy ket-hüdası tarafından yönetilirdi Köylerde bazen kadının temsilcisi, naip bulunurdu.

    Esnaf Teşkilatı:

    Osmanlı toplumunda esnaf, lonca denilen bir teşkilata üyeydiler Her esnaf kendi mesleğiyle ilgili bir loncaya üye olur, loncanın denetimine girer, imkânlarından yararlanırdı. XIII. ve XIV. yüzyıl-lardakı Ahi hareketlerinin devamı olan loncalar yönetim örgütü içinde önemli bir birim olarak yer aldı. Başlangıçta bütün din mensupları aynı loncada yer alırken, daha sonra XVI. yüzyılda loncalar ayrıldı.



    Loncaların Görevleri:

    •Ct Üye sayısını, malların kalitesini ve fiyatını belirlemek

    •& Esnaf ile hükümetin ilişkilerini düzenlemek

    "fi Üyelerinin zararlarını karşılamak ve kredi vermek

    •& Çalışamayacak durumdaki üyelerini korumak

    •& Esnaflar arasındaki haksız rekabeti önlemek

    Cemaat idareleri:

    Osmanlı Devleti'nde "cemaat" kavramı, Türk ve Müslümanlar dı-şında kalan Hristiyan ve Museviler için kullanılmış Ermeni, Rum ve Yahudi cemaati şeklinde isimler verilmiştir. Devlet bunları zımmi olarak değerlendirmiş ve can. mal güvenliklerini garanti altına almıştır. Zımmilerin kendi iç düzenleri ve geleneklerini de-vam ettirmelerine imkân sağlanmıştır.

    Cemaatlerin başkanı kendi din adamlarıydı. Rum Patriği, Erme-ni Patriği ve Yahudi Hahambaşısı gibi din adamları, kendi cema-atlerinin devlete karşı temsilcisi durumundaydılar.

    3. Taşra Teşkilatındaki Değişmeler

    XVIII, yüzyıldan itibaren taşra teşkilatı bozulmaya başladı. Eya-let ve sancaklar arpalık olarak yüksek görevlilere verilmeye başladı. Bu yolla göreve gelen beylerbeyi ve sancakbeyleri gö-rev yerlerine gitmeyip vekil gönderdiler. Önceleri "müsellim" sonradan "mütesellim" denilen bu vekiller, başlangıçta beyler-beyi ve sancakbeylerinin maiyetindeki kişilerdi. Daha sonradan "ayan" ve "eşraf" tan kişiler bu görevlere getirildi. Ayanlar gi-derek güçlendiler ve yönetimle çatışmaya başladılar. Tımar sisteminin bozulmasıyla, vergiler yetersiz kaldı. Bu durum yeni vergilerin konulmasında ve eski vergilerin artırılmasında et-kili oldu.

    Tanzimat döneminde (1839 - 1876) 1842'de idare teşkilatı de-ğiştirildi, iltizam kaldırıldı. Kaza birimleri oluşturularak başına kaza müdürlerinin atanması kabul edildi. Kaza müdürlerinin atanmasında, halkın isteğinin de dikkate alınması kararlaştırıldı. Eyaletlerde eyalet yöneticilerinin katılımıyla "Büyük Meclis" denilen meclis kuruldu. Sonradan bu meclise "Eyalet Meclisi" denildi. Sancakların yönetimi kaymakamlara verildi. Güvenlik için zaptiye teşkilatları kuruldu.

    1864 yılında Vilayet Nizamnamesi ile taşra yönetim birimleri vi-layet, liva (sancak), kaza, köy şeklinde birimlere ayrıldı. 1871'de köy ile kaza arasında nahiyeler oluşturuldu. Sancaklarda mutasarrıflar, kazalarda kaymakamlar yönetici oldular. Nahiyelerin başına seçimle belirlenen nahiye müdürle-ri getirilmesi kararlaştırıldı.

    OSMANLI DEVLETİ'NDE HUKUK

    Osmanlı Devleti'nde hukuk; Şer'i ve Örfi hukuk olmak üzere iki temele dayanıyordu. Şer'i hukukun kaynağını: Kuran, hadisler, sünnet, icma ve kıyas oluşturuyordu. Örfi hukukun kaynağını ise. anlaşmazlıklara karşı çıkarılan padişah fermanları oluşturu-yordu. Örfi hukukun Şer'i hukuk kurallarına ters düşmemesine özen gösterilmiştir.

    OSMANLI ASKERi TEŞKiLAT!

    1. Kuruluş Devri'nde Osmanlı Asker; Teşkilatı

    Osmanlı askeri teşkilatında Türkiye Selçukluları, ilhanlılar ve Memlüklerin etkisi görülmektedir. Osmanlı Devleti nin ilk zaman-larında fetihler, aşiret kuvvetleri, gönüllüler, Alperenler ve akın-cılar tarafından yapılıyordu. Fakat bu kuvvetler kale kuşatmala-rında yetersiz kalıyor ve kuşatmalar çok uzuyordu. Özellikle Bursa kuşatmasının çok uzun sürmesi üzerine, düzenli orduya geçilmesi ihtiyacı doğdu.

    Orhan Bey zamanında ilk düzenli birlikler olarak "yaya" ve "müsellem" orduları kuruldu. Yayalar piyade, müsellemler de atlı birliklerdi



    Osmanlıların Rumeli'ye geçişiyle birlikte bu kuvvetler de yeterli olmadı. Bunun üzerine I. Murat döneminde "Yeniçeri Ocağı"

    kuruldu.

    2. Yükselme Devri'nde Osmanlı Askeri Teşkilatı

    Osmanlı askeri teşkilatı, kara ve deniz kuvvetleri olarak iki bö-lümden oluşuyordu.

    Kara Ordusu

    Osmanlı Devleti'nin kara ordusu üç bölümden meydana geliyordu.

    I. Kapıkulu Askerleri

    Osmanlı Devleti'nde Rumeli'deki fetihlerle birlikte daha çok as-kere ihtiyaç duyulunca savaş esirlerinin alınmasıyla Yeniçeri Ocağı oluşturuldu. Savaş esirleri daha sonraki dönemlerde ihti-yacı karşılamayınca II. Murat döneminde "devşirme" yöntemi uygulanmaya başladı. Kapıkulu Ocakları zamanla hem ordu-nun, hem de yönetimin önemli bir kolu oldu. Devşirilen Hristiyan çocuklar, önce Müslüman bir ailenin yanında eğitilir, daha son-ra Acemi Oğlanlar Ocağı nda yetiştirilirdi. Devşirmeler, hem sarayda, hem de askeri birliklerde görev yapıyorlardı. Kapıkulu askerleri, istanbul'da veya sınır boylarındaki kalelerde otururlar, görevleri karşılığı devletten üç ayda bir ulufe denilen maaş alır-lardı. Kapıkulu askerleri piyade ve süvari şeklinde iki bölümden oluşuyordu:

    a. Kapıkulu Piyadeleri

    Acemi Oğlanlar Ocağı: Kapıkulu Ocaklarına asker yetiştirmek amacıyla kurulmuştu. Devşirme yoluyla toplanan Hıristiyan ço-cuklar. Türk ailelerinin yanında yetiştikten sonra Acemi Oğlanlar Ocağı'na alınırlardı

    Yeniçeri Ocağı: Kapıkulu askerleri içinde en çok bilinen ve en itibarlı ocaktı. Yeniçeriler, savaş olmadığı zamanlarda Divan muhafızlığı yaparlar, istanbul'da güvenliği sağlarlar ve sınır boy-larındaki kalelerde üç yıl koruyucu olarak kalırlardı Padişah, ilk defa tahta çıktığında yeniçerilere "cülus bahşişi" dağıtırdı. Ye-niçeriler, emekli olmadan evlenmezler ve askerlikten başka bir işle uğraşmazlardı

    Cebeci Ocağı: Yeniçerilerin, silahlarının yapımı ve onarımıyla görevliydi.

    Topçu Ocağı: Top dökmek ve topçuluğa gerekli malzemeleri hazırlamak görevini yerine getiriyordu

    Top Arabacıları: Top arabalarını yapar ve topları taşırlardı

    Humbaracılar: Havan denilen topları ve humbara adı verilen e! bombalarını yapar ve kullanırlardı

    Lağımcılar: Kale kuşatmalarında fitil döşeyerek kaleyi yıkma işini yaparlardı.

    b. Kapıkulu Süvarileri

    Kapıkulu askerlerinin atlı sınıfını oluştururlardı Yeniçeriler ara-sından seçilirler ve ulufe alırlardı Fakat derece ve ulufe yönün-den yeniçerilerden üstün idiler. Altı bölükten meydana gelen sü-varilerden sipahi ve silahtarlar, savaşta padişahın çadırını, sağ ve sol ulufeciler saltanat sancaklarını, sağ ve sol garipler de or-dunun ağırlıklarıyla hazineyi korurlardı







  3. 3
    Ensar
    Özel Üye
    II. Eyalet Askerleri (Tımarlı Sipahiler)


    Eyalet askerleri, tımarlı sipahilerden oluşuyordu. Dirlik sistemine göre, sipahiler topladıkları vergilere karşılık devlete asker yetiş-tiriyorlardı. Tımarlı sipahiler, Osmanlı ordusunun en büyük, en

    güçlü ve hareketli birlikleriydi. Dirlik sahiplerinin yetiştirmek zo-runda olduğu, atı ve silahı olan. savaşa hazır durumda bulunan askerlere cebelü denirdi. Tımarlı sipahiler tamamen Türklerden meydana geliyordu. Diğer zamanlarda kendi işleriyle uğraşan tı-marlı sipahiler, sefer emri geldiğinde savaşa giderlerdi. Kanuni döneminde 12 bin yeniçeriye karşılık, 100-150 bin ka-dar tımarlı sipahi vardı.


    III. Bağlı Beylik Ve Ülkelerin Kuvvetleri

    Savaş zamanlarında Kırım. Eflak ve Boğdan askerleri de Os-manlı ordusunda görev yaparlardı. Bunlar içinde en önemlisi Kı-rım kuvvetleriydi. Zamanla akıncı birliklerin yerini de alan Kırım kuvvetleri, vurucu güç olarak görev yapıyorlardı,


    Osmanlı Donanması

    Orhan Bey devrinde Karamürsel'de tersane kuruldu (1327). Osmanlı Devleti. Karesioğullarmın topraklarını aldıktan sonra bir donanmaya sahip oldu. 1350'lerde de Edincik deniz üssü kurul-du, l, Bayezid döneminde de Gelibolu tersanesi yapıldı Os-manlı denizciliği Fatih'in 400 parçalık bir donanma oluşturma-sıyla daha da güçlendi.



    Kanuni devrinde Barbaros Hayrettin Paşa'nın Osmanlı hizmeti-ne girmesiyle Osmanlılar. Akdeniz'de en üstün güç oldular. Os-manlı gemileri istanbul. Süveyş, Gelibolu. Basra Rusçuk, Sinop ve izmit tersanelerinde yapılıyordu


    VAKIF SiSTEMi



    Osmanlı Devleti'nde. toplumun bazı ihtiyaçlarının karşılanması zenginlerin kurdukları vakıflara bırakılmıştır Kişilerin sahip ol-dukları mallarının tamamını veya bir kısmını halkın yararına sunmasına vakıf denir.


    Tarihin seyri içinde vakıflar, sosyal, ekonomik, eğitim, sağlık,\ sanat, mimari, ulaşım ve bayındırlık alanında önemli rol oy namışlardır.


    OSMANLI TOPLUMU

    Toplum Yapısı


    Osmanlı Devleti, çok uluslu ve çok dinli bir yapıya sahipti. Ancak Türkler, devletin kurucusu olarak esas unsuru meydana getiri-yordu. Fakat yine de bütün Müslümanlar hakim unsur durumun-daydılar.



    Osmanlı Devleti'nde toplum, yönetenler (asken) ve yönetilenler (reaya) olarak ikiye ayrılıyordu


    a. Askeriler (Yönetenler)


    Askeri sınıf yani yönetenler, padişahın kendilerine dini adli askeri ya da idari yetki tanıdığı devlet görevlilerinden oluşmak-taydı Bunlar, saray halkı, seyfiye. ilmiye ve kalemiye grupla-rından oluşuyordu. Askeri sınıfın en önemli özelliği vergi yükümlülüğü dışında bırakılmalarıdır.



    Saray halkı: Osmanlı Devleti nde hem padişahların oturaukla-rı yer, hem de en yüksek devlet görevlilerinden bazılarının çalış-tığı merkez saraydı

    Seyfiye:

    Osmanlı toplumunda, yönetim görevi de bulunan askeri grup 'seyfiye" olarak adlandırılmıştır.Seyfiye. ehl-ı örf veya ümera olarak da isimlendirilmiştir. Seyfıye kapıkulu ve tımar sistemleri içinde yetişen ve görev yapan kişilerden meydana geliyordu. Vezirler, beylerbeyi, sancakbeyleri. kapıkulu askerleri tımarlı si-pahiler seyfiye sınıfına dahildi. Seyfiye sınıfı yaptıkları görev karşılığında devletten ulufe veya dirlik alırlardı. Kapıkulları, en-derun görevlileri, kale muhafızları, subaşılar ve asesler maaşla-rını hazineden nakit olarak alırlardı. Tımarlı sipahiler, sancak



    beyleri, beylerbeyleri ve vezirler ise hizmet karşılığında dirlik (tı-mar) alırlardı.

    ilmiye:


    ilmiye, yargıçlık, noterlik ve mahalli yönetim işlerini yürüten ka-dılardan, tıp ve müneccimlik yani astroloji alanındaki uzmanlar ile her seviyedeki eğitim ve öğretim elemanlarından meydana geliyordu. Ayrıca imam, müezzin gibi din görevlileri, tarikat şeyhleri ve Hz. Peygamber'in soyundan gelen seyyid ve şerifler de ilmiyeye dahildi.



    ilmiye mensuplarının büyük çoğunluğu Türk asıllıdır. Eği-timle ilgili ilmiye mensupları ücretlerini, hazineden veya vakıftan nakit olarak alırlardı. Kadılar devletten maaş almazlar, gördükle-ri dava ve yaptıkları işlemlerden aldıkları harçlarla geçimlerini sağlarlardı.



    ilmiyenin bir diğer üyesi de kazaskerlerdi. Divan'da büyük davalara bakarlar, kadı ve müderrisleri tayin ederlerdi.



    ilmiye teşkilatının başı Şeyhülislâm'dır. Din işleri, vakıflar, eğtim ve kültür müesseseleri, mahkemeler Şeyhülislâm'ın kont-rol ve denetimindedir. Şeyhülislâm'ın en önemli görevi fetva ver-mekti.



    ilmiye sınıfının başlıca görevleri fetva (ifta), eğitim (tedrisat) ve adaletti (kaza).



    Kalemiye:



    Osmanlı idari ve mali bürokrasisinin mensuplarından oluşuyor-du. Divan'daki temsilcileri Nişancı ve Defterdarlardı. Nişancı, tı-mar sistemini uygulayan organizasyonun başında bulunuyordu. Ayrıca Divan yazışmaları başta olmak üzere devlet merkezinde-ki bütün resmi işlemleri emrindeki katiplerle yürütüyordu. Defter-darlar da maliye ile ilgili olarak aynı işleri yapıyorlardı. Küttab sı-nıfı bu fonksiyonlarıyla örf alanındaki kuralları uygulayan gruptu. Bunlar hem kural koyarlar, hem de uygularlardı. Bu açıdan dev-letin işleyişinde önemli bir rol üstlenmişlerdi.



    b. Reaya (Yönetilenler)



    Osmanlı Devleti'nde yönetilenlere "reaya" denirdi. XIX. yüzyıl-dan sonra reaya, daha çok Müslüman olmayanlar için kullanılır-dı. Reaya ile askeri sınıfın farkı, reayanın vergi ödemesi, asker-lerin ise vergi vermemesiydi.



    Yönetilenler dini yönden de üçe ayrılmıştı: Müslümanlar:



    Müslümanlar yönetici olurlar, askerlik yaparlar ve öşür verirlerdi. Müslümanlar genellikle, tarım ve sanatla uğraşırlardı.



    Hristiyanlar ve Museviler: Hristiyan ve Museviler askerlik yap-mazlar, buna karşılık "Cizye" denilen vergiyi verirlerdi. Cizye ye-tişkin ve sağlıklı erkeklerden alınırdı. Genellikle ticaret ve tarım-la uğraşıyorlardı. Islahat Fermanı ile devlet memuru olma hak-kını elde ettiler.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi