İsrailoğullarının helak olma sebepleri

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden İsrailoğullarının helak olma sebepleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    İsrailoğullarının helak olma sebepleri




    Soru: peygamberlere gelen mesajların ortak amaçları. allahtan gelen vahiy içeriği evrensel mesajlar nelerdir. ?







  2. 2
    Hasan
    Özel Üye





    Cevap: israilogulları hakkında bilgiler

    Hz. İbrahimin oğlu İshak , İshak a.s. oğlu Yakub a.s.’ın lakabı ya da diğer adı israil’dir.

    Hz. Ya'kub (a.s)'ın on iki oğlunun soyundan gelenlere bu yüzden İsrail oğulları- beni israil denmiştir.
    Yahudiler Yakub a.s. soyundan gelmelerine rağmen dedesi İbrahim a.s. a kendilerini yamayarak övünme içerisinde bulunmuşlar ve Allah c.c. tarafından yalanlanmışlardır :

    - Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?
    - İşte siz böylesiniz. Haydi biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız, ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
    - İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi. Al-i İmran 65-67

    İsrail (yasız); İsrail (yasız, hemzesiz); İsrayıl (hemzenin yâ'ya dönüşmesiyle); İsrael (hemzenin fethiyle); İsrail (hemzenin esresiyle) şeklinde de okunur. İbranîcede bunun manası safvetullah veya Abdullah demektir.
    Bu ünvanda Yahudileri imana bir tahrik vardır ki, anlamı şu olur: Ey Allah'ın güzide bir kulu olan tevrat ehli! Allah'ın size olan nimetlerini hatırlayın... (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, I, 334).
    Yahudi kaynaklarında iseİsrâîl: Tanrı ve insanlarla güreşip yenen anlamında Hz. Yâkûb'a, Tanrı tarafından verilmiş bir lâkabdır. Bu husus, Tevrât'ta yer almaktadır (Tekvîn, XXXII/28; XXXV/9-15; Hoşea, XII/4-5)

    İbrânî: Konuştukları dil olan İbranice ise, "İbrî" veya "Hibrî" kelimelerinden gelmektedir. Bu kelimeler, M.Ö. 15 - 14. yüzyıllarda Filistin'de görülen göçebe bir kabîlenin adıdır.
    İshak oğlu Ya'kub'un en büyük oğlu "Judo veya Yahuda"dır. Hz. Ya'kub'un oniki oğlu ve soyuna benu İsrail (İsrailoğulları) denildiği gibi, Yahuda'nın ismine izafeten Yahud de denirdi.
    Yahudi ülkesinin sakinlerine de Yahudi denilmiştir.
    Bu ırk her ne kadar Hz. İbrahim'e dayanıyorsa da, teşkilatçısı ve en büyük peygamberi ve firavunun zulmunden İsrailoğullarının kurtarıcısı Hz. Musa'dır. Kuranı kerimde de Yahudiler çoğunlukla Hz. Musa ile mucadeleleriyle anılır. Hz. Musa'ya inanan, bağlanan anlamına İsrailoğullarına Musevî (Musa’vi) de denilir.
    Hz. Yakub a.s. ve çocukları kıtlık zamanında Hz. Yusuf'un daveti üzerine Mısır'a gitmişlerdir.
    Yusuf a.s. dan sonra zamanla Mısırda idareyi yerleşik halk olan Kıptilerden Firavun ele aldı. M. Ö. İki binlere değin İsrail oğulları Mısır'da üçüncü sınıf insan muamelesi gördüler, orada tutsak kaldılar. Ta ki kavmin içinden (İsrail oğullarından) Musa'nın, onları Firavun'un zulmüne karşı Hak'la gelip kurtulmalarına kadar.
    Kâhinler, Firavun'a, saltanatının yıkılacağını ve tekrar İsrailoğullarından bir çocuğun eline geçeceğini haber verdiler. Firavun da çoğalmamaları için erkek çocuklarının öldürülmesini emretti.
    İsrailoğullarının Hz. Musa ile çıkışlarını ve Kızıldenizi geçişlerini ve tağut Firavunun ve askerlerinin boğuluşu ise Kur'an-ı kerimde detaylarıyla anlatılmaktadır.
    Allah Yahudilere ihsan buyurmuş ve kendi zamanlarındaki bütün insanlara üstün kılmış , kendi içlerinden mucizelerle desteklenmiş bir peygamber göndermesine rağmen. Mısırlılarla beraber yaşamaları sebebiyle kalplerinde putperestlik iyice kök saldığından her fırsatta buzağıyı ilah (A'raf, 138-140) edinmekten geri durmamışlardır.

    Allahın Rahmeti ile Hz. Musanın çeşitli Mucizeleri:
    İsrailoğulları Kızıl Denizi geçtikten sonra susadılar, kavurucu sıcaktan rahatsız oldular.
    Bu durumlarını Hz. Musa'ya arz ettiler. Bu durumu Kur'an-ı Kerim şöyle anlatır:
    "Biz onları onikiye yani o kadar torunlara, kabileye ümmetlere ayırdık. Tih çölünde) susayan kavmi Musa'dan su istediği zaman; "Asanı, taşa vur", diye vahyettik de, ondan oniki pınar kaynayıp aktı. İnsanların her kısmı su içecekleri yeri belledi. Onları üstlerindeki bulutla gölgelendirdik. Onlara kudret helvasıyla bıldırcın eti indirdik; size rızık olarak verdiklerimizin en temiz ve güzellerinden yiyiniz dedik. Onlar bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlar" (A'raf 160).
    Mısırdan çıktıktan sonra İsrail oğullarından olan ve Sâmirî diye adlandırdığı dessas ve hileci bir adam bu durumu istismar etti. Bir buzağıyı meydana getirip dedi ki; "Şu gördüğünüz Altın buzağı, sizin ve Musa'nın ilâhıdır. Fakat Musa onu burada unuttu. Onunla buluşmak için uzun zaman sizi terk etti." Bu hadise de Kur'an'da (Tahâ, 85-97)
    Ayetin son kısmında İse Musa a.s. bu hemşerisi (Samiri) İsrailoğluna Şöyle demiştir :
    Musa şöyle dedi: Haydi defol git! Çünkü senin hayatın boyunca nasibin "benimle temas etmeyin " demendir. Sana, senin için şüphesiz vazgeçilemeyecek bir ceza günü dahi vardır. üstüne düşüp taptığın tanrına bak. Biz, onu cayır cayır yakacağız, sonra onu parça parça edip denize atacağız" (Tahâ, 20/85-97).


    Allahın rahmetinden kovulan İsrail oğullarının düştüğü zilletler hakkında Kuranı kerimde şu ayetlerde bilgiler vardır :
    İsrailoğullarının üzerlerine dağın kaldırılması (Bakara, 63-64);
    İsrailoğullarının Arz-ı mukaddese girmekten menedilmesi (Mâide, 20-22-24-26);
    İsrailoğullarının hezimete uğraması ve tabut'un ellerinden alınması (Bakara, 58-59);
    İsrailoğullarının bir hükümdar istemesi (Bakara, 246):
    İsrailoğullarının sapıklığı (Nisâ, 160-161);
    İsrailoğullarının İsa'ya olan düşmanlıkları (Nisâ, 157).

    Allah c.c. Musa a.s. kitabı (Tevrat ) vererek , İsrail oğullarından kitaba uymalarını istemiştir. İçlerinde peygamberleri olduğu halde yoldan çıkmadan, isyan etmeden duramamışlardır . Hz. Musa a.s. vefatından sonra Yahudiler, İ.Ö 990 dolayında Hz. Davud'un peygamberlik ve liderliğiyle bileşik bir devlet (krallık) şeklinde örgütlenerek Kudüs'ü ele geçirdiler.
    Hz. Davut'a (a.s) gönderilen Zebur adlı semavi kitap, Tevrat'ın hükümlerini tasdikleyici olarak geldi. Bu yüzden Yahudilik İsa'ya kadar sürecektir.

    Hazret-i Davud ve Hazret-i Süleyman zamanlarında doğru yolda olan ve peygamberlere inanan Yahudiler devlet kurmuşlardı. Fakat daha sonra hak yoldan ayrıldılar.
    İ. Ö. Dokuzuncu yüzyıldan beşinci yüzyıla kadar Aramiler, Asurlular ve Babillilerle çeşitli savaşlar sürmüştür. Babilin, Yahuda Krallığını ele geçirmesi ile İsrail oğulları yeni bir sürgün dönemine giriyordu.

    Putperest Roma imparatoru Büyük İskender'in İ.Ö. 322'de Filistin'i ele geçirmesi ile İ.Ö. 4-2 y.y'lar Suriye, Anadolu, Babil ve İskenderiye'de Yahudilik önemli merkezler elde etmişti. Bu dönemde Yahudiliğin kutsal metinleri Yunanca'ya tercüme edildi. Mısır'da zengin tarih, şiir, felsefe birikimi Yunan bilgisiyle oluştu. Roma egemenliği sırasında bağımsız devlet fikri yoğunlaştı.
    Hristiyanlığın ortaya çıkmasıyla birlikte o yıllar Yahudilik en önemli mezhep çatışmaları yaşadı. Başta Zekeriya , Yahya a.s. olmak üzere pek çok peygamberi katletmiş , katletme girişiminde bulunmuş şehid etmişlerdir.
    Nihayet İsa a.s. ın havarilerden Yuda, Hazret-i İsa'nın yerini öğrenip Romalılara ihbar etti. Allahu teala tarafından Hazret-i İsa'nın göğe çıkarılmasından sonra Romalılar Kudüs üzerine hücum ederek Yahudileri dağıttılar. Bir kısmını esir edip, bir kısmını da öldürdüler. Kudüs'ü yağma ve tahrip ettiler. Bu suretle dağılan Yahudiler bir yerde toplanıp bir daha devlet kuramadılar. Her yerde hor ve zelil oldular, perişan bir halde yaşadılar.
    Rasulullah s.a.v. zamanında bile bu girişimlerini sürdürmüşler , kin ve nefretlerini kusmuşlar zaman zaman ihanet edip arkadan vurmanın neticesini canlarıyla mallarıyla ödemişlerdir. Kurayzaoğulları, hayber Yahudi kavimleri helak edilmiş , Kaynuka oğulları da bir Müslüman bacının örtüsünü açmanın cezasını görmüşlerdir.
    İlk halife Hz. Ebubekir, Amr. b. As’ı Filistin’in fethi için görevlendirmiş ve ilk olarak Gazze ele geçirilmiştir. Hz. Ömer döneminin önemli fetihlerinden biri de Filistindir. Hz. Ömer bizzat şehre girerek barış yolu ile Kudüs’ü ele geçirmiştir.
    Abbasi’lerden sonra Bölge halife Harun Raşid döneminin ardından bir takım karışıklıklara sahne olmuş ve sıkça el değiştirmeye başlamış; önce Tulunoğulları, ardından tekrar Abbasiler ve daha sonra da İhşitler bölgede hüküm sürmüşlerdir.
    Şii Fatimilerin Mısır’ı ele geçirmeleri ve güçlenmelerinin ardından bu kez de 969 tarihinde bölgede şii Fatimi dönemi başlamıştır. Daha sonra Karmatilerin Mısır’a saldırmaları ve ardından Filistin’i kuşatmaları nedeniyle Cerrahi emiri ile işbirliği yapan Fatimiler, istemeseler de bölgeyi Cerrahilere bırakmak zorunda kalmışlardır.
    Filistin’de Selçuklu dönemi 1069’da başladı ve Malazgirt Savaşı’nın kazanıldığı 1071 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan adına hutbe okundu. 1074’te Filistin’de şii Fatimi hakimiyetine son verildi. 1079’da Sultan Melik şah’ın kardeşi Tutuş, Suriye Filistin Selçuklu Devleti’ni kurdu.
    1098 tarihinde yeniden başlayan Fatimi hakimiyeti fazla sürmedi. Zira 1099 bölge için yaklaşık 90 sene sürecek olan Haçlı hakimiyetinin başladığı tarih oldu.
    Haçlıların Filistin ve özellikle Kudüs’te çok kan dökmüştür. Yaklaşık 40 gün süren şiddetli bir kuşatma sonrası 600.000 kişilik Haçlı ordusu, Kudüs’te yaşamakta olan 70.000 Müslümanı katlederek bölgeyi hakimiyetleri altına almışlardır.
    Selahaddin-i Eyyubi 1187 tarihinde Filistin’i Haçlı hakimiyetinden kurtararak bu işgale son vermiştir. Selahaddin-i Eyyübi şehri ele geçirdiğinde eskiden sürülmüş olan Yahudilerin geri dönmelerine izin vermiş ve şehirde onarım işleri üzerinde yoğunlaşmıştır.
    Selaheddin Eyyubi’nin vefatının ardından bölgede yine karışıklıklar baş göstermiş ve Kudüs 1229 tarihinde yapılan bir anlaşma ile Batılıların yönetimine bırakılmıştır.
    Filistin, Yavuz Sultan Selim döneminde Mercidabık Savaşı’ndan sonra (24 Ağustos 1516) Osmanlı yönetimine geçti. Bölgenin tamamının fethi ise Kanuni Sultan Süleyman zamanında tamamlandı.
    Filistin emirlerinden Cezzar Ahmet Paşa döneminde Mısır’ı ele geçiren Napolyon Bonapart, büyük bir ordu ile Filistin’in Yafa şehrini aldı. Ancak Cezzar Ahmet Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusu Akka önlerinde Bonapart’ı geri çekilmek zorunda bıraktı (1799).
    Osmanlı Devleti’nin gerilemeye başladığı dönemde Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa Filistin’in tamamını ele geçirdi.
    Filistin 1840 yılına kadar Mısır’ın yönetimi altında kaldı. Ancak daha sonra tekrar Osmanlı yönetimine geçti.
    Osmanlı Devleti, Filistin’de Yahudi yerleşimini arttırmayı planlayan Siyonist harekete karşı daima ihtiyatlı bir politika takip etmiştir. II. Abdulhamid, Siyonizmi siyasal bir sorun olarak görmüş ve Yahudilerin kitlesel olarak Filistin’e yerleştirilmelerinin İmparatorluk içinde yeni bir milliyetçilik akımı ya da başka deyişle bir „Yahudi sorunu“ doğurmasından endişe duymuştur.
    Siyonist hareketin lideri Theodar Herzl 1901 yılının Mayıs ayında II. Abdulhamid’e gelerek, 1492 yılında İspanya ve diğer Avrupa ülkelerinden gelen Yahudi göçmenlerin Osmanlı Devleti tarafından kabul edildiğini hatırlatmış ve Filistin’e yerleşmek için izin istemiştir. Ancak bu talep II. Abdulhamid tarafından şöyle reddedilmiştir.
    "Newlinsky Efendi! Eğer Mr. Herzl, senin, benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu Devleti kanlarını dökerek kazanmışlar ve yine kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne'de şehid düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanlarında kalmışlardır. Türk Devleti bana ait değildir. Türk milletinindir ve ben onun hiçbir parçasını veremem."
    Bu cevaba karşılık Herzl, gene Sultana birçok mektuplar yazmıştır. Fakat Sultan Herzl'in talep ve israrlarını kabul etmemiş, hatta kat'i bir lisanla haberleşmeyi kesmiştir.
    II. Abdulhamid (15 Temmuz 1891) tarihinde Filistin’de yerleşmek isteyen Yahudilerin bu topraklarda bir Yahudi devleti kurmayı amaçladıklarını bildirdi. II. Abdulhamid durumu daha da netleştirerek daha sonra Filistin toprakları da dahil olmak üzere bütün Osmanlı Devleti topraklarında Yahudilere toprak ve mülk satışını yasakladı.
    II. Abdulhamid tarafından Filistin’de Yahudi yerleşimi ile ilgili olarak güdülen kararlı politika daha sonra gelen İttihat ve Terakki hükümeti tarafından aynı kararlılıkla sürdürülmedi. 23 Temmuz
    1908’de II. Meşrûtiyet ilan edilerek II. Abdulhamid uzaklaştırıldı , İT (İttihat ve Terakki) Partisine Yahudiler geniş bir şekilde nüfuz ettiler. 7 Eylül 1911 tarihinde Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan Yahudilere toprak satımı serbest bırakıldı. Osmanlı Devleti’nin zayıflaması üzerine de Yahudiler Filistin topraklarındaki hedeflerine adım adım yaklaşmaya başladılar.
    Osmanlı döneminde Filistin’de önceden olduğu gibi Müslüman Araplar, nüfus içinde çoğunluğu oluşturmaktaydı. Müslümanlar, 1880’de nüfusun %87’sini, 1890’da %85’ini ve 1914’te %83’ünü (bu dönemde bölgeye göç eden ancak vatandaşlığa kaydedilmeyen Yahudiler hesaba katıldığında %77) oluşturmaktadır. Filistin’de yaşayan Müslümanların tamamına yakını Sünni’dir.
    İngiltere'nin Mısır elçisi Henri Mikmahun 1915'te Şerif Hüseyin'e bir teklif götürdü. Bu teklifte ona, Arapların Osmanlılardan ayrılarak bağımsız devlet kurmalarına yardımcı olunacağını, kendisine de halifelik verileceğini vaad ediyordu. Yani İslam ümmetinin halifesini haçlı zihniyetinin başını çekenlerden İngiltere belirleyecekti. Bu vaadlerine karşılık Şerif Hüseyin'den de Filistin topraklarına yahudilerin yerleştirilmesine ve bu topraklarda bir yahudi devleti kurdurulmasına yardımcı olma sözü almıştı.
    Şerif Hüseyin İngilizlerin vaadlerine kanarak 10 Haziran 1916'da Osmanlılara karşı isyan başlattı. Aynı yıl İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Filistin toprakları üzerinde bir yahudi devleti kurdurulması için gerekli şartların oluşturulmasını öngören Sykes-Picot anlaşması imzalanmıştı. Çok geçmeden Şerif Hüseyin'in de muvafakat ve destekleriyle 1917'de İngiliz orduları Filistin topraklarına girdi ve yahudilerin bu topraklara yerleştirilmesi işlemi hız kazanmaya başladı.
    24 Temmuz 1922'de de şimdiki BM konumunda olan Milletler Cemiyeti, Filistin topraklarını resmen İngiltere'nin vesayetine verdi. Görüldüğü gibi Filistin halkı ihanet etmemiş, ihanete uğramıştır.

    1. Dünya harbi esnasında 1917 yılında İngilizler Filistini işgal ettiler.
    İngilizlerin işgali altında olan Filistin halkı tüm Müslüman halkları gibi işgale karşı savaşmıştır, sayısızca şehid vermiştir. Şeyh İzzeddin el KASSAM; Kendisi Suriye asıllı bir imamdır. Suriye’de Fransızların işgaline karşı savaşmış, idamla mahkûm olunca Filistin’e geçmiş, Hayfa’da imamlık ve Vaizlik yapmış ve İngilizlere karşı da cihadını sürdürmüş 1936’de Cenin kentinde bir çatışmada şehid olmuştur.
    Filistin’de İngiliz rejiminin sona ermesinin hemen ardından 14 Mayıs 1948’de, Tel-Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi, yayınladığı bir bildiri ile İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan etti.

    İsrail Devleti kurulur kurulmaz; Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları İsrail üzerine saldırıya başladılar. Böylece Birinci Arap-İsrail savaşı başlamıştı. Bu savaş bir yıl kadar sürdü. İsrail'in yetmiş beş bin kişilik bir ordusu olmasına rağmen beş Arap devletini yendi. Birleşmiş Milletlerin çabasıyla yapılan anlaşma sonunda, İsrail toprakları çok genişlemişti.
    Mısır birliklerinin Şarmel Şeyhi işgal etmeleri üzerine 5 Haziran 1967'de savaş başladı. Çok kısa süren savaş, Arap ülkelerinin mağlubiyeti ile sonuçlandı.
    İsrail Kudüs'ün tamamını, Sina Yarımadasının ve Suriye'nin güneybatı kesimini ele geçirdi. Çatışmalar sürekli devam etti. Ekim 1973'te Mısır birlikleri Süveyş Kanalındaki İsrail birliklerine sürpriz bir saldırı düzenleyerek yendi. Bu başarı, askeri dengenin Arap ülkeleri lehine değiştiğinin bir işareti olarak yorumlandı.
    1978 ve 1979 yılları arasında ABD'nin öncülüğüyle önemli bir derecede uzlaşma sağlandı. Bu uzlaşma, Arap ülkelerinin büyük tepkilerine sebep oldu. Bu gün ise genelde, Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki gerginlik hala devam etmektedir.
    6 Aralık 1987'den bu yana hergün Filistinliler işgalci İsrail askerlerine karşı taş ve sopalarla mücadele vermekte ve işgale direnmektedirler.
    1991'de meydana gelen Körfez Savaşı sırasında Irak, İsrail'e çeşitli zamanlarda füze saldırısında bulundu ise de İsrail taktik icabı buna cevap vermedi.







  3. 3
    Ziyaretçi
    bütün müslümanları yahudi zulmünden cenabı hak korusun inşallah.







+ Yorum Gönder
israiloğullarının helakı,  yahudilerin helakı,  yahudi kavminin helakı,  israiloğullarının helak oluşu,  israilin helakı
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi