Sevgiliye Mektuplar

Konu Kapatılmıştır
2. Sayfa BirinciBirinci 1235 ... Sonuncu8Sonuncu9
Aşk Sevgi ve Sitem - Pişmanlık Bölümünden Sevgiliye Mektuplar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 13
    ceydalım
    Emekli
    Reklam

    --->: Sevgiliye Mektuplar

    Reklam



    BEN SENİ SEVDİM


    Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözleri degil,yüregimdi seni gören.
    Sen damarlarimdaki kana karisip,geldin oturdun yüregime.Bir baska yerde
    olamazdin zaten.Sen benim en degerli yerimde,yüregimde olmaliydin,orada
    kalmaliydin.
    Çok aska ev sahipligi yapan bu yürek,ilk kez bukadar kolay kabullendi
    seni.Herhangi bir konuk degildin artik.Buyüzden ne agilama fasli vardi nede
    ugurlama.O yüregin gerçek sahibiydin.Simdi sonbahar kisa giriyoruz ya...
    Ben dört mevsim bahari yasadim seninle Çiçek çiçek açtin yüregimde.
    Gökkusagi zayif kaldi senin renklerin karsisinda.Taze bir yaprak gibi
    yesildin.Açelyaydin pembeliginle.Üzerine çig taneleri düsmüs sari
    güldün.Kirmiziydin bir ates gibi.Ve maviydin... En çok bu renkle anmayi
    sevdim seni.Denize tutkundum,denizi sensiz,seni denizsiz düsünemedim. Seni
    severken dünyayi da sevdim ben,insanlari da...Kendime bile dar gelirken,
    içinde herkeze olan bir hayatin sahibiydim artik.

    En kizgin, en tahammülsüz oldugum anlarda bile seni düsünmek yetti
    bana,içimdeki sevinç yüzüme yansidi,güldüm. Beni böylesine güldüren senin
    sevgindi ve ben kaygisiz,içten gülüsün ne demek oldugunu, nasil güzel bir
    sey oldugunu anladim seninle. Her seye ragmen sevdim seni.Güçlüydüm ve asamayacagim hiç bir zorluk yoktu. Koca bir kente,koca bir ülkeye kafa tutabilirdim.Sen elimden
    tuttugunda,patlamaya hazir volkan gibi hissederdim kendimi.Menzil sendin ve
    ben o menzile ulasmak için önüme çikan herseyi yok edebilirdim.Sana ulasmami
    engelleyecek herseyi eritirdim,kül ederdim.Sana ulastigimdaysa sakin bir
    göle dönüsürdüm.Ve o göle birtek sen girebilirdin.

    Sevdim ve hayrandimda...

    Her halin çekti beni.Durusunu,uyumani,gülmeni,kizmani,
    saskinligini,safligini,kurnazligini,çocuklugunu, olgunlugunu sevdim.Sesini
    de sevdim suskunlugunuda.Küçük
    oyunlarini,kaprislerinisitemlerini,korkularini sevdim.Seni ve o doyumsuz
    sevdani, uçari sevdani anlatacak kelime bulamadim çogu zaman.Sigmadin
    cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadi.
    Seni severken yorulmadim.Çünkü sen yasam kaynagiydin.Hergün
    yenilendim.Seninle çogaldim,büyüdüm.Eksik kalan neyim varsa
    tamamladin.Ölmeyecektim çünkü sen ölümsüzlügün ta kendisiydin.
    Sevdim iste ötesi yok...

    ForumAlev --->: Sevgiliye Mektuplar

  2. 14
    ceydalım
    Emekli
    Hep ertelenen bir an hiç yaşanmamaya mahkumdur. Düşlerin bekleyişini yalnızca bir hüsran karşılayacakdır. Mevsimleri sayarsak ömür baharsız tükenir gider. Sevdiklerimizi bulmak yada bulduğumuzu sevmek tercihi en zor olan iki seçenektir bu sınavda...

    Boşuna akan ırmaklar mı var yüreğimizde, sebepsiz mi çoşkun bir denizde maviye hasretliğimiz? Ufuk ta görünen o ki mutluluk tek kişiliktir aslında. Karşımızdakinin çabasına ihtiyacı yoktur mutluluğun, Aşkında sevdiğin kadar büyüktür. Sevdiğin sürece meydan okur dünyaya.

    Hasretle beklenen gelmez hiç bir zaman o hasreti yalnız tüketirsin. Karşılık bulmuyorsa sevda umut değil kendini hükümdar sanan köleler üretir, dönemezsin. Ama boşuna geçmemiştir dolan vakit. Heba olan şiirleirn değildir. Türkülerin diliyle yas tutan geceler, sırdaşlığını hiç farketmez. Kıymetini bilmediğin kır çiçekleri yeniden açar o gül solarken.

    Ayrılanlar yıllar geçsede üstünden hep aynı acıyı çeker. Ama yollar hiç bitmez. Sonuna geldiğini zannetiğin yerler birer duraktır aslında. Ve sen yolculuğunu gönüllü bitirmişsindir o durakta. Güneş hep geç kalırmış gibi gelir, sen bir baharda mevsimler başka havada... Gerçeklerle düşler yerini kaybeder. Bir tek o kalır yüreğinden hiç gitmeyen. Aynı bakışlı resmine saatlerce dalışın kalır, sevdanın tutsaklığında acılarını dindiremeyen...

    Şöyle dimdik durup rüzgara karşı ''Ey hayat sen şavklı sularda bir dolunaysın, aslında yokum ben bu oyunda, ömrüm beni yok saysın'' diyerek çekip gitmek gelir aklına, Bedeninizin parçalanması hiç umrunda değildir, ama sevdiği uğruna ölenlerden olmak istemezsin. Çünkü yalnız yaşarken bir ihtimal daha vardır. Belki ölüme değil ama onun hayatına geç kalmışsındır. Uzaktır öyle kalacaktır belki. Hep bir umutla beklenirken sevda habercisi, yüreğini teselli etmekde sana düşer.

    Her şeye rağmen korkutmasın seni bu sevdanın ateşi. Her yangın önce başladığı yeri yakar. Sana küçük kendime büyük gelen yüreğimde yıllar geçsede senin adını yazar. Ve bil ki sevdiğim, uslanmaz ruhum yaşadıkça seni sever, seni sevdikçe yaşar..








  3. 15
    ceydalım
    Emekli
    İnsanlar gördüm kendilerine yabancı kendilerine garip kendilerine uzak. Hiç bitmeyecek bir yolun yolcusu gibiydiler. Ne dinlenebilecekleri bir mola yeri ve nede zaten varabilecekleri bir yer vardı. Ruhlarındaki kabullenmişlik çirkin yüzlerine yansımıştı. Birbirlerinin kopyası bu insanlar arasında bir yabancıydım ben. Beni aralarına hiç almadılar, zaten hiç girmek istemediğimi bilmediler ki. Tek kelime konuşmadım onlarla. Yine de onlarla aynı adımları atıyordum bilinçsizce. O hiç bitmeyecek sandığım yola çıkmıştım onlarla birlikte bir kere.




    Koyu gri bir havanın hakim olduğu o yolda ne bir tek yıldız gördüm nede bir tek yağmur damlası düştü yola. Ne sıcak vardı ne soğuk. Kara, kirli bir toprağın üzerinde atıyorduk adımlarımızı. O uzanıp giden yolda ne bir yeşil, ne de mavi yoktu. Görünen sadece uzayıp giden sonsuz bir grilikti. Yol uzayıp gittikçe, binlerce kişi katılıyordu bize. Amaçsız kalabalığa katıldıkça katılıyordu insanlar.

    Ses yoktu, gülüş yoktu, heyecan yoktu, sadece nefes almaya odaklanmış bir insan güruhu vardı. Bense içimde çoğalttığım sesimi, bir mutlu yüze sakladığım gülüşümü, bir sıcak yüreğe sakladığım sevgimi dışarı vurabilmek için çırpınıyordum. Ama hiç bir yüz, hiç bir ses bu cesareti vermiyordu bana. Bu bıktırıcı, bu tekdüze, bu amaçsız adımların atıldığı yolda bir başka seçenek olmalıydı. Hissediyordum, ben bu yola bu insan kalabalığına ait değildim. Aynı şeyleri hisseden benden başkaları da olmalıydı.

    Sonra hiç varılmayacakmış kadar uzakta bir kuşun havalandığını gördüm. Bir umut yakalamıştım sonunda. Adımlarımı hızlandırdım. Sıyrıldım kalabalıktan. Koşmaya başladım. Kuşa yaklaştıkça gri hava dağılıyor, güneşin ısısını hissediyor, gökyüzünün maviliği çiçeklerin her rengini görüyordum. Ve en sonunda seni gördüm. Ordaydın. Küçücük ama yemyeşil bir çayırın ortasında, gelincikler içinde öylece oturuyordun. Senin az ötende hava kurşun gibi griyken. Senin başındaki gök masmaviydi. Ve sen gözlerini o maviliğe dikmiş uzaktan gelecek birini bekler gibiydin. Ben gördüklerim hissettiklerimin karşısında donmuş ve öylece kalakalmıştım. Yüzüme bakıp sadece "HOŞGELDİN" dedin. Ve o ses yeniden hayata döndürdü beni. İçimdeki bastırılmış gülümseme yansıdı yüzüme önce. Yüreğimin atışı hızlandı, tenim ısındı sonra. Az önce terk ettiğim o kalabalık yanımızdan geçip giderken biz senle el ele gülümsüyorduk onların şaşkınlığına.

    Artık senle bir sevdanın iki ortağıydık. Şimdi içimde çoğalttığım sesimle haykırıyordum herkes duysun diye...

    Hiç kimse sevgime senin kadar yakışmadı ve sevgim hiç kimseyi senin kadar yaşatmadı yüreğimde...








  4. 16
    ceydalım
    Emekli
    Her Bakışımda...

    Gözlerine her bakışımda; gökyüzünün gülümseyen çehresine umut yüklü bulutlar çizebilmek için sepetinde denizler taşıyan mavi yürekli bir çocuk, yemyeşil nehirler serpiyor gözlerime...

    Gökyüzüne her bakışımda; gözlerinin yemyeşil iklimlerinden yüreğime süzülen melekler, zümrütlerle bezenmiş kanatlarındaki elmas işlemeli sevda filizlerini ekiyorlar içime. Ve ben her sabah, daha da büyütebilmek için sevdamı, işte bu umutla kaldırıyorum başımı gökyüzüne...

    Ellerine her bakışımda; denizlerin ufukları kucaklayan sinelerinden, sonsuzluğun ab-ı hayatına müştak masmavi umutlar getiren tebessüm sesli martılar konuyor ellerime...

    Yüreğime her bakışımda; ellerine ömrümü sunduğum bir melek karşılıyor beni! Zarif kanatlarından sevda türküleri yayılıyor. Gözlerinden yedi veren güllerinin sıcaklığı süzülen bir minik kırlangıç olup götürüyor beni huzurun gizemli diyarına. Çoğalıyor umut!

    Önce bulut gibi
    Sonra yağmur
    Gökyüzü gibi sonra
    Gözlerin gibi!

    Ellerin açelya, ellerin erguvan
    Uzanır da ellerin
    Mutluluklar filizlenir
    Dokununca yüreğime...
    Yüreğine her bakışımda; tarifi imkansız baharlar yeşeriyor içimde! Menekşe bakışlı kır çiçekleri sarıveriyor her yanımı! Küçücük yürekleri mutluluğun sinesinde neşelendirmek için çırpınan yemyeşil parklara, turuncu oyunlar serpen yıldızlar beliriyor göklerimde. O şirin gülüşünle bana hayat veriyorsun!

    İnan ki Yar

    YÜREĞİME SIĞMIYORSUN...


  5. 17
    ceydalım
    Emekli
    Aşk Dedikleri
    Aşk;

    En yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o,adı kendisidir zaten.Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur.''Aşık oldum'' dediğiniz an akan sular durur,küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlar.Çünkü aşkın dili tektir.Aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister.Nedir bu aşk denilen şey?Elle tutulmaz,gözle görülmezbir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler?Aşk,hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir,bu yüzdende kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir.Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz.Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrınıda çözerdik herhalde.Ama o zamanda aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.Aşk hayata ve zamana karşı işlenen en büyük suç ortaklığıdır,aşk hayatın bütün tek düzeliğine,bütün sıradanlığına en soylu baş kaldırıdır.Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak,yargılamak,karala! mak da aşka yakışmaz.Bu önce haksızlık kendinize saygısızlık olur.İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını karşılık görmesede,acı çekeceğini hissetsede,yarın terk edileceğini bilsede,ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından.''SENİ SEVİYORUM'' diyebilmeli göğsünü gere gere.Aşk işte o zaman aşktır.Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur,zaten aşkın kendisi doğrudur.Kime karşı duyuluyorsa bu aşk,doğru insanda işte odur.Aşkın zamanı yoktur hep hazırlıksız yakalar insanı.Evli olmanız,sevgilinizin olması,bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız,bağlılıktan korkmanız,ailenizden çekinmeniz,hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiçmi hiç umrunda değildir.İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelme yürekliliğidir,belkide yeni hayata geçebilme yoludur...Aşkın ne zaman geleceği belli olmadığı gibi,ne zaman gideceğide hiç belli değildir.Fazla vakti yoktur onun,uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülüde yoktur.Bir başka göze bakmaya bir başka tene dokunmaya başlaması okadar da zor değildir... Aşktan değil onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. Biliyormusunuz hayat zaten kocaman bir yalan.Bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK lütfen ona haksızlık etmeyin.Aşkına,sana aşık olana sahip çık ve onu kaybetme.''SENİ SEVİYORUM'' demek için geç kalma! Sevgiyle kal...


  6. 18
    ceydalım
    Emekli
    Bu Sana Son Yazışım..

    “Bu sana son sözüm” dermiş gibi bakan. Simsiyah harflerle kirletilmiş, bembeyaz
    bir sayfa. Neresinden bakılsa acı, hangi satırından başlansa hüzün, hangi
    kelimesi okunsa güvensizlik.

    Oysa ki benim; batan güneşin ardından sarıldığım, tepeden aşağı inerken, çakıl
    taşlarıyla birlikte yuvarlandığımda düşündüğüm biri var…

    “Bu sana son yazışım…” bir ayrılığın ilanı gibi, ölünün üzerine son kürek
    toprak, gözdeki son damla, son kez el sallamak gibi…

    Oysa ki benim; Kışın soğuğunda, dalgaların kayaları dövdüğü anlarda,
    fırtınalarda savrulurken sığındığım biri var…

    “Bu sana son yazışım...” düşündüklerinin, hissettiklerinin ve yaşadıklarının
    benim için zerre kadar önemi yok demek değilse ne bu? Sen istediğini söyle,
    senin söylediklerinin hiç bir anlamı yok demek değilse ne bu?

    Oysa ki benim; derinlerde soluksuz kaldığımda ve nefesimin bana ait olmadığını
    sandığımda, sonsuz gibi görünen karanlığın ortasında, umudumun tükendiği anlarda
    düşündüğüm biri var…

    “Bu sana son yazışım…” diye başlayan ve sana hiç inanmadım, sana hiç güvenmedim
    diye devam eden satırar bunlar. Üstelik inanmam ve güvenmem için yaptığın herşey
    boşa kürek çekmek, yetersiz, yersiz ve saçma çabalardan başka hiç birşey değil
    bunlar.

    Oysa ki benim; burnumda yağmur kokusu varken, bulutlar hızla akıp geçerken, ve
    çocuklar ağladığında, perdeler uçuştuğunda düşündüğüm biri var…

    “Bu sana son yazışım…” ben bunları hak ettmedim… Ama sen herşeye müstehaksın,
    üzülmelisin, kırılmalısın, parçalanmalısın, yok olup gitmelisin… Senin
    söylediklerinden daha değerli başkalarının ne dediği, senden daha değerli
    bakalarının ne düşündüğü demek bu.

    Oysa ki benim; elimi uzattığımda ve saatin her çalışında, yanımdayken özlediğim
    ve uzaklaşınca her an düşündüğüm biri var…

    “Bu sana son yazışım…” Açıkca dilediğini yap, ben istediğim kadar daha
    yanındayım. Kendimi hazır hissedince girdiğim gibi çıkacağım hayatından demek
    bu?

    Oysa ki; Aklımın kıyısında dolaşan ve dilimin ucundayken yanarcasına düşündüğüm,
    deniz gözlerinde dolaşırken yemyeşil ormanlarda yok olup gittiğim biri var…

    Tek kişilik dünyamda ölçülü adımlarla yürüyorum. Bosverdim ve ben artık kendi
    MaSaL ıma dönüyorum. Sana geliyorum. Aylardan Nisan, sabahın erken saatleri ve
    bahar…


  7. 19
    ceydalım
    Emekli
    Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum



    Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

    Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…

    Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

    Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan…

    Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

    Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

    İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri…



  8. 20
    ceydalım
    Emekli
    Susmalıyım...

    Yine bir gece ve yine baş başayım kendimle, işte yine seni bulup kaybettiğim
    yerdeyim.

    İnsanın bir şeylere karar vermesi ne kadar zor; ya seni içime gömmeli ya da
    artık içimden söküp atmalıyım. Ama her ne olursa olsun susmalıyım. Hangisi daha
    zor, hangisi daha acı? Gerçekten gitmeli miydin, yoksa kalıp yanımda savaşmalı
    mı?... Bir yol arıyorum kendime, bulduğum tüm yollarsa sana çıkıyor…

    Kapanmalı artık gözlerim. Sonsuz bir karanlıkta tek başıma yürümeye devam
    etmeliyim... Yürümeliyim ardıma bile bakmadan, yürümeliyim parçalayarak
    değerleri ve sevgileri, yok ederek yaşadığım tüm zamanları...

    Nasılda acımasız zaman. Nasıl da yüceltmiştim seni gözümde. Tutup kendi
    ellerimle koymuştum en yükseğe, sonra keyifle izlemiştim yüceliğini. Ama yine
    ben bitirmeliyim. Tutup kollarından indirmeliyim olduğun yerden. Ya da seni
    ölene kadar yaşatmalıyım içimde..... Ne kadar zor bir karar..

    Bir yanım: “Bir daha kimse, hiç kimse onun kadar çok sevilmeyecek”, derken, bir
    yanım sakin, sessiz...

    Zaman geçiyor, acım dinmiyor. Kapanmıyor yaralarım.. Tükenirken ben, aklımda bir
    tek sen... Görüyor musun, yine konuşuyorum ama sessizce. Susmayı öğreniyor
    yüreğim..

    Ama ben kararımı verdim...

    Seninle olduğum zamanları düşünmek bile bana mutlulukların en büyüğünü
    yaşatıyor..
    Seni Seviyorum ve Ölene Kadar Seveceğim...


  9. 21
    ceydalım
    Emekli

    --->: Sevgiliye Mektuplar

    Reklam



    GÜNEŞİ UYANDIRMAKTAN GELİYORUM...

    Hep karanlığın gizeminde kaybetme nedenlerimi bulmaya çalıştım. Tuttuğum nefeslerim geldi aklıma. Kelimeleri susturmak için yutkunmalarım. Bakışlarıma düşmesin diye gün ışığı, gözlerimi yumardım. Dizlerimi bağlardım sana koşmamak için. Ellerimi dolardım kendime.Yakarmak istemiyordum seni Allah’tan. Olmayacak duaya amin dememeyi çoktan öğretti hayat. Beklentilerle hareket etmemeyi ve sadece susuyordum. Yapabildiğim en güzel ve bana ait en özel tavrımı takınıyordum sana.

    Sana ait güzeli-çirkini, iyiyi, kötüyü hazmediyor şimdi sevdam. Öğütüyorum duygumu. Belki adını koymak için, belki olan adından caymak için. Sana uzak kalıyorum. Bu, kendime yakın kılıyor beni. Kendimi mi senden çok seviyorum? Seni mi benden koruyorum? Bilmiyorum.. susuyorum


  10. 22
    ceydalım
    Emekli
    "elimde bir harita var; hangi sözün bedeninin neresini dağlayacağını biliyorum " diyorsun. Neye yarar bunların benim cümlelerim olmadığını bilmen? bak bu ayrılık; senden değil kendimden...



    Birbirimizi gördüğümüz ilk gün üzerinde aynı bluz vardı, benim üzerimde de bu gömlek. Zaman geçti; başka bir masada bize yabancı iki suret olarak oturuyoruz.

    "sonuncusunda adın geçiyor ama duymayacaksın" diyor ya sesin o an adına dair binlerce hikaye kurguluyorum. Hiçbirini beğenmeyeceksin; biliyorum. Hikayeler yazarım ben, şairane sözler uzağımda!
    "hayat çarpmış sana; içindeki sıkıntı bundan" diyorum.
    "maça kızı hep benim elimde olacak" diye cevap veriyorsun. (ilgisiz cevaplara ben alıştım da okuyucu gizli anlamlar arıyor altında...)

    Oysa oyun o kağıtla bitmiyor. Bak bu ayrılık; senden değil kendimden...

    Yollara düşemeyecek kadar çocuktu, bu yüzden sana emanet ettim o düşü. Büyümesine izin verme...

    Bak; bu ayrılık...

    "sana hoşçakal diyemem ama şimdi gitme vakti " diyor bir şarkıda...
    Susayazma mevsimi geldi benim için, sanırım...
    Susmalı, durmalı biraz...

    Vakit yazıya dönüşe vurunca gelmeli; belki bir daha hiç yazmamalı...

    Bugün garip bir gün; yağmur sıkıntısı var bu gri şehirde...
    Daha önce demiştim ya "gitmek için yağmurları beklemeliydin belki de"...

    Bir iki saat içinde yağmura keser hava...
    Yani gitmek için doğru zaman...
    Yazmamak için bir sürü neden...
    Nasıldı bu şarkının devamı?...


  11. 23
    ceydalım
    Emekli
    Kelimeler eksik, kelimeler yarali. Kelimeler ciliz. Tasimiyor, anlatmiyor, tanimlamiyor bu duyguyu.Ben de... Çok baska bir sey. Sevginin ortasinda, derin acilar hisseder mi insan? Aydinlik gülümsemelerin içine, hüznü yerlestirir mi durup dururken? Gözlerine bugu,diline sitem, yüregine burukluk, çöreklenir kalir mi asirlarca? Gelmeyecegini bildigi mektup için, posta kutusunu hep ayni heyecanla açar mi? Dedim ya, baska bir sey bu. Ne kadar yalnizsam, o kadar seninleyim su günlerde.


    Belki de en basta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar.
    Kimseler ulasmasin diye,
    kimselerin bilmedigi,
    bulamayacagi yollara götürdüm seni.
    En derinlerde tuttum.
    Bana sakladim.
    Derine, hep daha derine...
    Seni yapayalniz,
    bir tek bana biraktim.
    Paylasamadim Yanlis yaptim.
    Sana ulasan yollari kaybettim diye bütün bu saskinliklar.
    Kendimi oradan oraya vurmam.
    Sagimda, solumda, ne zaman dikildigini bilmedigim duvarlara çarpmam,
    hiç görmedigim çukurlarla bogusmam.
    Denizlerin, gürültüyle gelip vurdugu dehlizlerin, acili duvarlari gibiyim.
    Duvarlarim yosunlu, duvarlarim kaygan, duvarlarimdan hiç tükenmeyen sular
    siziyor.
    Tutunamiyorum.
    Renklerim, gün içinde degisiyor.
    Soluyorum,
    soguyorum.
    Günes ulasmiyor içerilerime.
    Küfleniyorum,
    yaslaniyorum.
    Yalnizliklar pesimde.
    Dokundugum her islak duvardan, pis kokulu bir yalnizlik bulasiyor üstüme. Yapis
    yapis, vicik vicik bir yalnizlik bu.
    Biliyorum,
    bütün bunlar,
    hep benim suçum.
    Seni sakladigim yere ulasamaz oldum.
    Yollar, gitgide uzadi ve karisti.
    Ümidimi isitacak,
    parlatacak,
    kimildatacak bir seylere ihtiyacim var.
    Ah onun ne oldugunu biliyorum.
    Sonu sana geliyor her cümlenin.
    Her seyin basinda, içinde ve sonundasin.
    Bu degismiyor.
    öyle içimsin ki.
    Birden aklima geldi,
    tuttum sana bir mektup yazdim dün.
    çok mutluydum...
    Gün içinde neler yaptigimi,
    nelere kizip,
    nelerle mutlu oldugumu,
    tek tek anlattim.
    Mevsimlerin ve insanlarin nasil karisik ve beklenmedik olduklarini yazdim.
    "Yine zamansiz yagmurlar" dedim,
    "Daha önce, hiç bu kadar zayif degildi günes isinlari" dedim,
    "Gerçekten buradaki sarkilari hiç ögrenmeyecek,
    bilmeyecek,
    söylemeyecek misin?"
    dedim.
    Çok uzun bir mektup oldu..
    Basindan sonuna kadar okudum da.
    Neler yazmisim diye merakimdan.
    Sonra çekmecemden bir zarf çikarip,
    Adini yazdim.
    Büyük harflerle,
    yalnizca adini.
    Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum.
    Mektup cebimde.
    Cebim yüregime yakin.
    Yüregim sende.
    Sen yüregime yakin.
    Öyleyse mektup sende.
    Bu kadar içimdesin iste.


  12. 24
    ceydalım
    Emekli
    Sevgilim

    Sen gideli kaç saat oldu ? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak..

    Sevgilim özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor . Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli...

    Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım.Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor.

    Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, gözbebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni.

    Yoksun, gittin, tek başına koydun... Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. yanıyorum..Yetti artık, yetiş n'olur dayanamıyorum.


Konu Kapatılmıştır
2. Sayfa BirinciBirinci 1235 ... Sonuncu8Sonuncu9
sevgiliyi ağlatan mektup,  sevgiliye ağlatan mektup,  ağlatan mektup sevgiliye,  sevgiliye ağlatan mektuplar,  sevgiliyi ağlatan mektuplar
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi