Hoca Ahmet Yesevi

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve Sahabeler ve Alimler Bölümünden Hoca Ahmet Yesevi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    alicanavar
    Özel Üye
    Reklam

    Hoca Ahmet Yesevi

    Reklam



    Hoca Ahmet Yesevi

    Forum Alev
    Babası Hace İbrahim’dir, annesi Aişe Hatundur. Yesi’de doğdu. Küçük yaşta annesini, yedi yaşında iken babasını kaybetti ve ablası Gevher Şehnaz’ın yanında yetim olarak büyüdü. Ta, çocukluk çağında ileride büyük bir zat olacak davranışlarıyla dikkat çekti. Türkistan Hükümdarlarından Yesevi , ülkesindeki kuraklığın sona ermesi için bütün alimleri toplayıp dua da bulunmalarını ister ama netice vermez. Araştırır, acaba aramıza katılmayan mı oldu? Sonunda çocuk yaşta Ahmed’in çağrılmadığı anlaşılınca haber salınır gelsin diye. Küçük Ahmed bu durumu ablasına danışınca, ablası: ‘’ babamızın vasiyeti gereği senin tanınma zamanının gelip gelmediğini, babamızın merkadı içinde bulunan ekmek sofrası tayin edecek. Eğer sen o sofrayı açabilirsen tanıma zamanın gelmiştir, var git ‘’ der. Hace Ahmed denileni yapar sofrayı bulup açar ve bir miktarda sofrada bulunan ekmek parçasını alarak Hükümdarın huzurunda bulunan alimlere fatiha okutarak herkese ikram eder. Sonra babasından kalma hırkaya bürünerek dua da bulunur.. Birazdan gökyüzünde başlayan sağanak yağmur bardaktan boşalırcasına boşalınca Hace ahmed hırkasından başını çıkarınca yağmur dinmeye başlar.
    Hükümdar bu seferde Hace Ahmed’den kendi isminin kıyamete kadar baki kalması için dua ister. Hace Ahmed bunun üzerine şöyle dua eder: ‘’ Alemde her kim bizi severse, senin adınla bizi yad eylesin’’ dedi. İşte o gün bugün Hace Ahmed, Hükümdarın ismiyle birlikte anılır. O artık Pir_i Türkistan Ahmet Yesevi’dir.
    Ahmet Yesevi aynı zamanda Baba Arslan’ın talebesi idi. Baba Arslan’ın vefatıyla O’nun işaret ettiği yer olan Buhara’ya gitti. Buhara’da Yusuf Hamedani’den manevi ilimleri tahsil ederek Halifelik alır. Yusuf Hameda’nın vefatıyla orda bir süre talebe yetiştirdikten sonra talebelerini Abdül Halık_ıl Gücdüvani’ye teslim ederek Yesi’ye döner. Dönüş O’nun için bir tür açılış oldu. Kısa zamanda Türkistan, Maveraünnehir, Horasan ve Harezm’ e ışığı yayıldı ve irşadı büyüdü. Kısa zama ayırdığı vakitlerde ihtiyacını karşılamak için kendi eliyle yapmış olduğu kaşık ve kepçeleri heybeye koyar satması için öküzü uğurlardı.. Öküz sattığı kaşık ve kepçeleri ücretini heybeye koymadıkça o kimsenin yanından ayrılmazdı ya da peşini bırakmazdı.
    Pir-i Türkistan Ahmed Yesevi’nin sofilerinin sayısı yüzbine yaklaşınca çekemeyenler meclisine örtüsüz kadınların geldiğinin yaygarısını yaydılar.Bunu duyan makam sahipleri araştırır v e yalan olduğu anlaşılır. Hace Ahmed Yesevi iftira edenlerin meclisine gelir, elinde ağzı mühürlü bir kutuyu kim almak ister, ona teslim edeceğim der.Hiç kimse çıkmadı , o sırada talebesi Hakim Ata ileri çıkınca kutuyu ona teslim ederek Horasan ve Maveraünnehir’ e götürmesini emretti. Denilen yere kutu geldiğinde herkes kutunun içinde ne olduğunu merak etti. Alimler ve iftira edenler geldi, kutu açılınca gözlerine inanamadılar, dona kaldılar. Kutunu içerisinde bir miktar ateş ve bir miktarda pamuk vardı, ateş kıpkırmızı duruyor fakat pamuk yanmıyordu. Burada verilen mesaj; pamuk beyaz leke kabul etmez, ateş ise iftira edenleri temsil eder, ateş saf olanı nasıl yaksin ki.. Tevbe edenler oldu, özür dilediler ve bir çoğuda sofi oldu.
    Merv şehrinde Mervezi namında bir alim vardı. Güya Hace Ahmed Yesevi’ yi imtihan etmek için zihninde belirlediği üçbin meseleyi sorarak köşeye sıkıştırmak amacıyla maiyetiyle birlikte yola çıkar. Ahmed Yesevi Allah’ın izniyle geliş gayesini anlayınca halifelerinden Muhammed Danışmend’e Merveze’nin hafızasında ki üçbin meseleden bin meseleyi silmesini söyledi ve silindi. Sonra dönüp diğer talebisi olan Hakim Ata’ya aynısını söyledi, O’da bin meseleyi hafızasında silnce geriye bin mesele kalmış oldu.. Derken Mervezi Yesi’ye vardı, huzura alındı. Mervezi Hace Ahmed Yesevi’ye; Allah-ü Teala’nın kullarını doğru yoldan ayıran senmisin’’ dedi. Pir-i Türkistan soğukkanlı birşekilde; Hele bir sakin ol, üçgün misafirimiz ol, sonra görüşürüz dedi.. Üçgün sonra kürsi kuruldu, Mervezi Kürsüye çıktı. Hakim Ata Şeyhinin emriyle geriye kalan bin meseleyi de hafızasından sildi, bir şeyler konuşmak istedi birtürlü söze başlayamadı.. Evraklarını yokladı,okumak istedi fakat yazılarının silindiğini gördü,sahifeler bembeyaz idi. Bu durum üzere teslim olmak zorurda kalıp tevbe eyledi, Yeside manevi eğitimden geçerek zaman içerisinde irşad için Pir-i Türkistan O’nu Horasan’a gönderdi.
    Pir-i Türkistan’ ın varlığından rahatsız olan Yesi Şehrine yakın ahalisinin çoğu Hiristiyan olan Sabran (Savran, Suri) adlı bir kasaba vardı. Pusu kurdular iftira etmek için. Bir gün bir sığırı parçalayıp gece gizlice Pir- i Türkistan’ın Hanekahına (Tekke) bıraktılar. Sabah olduğun da dergah önünde biriktiler ve sığırı aramak bahanesiyle içeri girmek istediler.Pir-i Türkistan da girin dedi ama çok üzülmüş olsa gerek ki ; ‘’ Girin köpekler, girin itler’’ demek zorunda kaldı. Bu sözü üzerine Allah’ın dostunun incinmesinin dünyadaki en ufak diyebileceğimiz cezası olsa gerek adamlar köpek şekline girip etlere hücum edip hepsini yiyerek bitirdiler. Yine de Pir-i Türkistan merhamet edince eski hallerine kavuştular. Fakat hainliklerine alamet olarak vücutlarında bir belirti kaldı. Bu izler çocuklarınada geçti.
    Pir_i Türkistan hayatını sünneti seniyye üzerine tanzim etmişti. Öyle ki 63 yaşına geldiğinde Peygamberimizin vefatı aklına geldi ve bu yaştan sonra yeryüzünde bulunmayı kendine münasip görmeyip yer altına merdivenle inen bir mezara benzeyen bir hücrede vefatına kadar ilim öğreterek , ibadet ve teatta bulunarak geçirdi. Adeta ölmeden önce ölünüz düsturunu icra ederek yaşadı. Halifelerinden Seyyid Mensur Ata yer altındaki çilehaneyi görünce çok üzüldü. Bu düşüncelerle daracık zannettiği yerin bir ucunun doğu, diğer ucunun da batı olduğunu görünce kaygılarının yersiz olduğunun farkına vardı.
    Hace ahmed Yesevi 1193 ( H.590) yılında vefat etti.
    Emir Timur Han Buhara’ya gitmek üzere yola çıktığında Türkistan’ a uğradı. Rüyasında Ahmed Yesevi; ’’ Ey Yiğit Buhara’ya çabukgit, orada inşallah Fetih sana nasip olur. Senin başından çok hadiseler geçse gerek. Zaten orada ki insanlar senin gelmeni istiyor’’ buyurunca uykudan uyanır uyanmaz bu müjde karşısındaTürkistan Hakimine çok para vererek Ahmed Yesevi’nin kabri üzerine muazzam bir merkad (türbe) yaptırmasını emreder. Şimdi hale bütün görkemiyle ayakta duran Türbe Hicazdan sonra en çok ziyaret edilen makam olma özelliğini devam ettiriyor.
    Pir-i Türkistan’ın yaşadığı zamanda Karahanlılar hakimdi, bu dönemde yetişen Türk’ün alpi dergahında erenlik kimliği de kazanarak, Anadolu’ya kadar uzanan ve ileride Osmanlı’nın manevi hamurunu oluşturacak atılım gerçekleştirdiler. Bu gazi - dervişler arasında Mevlana Yunus ve Hacı Bektaşi Veliler gibi maneviyat büyüklerinin de doğmasına vesile olan Pir_i Türkistan’dır. Onun için Halvetiye, Bektaşilik ,Mevlevilik gibi yolların bir nisbeti Hace Ahmed Yesevi’ye dayanır. Hemen hepsi bu pınardan beslenerek dalbudak saldılar ve Horasan Erenleri dediğimiz güzide topluluğu oluşturdular. Horasan Erenleri sayesinde Anadolu Moğol kasırgasına rağmen İslamlaştı ve ordanda balkanlara kadar uzanan aydınlatmaya dönüştü.
    Hace Ahmed Yesevi’nin yaktığı ışık hala aydınlatmaya devam ediyor, yetmiş beş yıl Kominizm esaretinde dinleri ve dilleri unutturulmaya çalışılan Türkler’in gönlünde silinemediğini özgürlüklerine kavuşup her biri Türk_i Cumhuriyete dönüştüklerinde bile hala taptaze diri birşekilde hayatlarında yaşıyorlar ve merkadına gelip ruhuna fatiha okuyarak yad etmelerinden anlıyoruz.. Şimdi o sadece Türk_ i Cumhuriyetlerin Piri değil bütün Türklerin Reisi olduğunu söyleyebiliriz. Kıyamete kadarda manevi önderimizdir. Allah ruhunu şad eylesin.

    ALPEREN GÜRBÜZER



  2. 2
    b1t_trojan
    Yeni Üye

    --->: Hoca Ahmet Yesevi

    Reklam



    Allah [c.c] razı olsun kardeşim çok güzel bir konuyu bizlerle paylaşmışsın..







  3. 3
    alicanavar
    Özel Üye
    www.sufism.20m.com
    sitesinden alıntıdır........
    HİKMET-1
    Bismillah deyip beyan ederek hikmet söyleyip
    Taleb edenlere inci, cevher saçtım ben işte.
    Riyazeti sıkı çekip, kanlar yutup
    "İkinci defter" sözlerini açtım ben işte.
    Sözü söyledim, her kim olsa cemale talip
    Canı cana bağlayıp, damarı ekleyip,
    Garip, yetim, fakirlerin gönlünû okşayıp
    Gönlü kırık olmayan kişilerden kaçtım ben işte.
    Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol
    Öyle mazlum yolda kalsa, yoldaşı ol
    Mahşer günü dergahına yakın ol
    Ben-benlik güden kişilerden kaçtım ben işte.
    Garip, fakir, yetimleri Rasul sordu
    O gece Mirac'a çıkıp Hakk cemalini gördü
    Geri gelip indiğinde fakirlerin halini sordu
    Gariplerin izini arayıp indim ben işte.
    Ümmet olsan, gariplere uyar ol
    Ayet ve hadisi her kim dese, duyar ol
    Rızk, nasip her ne verse, tok gözlü ol
    Tok gözlü olup şevk şarabını içtim ben işte.
    Medine’ye Rasul varıp oldu garip
    Gariplikte sıkıntı çekip oldu sevgili
    Cefa çekip Yaradan'a oldu yakın
    Garip olup menzillerden geçtim ben işte.
    Akıllı isen, gariplerin gönlünü avla
    Mustafa gibi ili gezip yetim ara
    Dünyaya tapan soysuzlardan yüzünü çevir
    Yüz çevirerek derya olup taştım ben işte.
    Aşk kapısını Mevlâm açınca bana değdi
    Toprak eyleyip "Hazır ol!" deyip boynumu eğdi
    Yağmur gibi melâmetin oku değdi
    Ok saplanıp yürek, bağrımı deştim ben işte.
    Gönlûm katı, dilim acı, özüm zalim
    Kur'an okuyup amel kılmıyor sahte alim
    Garip canımı harcayayım, yoktur malım;
    Haktan korkup ateşe düşmeden piştim ben işte.
    Altmış üçe yaşım ulaştı, geçtim gafil;
    Hakk emrini sıkı tutmadım, kendim cahil;
    Oruç, namaz kazaya bırakıp oldum ergin;
    Kötüyû izleyip iyilerden geçtim ben işte.
    Vah ne yazık, sevgi kadehini içmeden,
    Çoluk-çocuk, ev-barktan tam geçmeden
    Suç ve isyan dûğümünü burada çözmeden
    Şeytan galip, can verirkende şaştım ben işte.
    İmanıma çengel vurup kıldı gamlı,
    Mürşid-i kamil Hazır ol!" deyip saçtı koku
    Lânetli şeytan benden kaçıp korkusuz gitti kirli
    Allah'a hamd olsun, iman nuru açtım ben işte.
    Mürşid-i kamil hizmetinde gidip yürüdüm;
    Hizmet kılıp göz yummadan hazır durdum;
    Yardım etti, Şeytanı kovalayıp sûrdüm;
    Ondan sonra kanat çırpıp uçtum ben işte.
    Garip, fakir, yetimleri sevindiresin;
    Parçalayıp aziz canını eyle kurban;
    Yiyecek bulsan, canın ile misafir
    Hak'tan işitip bu sözleri dedim ben işte.
    Garip, fakir, yetimleri her kim sorar,
    Râzı olur o kulundan Allah.
    Ey habersiz, sen bir sebep, kendisi saklar;
    Hak Mustafa öğüdünü işitip dedim ben işte.
    Yedi yaşta Arslan Baba ya verdim selâm;
    "Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan"
    İşte o zamanda binbir zikrini eyledim tamam
    Nefsim ölüp lâ-mekâna yükseldim ben işte.
    Hurma verip, başımı okşayıp nazar eyledi
    Bir fırsatta âhirete doğru sefer eyledi
    "Elveda" deyip bu âlemden göç eyledi
    Medreseye varıp, kaynayıp coşup taştım ben işte.
    Sünnet imiş, kâfir de olsa, verme zarar
    Gönlü katı, gönül inciticiden Allah şikayetçi ;
    Allah şahid, öyle kula "Siccin" hazır
    Bilgelerden işitip bu sözü söyledim ben işte.
    Sünnetlerini sıkı tutup ümmet oldum:
    Yer altına yalnız girip nura doldum;
    Hakk'a tapanlar makamına mahrem oldum,
    Bâtın mızrağı ile nefsi deştim ben işte.
    Nefsim beni yoldan çıkarıp hakir eyledi
    Çırpındırıp halka ağlamaklı eyledi
    Zikr söyletmeyip şeytan ile dost eyledi;
    Hazırsın deyip nefs başını deldim ben işte.
    Kul Hoca Ahmed, gaflet ile ömrün geçti;
    Vah ne hasret, gözden, dizden kuvvet gitti;
    Vah ne yazık, pişmanlığın vakti yetişti;
    Amel kılmadan kervan olup göçtüm ben işte.
    -------------------------------------------------------------
    Hoca Ahmet yesevinin "Divanı Hikmet eserini okumak isteyenler yukardaki siteden okuyabilirler.....









+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi