Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in Güzel Ahlak ve Adetleri

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) Bölümünden Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in Güzel Ahlak ve Adetleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Gölge Adam
    Usta Üye
    Reklam

    Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in Güzel Ahlak ve Adetleri

    Reklam



    Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in Güzel Ahlak ve Adetleri

    Forum Alev
    RESÛLULLAHIN GÜZEL AHLÂK VE ÂDETLERİ


    Resûlullahın ahlâkından ve âdetlerinden elli adedi aşağıda bildirilmiştir:
    1 - Resûlullahın ilmi, irfânı, fehmi, yakîni, aklı, zekâsı, cömertliği, tevâzuu, hilmi, şefkati, sabrı, gayreti, hamiyyeti, sadâkatı, emâneti, şecâ'ati, heybeti, yiğitliği, belâgati, fesâhati, fetâneti, melâheti [güzelliği], verâ'ı, iffeti, keremi, insâfı, hayâsı, zühdü, takvâsı bütün Peygamberlerden daha çoktu. Dostundan ve düşmanından gördüğü zararları, eziyyetleri affederdi. Hiçbirine karşılık vermezdi. Uhud gazâsında kâfirler mübârek yanağını kanatıp, dişlerini kırdıkları zaman, bunu yapanlar için, (Yâ Rabbî! Bunları affet! Câhilliklerine bağışla) diye duâ buyurmuştu.
    2 - Şefkati çoktu. Hayvanlara su verir. Su kabını eliyle tutarak doymalarını beklerdi. Bindiği atın yüzünü ve gözünü silerdi.
    3 - Her çağırana, lebbeyk (efendim) diyerek cevap verirdi. Kimsenin yanında, ayaklarını uzatmazdı. Diz çöküp otururdu. Hayvan üzerinde giderken, bir yaya görünce, arkasına bindirirdi.
    4 - Kendisini kimseden üstün tutmazdı. Bir yolculukta, bir koyun kebâbı yapılacağı zaman, biri ben keserim dedi. Bir başkası, ben derisini yüzerim dedi. Diğeri, ben pişiririm dedi. Resûlullah da, ben odun toplarım deyince, Yâ Resûlallah! Sen istirâhat buyur! Biz toplarız dediler. (Evet! Sizin herşeyi yapacağınızı biliyorum. Fakat, iş görenlerden ayrılarak oturmak istemem. Allahü teâlâ, arkadaşlarından ayrılıp oturanı sevmez) buyurdu. Kalkıp odun toplamaya gitti.
    5 - Eshâbının oturdukları yere gelince, baş tarafa geçmezdi. Gördüğü boş bir yere otururdu. Elinde bastonu olarak, birgün sokağa çıktıkta, görenler ayağa kalktılar. (Başkalarının birbirlerine saygı duruşu yaptıkları gibi, benim için ayağa kalkmayınız! Ben de, sizin gibi bir insanım. Herkes gibi yirim. Yorulunca, otururum) buyurdu.
    6 - Çok zaman diz çökerek otururdu. Dizlerini dikip, etrâfına kollarını sararak oturduğu da görülmüştür. Yemekte, giymekte ve herşeyde hizmetçilerini kendinden ayırmazdı. Onların işlerine yardım ederdi. Kimseyi dövdüğü, sövdüğü hiç görülmedi. Her zaman hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik diyor ki, Resûlullaha on sene hizmet ettim. Onun bana yaptığı hizmet, benim Ona yaptığımdan çok idi. Bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim.
    7 - Söküklerini, yırtıklarını kendi de yamar, koyunlarını kendi de sağar, hayvanlarına kendi de yem verirdi. Çarşıdan satın aldığını eve kendisi götürürdü. Yolculukta hayvanlarına yem verir, bâzan tımar da ederdi. Bunları bâzan yalnız yapar, bâzan da hizmetçilerine yardım ederdi.
    8 - Bazı kimselerin hizmetçileri gelip kendisini çağırdıklarında, Medînenin âdetine uyarak, onlarla elele verip yürürdü.
    9 - Hastaları ziyâret eder, cenâzelerde bulunurdu. Gönül almak için, kâfirlerin ve münâfıkların hastalarını da ziyâret ederdi.
    10 - Sabah namazlarını kıldırdıktan sonra, cemaate karşı oturup, (Hasta olan kardeşimiz var mı?Ziyâretine gidelim!) buyururdu. Hasta yoksa, (Cenâzesi olan var mı?Yardıma gidelim!) derdi. Cenâze olursa, yıkanmasında, kefenlenmesinde yardım eder, namazını kıldırır, kabrine kadar giderdi. Cenâze yoksa, (Rü'yâ gören varsa anlatsın! Dinleyelim, tâbir edelim!) buyururdu.
    11 - Eshâbından birini üç gün görmese, onu sorardı. Yolculuğa gitmiş ise, hayr duâ eder, şehirde ise, ziyâretine giderdi.
    12 - Yolda karşılaştığı müslümana önce kendi selâm verirdi.
    13 - Deveye, ata, katıra ve eşeğe biner, bâzan başkasını da arkasına oturturdu.
    14 - Misâfirlerine, Eshâbına hizmet eder, (Bir kavmin efendisi, en üstünü, onlara hizmet edendir) buyururdu.
    15 - Kahkaha ile güldüğü hiç görülmedi. Sessizce tebessüm ederdi. Bâzan gülerken mübârek ön dişleri görünürdü.
    16 - Hep düşünceli, üzüntülü görünür, az söylerdi. Konuşmaya tebessüm ederek başlardı.
    17 - Lüzûmsuz ve faydasız birşey söylemezdi. Lâzım olunca, kısa, faydalı ve mânası açık olarak söylerdi. İyi anlaşılması için bâzan üç kere tekrar ederdi.
    18 - Yabancı ile ve tanıdıklarla ve çocuklarla ve ihtiyâr kadınlarla ve mahrem kadınlariyle latîfe, şaka yapardı. Fakat bunlar, Allahü teâlâyı bir an unutmasına sebep olmazdı.
    19 - Heybetinden kimse yüzüne bakamazdı. Birisi gelip mübârek yüzüne bakınca terlerdi. (Sıkılma! Ben melik değilim, zâlim değilim. Kurumuş et yiyen bir kadıncağızın oğluyum) buyururdu. Adamın korkusu gidip, derdini söylemeye başlardı.
    20 - Bekçileri, kapıcıları yoktu. Herkes kolayca yanına gelip, derdini anlatırdı.
    21 - Hayâsı çoktu. Konuştuğu kimsenin yüzüne bakmaya utanırdı.
    22 - Kimsenin aybını yüzüne vurmazdı. Kimseden şikâyet etmez, arkasından söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veya işini beğenmediği zaman, (Bazı kimseler, acaba neden şöyle yapıyorlar?) derdi.
    23 - Allahü teâlânın sevgilisi, resûlü ve makbûlü iken, (Allahü teâlâyı en iyi tanıyanınız ve Ondan en çok korkanınız benim) buyururdu. (Benim gördüğümü görseydiniz, az güler, çok ağlardınız) der, havada bulut görünce, (Yâ Rabbî! Bu bulutla bize azâb gönderme!) derdi. Rüzgâr esince, (Yâ Rabbî! Bize hayrlı rüzgâr gönder) diye duâ ederdi. Gök gürleyince, (Yâ Rabbî! Bizi gadabınla öldürme, azâbınla helâk etme ve bundan önce bize âfiyet ihsân eyle!) derdi. Namaza dururken, ağlıyan kimsenin içini çektiği gibi, göğsünden ses işitilirdi. Kur'an-ı kerim okurken de, böyle olurdu.
    24 - Kalbinin kuvveti, şecâ'ati şaşılacak kadar çoktu. Huneyn gazâsında, müslümanlar, ganîmet toplamak için dağılıp, üç dört kimse ile kalmıştı. Kâfirler hep birden, hemen hücûm ettiler. Resûlullah onlara karşı durup kaçırdı. Birkaç defa oldu. Aslâ gerilemedi.
    25 - (Mevâhib-i ledünniyye)de, üçüncü maksadın ikinci faslı sonunda diyor ki: Abdullah ibni Ömer, Fahr-i kâinâttan daha kuvvetli bir pehlivân görmedim dedi. İbni İshak diyor ki, Mekkede Rügâne isminde meşhûr bir pehlivân vardı. Resûlullah ile şehir hâricinde, karşılaştı. (Yâ Rügâne! niçin müslüman olmuyorsun?) buyurdu. Peygamber olduğuna bir şâhidin var mı dedi. (Seninle güreş edelim. Sırtın yere gelirse, îman eder misin?) buyurdu. Evet îman ederim dedi. Daha, başlangıçta, Rügânenin sırtı yere gelince, şaşkına döndü. Bir yanlışlık oldu. Tekrar edelim dedi. Böylece, üç kere, sırt üstü yıkıldı. (Şevâhid-ün-nübüvve)nin üçüncü cüz'ü başında diyor ki, (Îman etmeye niyetim yok idi. Sırtımın yere geleceği hâtırımdan bile geçmemişti. Şimdi, kuvvetinin benden daha çok olduğuna şaştım ve çok beğendim diyerek, sürüsünün yarısını Resûlullaha hediye edip, ayrıldı. Resûlullah, sürü ile Mekkeye doğru giderken, Rügâne koşarak geldi ve:
    - Yâ Muhammed! Mekkeliler, bu sürüyü nerden buldun?derlerse, ne cevap verirsin dedi.
    - Rügâne hediye etti derim buyurdu.
    - Ne için hediye etti derlerse,
    - Onunla güreş ettik. Sırtını yere getirdim. Kuvvetimi beğendi de verdi derim.
    - Amân öyle söyleme! Şânım şerefim yok olur. Sözlerim hoşuna gitti de verdi desen iyi olur.
    - Hiç yalan söylememek için Rabbime söz verdim buyurdu.
    - Öyle ise, sürüyü geri alırım dedi.
    - Alırsan al! Rabbimin rızası için, bin sürü feda olsun buyurdu. Rügâne Resûlullahın bu îmanına, doğruluğuna âşık olup hemen (Kelime-i şehâdet) söyleyerek müslüman oldu.) Ebül-Esvedil-Cümehî isminde bir pehlivân daha vardı. Sığır derisi üstünde ayakta durup, on kuvvetli kimse, deriyi etrâfından çeker, deri parçalanır, yerinden hareket ettiremezlerdi. Bu da, beni yenersen îmana gelirim dedi. Güreşince, sırtı yere geldi. Fakat îman etmedi.
    26 - Çok cömert idi. Yüzlerle deve ve koyunlar bağışlar, kendisine birşey bırakmazdı. Nice katı kalbli kâfirler, bu ihsânlarını görerek îmana gelmişlerdir.
    27 - Kendisinden birşey istendikte yok dediği hiç işitilmedi. Var ise verir, yok ise sükût ederdi.
    28 - Allahü teâlâ, (iste vereyim) buyurmuşken, dünya servetini istemedi. Elenmiş buğday unu ekmeğini hiç yimedi. Hep elenmemiş arpa unu ekmeğini yirdi. Doyuncaya kadar yidiği görülmedi. Ekmeği katıksız olarak veya hurma ile, sirke ile, meyva ile, çorba ile veya zeytin yağına batırıp yirdi. Tavuk, tavşan, deve, ceylan, balık ve pastırma etleri ve peynir de yirdi. Etin kol tarafını severdi. Elleri ile tutup ısırarak yirdi. Bıçakla kesip yimek de câizdir. Ekseriyâ süt veya hurma yirdi. Evde iki üç ay yemek pişmeyip, ekmek yapılmayıp, yalnız hurma yediği aylar da olmuştur. İki üç gün birşey yimediği de olurdu. Vefât ettiği zaman, bir demir zırh ceketi, otuz kilo arpa için, bir yahudide rehin bırakılmış bulundu.
    29 - Bir yemeyi beğenmediği işitilmedi. Beğendiğini yir, beğenmediğini yimez ve birşey söylemezdi.
    30 - Günde bir kere yirdi. Bâzan sabah, bâzan akşam yirdi. Eve gelince (yiyecek var mı?) der, yok denirse, oruç tutardı.
    Yemeyi sofra bezi, tepsi, masa gibi birşey üstünde yimeyip, yere kor, diz çöker, bir şeye dayanmadan yirdi. Yemeye besmele okuyarak başlardı. Sağ eli ile yirdi.
    31 - Dokuz zevcesine ve birkaç hizmetçisine bâzan bir senelik arpa ve hurma ayırır, bundan fakirlere de sadaka verirdi.
    32 - Yemekler arasında koyun etini, et suyunu, kabağı, tatlıları, balı, hurmayı, sütü, kaymağı, karpuzu, kavunu, üzümü, hıyarı ve serin suyu severdi.
    33 - Suyu yavaş yavaş, besmele ile başlıyarak üç yudumda içer, sonunda (Elhamdülillah) der ve duâ ederdi.
    34 - Diğer Peygamberler gibi, zekât malı ve sadaka almazdı. Hediyeyi kabûl ederdi. Ekseriyâ karşılığını ziyâdesi ile verirdi.
    35 - Giymesi câiz olanlardan her bulduğunu giyerdi. Kalın kumaştan ihram şeklinde dikilmemiş şeylerle örtünür, peştemal sarınır, gömlek ve cübbe de giyerdi. Bunlar pamuktan, yünden veya kıldan dokunmuştu. Ekseriyâ beyaz, bâzan yeşil giyerdi. Dikilmiş elbise giydiği de olurdu. Cuma ve bayramlarda ve yabancı elçiler geldikte ve cenk zamanlarında kıymetli gömlekler, cübbeler giyerdi. Elbiselerinin renkleri ekseriyâ beyaz olurdu. Yeşil, kırmızı ve siyah olduğu da olurdu. Kollarını bileklerine kadar, mübârek ayaklarını baldırın yarısına kadar örterdi.
    İmâm-ı Tirmüzînin (Şemâil-i şerife) kitabında diyor ki, (Resûlullah, Kamîs, yâni gömlek giymeyi severdi. Gömleğinin kolları, bileklerine kadar uzundu. Gömleğinin kollarında ve yakasında düğme yoktu. Ayakkabısı deriden olup, bir tasması ve iki kubâlı vardı. Kubâl, bir ucu tasmaya, diğer ucu, ön uca dikilmiş kayıştır. İki parmak arasından geçmektedir. Elbise ve ayakkabı giymekte âdete uyulur. Âdetten ayrılmak, şöhrete sebep olur. Şöhretten kaçınmak lâzımdır. Mekkeye girdiği zamanda, mübârek başında siyah sarık sarılı idi).
    36 - Ekseriyâ beyaz, bâzan siyah tülbenti başına sarık olarak sarıp, ucunu bir karış kadar iki omuzu arasına sarkıtırdı. Sarığı çok büyük ve pek küçük olmayıp, üçbuçuk metre kadar uzundu. Sarığını takkesiz sarar, bâzan sarıksız fitilli takke giyerdi.
    37 - Arabistândaki âdete uyarak saçlarını kulaklarının yarısına kadar uzatır, fazlasını kestirirdi. Saçlarına yağ sürerdi. Yolculukta dahî şişe ile yağ götürürdü.Yağ sürdüğü zaman, başına önce tülbent kor, başlığını tülbentin üstüne giyerdi. Böylece, yağ sürdüğü dışardan belli olmazdı. Bâzan saçlarını uzatıp, iki ön yanına uzatırdı. Mekkeyi feth ettiği gün, böyle uzanmış iki saçı vardı.
    38 - Ellerine, başına, yüzüne misk veya başka kokular sürer, ud ağacı, kâfûrî ile buhurlanırdı.
    39 - Yatağı, içi hurma iplikleri ile dolu, dabağlanmış deriden idi. İçi yünle dolmuş bir yatak getirdiklerinde, kabûl etmedi ve (Yâ Âişe! Allaha yemin ederim ki, eğer istesem, Allahü teâlâ her yerde altın ve gümüş yığınlarını yanımda bulundurur) dedi. Bâzan hasır, tahta, döşek, yünden dokunmuş keçe veya kuru toprak üzerinde de yatardı.
    [İbni Âbidîn, orucu anlatmaya başlarken diyor ki, (Resûlullahın ve Ondan sonra dört halîfesinin devam üzere yaptıkları şeylere (Sünnet) denir. (Sünnet-i hüdâ)yı terk etmek mekruhtur. (Sünnet-i zâide)yi terk mekruh değildir).
    Abdülganî Nablüsî[1], (Hadîka) kitabında diyor ki, (Resûlullah, kendisinin ibâdet olarak yaptığı şeyleri terk edeni inkâr etmedi ise, yâni darılmadı ise, bu ibâdetlere (Sünnet-i hüdâ) denir. Bunları devamlı yaptı ise, (Sünnet-i müekkede) denir. Resûlullahın âdet olarak yaptığı şeylere (Sünnet-i zâide) veya (Müstehâb) denir. İyi işlere sağdan başlamak, sağ el ile yapmak, binâ yapmakta, yimekte, içmekte, oturmakta, kalkmakta, [yatmakta], elbisede, âletlerde yaptığı ve kullandığı şeyler böyledir. Bunları yapmamak ve un eleği, kaşık gibi (âdette bid'at) olan şeyleri, yâni sonradan ortaya çıkan âdetleri yapmak dalâlet olmaz. Günah olmaz.) [Nablüsî, 1143 [m. 1731] de Şâmda vefât etti.]Bundan anlaşılıyor ki, masada yimek, çatal, kaşık kullanmak, karyolada yatmak ve konferanslarda, mekteplerde ahlâk ve fen derslerinde, radyo, televizyon ve teyp kullanmak ve her çeşit nakil vâsıtalarına binmek, gözlük, hesap makinası gibi fen vâsıtalarından istifâde etmek câizdir. Çünkü bunlar, âdette bid'attirler. Sonradan meydana çıkan şeylere (Bid'at) denir. Âdette olan bid'atleri, yenilikleri haram işlemekte kullanmak haram olur.Namazda, ezanda ve câmideki vaaz ve hutbede radyo, hoparlör, teyp kullanmak husûsunda (Se'âdet-i Ebediyye) ve (İslâm Ahlâkı) kitaplarında geniş bilgi vardır. İbâdette bid'at yapmak, ufak değişiklik yapmak, çok büyük günah olur. Cihâd yapmak, hükûmetin, ordunun, düşmanlarla harp etmesi ibâdettir. Fakat, harbde her türlü fen vâsıtasını kullanmak bid'at olmaz. Aksine, çok sevap olur. Çünkü, harbde her çeşit fen vâsıtalarını kullanmak emrolundu. İbâdetlerde, emrolunan şeyleri yapmaya yardımcı olan yenilikleri yapmak lâzımdır.Yasak edilmiş şeyleri yapmaya yardımcı olan yenilikleri, değişiklikleri yapmak bid'at olur.Meselâ, ezan okumak için minâreye çıkmak lâzımdır. Çünkü, yüksekte okumak emrolundu. Fakat, ezanı hoparlör ile okumak bid'attir. Çünkü, âlet ile okumak emrolunmadı. İnsanın okuması emrolundu. Namaz vakitlerini bildirmek ve başka ibâdetleri yapmak için, çan çalmak, boru öttürmek gibi, müzik âletleri kullanılması da Resûlullah tarafından yasaklandı.]
    40 - Resûlullah, sakalını bir tutamdan fazla uzatmazdı. Fazlasını makasla kısaltırdı. [Bir tutam sakal uzatmak sünnettir.Sakal bırakması âdet olan yerde bulunanın bırakması vâcib olur.Bir tutamdan fazlasını kesmek de sünnettir. Bir tutamdan kısa yapmak bid'attir. Böyle kısa sakalı bir tutam uzatmak vâcibdir.Sakalı kazımak mekruhtur. Özrle kazımak câiz olur.]
    41 - Her gece mübârek gözlerine üç kere sürme çekerdi.
    42 - Evinde ayna, tarak, sürme kabı, misvak, makas, iğne, iplik eksik olmazdı. Yolculukta bunları berâber götürürdü.
    43 - Her işinde sağdan başlamayı, sağ eliyle yapmayı severdi. Yalnız, sol eliyle tahâretlenirdi.
    44 - Mümkün olduğu kadar, her işini tek sayıda yapardı.
    45 - Yatsıdan sonra, gece yarısına kadar uyuyup, sonra sabah namazına kadar ibâdet yapardı. Sağ yanına yatar, sağ elini yanağı altına kor, bazı sûreler okuyup uyurdu.
    46 - Tefe'ül ederdi. Yâni, ilk gördüğü, birden bire gördüğü şeyleri hayra yorardı. Hiçbir şeyi uğursuz saymazdı.
    47 - Üzüntülü zamanlarında sakalını tutar, düşünürdü.
    48 - Üzüldüğü zaman, hemen namaza başlardı. Namazın lezzeti, safâsı ile gammı giderdi.
    49 - Gıybet edenin, yâni başkasını çekiştirenin sözünü aslâ dinlemezdi.
    50 - Yürürken, yan tarafa ve arkasına bakmak Îcap etse, bütün bedeni ile dönüp bakardı. Yalnız başını çevirerek bakmazdı.

    TENBÎH: İslâm âlimleri, Peygamber efendimizin yaptığı yukarıda bildirilmiş olan şeyleri üçe ayırmışlardır. Birincisi, müslümanların da yapması lâzım olan şeylerdir.Bunlara (Sünnet) denir. İkincisi, Peygamberimize mahsûs olan şeylerdir. Bunları başkalarının yapması câiz değildir. Bunlara (Hasâis) denir. Üçüncüsü, âdete bağlı şeylerdir. Bunları her müslümanın bulunduğu yerin âdetine uyarak yapması lâzımdır. Âdete uymayarak yapılırsa fitne uyanır. Fitneyi uyandırmak haram olur.

    Kimseye bâkî değildir, mülk-i dünya, sîm-ü zer,
    Bir harap olmuş gönül, tâmîr etmektir hüner.
    Buna fânî dünya derler, durmayıp dâim döner, Âdem oğlu, bir fenerdir, âkıbet bir gün söner.



  2. 2
    Gülehasret
    Süper Moderatör

    --->: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in Güzel Ahlak ve Adetleri

    Reklam



    Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in Güzel Ahlak ve Adetler İle İlgili Bilgiler

    Allah cc Razı Olsun








  3. 3
    Ziyaretçi
    Allah razı olsun bilgi için...







+ Yorum Gönder
zeytine çatal batırmak,  zeytine neden çatal batırılmaz,  zeytine çatal batırmak günah mı,  zeytine catal batirmak,  zeytine çatal batırmak günah mıdır
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi