Turgut Özal'ı anıyoruz

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Özel Gün ve Geceler Bölümünden Turgut Özal'ı anıyoruz ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    elifizmir
    Özel Üye
    Reklam

    Turgut Özal'ı anıyoruz

    Reklam



    Turgut Özal'ı anıyoruz

    Forum Alev
    Turgut Özal'ı anıyoruz







    Anavatan Partisi kurucu genel başkanı, eski Başbakan, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, ölümünün 15. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor.


    Özal için Anıtmezar'da devlet töreni düzenleniyor. ANAVATAN İstanbul İl Başkanlığınca, öğle namazının ardından Eyüp Sultan Camisi'nde mevlit okutulacak.
    Parti genel merkezinde de Özal'ı anma programı düzenlenecek. Konferans Salonu'ndaki programda, ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumcu, Genel Başkan Yardımcısı Niyazi Kahveci, eski bakan Mehmet Keçeciler birer konuşma yapacak.
    Genel merkezdeki anma programına katılmaları için tüm il, ilçe ve belde teşkilatlarına çağrıda bulunuldu.
    Ayrıca, Özal'ın memleketi Malatya'da da parti il başkanlığı tarafından yarın, Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği tarafından da Ankara'da Kocatepe Camisi'nde 20 Nisan Pazar günü mevlit okutulacak.


    TURGUT ÖZAL


    Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 17 Nisan 1993 Cumartesi günü, Çankaya Köşkü'nde kalp krizi geçirerek Hacettepe Hastanesi'ne kaldırılmış, ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı.
    Malatya'da 1927 yılında doğan Turgut Özal, 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden (İTÜ) Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. Özal, 1952 yılında ABD'ye giderek ekonomi eğitimi aldı.
    Türkiye'ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcısı olan ve Türkiye'nin elektrifikasyonu ile ilgili projelerde çalışan Özal, 1961-1962 yılları arasında askerlik hizmetini Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyesi olarak yaptı. Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) kurulmasına katkıda bulunan Özal, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) ders de verdi.
    Bir süre Başbakanlık Teknik Uzmanlar Kurulu Üyesi olarak çalışan ve 1967-1971 yılları arasında DPT Müsteşarlığı görevini yürüten Özal, Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Para ve Kredi Kurulu, RCD Koordinasyon Kurulu ve AET Koordinasyon Kurulu başkanlıklarında bulundu.
    Dünya Bankası'nda 1971-1973 yılları arasında danışmanlık görevinde bulunan Özal, Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli sınai kuruluşlarda çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. Özal, aynı dönemde DPT Müsteşarlığı görevini de vekaleten yürüttü.
    Özal, 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükümete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı.
    Bu görevinden 1982 yılında istifa eden Özal, 1983 yılında Anavatan Partisi'ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin tek başına iktidara gelmesiyle Türkiye'nin 19. Başbakanı oldu.
    ANAP'ın 1987 seçimlerinde de başarılı bir sonuç alması üzerine, 1989 yılı sonbaharına kadar sürecek ikinci Özal hükümeti dönemi başladı.
    Özal, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in görev süresinin dolmasına az bir süre kala Cumhurbaşkanlığı'na aday olduğunu açıkladı. TBMM tarafından 31 Ekim 1989'da Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı olarak seçilen Özal, 9 Kasım 1989 tarihinde göreve başladı. Özal, Cumhurbaşkanlığı görevini, vefat ettiği 17 Nisan 1993 tarihine kadar sürdürdü.




  2. 2
    alicanavar
    Özel Üye

    --->: Turgut Özal'ı anıyoruz

    Reklam



    Anadolu’nun dağında taşında her karışında mührü bulunan Turgut Özal’ın Türk Milleti nazarındaki itibarı,itimadı ve sevgisi hiçbir anlatım ve ifade şekliyle söylenemeyecek kadar çoktur…
    İşbu sebepten Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu nasıl ki Gazi Mustafa Kemal ise mimarı da Turgut Özal'dır demek hiç de abartılı bir ifade değildir aslında…
    Şahsen bendeniz onu Üniversite yıllarından hatırlarım, İstanbul Üniversite'sinde okurken cumhurbaşakanı olarak görev yapmakta idi. Başabakanlığı döneminde gerçekten ne büyük işler yapmış, 1980 ihtilalinden sonra o döneme ne kadar da çabuk damgasını vurmuştu. Yurduna ve Milletine en iyi ve en verimli hizmeti siyasetle atılmakla gerçekleştirebileceğini düşünen Merhum Özal,bu isabetli kararında yanılmadığını Anavatan Partisi’ni kurarak,büyük bir çoğunluğun desteğiyle iktidar olarak 50 yılda bile yapılamayacak büyük işleri ve eşsiz hizmetleri sadece 8 yıla sığdırarak en güzel bir şekilde kanıtlamıştır…
    Sahne-i siyasette,çabuk parlayıp erken veda ve vefat eden Turgut Özal’ın icraatları da kendi yaptığı yağ gibi otobanlarda gaza basıp korumalarını bir hayli gerilerde bırakan arabası kadar hızlıydı…
    Türkiye’nin felce uğratılmış ekonomisini ivedilikle canlandırmaya yönelik acil ve hayati tedbirler almış,özenle seçtiği seçkin kurmaylarıyla,gecesini gündüzüne katan cansiperane bir çalışma azmiyle,Türk Milletinin o güne değin yabancısı olduğu özelleştirme,KDV,serbest piyasa vs. kısa sürede komada bulunan ekonomiyi ayağa kaldırmış ve ekonomiden umudunu kesen dost ve düşmanlara parmak ısırtmıştır…
    Ekonominin kısa sürede düzlüğe çıkarıması operesyonunu başarıyla gerçekleştiren Başbakan Özal,bundan büyük bir şevk ve cesaret alarak,yıllar yılı kabuğuna çekilmiş bir Türkiye'nin ufkunu açmış,iş adamlarımızı alışılmadık bir taktikle sık sık uçağına almak suretiyle dış gezilerinde beraberinde götürerek onların yabancı iş temsilcileriyle kaynaşmlarına ve ticari sınai faaliyetlerini azami seviyede geliştirmelerine önayak olmuş,Ülkemizin onurunu ve itibarını dünya
    ülkeleri nezdinde en üst seviyeye çıkarmıştır…
    Türkiye’de yıllardır gelişmenin ve kalkınmanın önünü tıkayan bürokratik engelleri eşsiz bir cesaretle ve kararlılıkla bertaraf etmesini bilmiş,teşebbüsün ve düşüncenin önüne konulan barikatları da en uygun zamanlama taktikleriyle temizleyerek,halkın rahat bir nefes almasını ve sermayesi olanların, paranın dini imanı olmadığına inanan ufku açık bir başbakan ve Cumhurbaşkanı sayesinde o birikimlerini akıllıca
    kullanarak gelir ve yüksek kar çıtalarını kısa zamanda yükseltmelerini sağlamıştır…
    Siyasi ve ekonomik alanda olduğu kadar dış siyasette de gereken ağırlığını koymuş,Bağımsızlıklarını yeni kazanmış Türki Cumhuriyetler için kendisinin bir Ağabey,Türkiye'nin de bir lokomotif olduğu imajı vermiş dost ve kardeş İslam Ülkeleriyle de dostane münasebetleri artırarak,İran gibi araya hep mesafe konulmuş bir kardeş ülke ve komşumuzla samimi ilişkiler en üst seviyelerde seyretmiştir…
    O dönemde ABD başkanı olan George Bush’un en müşkil anlarında ahizeyi kaldırıp Özal’a akıl danışması,Onun dünya siyasetinde ne denli bir ağırlığı ve etkinliği olduğunun en bariz bir isbatıdır…
    Özal’lı yıllarda esamisi okunmayan İMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlardan ve hatta ABD ve AB’den yardım istemek yerine ticaretimizi geliştirmemizi düşünüyordu,o ülkelerle ve ekonomik kuruluşlarla Turgut Özal,Bunun bir yardım istemek biçimi olmadığını tam aksine canlı bir ticaretle her iki tarafın menfaatlerinin korunup gelişeceğine inanıyordu,hakikaten de düşüncelerinin isabeti ve gerekliliği yeni yeni anlaşılan Turgut Özal…
    Çok kısa bir süre zarfında yaptığı icraatlara ve bıraktığı eserlere bakıldığında görülecektir ki hakikaten de Türkiye’nin nice yıllardır özlemini çektiği ve bir Hızır gibi beklediği bir siyaset ve ekonomi virtözüydü o…
    İlk defa kendisinin başlattığı “icraatın içinden”programlarıyla evlerimize konuk ettiğimiz büyüklerin gerçek babası,çocukların ton ton amcası Turgut Özal,herbiri bariz bir hakikat olan sözlerini teyit ve tasdik ettirmek babında havada tuttuğu şehadet parmağına,elinde hiç düşürmediği o meşhur kalemini de ekleyince,hakikaten de icra olmuş icraatlerini gösteren hayli yüksek bir işaret parmağı,yapılmışları,büyük hizmetleri ve halkına olan bağlılığını işaret ediyordu”Şahit ol Yarab”der gibi bir lisan-ı hal edasıyla…
    O aşığı olduğu ülkesine ve Aziz Milletine hizmetleri esnasında maruz kaldığı,gözlerinden kalbine pek çok ciddi sağlık problemine ve ameliyatlara,yorgunluğuna hiç aldırmadan yoğun işlerinin ve bilgisayarının başında sabahlayan,Anadolu’da ceplerine iliştirilmiş notları tek tek inceleyerek ve gecenin ilerlemiş saatlerinde bizzat telefonon başına geçerek,Sivaslı Çiftçi Mehmet Efendiyi arayan “Ben Başbakan Turgut Özal” deyince Köylünün alay ediliyor zannına kapılıp telefonu hışımla yüzüne kapaması neticesi “Ben bu gece bu vatandaşımla konuşacağım”kararlılığıyla Valiyi ve daire amirlerini devreye koyarak köylü muhatabıyla tekrar irtibat kuran,tanıştığı bilgisayar sevdalısı bir genci gene bir geceyarısı Cumhurbaşkanılığı köşküne getirten ve o gençle iki samimi arkadaş gibi sabaha kadar muhabbet edip onu çeşitli hediyelerle evine bıraktıran,Anadolu’daki bütün fabrikaların ve önemli önemsiz işletmelerin çalışma kapasitelerini istihdam gereksinimlerini ve stoklarını o fabrikaların müdürlerinden ve şeflerinden daha iyi bilerek onların hayretten ağızlarını açık bıraktıran Turgut Özal,Hakikaten Yüce Allah’ın Bu Millete bahşettiği ulvi bir Hediyesi lütuf ve ihsanıydı…
    Bazı bayram günlerini ve bir yılbaşını Ankara’da en yoksul vatandaşın evinde geçirecek kadar mütevazı,”Benim iki gömleğim var biri bayramlık biri idamlık”diyecek kadar,kararlı,vakur ve cesur “Ciddi hatalar yapmazsak şayet,21.yüzyıl Türklerin asrı olacaktır” diyecek kadar ileri görüşlü ve kendinden emin,”Seçimden önce zam yapacak kadar enayi değilim”diyecek kadar da samimi ve açık sözlü bir liderdi Turgut Özal…
    Öyle ki,bir zamanlar O’nun ülkemizin hep yararına ve hayrına matuf düşüncelerine şiddetle karşı çıkan ve onu her hal-ü karda üzen inciten hizmetlerini aksatmaya çalışan statükkocu ve bağnaz bir takım siyasi ve ticari hasımları yıllar sonra bugün onun ulvi düşünceleri etrafında toplanmaktan ve başka isimler altında onun uygulamalarını icra etmeye çalışmaktan başka çare bulamamışlardır!
    Kaldı ki O’nun birtakım ufki ve hayati düşünceleri yeni yeni anlaşılmaya çalışılmakta,özellikle ABD ve Avrupa’da Özal’ın parlak fikirleri her platformda ilgi ve itibar görmektedir…Bazı dış gözlemciler Onun gizli saklı kalmış yönlerini büyük bir hırsla özveriyle ve titizlikle araştırmaya koyulmaktadır…
    Umarım Millet olarak Büyük değerlerimizi ve ve büyüklerimizi onların kaybından sonra anlamak zaafından kurtuluruz artık…
    Maalesef o zamanlarda ölüm haberini Atatürk Öğrenci yurdunda öğrendiğim zaman yakın bir akrabamı kaybetmiş birisi gibi hissettim kendimi. Ve cenazesi geçekten muhteşem bir kalabalıkla kaldırılmıştı. Sevenleri gerçekten çok fazla idi hala yeri doldurulamayacak kadar değerli bir devlet adamı idi.
    Allah nur içinde yatırsın, mekanı cennet olsun.








  3. 3
    alicanavar
    Özel Üye
    CUMHURBAŞKANLARI VE TBMM'YE TEŞEKKÜR KONUŞMALARI
    TURGUT ÖZAL9 Kasım 1989
    Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 31 Ekim 1989'da Cumhurbaşkanı seçildi. Ancak, Kenan Evren'in, Anayasa uyarınca 7 yıllık süresinin 9 Kasım 1989 tarihinde dolması nedeniyle, bu tarihte yemin ederek görevine başladı. Özal'ın, yemin ettikten sonra TBMM'de yaptığı teşekkür konuşması şöyle:

    Yüce Meclis’in Sayın Başkanı ve Değerli Üyeleri,
    Az önce ettiğim yemin ile, Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı olarak, bir kutsal görev bilfiil başlamış bulunuyorum.
    Benim naçiz şahsiyetime bu yüce makamı lâyık gördüğünüz için hepinize bir kere daha teşekkür eder, şükran duygularımı sunarım.
    Değerli Milletvekilleri,
    Türkiye’nin bugününe olduğu gibi, geleceğine de ışık tutacak, yön verecek en yüce heyet sizlersiniz.
    Ülkemizin geleceğinin ışıkları ise,yakın tarihimizde gizlidir. 20. Yüzyılın başlarından Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar Türkiye, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir tarih parçası yaşamıştır.
    Koskoca bir imparatorluk 4 yıllık bir savaştan sonra yıkılmıştır. Çöken imparatorluğun enkazı üzerinde mağlup gibi görünen bir millet, “düveli muazzama” denilen galip devletleri, Kurtuluş Savaşı ile mağlup etmiştir.
    Dünya tarihinde buna benzer bir olgu mevcut değildir. 66 yıl önce başta büyük Atatürk olmak üzere dönemin Yüce Meclisi, Cumhuriyet’i bu şartlar içinde kurmuşlardır. Onlardan bize kalan en büyük miras Cumhuriyet’dir. Cumhuriyet kurulduğunda, 13,5 milyondan ibaret nüfusumuz bugün 56 milyona geldi. Yüzyılın sonunda, nüfusumuz 65 milyonu geçecektir.
    Türkiye, hiçbir kuşku yoktur ki, 2000’li yılların başlarında Avrupa’nın büyük ülkeleri arasında olacaktır. Türkiyemiz, artık nüfusu fazla, halkı yoksul, kalkınmamış ülkeler arasından çıkmıştır. Önümüzdeki yakın dönemde görmeyi arzu ettiğimiz Türkiye, Avrupa Topluluğu içinde mümtaz yerini almış bir Türkiye’dir. Bu uğurda, ülkemiz bugüne kadar epey mesafe kat etmiştir.
    Ancak yapılanları yeterli görmememiz, milletlerarası yarışta hem ekonomik hem sosyal alanda ve nihayet demokrasiyi kökleştirmede ön sıralara gelmemiz esastır. Öte yanda, geniş bir kültür yelpazesine sahip, bir cihan imparatorluğunun yıkılışından doğan bu ülkenin, milli bir devlet halinde insanlarını kaynaştırması, birlikte tutması ve böylece güçlendirmesi en önemli hedefi olmalıdır.

    Sayın Milletvekilleri,
    21. Yüzyıla doğru giderken, üç büyük, üç temel hürriyeti geliştirmenin, sımsıkı korumanın uygar dünyanın önde gelen devletlerinden biri olmamızın vazgeçilmez şartı olduğunu görmeliyiz.
    Bu üç hürriyetten birincisi düşünce hürriyetidir.
    Düşünme kabiliyeti çeşitli yollarla engellenen, düşündüğünü söylemeyen, düşünceye saygıyı öğrenemeyen bir toplumun ilerlemesine imkan ve ihtimal yoktur. Bir toplumun bütünleşmesinin temel taşı her ferdin,her kurumun bir diğerinin düşüncesine saygı göstermesidir. Bu karşılıklı saygı zemini üzerinde, serbestçe tartışarak daha iyiyi, daha doğruyu ve daha güzeli üretmesidir. Eğer, düşünce hürriyeti, düşünceyi ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilinci oluşmazsa, işte o zaman kutuplaşmalar, kamplaşmalar, bölünme ve parçalanmalar da doğar. Şunu bütün inancımla huzurunuzda ifade etmek isterim:
    Milli birliğimizi korumanın vazgeçilmez gereği, düşünce hürriyeti, ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilincidir.
    İkinci hürriyet ise, evrensel kapsamda ve evrensel anlamda, insanın, insana duyduğu sevginin, saygının simgesi ve göstergesidir.
    Bu hürriyet de, evrensel anlamda din ve vicdan hürriyetidir.
    Laik ve demokratik olma iddiası ve iradesindeki gelişmiş ülkeler, bu hürriyete sımsıkı sarılabilmeyi başarmış ülkelerdir. Çünkü yalnızhuzurlu insan, dini ve vicdanı baskı altında tutulmayan insan, daha çok çalışma, daha çok kazanma ve kendi vicdani inançları içinde mutlu yaşama istek ve kabiliyetine sahiptir.
    Laikliğin temel bir gereği vardır: Din ve vicdan hürriyeti
    Din ve vicdan hürriyetinin de tek bir güvencesi vardır:Laiklik.
    Bu iki temel kavram birbirlerinin varlık nedenidir. Ve her biri bir diğerinin koruyucusudur.
    Ve üçüncü büyük hürriyet: Teşebbüs hürriyetidir.
    Uygar bir rekabet ortamı içinde insanların daha çok çalışma, daha çok kazanma isteklerinin önüne engel konulmamalıdır. Asla yasakçılığa sapmamak, devlet müdahaleciliğini şartların el verdiği oranda, asgari seviyede tutmak kalkınmanın ilk ve temel gereğidir. Eğer, ferdin iş kurma, teşebbüse girişme, daha çok çalışıp, daha çok üretip, daha çok kazanma hevesi engellenirse bir milletin kalkınmasına imkan var mıdır?
    Ama fert, bu amaçlar yönünde, devlet , bürokrasi ve toplum tarafından desteklenirse, bir millet elbette ki, hızla kalkınacaktır. Derin inancım odur ki, Batı’nın gelişmiş ülkelerine ekonomik alanda bir an önce yetişmemizin ana motoru, hızlandırıcı motoru, teşebbüs hürriyetidir.

    Sayın Milletvekilleri,
    21. Yüzyıla doğru yol aldığımız şu dönemde dünya hızla değişmektedir. Dünyanın çehresini değiştiren insanlığına uzayda, tıpta, eğitimde ve günlük yaşantısında yepyeni boyutlar açan asli unsur yüksek teknolojidir.
    Türkiye’miz, behemahal dünyayı değiştiren bu yüksek teknoloji çağını yakalamalıdır. Bu gelişmenin içinde yer alabilmek, ancak sözünü ettiğim bu üç hürriyeti benimsemek ile mümkündür. Nitekim, bunun en güzel örneğini, yaşadığımız son yıllarda en katı doktriner sistemlerin değişmesinde görüyoruz. Bu üç hürriyetin vazgeçilmezliğini evrensel boyutta idrak edilmesinde görüyoruz.

    Sayın Milletvekilleri,
    Dünyanın her köşesinde bugün değişiklik rüzgarları esmektedir. Demokratikleşme ve serbestleşme Doğu Avrupa’yı sarsmaktadır. Avrupa Entegrasyonu yeni boyutlar kazanmaktadır. Uzak Doğu, Japonya’nın etrafında yeni bir ekonomik güç odağı oluşturmaktadır. Bu gelişmeler karşısında, Kuzey Amerika’nın iki büyük devleti; de imkanlarını birleştirme zorunluluğunu hissetmişlerdir.
    Süratle değişen bu dünyada bizim için değişmeyen tek şey, Ulu Önder Atatürk’ün vazettiği “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesidir. Bu ilkeye sadakatle bağlı olan Türkiye, bütün dünya ülkeleriyle ve özellikle komşularıyla daima işbirliğine ve dostluk bağlarına dayalı ilişkiler sürdürmeyi kendine şiar edinmiştir. Egemenlik ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı, içişlerine karışmama ve anlaşmazlıklarını barışçı yollarla çözümlenmesi, bu ilişkilerin temelini teşkil etmiştir.
    Jeopolitik önemini her zaman koruyacak olan Türkiye, yeni yüzyılın eşiğinden teknolojik gelişmelerin dünyamıza getirdiği değişik boyut ve şartlarda aktif dış politikasının özellikle sürdürmek zorundadır. Ülkemiz, Cumhuriyet ile birlikte hedeflediği yönde kararlılıkla ilerlemektedir. Dünyanın değişen şartları ne olursa olsun, kendi kaderine tayin etmek gücüne artık daha fazla sahiptir.

    Sayın Milletvekilleri,
    Ekonomik ve teknolojik gelişme iradesinin altında bir başka irade daha olmak zorundadır. Bu irade de, her milletin olduğu gibi Türk milletinin de kendisini müdafaa etmek kabiliyetinin artırılmasıdır. Amaç, ülkemizin kendisini savaştan koruyacak bir caydırıcı güç edinmesidir. Bu caydırıcı gücün önemli bir asası da yüksek teknolojiye dayanan Savunma Sanayiidir. Silahlı Kuvvetlerimizi güçlü kılma, Savunma Sanayiimize çağdaş boyutlar getirme, dün olduğu gibi bundan böyle de milli bir hedef olmalıdır.

    Sayın Milletvekilleri,
    Mutlu geleceğimiz için, önce yüce Parlamentomuzun benimsemesi, sonra da bütün toplumumuza adım adım benimsetilmesi gereken son derece önemli gördüğüm bir kavram var:
    Bu kavram da: Hoşgörüdür, Toleransdır.
    Bu alanda esas görev Yüce Heyetinize düşmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk halkı adına, demokrasi kuralları içinde Türkiye’yi yöneten en yüce makamdır. Ama konunun bir başka boyutu daha var:
    Bir zamanların siyasi deyimi ve siyasi gerçeği ile , “çatıda kavga başlayınca”, bu kavganın dalga dalga bütün toplumumuza yayıldığını biliyorsunuz. Çatıdaki kavganın, fert ve millet olarak bizlere nelere mal olduğunu gördük, yaşardık. Kavgasız Türkiye kavramı, kavgalı bir Türkiye’den çeşitli çıkarlar uman dış ve iç düşmanlara karşı en sağlam kalemizdir.
    Yüce Meclis’in rehberliğinde, hoşgörü kavramının, tolerans kavramının, akılcı her gelişmeyi hemen benimseyen Türk milletinden kabul göreceği muhakkaktır.
    Dünyanın gelişmiş demokratik ve uygar ülkeleri arasında yer almaya azmetmiş bir Türkiye’nin gündemine behemehal şu konu da gelmelidir: İnsan hakları... Bir gerçeği huzurunuzda bir kez daha vurgulamak isterim; Devlet de, kalkınma da, iktisadi gelişme de tek bir amaç taşır:
    İnsanın, insanca, özgürce, refah ve mutluluk içinde yaşaması.
    İnsandan daha mübarek, ne bir mahluk, ne bir kurum ne de bir doktrin vardır.
    Türkiye’miz öylesine çalkantılı 10 yıllık dönemler geçirmiştir ki, Batı dünyasının gözünde, Türkiye’de bir insan hakları meselesi varolduğu tartışılmaktadır. İnsan haklarının ne olup ne olmadığını, en gelişmiş batı ülkelerinin dahi çözebildiğine inandığımı söyleyemeyeceğim. Batının tablosu, bizim için hiçbir zaman bir gerekçe, bir mazeret olmamalıdır. Fakat demokrasiyi tam anlamıyla yerleştirme sürecindeki Türkiye’miz,insan haklarını da evrensel boyutta yerleştirme gayret içinde olmalıdır. Bu amaçla, bu Yüce Meclis’te artık İnsan Hakları Daimi Komisyonu kurulmalıdır.
    Çok önemli bir hususa da değinmek isterim. Çağdaş dünya ile eş düzeyde yaşama iradesini beyan etmiş Türkiye’miz, artık bir hukuk reformu yapmak durumundadır. Bununla adaletin hızla yerine gelmesi asğlanmış olacaktır. Çünkü, “Adalet Mülkün Temelidir.

    Sayın Milletvekilleri,
    Mutlu geleceğimiz için üzerinde durmamız gereken önemli bir diğer konu da çevre korumasıdır. Çevre koruması,; önce insanlığın ortak değerlerinin korunmasıdır, doğal dengenin genç kuşaklara miras bırakılmasıdır. Evlatlarımızın, torunlarımızın, gelecek nesillerimizin, Allah’ın bize lütfu olan u doğal zenginlikler içinde yaşama hakkını korumaktır.
    Bütün bunların yanı sıra korunan bir çevre, korunan bir doğa; hızla yozlaşan, doğal erozyona uğrayan, çevresi sürekli kirlenen bir dünyada bizim için ayrı bir itibardır. Ve nihayet şunu huzurunuzda ifade etmek isterim:
    Doğal zenginlik ve temiz çevre açısından Avrupa’nın en şanslı ülkesi olan Türkiye’mizin çevre koruması yolunda insanlığa ve kendisine karşı vecibeleri vardır. Bu vecibeleri yerine getirmek için kurulmuş bulunun ÇEVRE KORUMA GEÇİCİ KOMİSYONU’nun daimi bir komisyon haline dönüştürülmesi yerinde olacaktır.

    Sayın Milletvekilleri,
    Türkiye’nin parlak geleceği için sosyal hayatımızda, siyasi hayatımızda, iş hayatımızda kadınlarımıza çok daha geniş imkanlar tanıma zarureti vardır. Türk toplumunun ana direğ ailedir. Türk ailesinin orta direği ise kadındır, anadır.
    Bu bakımdan Türk milletinin temel direği olan aileye çok büyük önem vermek zorundayız. Yavrularımızı ve gençlerimizi Türk örf-adet ve gelenekleri içinde çağdaş bir insan gibi düşünmeye yöneltecek olan, önce aile terbiyesidir.

    Sayın Milletvekilleri,
    Biz çocukları severiz. Biz gençleri severiz. Biz insanı severiz. Bu milli hasletimizin hepimize getirdiği ortak vazifeler vardır. Gençlerimiz çeşitli gruplar arasında sevgi v saygının, insani ilişkilerde uygar ve insancıl davranışların hakim olduğu bir toplum yaratmaları yönünde eğitmeliyiz.
    Milli bütünlüğümüzün tartışma konusu dahi yapılmaması gereğini anlatmalıyız. Türk ergin insanına, Türk anasına, aile babalarına düşen görev, kendisini kontrol etme kabiliyetine sahip, ölçülü ve seviyeli bir nesil yetiştirmektir. Eğitim sistemimizde sayısal sorunların yanı sıra, kalite meselesini de ele almalıyız.

    Yüce Meclisin Değerli Üyeleri,
    Gelişen Türkiye’mizin, yükselen maddi gücümüzün, ekonomik gücümüzün şu iki temel konuya destek olması gerektiği inancındayım. Öncelikle eğitimde kaliteyi yükseltmek... Sonra da tüm toplumu kapsayacak bir sağlık sigortasını oluşturmak. BÜYÜK MİLLETİM’E Son söz olarak yüce heyetinize şunu ifade etmek istiyorum:

    Sayın Milletvekilleri,
    Canım pahasına da olsa yeminime sadık kalacağım.
    Tarafsız kalacağıma dair yemin ettim ama ben taraf tutacağım.
    Neyin tarafını tutacağım?
    Atatürk ilke ve inkılâplarının tarafını tutmaya devam edeceğim;
    Anayasal kuruluşlarımıza destek olmaya devam edeceğim;
    Türkiye’mizin yakın vadede Avrupa Topluluğu’nun en seçkin üyelerinden biri olmasının tarafını tutacağım;
    Cumhurbaşkanlığı Makamını, her türlü iç siyaset sorunlarının üstünde tutacağım;
    Ama halkımın içinde, mütevazı bir vatandaş olarak, halkımla birlikte yaşayarak.
    Ve nihayet sözlerimi şu idrak içerisinde bitirmek istiyorum; Bu sımsıcak milletin, bu güçlü ülkenin ve bu büyük Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı olmak, benim için şereflerin en büyüğüdür. NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!

    Arkadaşlar kırmızı yazıyla belirlediğim yerleri lütfen biraz daha dikkatli okuyalım lütfen.....







  4. 4
    alicanavar
    Özel Üye
    SAMANYOLU TELEVİZYONU BİR DÖNEME IŞIK TUTUYOR
    Ölüm yıldönümünde ÖZAL belgeseli
    Türkiye'nin gördüğü en sıra dışı devlet adamlarından biriydi Cumhurbaşkanı Turgut Özal.

    Başbakanlığı, cumhurbaşkanlığı döneminde bazen alışılmışın dışında direksiyona geçerek arabasını kullandı, bazen çarşı pazar dolaşarak vatandaşın arasına katıldı.

    Türkiye'nin önünü görmesini sağlayan 24 Ocak paketini hazırladı. Türk Ceza Kanunu'nun tabu olarak görülen 141., 142. ve 163. maddelerini kaldırdı. 12 Eylül'ün ardından ülkenin istikrara kavuşması için çalıştı... Samanyolu Belgesel ekibinin bir buçuk yılda hazırladığı, 'Yeni Türkiye'nin Mimarı-Turgut Özal' belgeseli, Özal'ın 15. ölüm yıldönümünde bu akşamdan itibaren ekrana geliyor. Özal ile birlikte çalışmış 40 ismin görüşleri doğrultusunda hazırlanan ve sunuculuğunu gazeteci Mehmet Barlas'ın üstlendiği belgeselde, merhum Turgut Özal'ın hayatı mercek altına alınıyor. 40'ar dakikalık 12 bölümden oluşan ve salı günleri yayınlanacak belgeselde; "Turgut Özal kimdi, neler yapmıştı? Gerçekleştiremedikleri var mıydı? Cumhurbaşkanlığı konusunda niçin ısrarcı olmuştu? Üniversiteden tanıştıkları Demirel ile neden ters düşmüştü? Öldü mü, öldürüldü mü?" gibi sorulara cevap aranıyor.

    TURGUT ÖZAL BELGESELİNİN İLK BÖLÜMÜ BU AKŞAM SAAT 23.00 TE SAMANYOLU TELEVİZYONUNDA

    BELGESELİN GALASINA CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL İLE BİRLİKTE ÇOK SAYIDA DAVETLİ KATILMIŞTI



  5. 5
    elifizmir
    Özel Üye




    Özal'ın mevlidine binlerce kişi katıldı










    8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümünün 15. yıldönümü nedeniyle Ankara'da okutulan mevlide binlerce kişi katıldı.
    Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği, 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal'ı vefatının 15. yıldönümünde dualarla anmak için mevlid okuttu. Kocatepe Camii'nde düzenlenen program için polis ekipleri, saatler öncesinden yoğun güvenlik tedbiri aldı. Provokasyon ihtimaline karşı cami ve avluya girmek isteyenler arama noktalarında didik didik arandı.
    Mevlid için Türkiye'nin dört bir tarafından ve özellikle merhum Özal'ın memleketi Malatya'dan gelen binlerce kişi Kocatepe Camii ve çevresini doldurdu. Sevenleri Turgut Özal için dua okudu, merhumu rahmetle bir kere daha andı.



+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi