Hicri yılbaşı ve hicret

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Özel Gün ve Geceler Bölümünden Hicri yılbaşı ve hicret ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    mumsema
    Özel Üye
    Reklam

    Hicri yılbaşı ve hicret

    Reklam



    Hicri yılbaşı ve hicret

    Forum Alev
    Rabbimiz, Bakara Suresi Ayet.219.da mealen şöyle buyurmaktadır: *** Muhakkak iman edenler, Hicret edenler ve Allah yolunda Cihad edenler, işte onlar, Allahın Rahmetini umabilirler...***

    Peygamber Efendimiz (sav) mealen şöyle buyuruyor: ** Memleketler, Allahın memleketleridir. Kullar da Allahın kullarıdır. Nerede hayır bulursan oraya yerleş. (İbni Kesir.) **

    Mana olarak Hicret: Bir yerden başka bir yere göç etmek, Bir Memleketten başka bir memlekete gitmek anlamlarını taşır. Peygamber efendimizin (sav) Günümüzden 1427.yıl öncesi. Miladi 622 yılında İslam davası ugruna vatanı olan MEKKE den ayrılıp, Medineye gitme hadisesidir HİCRET...

    Hicret hadisesi: olumsuzluklardan, Çirkinliklerden, kötülüklerden ve kötü olanlardan Allaha sıgınıştır, Allaha kaçıştırr, Allaha iltica ediş hadisesidir. Hicret Asiligi, İsyanı ve Tugyanı terk etme olayıdır. Müslümanların İnsan olma şuuruyla, bilinciyle İmanlarının geregini yaşayabilmek için kendilerine müsait bir mekan, müsait bir zemin aramaya hazırlık çalışmasıdır HİCRET. Hicret aynı zamanda Bu gibi çalışmaları yapan ya da yapmış olan bir CEMAATA dahil olma hadisesidir...

    Tarih boyunca yer yüzünde kurulan büyük devlet ve İmparatorlukların temelinde bakılacak olursa hep HİCRET olayı vardır. Hicret hadisesi; hiç bir zaman batıla boyun egilmemesi gerekliliginin ortaya konuşudur bir bakıma. Yoksa kesinlikle rahatım ve huzurum bozulmasın, eziyet ve işkencelere ugramayayım gibi düşüncelerin neticesi olarak Cihaddan kaçma degil, aksine Hicret Cihad la iç içe olma hadisesidir...

    İnanan insan başkalarına göre, el aleme göre, birilerine ve kimilerine göre kendini ayarlayan bir şahsiyyet yapısına sahip olan kişi degildir. Müslüman sadece Rabbinin istediklerini yapabilmek için Hicret eder. Peygamber Efendimiz (sav) bir Hadisinde mealen şöyle buyurmaktadır: ** En faziletli HİCRET Rabbinin kerih � kötü gördügü şeyleri terk etmektir...Süneni Nesai **

    İnanıyoruz ki; Hicret hem kalp, gönül, hem de kalıp yani beden iledir. İnanan insan kalbini, gönlünü boş ve yanlış fikir ve düşüncelerden hicret ettirir öncelikle. Bedenini de kalıp yani Beden komutanının emrine vererek, batıldan, kötülüklerden, çirkinliklerden hicret ettirir. İnanan insan tabiidir ki en çok yaratnını sevmek durumundadır...

    Rabbimiz Bakara Suresi ayet.165.te mealen şöyle buyuruyor: *** İman edenlere gelince, onlar en çok Allahı severler...*** Hicret Tevhid anlayışının incelik ve saflıgını muhafaza edebilmek için yapılan Allahın rızasına uygun olan bir İbadet şeklidir diye inanıyoruz... Hicret aynı zamanda İnanan insanların, kafirlerle uyuşmayı, kaynaşmayı ve her hallerine hoş görülü olmayı terk etme halidir...

    Hicret hadisesi Yaratıcının himayesine sıgınma olayıdır. Hicret içi boş mazeretler uydurarak oyalanma hareketinden uzaklaşma olayıdır. Hicret kişinin kendi kendisini, İlahi olan hesaba hazırlaması olayıdır. Hicret hesap şuurunu düşünme ve ona göre kendi kendisine yol çizme hareketidir. Hicret sürekli ve devamlı olan bir mücadele şeklidir. Kafirlerin yer yüzünde bulundugu müddetçe Müslüman topluluga Hicret hadisesi devamlılık arz edecektir...

    İnanıyoruz ki; Bütün yer yüzü Allahındır. Allah teala katında en çok sevilen husus ise kulların yalnız kendisine İbadet ettikleri yerdir. Hicretin gerçek sebebi bilinmelidir ki; Allaha kulluk hadisesidir. Bu sebepten bizler her türlü mazeretleri, acizlik ve zayıflık bahanelerini bir kenara bırakıp her şeyimizle İslama hicret etmek mecburiyetindeyiz. Mal, mülk, makam, mevki ve her türlü dünya nigmetleri geçicidir. En önemli olanı ise Allahın rızasını kazanmaktır ve baki olan da budur diye inanıyoruz...

    İnanıyorum ki; her Müslüman bir Hicret adamı olmak zorundadır. Müslüman her zaman içinde bir Hicret sızısı duymak zorundadır. Müslümanın çilesi hicrettir. Çilenin bittigi yerde tabir caizse Medine İslam dvleti başlar. Aslında Müslümanın her İbadeti bir Hicret hükmündedir. Yani Müslüman İbadet anında da Hicret le iç içedir. Mesela Namaz Miraçtır. Yani bulundugu yerlerden Allaha hicreti.

    Oruç İbadeti, Bedenin eşya dan hicreti gibidir. Zekat İbadeti malın maldan hicreti durumundadır. Hacc en belirgin Hicret yani sanki tamamıyle dünya nimetlerinden kopuş gibi... Say, Safa dan Merve ye, Merve den Safa ya İnanan insan her haliyle Yaradana yaklaşma çabasında. Yani hep o ulvi gaye gayelerin gayesi Allah rızasına Nail olma gayreti. İnşaalah aradıgımıza kavuşuruz...

    Şurası bilinmelidirki; Kıyamete kadar nesh edilmeden- degiştirilmeden baki kalacak tek ve son DİN olan İslam Dini, HİCRET hadisesi ile � DEVLET � olmaya dogru ilk adımlarını atmıştır. Peygamber efendimiz ve ilk Müslümanlar; dogdukları topraklar olan Mekke de kendilerine ve dinlerine tanınmayan hayat hakkını HİCRET ederek Medine de bulmuşlar, burada çogalıp, güçlenip kuvvetlenerek Mekkeyi ve Arabistan yarımadasındaki bir çok beldeleri fethetmişlerdir.

    İslam dininin günden güne yayılması üzerine şaşkına dönen Mekkeli müşrikler Müslümanları her yönden kuşatmaya almışlar adeta hayat hakkı tanımaz hale gelmişlerdir. Mekkeli müşriklerin her geçen gün artan düşmanlık ve zulümlerine ragmen Müslümanların sayısı gittikçe artmaktaydı.

    Peygamber efendimiz (sav) HAK dini, insanlara duyurmaya ve ögretmeye sabır ve yumuşaklıkla devam ediyor, karşılaştıgı herkesi, Allahü Tealaya İman etmelerini, kendinin Allahın Rasulü oldugunu, putlara tapmaktan vaz geçilmesini anlatıyordu. Bu durum mevcut düzene ve çevre şartlarına karşı yepyeni bir düşünce şekliydi.

    Sonu Allaha dayanmayan düzenlere karşı ALLAH NİZAMI. Putperestlige, insan perestlige karşı Tevhid bayragının dalgalandırılışı hadisesi. Allahı emirleri dışında her şeyi inkar etme hadisesi. Ve bunun sonunda yani her şeyi inkardan sonra ALLAHI TASDİK etme fazileti...

    İşte Müslümanlar inandıgı dini Mekkede tatbik sahasına koyamadıgı bu davasını, bu inancını, HİCRET ederek tatbik sahasına koymak istiyordu. Gidecegi yer neresi olursa olsun, isterse bu yolun sonu ölüm olsun inandıgı idealler ugrunda Müslümanlar Peygamber Efendimizin (sav) emrinde bütün batıl sistemleri yıkıp, şer düzenlerini yerle bir edip İslam dininin TEVHİD akidesini terleştirmek için HİCRET etmeliydi ve öyle de oldu.

    Bu yolda tabiidirki her Müslüman fedakar olmalıydı. Her Müslüman örnek şahsiyyet olmalıydı. O Müslümanların gösterdikleri büyük gayret kendilerinden sonra ki gelecek nesle misal teşkil etmeliydi. Nitekim de öyle oldu. Çünkü böylesi büyük davalar; hele hele sonunda mükafatı CENNET olan bir dava bedava ve rahat kazanılmazdı.

    SAADET ASRI nın müslümanları bu bilinci taşıyor ve bu şuuru idrak içinde olan bir yapının elemanı idiler çünkü onların egiticisi, mübelligi Peygamber Efendimiz (sav) idi... Bir Müslüman bilirki eger şartlar zorlanırsa yani o beldede Din emniyeti, can enniyeti, mal emniyeti, nesil emniyeti ve akıl emniyeti gibi insnların yaşaması, hayatını insan gibi sürdürmesini gerektiren sebepler ortadan kalkarsa artık o belde; O İnsan için yaşanmaz hale gelmiş demektir.

    Eger Müslümanlar kendileri için Dini hayatın yani İnsan gibi yaşantının yani Şeri emniyetlerin zora girdigi ana şahit olursa, En kısa zamanda daha iyi şartlarda arayış içereisine girilmeli ve ZİLLET içerisinde bir hayat yaşamaktansa o bölgeyi en kısa zamanda terk ederek daha degişik bölgelerde daha degişik ülkelerde arayış içerisine girerek o bölgelere hicret etmenin akıllıca bir hareket oldugunu düşünüyoruz...

    Müzzemil suresi. Ayet.10. da mealen şöyle buyurulmaktadır: *** Onlardan güzel bir şekilde ayrıl...*** Yani müşriklere iyi davranmakla birlikte, Mümkün olursa her üç şekilde de onlardan ayrılmamız istenmektedir yani İslam düşmanları ile: Bedeni, kalbi ve lisani yollarla aramızdaki irtibatı kesecegiz.

    Yalnız bütün insanlıga olan davetimiz ebedi oldugu için o insanlardan ayrılırken dahi temkinli, itidallı ve güzel bir şekilde ayrılmamız ögütlenmektedir. Allah (cc) İnsanı yeryüzünün halifesi mevkiine getirirken onu şirke ve küfre dayanan bir hayatı İslama dönüştürme göreviyle de mükellef tutmuştur.

    Bu İLAHİ vazifeyi yerine getirirken Dininin şerefini ön plana alan Bir Müslüman: İslam dininin kendisine verdigi İZZET ve Şerefi asla göz ardı etmemelidir. Mekke Müslümanları, İslam dinini hür bir vasatta yaşayabilmek maksadıyla her türlü dünyevi endişeleri- korkuları, çekinceleri bir kenara atarak Allahın ve onun Rasulünün sevdası ugruna Medineye HİCRET etmişlerdir. Hicret onlar için bir İMTİHAN olmuştur.

    İmtihanlarında samimi olup olmadıklarının bir göstergesi. Ama onlar İmanlarında samimi olduklarını hayatlarında bilfiil HİCRET eylemine katılarak icabında En çok sevilenlerden, Anadan � Babadan ve bütün yakın bilinenlerden geçerek isbat etmişlerdir. Ve bu halleriylede Kuranı Kerimde övgüyle bahsedilir mutlu ve mesud, bahtiyar insanlardan olmuşlardır Hicret edenler...

    Hicretin en güzel anlamlarından biriside günahlardan ayrılık manasıdır. Denilebilirki; İslam Dininde asıl HİCRET: İnsanın Sıratı müstakimden ayagının kaymasına vesile olacak günahlardan, kötülüklerden, şer düşüncelerden, şehvetlerden, hasılı İslam dininin HARAM olarak
    adlandırdıgı bütün hadiselerden uzaklaşma hususudur.

    Bütün kötülükleri terk etmek o günahlara bir daha yaklaşmamak Allahın yapma dedigi her yasaga uzak durmak ve tabiidir ki o işleri hayatından atamayanlara da uzak kalmak, el, dil ve kalbimizle defedemedigimiz kötülüklerin, çirkinliklerin bari gözümüz de görmesin diyerek yanına yaklaşmamak ta, Tabiidir ki; güzel bir HİCRETTİR diye inanıyorum...

    Müslüman bütün bu olumsuzlıkları hayatından silerek HARAM düşüncelere ayarlı bir toplum yapısından Ben Rabbimin istedigi bir kul olmam lâzım düşüncesiyle o mekandan kopması, o insanlardan ayrı kalması, Haram işlenen mekanlara girmemesi ve kendisini koruma yollarını seçmesi de güzel bir HİCRETTİR...

    Yalnız HİCRET etmeden önce yapılabildigi kadarıyla mücadele edilmeli. Tabir caizse zoru görünce kaçan bir yapıya sahip olunmamalı, davasında korkak ve ödlek olmamalı. İslam DAVASINI davaların en üstünü olarak kabul eden insanların öncelikle en güzel mücadelelerini bulundukları yerlerde vermeleri de Peygamberi bir düsturdur, yoldur, metod ve tabiiki en güzel bir usüldür...

    Yani zoru görünce hemen bulundugumuz yerden kaçmayacagız. İçinde bulundugumuz konumumuz, SAFLARIMIZ, Cephelerimiz belirlendi ise cepheden, bulundugumuz mekandan ve faziletli davamızdan kolay yolu tercih edip kaçmayacagız. Zoru görünce hemen ricat - kaçış yolunu seçmeyecegiz.

    İçinde yaşadıgımız zaman diliminde biliyoruzki; cahili düzenler ve İlahi Nizama sırt çeviren rejimler dimdik ayaktalar. İmanımızın geregi olarak düşüncelerimizin ameli sahaya yansıması, Cahili deger yargılarının hakim oldugu toplum yapısında çatışmayı beraberinde getirecegi için, Mecburen inanç sahiplerinin dünya görüşleri dogrultusunda hareketlerini tanzim etmesi gerekir.

    Müslümanlar İnançlarına uygun bir hayat tarzını yaşamak ugruna davasına sahip çıkma zorunlulugunu bilen insanlardır. Taguti güçlerle mücadeleye girmeden kendi mekanlardan çok çabuk bir kaçış şekli de Hicretle ifade edilemez diye inanıyorum.

    O bölgede Müslümana yakışan Toplumları - cemiyeti İslam Dinine davet etmenin en güzel mücadele şekliyle mücadele etmemiz her yollar denendikten sonra o mekanda kalmamız büyük bir tehlike arz ediyorsa, * ARZ ALLAHINDIR * hükmü geregince bulundugumuz yerden inancımızı yaşayabilecegimiz başka bir yere göç etmemiz hiç bir şekilde kınanamaz, ayıplanamaz. Tabiiki hakir görülemez...

    Bilakis Onurlu ve Haysiyetli bir hareket olarak, İnsanlık haysiyetine zarar vermeyecek böyle bir hareketi yaşayanlara da saygı duymamız icabeder diye düşünüyorum. İnsanlar varlıklarını bulundukları mekanlarda devam ettiremeyeceklerini anladıkları anda mecburen HİCRET etmek zorunda kalırlar. Kurtuluşu bu yolda aramakta ayrıca bir fazilet örnegidir...

    Tarihte bunun çok örneklerini okuyoruz. Mesela, Mevlana Celaleddini Rumi diye bildigimiz büyük düşünürümüzün, Ailesiyle Anadoluya HİCRETİ Mogolların saldırısı sebebiyle olmuştur. Binlerce kilometre ötelere yerleşmeleri azılı zalimlerin, şiddetli zulümlerinden dolayı gerçekleşmiştir.

    Hicretin belli bir zamanının olmadıgına inanıyoruz şu varki; Eger insanlar inançlarını inandıkları şekilde yaşayamıyorlarsa HİCRET hadisesi her zaman gündemde olmuştur. Zamanımızda da nice nice mücadeleci İslam Alimleri, Nice İslam mütefekkirleri hep bu mecburiyetlerden dolayı dogup büyüdükleri ülkelerden uzakta yaşamaktadırlar.

    Ayrıca ifade etmek gerekirse; Senelerdir Ülkemizde bir BAŞÖRTÜSÜ zulmü yaşanıyor. Örtüsüyle okuyamayan ve hali vakti yerinde olan gençlerimiz genelde Avusturya, Almanya, Fransa, İtalya,İngiltere gibi Avrupa devletlerinde tahsillerine devam edebiliyorlar. Ya da Kanada ve Amerika gibi daha uzak ülkelerde tahsil şansını arıyorlar. Ya buna gücü yetmeyenler...

    Gönlümüzün arzu ettigi husus şudur ki; İnsanlık haysiyetini ön planda ele alalım. Herkes İNANÇLARINI, inandıgı gibi hayatına tatbik etsin. Kimse kimsenin inancına DİNİNE karışmasın. Allah (cc) İnsanı en güzel ve en ŞEREFLİ bir şekilde yaratmıştır. Bu şerefi, Bu onuru, Bu haysiyeti, Bu özelligi, Bu güzelligi devam ettirelim.

    Kimse kimseye zulüm ve baskı uygulamasın. Fazla bir şey istemiyoruz; İnsanca yaşayalım. Gerekiyorsa İnsanca ölelim. Ama İtikadımıza, İnancımıza, haysiyetimize, kişiligimize dokundurmayalım, dışardan müdahale ettirmeyelim. Hiç kimseye zulüm etmeyelim. Hiç bir şekilde zulme ortak olmayalım. Elimizden geldigi kadar da zulüm yapanlara engel olma ERDEMİNİ, meziyetini, karakterini gösterebilelim...

    İnanıyorum ki Müslüman şahsiyyet kendine, kendisinden daha yakın olan Rabbına kavuşmak için bu Hicret Pınarında yıkanan, temizlenen, Hicretle Nurlanan, parlayan, ışıldayan bir yapıya sahip olmaktadır. Aslında Hicret Asrı saadetten önce de olan yani daha önceki Peygamberlerin hayatında da görülen bir büyük hadisedir...

    Bir fark var ki onlar asıl ve esas Hicretin müjdecisi sembolleridir. Mesela İbrahim aleyhiselamın Arabistan yolculugu, Yusuf Aleyhiselamın Mısır yolculugu, Musa AleyhiselamınSina yolculugu sanki gelecekteki en büyük Hicreti sembolize eden müjdeci Hicretlerdir bir bakıma...

    Rabbimiz, Enfal Suresi, Ayet.72.de mealen şöyle buyuruyor: *** Dogrusu inanıp HİCRET edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla CİHAD edenler ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirinin dostudurlar...***

    Unutmayalım firasetle bakan her İnanan insan, her Müslüman görür ki, her an Mekkeden Medineye Hicret devam ediyor. Ne var ki bizler işin farkında olamadıgımız için ya da layık olamadıgımız için bir türlü Medinemize ulaşamıyoruz. Medinemize ulaşma gayelerimize erme Dualarımızla Hicri Yıl başınızı gönülden ve en içten duygularımla tebrik ediyorum.
    Dualarımız o dur ki; İnşaallah her arzumuza kavuşuruz...

    Allahım. Bizi Kitabın Kuranı Kerimden koparma. Bizi Kuran nurundan ve Kuran hikmetinden mahrum eyleme. Hayatımızı Kuran hikmeti ve hükümleri ile yoğur. Ellerimizi, ayaklarımızı, gözlerimizi, kulaklarımızı, ağzımızı, kalbimizi, ruhumuzu, duygularımızı, nefsimizi Kuranın feyzi, bereketi, nuru ve eşsiz hikmeti ile şekillendir ya Rabbi...

    Bize İslamiyeti ve İslamiyete layık doğruluğu nasip eyle. Kulaklarımızı, gönlümüzü, ruhumuzu Kuranın vahyine aç. Kalbimizi Peygamber efendimizin (sav) sünneti seniyyesi ile olgunlaştır. Bizi hakka yönlendir, Bizi Sana yönlendir, Bizi Senin rızana yönlendir. Bizi Senin Rahmetine yönlendir. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi sadece senin rızana uygun olan Hicrete yönlendir. Sen her şeye kadirsin Allahım... Amin...




  2. 2
    Sevinç
    Bayan Üye

    --->: hicri yılbaşı ve hicret

    Reklam





    Hicri Takvimi Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir.

    Medine'de İslam devletinin kurulmasından Hz. Ömer (r.a.) devrine kadar müslümanlar bazı önemli olayları tarih başlangıcı kabul edip buna göre zamanlarını tayin etmekteydiler. Mesela; Fil olayı, ficar savaşı, zelzele yılı, veda haccı yılı ve bazı önemli zatların ölümü gibi olaylar tarih başlangıcı olarak kabul edilmekteydi. Ancak bu, zaman zaman karışık bir durum arzediyordu. Hz. Ömer (r.a) bu karışıklığı gidermek amacıyla konuyu diğer sahabelerle istişare etti. Bu sırada meydana gelen olay bunun gerekliliğini bir kat daha arttırdı. Yemen Valisi Ya'la b. Ümeyye Hz. Ömer (r.a)'a gün, ay ve yılı belli olmayan bir mektup gönderir. Aynı şekilde yılı belli olmayan vadesi Şaban ayı, diye kaydedilen bir senet Basra Valisi Ebu Musa el-Eşari'ye getirilir. Sözkonusu senette geçen şaban kelimesinin, bu yıla mı, geçen yıla mı, yoksa gelecek yıla mı ait olduğu meselesi kesin olarak anlaşılmayınca bu tarih ve sened ihtilafa sebeb oldu ve konunun önemini ortaya çıkardı. Sahabiler meseleyi görüşerek tarih başlangıcı konusunda İran, Yunan vb. gibi ülkelerin takvimlerini benimseme tekliflerini ileri sürdüler. Ancak bu teklifler kabul görmeyince Hz. Ali (r.a) takvimin hicretin başlangıç olması gerektiğini ileri sürdü. Onun bu görüşü derhal benimsendi. Hz. Peygamber (s.a.s), rebiülevvel ayında hicret etmişti. Ancak kameri yıl muharrem ayı ile başladığından tarih iki ay sekiz gün geri alınıp Hicri takvimin başlangıcı 23 Temmuz 622 olarak tesbit edildi.




    Miladi ve Rumi tarihler gibi on iki ay esasına dayanan hicri yıl muharrem ayı ile başlar ve zilhicce ile sona erer. Hicri (kameri) aylar şunlardır: Muharrem, safer, rebiülevvel, rebiülâhir, cemâzielevvel, cemâzielâhir, recep, şaban, ramazan, şevvâl, zilkade, zilhicce

    Hicri takvim hicreti esas alır. Günümüzde kullanılan miladi takvim ise Hz. İsa'nın doğumunu 'tarih başlangıcı olarak esas almaktadır.

    Bu vesileyle tüm mü'minlerin hicreti kutlu,yeni yılı mutlu,huzurlu ve hayırlı olsun inşallah.








  3. 3
    mumsema
    Özel Üye
    Hicretten Alınacak Dersler
    Hicret, alelade bir göç değildir. Hicret'in gayesi müslümanca yaşamak, Allah'ın kanunlarını ikame etmektir. Hicret, ruhun bu kanunlarla terbiyesidir. Hicret, ilahi yaşam kavgasıdır.
    Hicret böyle önemli olduğu içindir ki, Hz.Ömer (r.a.), onu İslam takviminin (hicri takvim) başlangıcı yapmıştır. Mekke'nin fethi bile takvim başlangıcı olarak alınmamış, Hicret olayı resmi takvim olarak kabul edilmiştir. Çünkü Hz.Ömer (r.a.)'in ifadesi ile Hicret, Hakk ile batıl'ı birbirinden ayırmıştır. Allah Rasulünün hayat programı şu üç kelimeyle özetlenebilir İman, Hicret, Cihad.
    Allah (c.c.) bu konuda şöyle buyuruyor :
    "İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıranlar, yardım edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Mağfiret ve uçsuz bucaksız rızık da onlarındır." (Enfal-74)
    "İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır." (Tevbe - 20)
    Müesseseleşmenin Kaynağı Olarak Hicret :
    Hicret; kutsal İslam davasının hedefe giden yolunda bir dönüm noktasıdır. Hicret, İslam dayanışma ve kardeşliğinin ruhudur. Hicret, devleti doğurmuştur. İlk İslam Anayasası, hicretten sonra ortaya çıkmış; İslam'ın ticari, iktisadi, zirai ve ekonomik hayata dair esasları, ilk uygulamalarını hicretten sonra göstermiştir. İlk İslam çarşı-pazarı, bu dönemde kurulmuştur. Cemaate açık İslam mabedi (Kuba ve Mescid-i Nebi), hicretle beraber ve hicretten hemen sonra bina olunmuştur. Zekat, oruç gibi ibadetler hicretten sonra farz kılınmıştır.
    Fedakârlık Kaynağı Olarak Hicret :
    Hicret, imanın maddeye sağladığı tarihi zaferin simgesidir. Hicret; Allah rızası için; anadan, babadan, yardan, maldan, mülkten hatta candan vazgeçişin, ibretli kıssasıdır. Hz.Ali'yi düşününüz ki, Nebiyy-i Muhterem (s.a.v.) hicret yolculuğuna kolayca çıkabilmesi için O'nun yatağına girip yatmış, böylece Kureyşlileri aldatmıştı. Dışarıdan bakıldığında Peygamberimizin yatakta yattığı sanılıyordu. Sabaha kadar çıkmadığı görülünce sabahleyin muhtemelen o yatakta ve orada yatan kişi öldürücü darbelere hedef olabilecekti. Hz.Ali (r.a.) bunu biliyordu ve canından vazgeçmişti. Çünkü hicret, canından bile vazgeçişin adıydı. Bunun gibi Hz.Ebubekir de, hem kendi canını hem de aile fertlerinin canını fedayı göze almıştı. Çünkü hicret yoluna gittiği anlaşılınca, Ebubekir'in evine muhtemelen baskın yapılacak ve aile fertleri tartaklanacaktı, dövülecekti.
    Hicret ve Mukaddes Dava :
    Hicret, maldan-mülkten vazgeçiştir. Düşününüz ki, bir insan yüz yıllardan beri atalarının yurdundadır ve onların mirasçısıdır. Bağı, bahçesi, tarlası, evi vardır. Böyle birine "Haydi bütün varlığını terket de, filan yere gidelim!" deseniz, kolayca yola koyulmayacaktır. İşte hicrette dünyevi menfaat ve ilişkiler bertaraf edilerek, kutsal dava ön plana alınmış ve kutsal gaye için -fakirlik göze alınarak- mal-mülk terkedilmiştir. Muhacirler Medine'ye geldiklerinde sadece tek canları ve bir de o can içinde besleyip büyüttükleri davaları vardı.
    Ahde Vefa, Dostlukta Sadakât :
    Hicret, ahde vefadır. Sözde doğruluktur. Dostlukta sadakattir. Ensar... Dostlar dostu ensar, müteakip yıllarda, günlerde, aylarda, Hz.Peygamber (s.a.v.)'i ve öteki muhacirleri her çeşit tehlikeye karşı savunmuşlardır. Ensar ile muhacirun öylesine içten sağlarla kardeşleşmişlerdi ki, aslen Mekke'li olmayan Selmanü'l Fârisî gibi zevâtı, her iki taraf kendilerinden sayarak bağrına basıyordu.
    Hicret ve Devlet :
    Hicret devlettir. Rasulüllah Medine'ye geldikten sonra "Medine İslam Devleti" doğmuştur. İhtiyaca göre İlâhi yasalar vahy yoluyla Efendimiz'e bildirilmiş ve Sünnet-i Nebi, âyetleri tefsir etmiş, cemiyet hayatı tanzim olunmuştur.
    Hicret kanundur. Müslümanların birbirlerine karşı vazifeleri ve mütekabil sorumluluklarıyla Yahudilerle ilişkilerinde temel ölçüleri belirleyen ilk anayasa hicretten sonra teessüs etmiştir.
    Hicret ve İsar (Kardeşini Kendisine Tercih) :
    Hicret îsardır, kardeşini -kendisi ihtiyaçlı olsa dahi- kendisine tercih ediş, kendi ihtiyaçlarını gidermeyi bir yana bırakıp Müslüman kardeşinin ihtiyaçlarını karşılamaya öncelik veriştir.
    Suffe Mektebi'nin güzide talebelerinden Ebu Hureyre (r.a.) açlıktan zayıflayıp tahammülü kalmamış, durumunu Hz.Peygamber (s.a.v.)'e iletmişti. Efendimiz, Ebu Hureyre'yi doyurmaları için zevcelerine gönderdi. Fakat Hz.Peygamber'in evinde sudan başka ber şey yoktu. Misafir karnı doymadan ve bir şey yiyemeden geri dönüyordu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) meseleyi eshabına "Şu açı kim doyuracak?" diye iletti. Ebu Talha (r.a.) -bir an için fakirliğini unutarak- "ben" deyiverdi. Rasulüllah'ın şerefli misafirine sahip çıkmak isteği o zatı bu yola sürüklemişti. Eve gittiklerinde zevcesine "Haydi Rasulüllah'ın misafirini ağırla!" dedi. Kadın "Ancak çocukların yiyeceği kadar azık var, başka yok!" diyordu.
    Ebu Talha (r.a.) çocukları uyutmasını, ışığı yakıp onların yemeğini misafire hazırlaması söyledi. Kadın da öyle yaptı. Yemek sofra konuldu ve ışık söndürüldü. Ebu Talha ve hanımı yemek yer gibi yaptılar, aslında yemek yoktu. Fakat misafirin, kendisi yüzünden ev sahiplerinin aç kaldığını bilerek üzülmesine, incinmesine engel olmak istemişlerdi.
    Karı-koca aç gecelediler, çocukları da. Fakat misafirlerinin karnı doyurulmuş ve evin iç yüzü kendisine hissettirilmemişti. Sabah olup Rasulüllah'ın yanına geldiklerinde Ebu Talha (r.a.)'ya hitaben Efendimiz "bu gece Allah sana tebessüm etti, karı-koca olarak sizin güzel hareketlerinizi beğendi ve şöyle buyurdu : - "Ve (Ensar), kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi (göç eden yoksul kadeşlerini) kendi canlarına tercih ederler" (Haşr - 9)
    Hicret - İlim - İrfan - Mektep :
    Hicret mabeddir, cemaattir, rahmettir. Kuba Mescidi ve Mescid-i Nebi, hicretten hemen sonra bina olunmuştur. Ve o dönemde mescit her şeydir; ibadet yeridir, sohbet yeridir, va'z ü nasihat ve irşad yeridir. İstişâre yeridir, tefekür mekânı ve idare merkezidir.
    Hicret derstir, ilimdir, tedrisattır. İslam'ın ilk eğitim kurumu olan "Suffe Okulu" hicretten sonra Mescid-i Nebi'ye bitişik bir alana yapılmıştır. Burada ders gören ashabın öğretmeni Hz.Peygamber (s.a.v.)'di. Ayrıca muhacirler, Ensarın hocaları, Ensar ise muhacirlerin ilk zamanlarda talebeleri ve mali bakımdan destekleyicileri idi.
    Hicret - Edep - Nezaket :
    Hicret edeptir, hassasiyettir, nezaket ve ince duyguların lif lif örülüşüdür.
    Evden Sevr mağarasına gidilirken Hz.Ebubekir, Rasulüllah'ın bir önüne geçer bir ardına kalırdı. Efendimiz sebebini sorunca "Ya Resulüllah! Müşrikler arkamızdan takip ederler, diye aklıma geliyor, arkada kalıyorum. Pusuya yatmış önden saldırırlar diye aklıma geliyor, ileri geçiyorum" cevabını verir. Gece karanlığında mağaraya yaklaştıklarında Hz.Ebubekir (r.a.) önce girer, hergangi bir vahşi hayvana karşı ilk hedefin Rasulüllah olmasını istemez. Dostluğun, nezaketin, hassasiyetin, dava liderinin canı hesabına kendi canından geçişin böylesine bir örneğine tarihte rastlamak acaba mümkün müdür?
    Bedir arslanları, Uhud şehitleri, Hendek hesaplaşması, Büyük Fetih (Mekke), Huneyn çağrısı, Mute azmi ve Tebük ruhu bu derin hicret dayanışmasının meyveleridir.








  4. 4
    Zehra
    Üye
    Allah ikinizden de razı olsun

  5. 5
    -KehKeŞan-
    Yeni Üye
    Allah(c.c) razı olsun sizlerden. Şimdi bizlere deseler ki evinizi barkınızı terkedin davanız için kaçımız terkederiz.Beni bu konu hep düşündürmüştür. Bence çoğumuz terketmeyiz.İşte hiç kimsenin sahabeye yetişememesinin bir sebebi de budur mutlaka...

  6. 6
    Gülehasret
    Süper Moderatör
    HİCRİ YILBAŞI NASIL VE NE ZAMAN TESBİT EDİLDİ?

    İslâmî bir tarih başlangıcı tesbit edilirken Peygamberimiz Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicreti esas olarak alınmış ve yapılan müzakereler sonunda Muharrem ayı da bu yılın ilk ayı olarak kabul edilmiştir.
    Hz. Âdem'den sonra bazı vak'alar, o devrin insanları arasında bir başlangıç noktası olarak kabul edilip daha sonra zuhur eden hadiseler o vak'aya bağlanarak açıklanmaya çalışılmıştır. "Nûh tufanından şu kadar ay veya yıl sonra; Hz. İbrahim'in Nemrud'un ateşinden kurtulmasından şu kadar zaman sonra; Musa aleyhisselâmın Mısır'dan ayrılmasından şu kadar yıl sonra" diye zaman tesbiti ve vak'aların izahını yapmışlardır.
    Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın doğumunu tarihî bir mebde olarak kabul edip kendi aralarında bu noktaya bağlı olarak zaman ve tarih tesbiti ile meşgul olmuşlardır.
    Hiçbir hususta gayri müslimlerin işlerine özenmeyen ve onların hareketleri ile kendi davranışları arasında benzerlik bulunmamasına âzamî dikkat gösteren müslümanlar, tarih tesbitinde de onlardan farklı bir ölçü kullanmışlardır. Bu sebeple Peygamber (s.a.v.)'in doğumunu değil, İslâm dininin yayılıp yücelmesini tarih başlangıcı olarak kabul etmişlerdir.
    Evet, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in Medine'ye hicret etmesine kadar, müslümanlarca kabul edilmiş özel bir tarih başlagıcı yoktu. Resulullah (s.a.v.)'in Medinei tâhire'ye göç etmesinden sonra birçok hadiseyi buna bağlı olarak izaha çalışıyorlardı. "Hicretten şu kadar ay sonra" diye konuşuyorlar ve zamanla alâkalı muameleleri bu noktadan hareketle açıklıyorlardı. Bu tesbitlerde sadece ay ve günden bahsediliyor ve fakat yıl tabiri kullanılmıyordu. Meselâ, Bedir savaşının tarihini, hicretten 24 ay sonra diyerek tesbit ediyorlardı.
    Bu usul, Peygamber (s.a.v.)'in vefatına kadar böyle devam etti. Sîreti İbni Hişam ve benzeri eserlerde, Resulullah (s.a.v)'in on senelik Medine hayatında, hep ay hesabının kullanıldığını görüyoruz. Hz. Ebu Bekir'in halifelik zamanı ile Ömer (r.a.)'in halifeliğinin ilk dört yılı da bu minval üzere geçmişti. Genişleyen İslâm ülkelerinde tayin edilen valiler ile hilafet müessesesi arasında veya diğer devlet ricali ile yapılan yazışmalarda, gün ay ve yıl tesbit etmek suretiyle tarih kullanılması zarurî hale gelmişti. Bu hususu Hz. Ömer'e arz edenler de oluyordu. Bu lüzumu ilk olarak dile getiren Basra valisi Ebu Musa el-Eş'arî (r.a.) olmuş ve "Yâ emire'lmü'minîn!
    Tarafınızdan gönderilen bazı mektuplarda târih yazılmadığını görüyorum. Muamelâtın doğru yürütülebilmesi için tarih konulmasında fayda olduğuna inanıyorum" demiş idi.
    Hz. Ömer, bundan sonra yazdığı mektup veya resmi yazılarda tarih koymaya başladı ve kendisine mektup gönderenlere de bu hususu hatırlatır oldu. Bir defasında yıl belirtmek suretiyle tarihi konulmadan sadece "şaban" ayı zikredilen bir mahkeme ilâmı getirmişlerdi. Bu eksikliğe dikkat çeken Hz. Faruk "Bu, hangi senenin şabânıdır? Bu senenin mi, yoksa geçen yılın mı?" diye sorma zaruretini duymuştu. Bu gibi hâller, bir takım araştırma ve soruşturmalara zemin hazırlamaktaydı ve zaman zaman müzâkere mevzuu teşkil etmekteydi.
    Yemen vilayetinin mâlî işlerini yürütmekle vazifeli bulunan Yâ'lâ bin Ümeyye, hilafet makamına gönderdiği mektup ve resmi yazılarda yıl, ay ve gün belirtrmek suretiyle tarih kullanmaya ihtimam gösteriyordu. Bu usul, Halife Hz. Ömer'in çok hoşuna gitmiş ve bir tarih kabulüne kesin karar vermişti. Bu tarih? ^edei hangi hadiseye bağlanmalı ve o istikamette hareket etmeliydi? Bunda re'sen karar vermek istememiş ve müslümanlar arasında istişare yoluna gitmişti.
    Hicretin onaltıncı veya onyedinci yılında ashabın ileri gelenleri arasında bu mevzuu müzakereye açtı. Yapılan teklifler şahsa göre değişiyordu. Şöyle ki:
    a) Sâ'd bin Ebî Vakkas, Peygamber (s.a.v.)'in vefatının tarih mebdei olarak alınması teklifinde bulundu.
    b) Talha bin Ubeydillah, Resûl-i Ekrem'in peygamberlikle vazifelendirildiği zamanın tarih başlangıcı olarak alınması görüşünü ortaya attı.
    c) Hz. Ali, Allah Resulünün Medine'ye hicretinin esas alınması teklifinde bulundu.
    Yapılan teklifleri inceleyen şûrâ, Hz. Ali'nin hicretle ilgili teklifini ittifakla kabul etti. Meselenin esası hal yoluna girmiş ve işin teferruatı müzakereye açılmıştı. O da hangi ayın hicret yılının ilk ayı olması
    düşüncesiydi.
    Ashabtan Abdurrahman bin Avf, recep ayının alınması teklifinde bulundu. Talha bin Ubeydillah, mübarek bir zaman olan ramazan ayının ilk ay olarak kabul edilmesi teklifinde bulundu. Hz. Ali, ilk hicret eden kafilenin Muharrem ayında yola çıktıklarını söylemiş ve bu ayın yılın ilk ayı olarak kabulünün uygun olacağı fikrini müdafaa etmişti.
    Şûrâ, bu ciheti de müzakere sonunda Hz. Ali'nin teklifini uygun buldu ve ittifakla kabul etti.
    Müslümanların gerek tebrikleşme gerekse bazı mevzuları zamana bağlama hususunda ve bilhassa İslâmî bahislerde hicrî yılı esas olarak kabul etmelerini tavsiye eder ve yeni yıllarının hayırlı ve yümünlü olmasını niyaz ederiz.

+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi