Yavuz ve Midilli Kruvazörleri ...

+ Yorum Gönder
Tarihimiz ve Osmanlı Devleti Bölümünden Yavuz ve Midilli Kruvazörleri ... ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    rengigül
    Usta Üye
    Reklam

    Yavuz ve Midilli Kruvazörleri ...

    Reklam



    Yavuz ve Midilli Kruvazörleri ...

    Forum Alev
    Yavuz ve Midilli Kruvazörleri

    Adına en çok efsane anlatılan “Şanlı Yavuz” gemisi ve Midilli...

    Bu iki muharebe kruvazörü, Osmanlı halkının İngilizlere karşı öfkesinden yararlanarak birden bire ortaya çıkmışlar ve gelişleriyle bir çığır açmışlardır. Ama Doğu ve Ortadoğu da yaşayanlara şimdiye kadar hiçbir geminin pusulasında yer almamış ölçüde çok ölüm, sefalet ve felaket taşı*****. Gerçekten de bu gemiler, Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlı Devleti’nin katılmasına en büyük sebeptir. Tarafsızlığını ilan etmiş olan Osmanlı Devleti, daha ne olduğunu bile anlayamadan kendisini savaşın ortasında bulmuştur. Yine bu iki gemi sayesinde, denizlerde üstünlüğü ele geçirmiş olan İngiltere ve Fransa karşısında başarılar kaydedilmiştir. Bunda da en büyük etken Alman generallerinin kurnaz zekası olmuştur. Zaten bu kurnazlık değimli ki, İngilizlerin takibi altındaki gemileri İstanbul Boğazına kadar sokmayı başaran...

    GOEBEN VE BRESLAU’IN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI
    1900’lü yıllarda gemiler ulusların yazgılarını belirleyen en önemli unsurlar olmuşlardır. Uçakların henüz geliştirilemediği, kara yollarının yetersiz olduğu bir dönemde “Savaş gemileri” çok önemli bir konumdaydı. Adı türkülerde söylenen, resimleri köy kahvelerine kadar bütün evlerin duvarlarını süsleyen “Şanlı Yavuz”; genç , yaşlı, çoluk – çocuk tüm Türk milletinin tanıdığı, bildiği, hakkında efsaneleşmiş öyküler anlattığı bir savaş gemisidir.

    “Hamburg’da Blom – Und – Woss tezgahlarında yapılan, 1911 yılında denize indirilmiş olan, Goeben muharebe kruvazörü, 23 bin ton su çekiyor, 152 bin beygir gücünde itim türbin makineleri ile 28 mil sürat yapabiliyordu. Silahları, 10 tane 28cm’lik, 12 tane 15cm’lik, 12 tane 8cm’lik Krop topu ve sualtında, birkaç torpido kovanından oluşuyordu. Personeli binden fazla idi. Breslau hafif kruvazörü de, yine 1911 senesinde Stettin’de yapılmıştı . 4550 ton su çekiyor, kömür kazanlarından güç alan 25500 beygir gücünde türbin makineleri ile 27 mil sürat yapabiliyordu. Silahları 12 tane 10.5cm’lik Krop topuyla, birkaç torpidoydu”

    Akdeniz de görevlendirilen bu iki gemi, 1912 senesi ilkbaharında Wilhelmshoven limanından hareket etmişler, ortalama 21mil süratle, 8 günlük bir yolculuktan sonra, balkan harbinin Çataka muharebeleri sonucunda ilk kez İstanbul’a gelmişlerdi. Strateji bakımından bu gemilerin görevi, kuzey Afrikadan Fransa’ya kıta sevkini önlemekti, bir savaş durumunda, Pola’da Avusturya Donanması ile birleşeceklerdi. Özellikle İtalyan hükümeti tarafsızlığını ilan ettikten sonra, bu Alman Kruvazörleri güç durumda kaldılar.


    I. BÖLÜM
    1. AKDENİZ’DEKİ HAREKAT
    Haziran 1914 başlangıcında, Goeben Hayfa’da, Breslau, Arnavutluk tahtına seçilmiş olan Alman prenslerinden David’i desteklemek amacı ile, öteki büyük Avrupa Devletleri ile birlikte, Dranç limanında bulunuyordu. Avusturya veliahdının öldürülmesi ile siyasal durumun gerginleşmesi üzerine Goeben Pola limanına gitti. Orada görevini Moltke muharebe kruvazörüne devredecekti ancak şartlar elvermedi. Breslau ile Brindizi açıklarında buluştu, İtalya’nın Messina limanına girdi. Geoben Albay Akerman, Breslau ise Yarbay Kefler’in komutasında idi. Bu iki gemiye Amiral Souchan komuta ediyordu.



    Amiral Souchon ve Türk subaylar

    Amiral Souchan Messina Boğazından gizlice çıkarak, Korsika ile Sardunya
    arasındaki Bonifacio Boğazına yol verdi. Her an Fransa ile harbin başladığı haberini bekliyordu. Beklenen telsiz haberi geldi. Breslau Bon limanını, Goeben Philippeville limanını bombaladılar. Daha sonra iki gemi buluşarak Messina limanına yol verdiler. Messina’dan çıkışı ile Çanakkale Boğazı’na girinceye kadar yapılan harekatı Amiral Souchan kendi anılarında şöyle anlatmaktadır:

    "Messina’dan, Çanakkale’ye kadar gelecek zamanı hesap ettim. Düşman, kazanlarımızın durumunu, süratimizi ve seyahat hedefimizi bilmiyordu. İngiliz Amirali’ne bütün kuvvetini toplamak fırsatını vermek, benim için uygundu. Ancak, buna karşın bende kendisine bana tesadüf etme fırsatını vermemeliydim. Fransızları hesaba katmak hatırıma bile gelmiyordu. Dolunay vardı ve etraf gece olduğu halde çok güzel görülüyordu. Bu nedenle İngiliz Filotillası’nın gece yapacağı bir baskından korkmuyordum. Artık diğer görüşleri bir tarafa bıraktım. Buradan İngilizlerin arasına atlayıp geçecek ve izimi kayıp ettirerek buluşma noktasında kömürümü aldıktan sonra, hedefe yönelecektim.

    Hareket planım oldukça sade idi. Goeben 17.00’de 17 mil süratle hareket edecek ve Breslau’da, 5 mil süratle hareket edecek ve Breslau’da, 5 mil uzaktan Goeben’i takip edecekti. Amacım, düşmanı Adriyatik’e gideceğimi inandırmak ve gece rotayı değiştirerek, Mataban Burnu’na gitmek idi.

    İngilizler Goeben’i iyi tanıyorlardı ve bir süreden beri onun tüm hareketlerini izliyorlardı. Çünkü savaş başladığı zaman onun, Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya asker taşıyan Fransız nakliye gemilerine saldıracağından korkmaktaydılar. Gemi sayısı yönünden üstün oldukları halde, denizlerde egemenlik İngilizlerin elinde değildi. Bu yüzden de Fransızlar’a yardım etmek, Avusturyalıları Adriyatik’te kıstırmak ve Goeben’i bulup hücum etmek gibi birbirleriyle çelişen birçok görevin yerine getirilmesi gerekiyordu."

    İngilizler, Alman gemilerinin Adriyatik’e gideceğini zannederek ona göre tertibat almışlardı. İngiliz Amirali Milne, Amiral Troubridge komutasındaki bir filoyu Otranto Kanalına, Glauçester kruvazörünü de Messina güneyine göndermişti. Ancak Amiral Souchan Mataban Burnuna doğru kaçarken fark edildi ve Breslau ile Glauçester arasında açılan ateş sonunda ayrılmak zorunda kalan İngiliz kruvazörü Alman gemilerinin izini kaybetti.

    718 Ağustos gecesi donanmasıyla Malta’dan hareket eden İngiliz Amirali Milne, Alman gemilerinin peşine düştü. Üç günlük sürekli bir kovalamacadan sonra avını elden kaçırdı. Alman gemileri 10 Ağustos saat 17:17’de Boğazdan içeri girerek Çanakkale önüne demirlediği halde İngiliz Donanması ancak ertesi sabah Boğaz önüne gelebildi.

    4 Ağustos’ta Akdeniz’deki İngiliz Donanma Komutanı, Londra’daki Admiralty’ye şu işareti gönderdi.
    - İndomitable ve indefatigable Arz 37,4 Kuzey, Tul 7,56 Doğu noktasında Goeben ve Breslau’ı takip etmektediler.

    Admiralty bu şifreye cevap verdi:
    - Çok güzel, takibe devam edin. Savaş neredeyse çıkacak.

    O akşamüzeri iki İngiliz savaş gemisi, Goeben’in dümen suyundan ayrılmadı.

    Çanakkale Boğazı’nı zorlamak... Amiral Milne, Goeben’in Çanakkale Boğazı’na girişinden sonra kendisinin girmesine izin verilmeyince bunu kesin olarak düşünmüştü.

    ABD Büyük Elçisi Morgenthau anılarında şöyle yazar: “Bazı tesadüfleri şöyle düşündüm, Goeben ve Breslau’ı Çanakkale Boğazı’na kadar takip eden İngiliz ağır kruvazörleri içeri girselerdi uluslar arası kuralları bozmuş olurlardı. Tasavvur edelim ki, onlar Çanakkale Boğazı’nı zorla geçerek düşmanlarına Marmara Denizi’nde taarruz ettiler ve batırdılar. Onlar elbette böyle hareket edebilirlerdi, bugün bildiğimiz her şeye göre bu hareket doğru olurdu. Bu gemilerin tahrip edilmesinin Türkiye’nin savaşa girmesine engel olması muhtemeldi... Bu savaşı ve sorunlarını inceleyecek tarafsız bir tarihçi, bu Alman gemilerinin Çanakkale Boğazı’ndan geçişlerinin Türkiye’nin kaderini Almanya’nın kaderine bağladığını ve Türk imparatorluğu’nun akıbetini tayin ettiğini kabul edeceğine eminim.”



  2. 2
    rengigül
    Usta Üye

    --->: Yavuz ve Midilli Kruvazörleri ...

    Reklam



    2- SAVAŞ ÖNCESİ (AĞUSTOS – EYLÜL 1914)

    A. ALMANYA – TÜRKİYE SAVAŞ ANTLAŞMASI

    Türkiye o sırada hala tarafsız olduğunu ilan ettiği için İtilaf Devletleri Türkiye’yi Almanya ve Avusturya – Macaristan’dan oluşan iki ittifak devletleriyle birleşmeye itmemek için çok dikkat göstermek zorundaydılar. 1908 Temmuzu’nda Jön Türklerin darbesi sonunda Türkiye’deki siyasal iktidar, ittihat ve Terakki Partisi’ne ve özellikle de partinin başlıca iki lideri İçişleri Nazırı Talat Bey ile Harbiye Hazırı Enver Paşa’ya geçmişti. Jön Türkler’in çoğu darbelerden sonra Türkiye ile eski müttefiki İngiltere arasında güçlü bağlar gelişeceğini ummuşlardı.

    Ancak vaat edilen anayasal reform yapılmayınca İngilizler’de bir soğukluk baş göstedi. Buna karşılık Almanya, Türkiye’yi doğuya doğru yayılma amaçları için yararlı bir müttefik olarak gördü ve Jön Türklerin liderleri ve özellikle de bir zamanlar Berlin’de askeri ateşelik yapmış olan Enver Paşa ile güçlü bir yakınlık kurdu. Ancak, Türk ordusu üzerindeki İngiliz ve Alman etkisi kurnazca bir dengeye oturtulmuştu.

    “1912’de Tümamiral Arthur Limpus önderliğinde bir İngiliz denizcilik heyeti ve ertesi yılda General Otto Liman Von Sanders önderliğinde bir Alman askeri heyeti atandı. 2 Ağustos 1914’te Türkiye ile Almanya arasında, sadece Talat Paşa ve Enver Paşa ile Sadrazam ve Hariciye Nazırı Mehmed Said Halim Paşa’nın bildikleri bir gizli anlaşma imzalandı ve Rusya’dan yönelecek herhangi bir tehdide karşı Türklere Alman korunması sağlandı.” 8

    Gizli olarak yapılan bu Osmanlı – Alman İttifak Antlaşması barış yapılmasından sonra da resmen yayınlanmadı.

    B. İNGİLİZ TEZGAHLARINA ISMARLANAN GEMİLER

    O tarihlerde modern bir zırhlının çok büyük bir değer taşıdığı ve savaşın kaderini etkilediği unutulmamalıdır. Örneğin, Yavuz yalnız başına, Karadeniz Rus donanmasının ve Ege’deki müttefik donanmasının korkulu rüyası olmuş,

    Karadeniz’de deniz üstünlüğünün ele geçirilmesi onun sayesinde gerçekleştirilmişti. Üç yıl önce Averoff zırhlısının yine yalnız başına, Türk donanmasının başına, Türk donanmasının başına nasıl bir bela kesildiğini unutulmamıştı. İşte bu sebepten Donanma Cemiyeti kurulmuş ve İngiltere’ye gemi siparişi verilmişti.

    İki yıl önce bazı girişimcilerin gayretiyle kurulan Donanma Cemiyeti eliyle, fakir – zengin halkın katkısıyla toplanan paralar, altın olarak İngiliz hükümetine peşin yatırılmış ve İngiltere’ye büyük ve modern bir zırhlı ısmarlanmıştı: “Reşadiye”.. Brezilya’nın, aynı tersanede yaptırmakta olduğu bir zırhlıyı parası çıkışmadığından almaktan vazgeçmesiyle Reşadiye’ye ikinci bir gemi daha eklenmişti: “Sultan Osman”..

    İki gemi 7.500.000 İngiliz lirasına mal olmuştu. Para haktan toplandığı için Türk halkı kendisinin de bir katkısı olduğunu düşünüyor ve Yunanlıların “İdaho” ve “Mississipi” ile estirdikleri tehdit havasının kesinlikle ortadan kalkacağına inanıyordu. Oysa İngilizler una kulak tıkadılar ve gemilerin Kraliyet donanmasında daha çok işe yarayacağını düşünmeye başladılar.

    Winston Churchill “Büyük Savaş Tarihi” adlı kitabında üstü kapalı olarak aslında Türklerin Yunanistan’a değil, Rusya’ya saldırmayı tasarladığını söz konusu edecektir. Yani iki gemisine el konmadan önce, Türkiye, Rusya’ya saldırmayı tasarlıyordu. Bu tür planlar Churchill tarafından biliniyordu ve işin garip yanı bunları ondan başka bilen bir ikinci kişi de yoktu.”

    İngiltere, henüz hiçbir devletle harbe girmemiş olduğu halde, 14 Temmuz 1914 günü bu gemilere el koydu. Bu gemilere el konulması, gemilerin bedelinin büyük kısmını iane olarak bağışlamış bulunan halk arasında, İngiltere’ye karşı büyük bir tepki oluştu. Alman İmparatoru Wilhelm, İstanbul’daki Büyükelçisi Baran Von Wangenheim’in uyarıları ile, bu tepkiden yararlanmak istedi. Türkiye’ye sığınmış bulunan ve durumları çok kritik olan Goeben ve Breslau Osmanlı Devleti’ne hibe olarak verdiğini bildirdi. Kamuoyunda çok olumlu bir etki yapan bu bağış, Almanya – Türkiye ittifak Antlaşması’nda etkili oldu.

    C- GOEBEN VE BRESLAU İSTANBUL’DA

    Tüm bu olup bitenlerin yanında bir de Yunanlılar’ın ABD’den oldukça eski fakat deniz kuvvetlerinin en kuvvetlilerini teşkil eden ve Türkiye’de bunlara eş değerle bulunmayan iki zırhlı satın alınca İstanbul’un öfkesi çok kuvvetli oldu. Daha önce anlaşmalarla bağlı olan Sadrazam, Goeben ve Breslau’ın Osmanlı sularına girmelerine mani olamadı.

    “Karar alınır alınmaz, Fransa ve İngiltere Büyük Elçileri 9 Ağustos’ta Sait Halim’e protestoda bulundular ve bunu ertesi gün yenilediler. Fakat Baron de Wangenheim ustaca bir kurnazlık düşünmüştü. Sadrazam, iki Alman gemisinin Türkiye satıldıklarını, Sultan Selim ve Midilli adını aldıklarını, İstanbul’a gelir gelmez Amiral Limpus’un emrine gireceklerini bildirdi. Sadrazam, bunların Yunanistan’a baskı yapmak ve haksız olarak işgal ettikleri adaları geri almak amacıyla satın alındığını, Türkiye’nin Rusya, İngiltere ve Fransa hakkında hiçbir
    düşmanca düşüncesi olmadığını ilave ediyordu.”

    16 Ağustos 1914 günü Goeben gemisi “Yavuz Sultan Selim”, Breslau, “Midilli” adını alarak Türk bayrağı çektiler ve Alman mürettebat balarına birer kırmızı fes giydiler. Boğazlardan geçmek isteyen Fransız ve İngiliz ticaret gemileri durdurularak, Kilitbahir ve Çimenlik arasına demirletildiler. Böylece Osmanlı Savaş Gemileri Alman Amirali Souchon’un yönetimine teslim edildi. Bu tarihlerde, alman ordularının Doğu ve Batı Cephelerinde başarısızlığa uğraması, Almanların, Türkiye’yi biran önce harbe sürüklemek için, gittikçe artan ısrarlarına neden oluyordu.








  3. 3
    rengigül
    Usta Üye
    D- OSMANLI DONANMASI KARADENİZ’E ÇIKIYOR
    Amiral Souchan, 1 Ekim’de Başkumandanlığa bir rapor vererek, filonun eğitimi için toplu ve bir bütün halinde Karadeniz’e çıkarak keşif ve atış tatbikatı yapılmasının gerekli olduğunu bildirmiştir. Nihayet 25 Ekim 1914 günü, Başkumandan Enver Paşa tarafından Amiral Souchan’a atıyor talimi için Karadeniz’e çıkmaya izin verilmiştir. Karadeniz’de Türk – Alman filosunun Osmanlı’yı savaşa sokmak için kışkırtmaya çalıştığı gittikçe daha muhtemel

    görülüyordu.

    20 Eylül’de Breslau ve üç torpidobot İstanbul Boğazı’nı geçtiler. Amiral Souchan komutasındaki tüm filo, Marmara Denizi’nde yapılması mümkün olmayan atışları yapmak bahanesi ile gerçekte Rus savaş gemilerine rastlamak ümidi ile Anadolu’nun kuzey kıyısına gittiler.

    Daha önceden Çanakkale Boğazı komutanı alman Albayı Weber Paşa, boğazda her türlü deniz ulaşımını yasaklamış, Fransa ve İngiliz Büyük Elçileri bu olayı Sadrazama protesto etmişlerdi. Toplanan Osmanlı Bakanlar Kurulu ise eğer müttefik donanması uzaklaşıp Limni Adası’na doğru çekilirse, Çanakkale Boğazı’nı ticaret gemilerine açacağına söz vermişti. Fakat Alman subayları ve mürettebatı Türk sularında kaldıkça ve Türk donanmasını sevk ve idare ettiği sürece bu isteğin kabul edilmeyeceğini bildirmişlerdi. Rusya ve batılı müttefikleri tarafından silah ve cephane yardımı yapılamayacağı ve muhtaç olduğu buğday ve petrolü alamayacağı için çok zor durumda kalmıştı.

    “Bir yüzyıldan beri Boğazlar konusunda pek hassas olan Rusya, Akdeniz’e açılma fırsatını kaçırmıştı; şimdi elindeki tek liman, yılın yarısında buzlarla örtülü olan Arhangelsk ile cepheden 8.000 mil uzaklıktaki Viladivostok’tu. İhracat ve İthalatı adeta sıfıra inmişti. Bundan böyle müttefikleriyle bağlantıları da kesilmiş oluyordu.”

    Yavuz ve Midilli, Rusya’nın Sivastopol, Odesa ve Theodosia şehirlerini top ateşine tuttular.

    29 Ekim’de bir telsiz haberi Osmanlı bakanlarına, Karadeniz’de tatbikat yapan Türk - Alman Deniz Kuvvetlerine Rus filosunun alçakça taarruz ettiğini ve buna misilleme olarak bazı limanların bombalandığını haber vermişti. Karadeniz çatışması üzerine Amiral Suşan’dan Bahriye Nezareti’ne gönderilen 29 Ekim tarihli telsiz raporunun arkasına Cemal Paşa kendi el yazısı ile şunları yazmıştı:
    "...Karadeniz olayı için yarın basında resmi bir bildiri yayınlanması uygun olur. Herhalde Rusları en evvel saldırgan göstermek pekala olur. Ve yarın büyük devletlere Rusların bu harekatını protesto etmek üzere resmi yazı dahi gönderilmelidir. Yarın gene görüşürüz. Yine geri çevrilmek üzere Başkomutan Paşa hazretlerine takdim.” (AHMET CEMAL)

    Osmanlı devleti böylece ister istemez savaşın içine sürüklenmişti. Öç alma kızgınlığı içindeki Rusya, 4 Kasım’da savaş ilan etti. Bir gün sonra İngiltere ve Fransa da onu izlediler.

    II. BÖLÜM
    “Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi, iki yanın diplomatlarının da kazandıkları ilk zaferdi. Balkanlar sorunu artık çok daha nazikleşmişti. Burada yer alan devletler stratejik yönden büyük önem taşıyan toprakların ve değerli bir çok kaynağın sahibiydi. Bu yüzden aralarında tam bir dostluk kurulamıyordu. İkinci Balkan Savaşı’nın yarattığı gergin ve karışık politik durum hala kendini belli etmekteydi. Çarpışan çıkarlar ve dikkatle yönetilen kıskançlıklar sonunda Balkan Ülkeleri’nin, savaşanlardan irinin yanında hep birlikte yer almalarını
    imkansızlaştırmıştı. Her ülke kendi sınırlarını genişletmek istiyor, anlaşma yapmak için ağır şartlar ileri sürüyordu. Birinin isteklerini yerine getirmek, öbürlerinin çıkarlarını baltalamak demekti. Bu ülkelerle anlaşmaya varmak için yapılan her deneme, karmakarışık, yorucu ve dolambaçlı diplomatik ilişkilerle birlikte hile, entrika ve rüşvet gibi anlaşmazlıkları da gerektiriyordu.”

    Yavuz ve Midilli’nin 1914 – 1918 yılları arasındaki faaliyetleri de kısaca şöyledir:

    9 Şubat 1915
    Midilli’nin Yalta’yı bombardımanı
    10 Mayıs 1915
    9 Mayıs 1915 günü bir Rus kruvazörünün Ereğli’yi bombardıman ettiği haberi alındı. Yavuz derhal harekete hazırlandı ve saat 13.00’te Karadeniz’e çıktı. Rus kruvazörü kısa bir bombardımandan sonra Ereğli’den ayrıldığı için Rus gemilerine rastlamadı. Yavuz geceyi e Ereğli önlerinde geçirdi ve 10 Mayıs sabahı düşman gemilerinin Boğaz yakınlarında bulunduğu hakkında bir mesaj aldı. Derhal düşmanın rapor edildiği mevkie hareket etti. Saat 07;15’te beş Rus zırhlısını gördü. 1600m’den bu gemilere ateş açtı. Ruslar karşılıkta bulundular. Yavuz’a iki adet 30-5 cm’lik Rus mermisi isabet etti. Bunlardan biri 15cm’likbir topta hasar yaptı ise de, personel kaybı olmadı. Telsiz muharebatından diğer Türk gemilerinin de denizde olduğunu anlayan Ruslar ateşi keserek sahadan ayrıldılar ve Sivastopol’a döndüler. Ruslar çekildikten sonra Yavuz da Boğaz’a döndü.
    10 Aralık 1915
    Yavuz’un Batum’u bombardıman etmesi.
    8 Ocak 1916
    Yavuz – İmparatoriçe Marya muharebe gemisi arasında muharebe
    27 Şubat 1916
    Midilli’nin, Trabzon’a silah, mühimmat ve uçak bombası götürmesi.
    2 Mart 1916
    Rus filosunun Trabzon’u bombardıman etmesi.
    11 Mart 1916
    Midilli’nin Trabzon’a asker, silah ve mühimmat götürmesi
    4 Nisan 1916
    Midilli – İmparatoriçe Marya karşılaşması
    27 Nisan 1916
    Midilli asker ve cephane yüküyle Samsun’da
    4 Temmuz 1916
    Yavuz’un Tuopse’yi bombardıman etmesi.
    22 Temmuz 1916
    Midilli – Rus filosu muharebesi.
    27 Temmuz 1916
    Midilli için Almanya’dan 1916 modeli sekiz adet 150 mm’lik krupp topunun gelmesi.
    24 Haziran 1917
    Middili’nin Tuna ağzını mayınlaması.
    1 Eylül 1917
    Harpten sonra Yavuz, Midilli, 12 muhrip ve 12 denizaltının Türkiye’ye satılması hakkında Berlin’de bir sözleşmenin imzalanması.
    2 Kasım 1918
    Yavuz’un Türk bahriyesine devredilmesi. Alman deniz personelinin Korkovada vapuruyla Odesa’ya denizatlılarının Sivastopol’a gitmeleri.
    1. 1918 YILI OLAYLAR








  4. 4
    rengigül
    Usta Üye
    A. İMROZ BASKINI VE MİDİLLİ’NİN BATMASI
    Amiral Souchan, 30 Eylül 1917’e Kuzey Denizi 4. Kruvazör Filosu Komutanlığı’na atandı v eyerine Koramiral Von Rebeur Pashwitz gönderildi. “Çanakkale Kara muharebelerinin devamınca Türk Deniz Kuvvetleri Karadeniz’de de faaliyette bulunmak suretiyle, iki cephede çalışmıştır. Böyle de olmasa donanmamız, iki büyük denizci devletin Çanakkale önündeki filolarıyla karşılaşabilecek kudrette değildi. Şu hale göre yapılacak iş, müsait fırsatlar zuhurunda küçük taarruzi hareketlerde bulunmaktır.”


    Amiral Paschwitz, kendisinden önceki başarılı harekatı aratmamak için İmroz’a baskın düzenlemeyi düşündü. Yavuz, 14 Ocak 1918 günü, Zonguldak’a giderek kömürlerini doldurdu. 19 Ocak günü Marmara’da Prens Adaları’nın arkasında Yavuz, Midilli, Muaveneti Milliye, Numune-i Hamiyet, Basra ve Samsun muhripleri birleştiler e Çanakkale’ye hareket ettiler.

    Boğaz’a girilince sürat arttırıldı ve süratli hareket edemeyen muhripler Boğaz önünde bırakıldı. Boğazdan çıktıktan az sonra Yavuz iskele tarafından ir mayına çarptı ancak fazla hasara yol açmadı. Midilli önde Kefalo Burnu dönüldü ve Kuzu Limanı’nda bulunması umulan gemiler üzerine Midilli gönderildi. Yavuz’da Keflo’daki telsiz istasyonuna ateş açtı ve 2.000 tonluk nakliyeyi batırdı. Depo gemilerini tahrip etti. Midilli karadaki uçak ve telsiz istasyonlarını da tahrip ettikten sonra, iki gemi buluştu.

    Paschwitz’in planına göre; Yavuz, aşırtma atış ile Mondros Limanı’nı bombardıman ederken, Midilli kruvazörü de, limanın güney tarafında yer alacak ve çıkmak isteyecek düşman gemilerine ateş edecekti.

    Yavuz önde, Limni’ye yol verildi. Tigris ve Lizard İngiliz muhripleri, uzak mesafeden takip ediyorlardı. Midilli onlara ateş açtı ise de etkisi olmadı. İmroz uçak üssünden havalanan düşman uçakları görüldü. Yavuz’un uçak-savar toplarını kullanabilmesi için, Paschwitz, Midilli’ye pruvada yer almasını işaret etti. Midilli emri yerine getirirken sancak tarafında bir mayına çarptı.dümen ve makine kullanılamaz hale geldi e gemi hareket edemedi. Yavuz, yedeğine almak istedi ancak arada mayın olduğu görüldü.

    Bu sırada, Yavuz iskele tarafından bir mayına çarptı ve ustaca manevralar ile bu mayın tarlasından çıktı .Midilli ise, birinci mayının patlamasından sonra sular ve rüzgarın etkisiyle sürüklenerek ikinci mayına çarpı. Daha sonra üçüncü ve dördüncü mayınlar patladı ve beşinci bir mayını da çarpınca gemiyi terk emri erildi. Yavuz tehlikeli bölgeden uzaklaşmak için kuzeye yol verdi ve Midilli personelinin kurtarılması işini, Boğaz önlerinde bekleyen muhriplere bıraktı. Kurtulanlar 172 kişiden ibaretti. Geminin Türk subaylarından topçu subayı yüzbaşı Hüsamettin ve Çarkçı binbaşı Hüsamettin kendi arzuları ile gemide kalarak Midilli ile birlikte batmışlardı. Komutan Van Higel,ikinci komutan yarbay Hemayer de gemiyi terk etmemişlerdi. 475 kişi olan gemi mevcudundan yaklaşık 300’ü kaybolmuştu. Bunlar arasında 38 Türk subay ve eri vardı.

    B. YAVUZ NARA SIĞLIĞINDA
    Kilitbahir’i geçtikten sonra Nara sığlığı işaret şamandırasını mayın ağlarının şamandırası zanneden gemi komutanının emri ile sancağa gelen Yavuz, Nara sığlığına indirdi. Gemiyi kurtarmak için uğraşıldıysa da, yararı olmadı. Giresun nakliye gemisinin de yardım çabaları sonu vermeyince Yavuz’da bulunan Kurmay Başkanı Sıtkı Bey’in önerisiyle, İstanbul’dan Turgut Reis zırhlısı, Alemdar römorkörü ve İntibah mayın gemisi çağrıldı. Ancak bunlarda yararlı olmadı. Yavuz’un yanında bir kanal açtılar .altı gün süren çalışma neticesinde 26 Ocak 1918 günü öğleden sonra, Yavuz yerinden oynadı ve kanala düşerek sığlıktan kurtuldu.

    YAVUZ’UN SAVAŞ SONRASI DURUMU
    “Mondros Mütarekesinden (30 Ekim 1918) sonra Osmanlı donanmasının öteki gemileriyle birlikte müsadere edildi. Uzun süre Tuzla’da yatan “Yavuz” Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Bebek, Büyükada v son olarak da İzmit’e çekildi ve eğitim gemisi olarak kullanıldı. 1925 – 30 arasında büyük çapta onarım gördü, donanma komutanının gemisi olarak yeniden sefere çıktı ve 1950’de kadro dışı olana değin bu amaçla kullanıldı. 1950’den sonra Gölcük yakınındaki Kavaklı’ya çekilen Yavuz, 7 Haziran 1973’te Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’na devredilerek Seymen mevkine çekildi ve parçalandı.

    “Yavuz’un pervanelerinden biri ile muharebe yedek idare mevkii ve on beşlik toplarından biri de Beşiktaş’taki deniz Müzesine getirilmiş ve direği de Heybeliada’daki Deniz Harp Okulu rıhtımına dikilmiştir. Sökülen koca Yavuz’dan kalan son parçalardan yapılan bir küçük Maket de 1976 yılında Türkiye’ye gelen Alman Savunma Bakanına armağan edildi.


    YAVUZ GEMİSİ NİTELİKLERİ



    Tipi : Muharebe Kruvazörü
    Adı : Yavuz Sultan Selim (Eski adı Goeben) Sonradan Yavuz
    Tezgaha Konması : Ağustos 1999
    Denize İnişi : 22 Mart 1911
    Hizmete Girişi : Temmuz 1912
    Türkiye’ye Devri : Ağustos 1914
    İnşa Tezgahı : Blohom and Voss, Hamburg Almanya
    Tonajı : 23 580 ton
    Boyu : 186, 1 m.
    Eni : 29,53 m.
    Çektiği Su (Azami) : 8 m.
    Tam Yükseklik : 14,08 m.
    Mürettebat : 1013
    Silahı : 10 adet 28 / 50 Top, ikili beş Taret, 10 adet 15/45 Top, 12 adet 8,8 / 45 Top 4 adet Makineli Tüfek 3 adet 53,3 S/M lik torpido tüyübü (biri başta, ikisi baş omuzluklarında)
    Zırhı : 26,7 – 12,7 S/M Zırh Kuşak
    Taretler : 20-22,7 S/M
    Zırh Kule : 20 S/M
    Orta Batarya : 12,7 S/M
    Zırh Güverte: 2,5 – 7,5 S/M
    Bölme Adedi : 15 su geçirmez bölme
    Güverte Adedi : 7
    Makinesi : Parsons turbin
    Pervanesi : 4 Adet
    Baca : 2 Adet
    Kazanları : 24 adet Schuls Tornieroft, German Marine Type
    Aldığı Kömür : 10 000 Ton normal 3018 Ton azami
    Aldığı Su : Kazan Suyu 522 Ton, Kullanma Suyu 365 Ton, İçme Suyu 87 Ton
    Makine Beygir Gücü : 86 000 SHP.
    Sürati : 28,6 mil (17 Mart 1930 sürat denemelerinde 26,8 ve 4 saat 27,1 mil yapmıştır.)
    Seyir Siası : 5350 Mil (10 mil ile) 2370 Mil (23 mil ile)


    SONUÇ
    Osmanlı Devletini, Seferberliğini tamamlamadan I. Dünya Savaşı’na katılmasına neden olan Yavuz ve Midilli, Rusların Karadeniz’deki egemenliklerini zayıflatmış, varlıkları ile itilaf Devletlerinin Çanakkale’yi geçmek üzere giriştikleri savaşlar sırasında bu devletlerle, her zaman da Rusların Karadeniz Boğazı’na çıkarma yapmalarına engel olmuşlardır. Böylece de İstanbul Boğazı’nın savunulması için yüz binlerce şehit verilmesinin önüne geçmişlerdir.

    Özellikle bir dönemlerin Şanlı gemisi Yavuz, şarkılara isim vermiş, deniz subaylarının rüyalarına girmiş, düşman donanmasının korkulu düşü olmuş heybetli gemi, 1950’den sonra ise martılara yuvalık etmiştir.

    “Gemi sökücülerinin hırslı soluğunu, her an duymakta olan gemiyi 1972 yılının Temmuz ayında ziyaret eden tarihi Peter Liddle, O’nu “karaya vurmuş, soluyan bir balina gibi üzüntü verici ölüme terk edilmişliği içinde, yine de ihtişamlı olarak tanımladı!..”

    Kahraman geminin Türk Donanmasındaki hizmetleri hiçbir zaman unutulamaz. Dünya Deniz Tarihinin ölümsüzleştireceği Yavuz adı nesilden nesile aktarılarak ve hiçbir zamanda unutulmayacaktır...

    Şanlı geminin ruhu şimdi nerelerde dolaşıyor bilinmez ki


  5. 5
    rengigül
    Usta Üye
    Yavuz ve Midilli Olayı, asıl adı SMS Goeben (Yavuz) olan Alman yapımı Moltke Sınıfıağır kruvazörün ve asıl adı SMS Breslau (Midilli) olan Alman yapımı Magdeburg Sınıfıhafif kruvazörün İngiliz Akdeniz Donanması'ndan kaçarak Çanakkale Boğazı'nı geçerek İstanbul'a sığınması olayıdır. Bu gemilerin İstanbul'a sığınması Osmanlı İmparatorluğu'nun1. Dünya Savaşına girmesinde önemli bir katalizör görevi oynadı.






    Alman (sonradan Osmanlı İmparatorluğu) savaş kruvazörüBreslau (Midilli).


    1912 yılında Alman Kayzer Deniz Kuvvetleri'nin Akdeniz görevi için yalnız koramiral Wilhelm Souchon kumandası altındaki Goeben ve Breslau adlı gemileri Akdeniz'de bulunuyordu. Herhangi bir savaş halinde filonun görevi Cezayir'den Fransız kolonyal askerlerini taşıyan gemilerini engellemekti.

    Takip

    3 Ağustos günü Almanya'nın Fransa'ya savaş açtığını öğrenen ve daha önce Afrika sahillerine yakın bir konumda olan Souchon, üstlerinden bir an önce Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'a gitme emri aldı. Afrika sahillerini bombalama hedefine çok yakın olan Souchon, ilk önce bu hedefini gerekleştirmek için şafak vakti Bône ve Philippeville limanlarını bombardımana tuttu. Daha sonra kömür almak için Messina limanına doğru yola çıktı.
    Yolda Indomitable ve Indefatigable isimli İngiliz savaş kruvazörleri ile karşılaşan Souchon, İngiltere'nin daha Almanya'ya savaş açmamamış olmasından (O günün akşamı Almanya'nın Belçika'yı işgal etmesinden sonra savaş ilanı yapıldı) yararlanarak hızlıca kaçmaya başladı.
    Bu kaçış sonucunda arkasında İngiliz savaş kruvazörleri olmasına rağmen Goeben ve Breslau, Messina limanına 4 Ağustos gece yarısı ulaşabildiler. Burada istediğini bulamayan Souchon, Osmanlı'nın halen savaşa girmemiş olması ve Avusturya'nın yardım sozünü tutmamış olmasına rağmen Çanakkale Boğazı'na doğru yola çıktı.

    Kaçış

    Souchon arkasında İngiliz hafif ve ağır kruvazörleri olmasına rağmen zor şartlar altında da olsa 10 Ağustos öğleden sonrası Çanakkale Boğazı'na ulaşabildi. Burada geçiş iznini bekleyen Souchon, Almanya'nın İttihat ve Terakki Partisi üzerindeki ağırlığını iyice koyması ve Osmanlı Savaş bakanı Enver Paşa'nın izni vermesi üzerine İstanbul'a doğru yola çıktı. Bu izin Çanakkale Boğazı'na her türlü bakımdan ihtiyacı olan Rusya'yı çok sinirlendirdi.

    16 Ağustos'ta İstanbul'a ulaşan Goeben ve Breslau gemileri Osmanlı Donanmasına katılarak Yavuz Sultan Selim ve Midilli isimlerini aldılar. Buna karşın Souchon halen gemilerin kumandanı, Alman mürettebat ise yerinde idi.
    Gemilerin satın alındığı Çanakkale'ye şu bildiriyle duyurulmuştu:
    Dahiliye Nezâreti Kale-i Sultaniye Mutasarrıflığı'na
    Almanya Hükûmeti bu iki zırhlının [Goeben ve Breslau] Devlet-i Aliyye'ye satılmasına karar verdiğini tebliğ etdiğinden dolayı Kale'ye duhûllerine muvâfakat edildiğini ve mürettebâtının İstanbul'dan sevki ve bayrağının tebdîli derdest olduğunu ve bu muameleden haberdâr olmayan kaptanların harekâtından dolayı hükûmetin müteessir ve müteessif olduğunu ve binâenaleyh Devlet-i Aliyye'nin bitaraflık hukukuna şiddetle riâyetde sâbit idüğünü cevaben tebliğ ediniz.
    29 Temmuz [1]330 / [11 Ağustos 1914]
    BOA, DH. KMS, 27/2

    Buna misilleme yapan Churchill Sultan Osman I ve Reşadiye isimlerinde İngiliz tersanelerinde bitmek üzere olan Osmanlı gemilerini Osmanlı'ya göndermeme kararı aldı. Bunu Ingilizler böyle anlatmaktadırlar, fakat bu gemilerin Türklere ilk olarak verilmemesi Almanlara bu gemilerin teklif edilme imkanını sağlamıştı.

    Sonuçları

    Ağustos'ta çabuk bir zafer bekleyen Almanya, Osmanlı İmparatorluğunun tarafsız kalmasından hoşnuttu. Ayrıca Marmara Denizi'ndeki Goeben gibi güçlü bir savaş gemisi İngiliz Donanması'nın Çanakkale Boğazı'na yaklaşmasını engelliyordu. Fakat Eylül'de alınan Birinci Marne Savaşı yenilgisi ve Rusya'nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na karşı üstünlüğü Almanya'nın Osmanlı gibi bir müttefiği savaşta yannda görme isteğini artırdı. Bunun üzerine Osmanlı'nın 27 Eylül günü Çanakkale Boğazı'ndan bütün gemi geçişlerini yasaklamasi -ki Rusya'nın mevcut olan ihracat-ithalat trafiğinin %90'ı o sıralarda bu rotadan sağlanıyordu- bütün gerilimi artırdı.
    Süregelen Rus ve Fransız diplomasisi Osmanlı İmparatorluğunu savaşın dışında kalmaya ikna etse de, 29 Ekim günü Amiral Souchon'un Goeben, Breslau ve birkaç Osmanlı savaş gemisinden oluşan bir donanmayla Odessa, Sevastopol ve Tedosya limanlarını bombalaması bir dönüm noktası oldu ve 2 Kasım'da Rusya 5 Kasım'da İngiltere sırasıyla Osmanlı İmparatorluğuna karşı savaş ilan ettiler.
    Osmanlı İmparatorluğunun savaşa girmesi ile savaşta çok sayıda yeni cephe açıldı (bkz. 1. Dünya Savaşı).


  6. 6
    rengigül
    Usta Üye
    Yavuz ve Midilli Kruvazörleri ..





+ Yorum Gönder
yavuz ve midilli hangi limana gonderildi
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi