Her Türkü Ayrı Bir Öykü

+ Yorum Gönder
Müzik Köşesi ve Müzik Sohbet Bölümünden Her Türkü Ayrı Bir Öykü ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    MaviAdam
    Özel Üye
    Reklam

    Her Türkü Ayrı Bir Öykü

    Reklam



    Her Türkü Ayrı Bir Öykü

    Forum Alev
    Bodrum Hakimi Bodrum yöresi
    İzmir'in Kavakları Ödemiş yöresi
    Gesi Bağları Kayseri
    Ormancı Muğla
    Zahidem
    Deniz Üstü Köpürür Ula yöresi
    Dün Gece Yar Hanesinde Erzurum yöresi
    Ferayidir Gızın Adı Muğla yöresi
    Nenni Bebek Elazığ yöresi
    Şu Dalma'dan Geçtin mi Nazilli yöresi
    Üğrunu Üğrunu Gelir Dereden (Bedir) Şarkışla yöresi
    Sarı Gelin Erzurum Yöresi
    Şen Olasın Ürgüp (Cemal'ım)
    Hekimoğlu Ordu
    İncecikten bir kar yağar Çukurova yöresi
    Kaymakçı Kahvesi Ödemiş yöresi
    Benden Selam Olsun Bolu Beyine Kastamonu yöresi
    Çökertme Bodrum yöresi
    Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım Şarkışla yöresi
    Hem Okudum Hemi De Yazdım Çorum yöresi
    Ah Bir Ataş Ver İzmir
    Çanakkale İçinde Kastamonu
    Çarşambayı Sel Aldı Samsun / Çarşamba
    Dersini Almışta Ediyor Ezber Yozgat
    Yüksek Yüksek Tepeler Edirne
    Ezo Gelin Türküleri Gaziantep
    Bir Yıldız Doğdu Yüceden Orta Anadolu
    Manda Yuva Yapmış Söğüt Dalına Kastamonu
    Kesik Çayır Biçilir Mi? Konya
    Alim (Uyan Alim Sabah Oldu) Sandıklı
    Arda Boylarında Kırmızı Erik Rumeli
    A İstanbul Sen Bir Han Mısın
    Alim Efe Türküleri 1
    Ben Giderim Oduna (Yaşar) 1 Afyon
    Bitlis'te Beş Minare Bitlis
    Kara Çadırın Kızı Urfa
    Kul Olayım Kalem Tutan Ellere Pir Sultan Abdal
    Suzan Suzi Diyarbakır
    Nasihat Çukurova yöresi




  2. 2
    MaviAdam
    Özel Üye

    --->: Her Türkü Ayrı Bir Öykü

    Reklam



    Bodrum Hakimi - Bodrum yöresi

    İntihar eden Mefaret Hanım'ın öyküsü yarım asırdır filmlere konu oldu, türküsü Bodrum ve Milas yöresinin dilinden düşmedi ama kimse "gerçeği" bilemedi. Bodrum Hakimi, şimdi, Tolga Çandar'ın çıkardığı "Türküleri Egenin 2" albümüne adını verdi. İşte size birden fazla gerçeği olan yaşanmış bir öykü.

    Bodrumlular erken biçer ekini
    Feleğe kurban mı gittin
    Bodrum Hakimi

    Türkiye'nin ilk kadın hakimlerindendi Bodrum Hakimi. Tek görev yeri Bodrum değildi elbet, ama Bodrumlular onu öyle sevmişlerdi ki... Bu dürüst, gözüpek, "erkek gibi" hakim hanıma saygıyla karışık bir sevgi duyuyorlardı. Aslen nereli olduğu önemli değildi, "Bodrum Hakimi" idi o.

    "Mefaret Tüzün (Bodrum Hakimi) Tavşanlı 1906 - Bodrum 1954
    Türkiye'nin ilk kadın hakimlerinden olan Tüzün, 24 Eylül 1951 yılında Bodrum'da göreve başladı. Keşiflere at sırtında gidip gelen hakime hanım, cesurluğu ve girişimciliğiyle kısa zamanda yöre halkının sevgisini kazanmıştı. 1954'te kaybettiği nişanlısının ardından Tüzün'ün de beklenmedik ölümü, Bodrum'da büyük üzüntü yarattı. Bodrumlular, Hakim'e olan sevgilerini adına bir türkü yakarak yaşatmaya çalışmışlardır".

    Bodrum'da iz bırakanlar takviminde böyle tanıtılıyor Bodrum Hakimi Mefaret Tüzün. Hakkında bundan fazlasını öğrenmek de pek mümkün değil zaten. Denediğiniz zaman resmi makamlardan da Bodrum'un yaşlılarından da aynı tepkiyi alıyorsunuz: "Niye soruyorsunuz? Geçmiş zaman, ne olmuşsa olmuş bitmiş işte, öğrenip de ne yapacaksınız?" Bodrumlular söz birliği etmişçesine 43 yıldır saklıyor Mefaret Hanım'ın ölüme götüren sırrı.

    Mefaret Hanım'ın arkasından halkın yaktığı türküyü yıllar sonra seslendirip yeni albümüne alan Tolga Çandar, uzun süre bu sırrın izini sürmüş. Ama zar zor açtığı her kapının arkasında birbirinden farklı öyküler çıkmış karşısına.

    Bunlardan bir tanesine göre, Hakim Hanım Bodrum'da bir gence idam cezası vermiş. Bunun üzerine çocuğun ağabeyi onu kaçırıp Turgutreis'in karşısındaki Çatal adalarında tecavüz etmiş. Bundan çok etkilenen Mefaret Hanım da dönüşte kendisini öldürmüş.

    Anlatılan diğer öyküler ise ayrıntıları farklı olsa da Mefaret Hanım'ın ölümünün arkasında bir aşk olduğu yolunda. Bunlardan biri, "Bodrum Hakimi" filmine de konu olan öykü. Türkan Şoray'ın bütün azametiyle canlandırdığı muhteşem hakim hanımın hiçbir zor karşısında eğilmeyen başı sonunda bir aşka yenik düşüyordu. Ya sevdiği adama ölüm cezası verecekti, ya da... İkinci yolu seçti Bodrum Hakimi.

    Şu Bodrum'un dağlarında ceylanlar dolaşır
    Kara haber Mefaret Hanıma pek tez ulaşır

    Bodrum'da sıkı sıkı mühürlenmiş ağızlardan yarım yamalak dökülenler ise, hakim hanımın sevgilisinin filmdeki gibi bir suçlu değil, Bodrum'un savcısı olduğu yönünde. Ama bu aşkın Mefaret Hanım'ı neden intihara sürüklediği konusunda rivayet muhtelif. Karşılıksız değildi aşkı besbelli. Ama herhalde evlenemeyeceklerdi. Ama neden? Savcı evli miydi, ya da önce evlilik vaadettiği Mefaret Hanım'ı sonra terk mi etti... Büyük olasılıkla Bodrumlular pek sevdikleri "hakim hanım"larına böyle gayrimeşru bir ilişkiyi yakıştırmak istemediklerinden susuyorlar bu konuda, takvimlerinde bile "nişanlısı" sıfatını kullanmayı tercih ediyorlar.

    Mefaret Hanım'ın son gecesine ilişkin anlatılanlar ise daha da hazin. Milaslı Türk sanat müziği bestekarı Zeki Duygulu'nun konseri var o gece. Bodrumlular ciple Milas'ın yolunu tutuyor. Mefaret Hanım da aralarında. Ve o gece konserde bir şarkıyı tam üç kez çaldırıyor:

    Uslu dur kadınım çıldırtma beni
    Ben artık bildiğin o ten değilim
    Bir başka yağmurla ıslak mendilim
    Yeter artık ağlatma beni
    Uslu dur kadınım çıldırtma beni
    Dökülmüş yaprağım, sararmış güzüm
    Çiğli kirpiklerle yaşlıdır gözüm
    Bu gurbet ellerde ben bir öksüzüm
    Yeter artık ağlatma beni
    Uslu dur kadınım çıldırtma beni

    Bu konser Bodrumlular'ın Mefaret Tüzün'ü son görüşü oluyor. Tolga Çandar o gece kendini asan hakim hanımın ölümünün Bodrum'da ne büyük bir üzüntü yarattığını annesinden dinlemiş. O zamanlar henüz çocuk olan annesi tarlada çalışırken gelen ve mola veren otobüsü ve üstündeki cenazeyi hiç unutmamış. Yıllarca ne bu öykü düşmüş dilinden ne de Bodrum Hakimi'nin türküsü.

    Hakim Hanım'ın memleketi Kütahya Tavşan
    Hakim Hanım sen eyledin bizleri perişan

    Bu Kütahya konusu da ayrı bir muamma. Takvimde de türküde de Mefaret Hanım'ın Tavşanlılı olduğu söylense de bunun aslı yok gibi. Tavşanlı kaymakamıyla konuşan Tolga Çandar Hakim Hanım'ın bir süre Tavşanlı'da görev yaptığını, tıpkı Bodrum'daki gibi yöre halkı tarafından çok sevildiğini, giderken de gözyaşları içinde konvoylarla uğurlandığını öğrenmiş. Mefaret Tüzün'ün gerçekte Tekirdağlı olduğu sanılıyor.

    Çandar, kendisini çocukluğundan beri derinden etkileyen bu kadının peşini bırakmamaya kararlı. Elinde Bodrum kaymakamlığından zar zor edindiği sararmış bir fotoğraf var. Hakim'in sevgilisi olduğu söylenen savcıyı aramış, bulamamış, akrabalarına sormuş, öğrenememiş, şimdi Adalet Bakanlığı'nda araştırmalarına devam ediyor. Bu arada da hiç olmazsa bir türküyle bu talihsiz kadına bir selam gönderiyor.

    Türkü, Bodrumlular'ın yaktığı bir ağıt ama Milaslı radyo sanatçısı Nazmi Yükselen onu TRT repertuvarına girecek şekilde düzenlemiş ve 60'lı yıllarda plağa okumuş. İşin ilginç yanı, Tolga Çandar Yunan adası Kos'ta da dinlemiş bu türküyü. Hemen sormuş "bu ne?" diye, "karşıda yaşanmış bir öykü" demişler. Şimdi Tolga Çandar'ın sesiyle yeniden hayat buluyor "Bodrum Hakimi"nin öyküsü. Çok sade, tek bir bağlamayla, kırk yıl uzaktan yürekleri dağlamaya devam ediyor:

    Bodrumlular Erken Biçer Ekini
    Feleğe Kurban Mi Gittin Bodrum Hakimi
    Nasıl Astın Mefaret Hanım ipe De Kendini
    Altın Makas Gümüş Bıçak ile Doğradılar Tenini

    Şu Bodrumun Dağlarında Ceylanlar Dolaşır
    Kara Haber Mefaret Hanım Pek De Tez Ulaşır
    Hakim Hanımın Memleketi Kütahya Tavşan
    Hakim Hanım Sen Eyledin Bizleri Perişan








  3. 3
    MaviAdam
    Özel Üye
    İzmir'in Kavakları - Ödemiş yöresi

    Çakıcı Efe Ege Bölgesinde halkın dilinde dilden dile efsaneleşen bir kahramandır. Osmanlı’nın son zamanlarında devlet iradesinin iyiden iyiye kaybolduğu yıllarda (1800-1900) halk kendi kahramanlarını, kendi kurtarıcılarını çıkarmıştır. Kimileri bu boşluktan yararlanarak zalimlikler yapmışlar kimileri de adalet dağıtan güçlü yürekli halk kahramanı olmuşlar. Bu devirde Ege Bölgesinde’de Efelik çok meşhurmuş.

    Çakıcı Efe de İzmir, Denizli, Aydın civarında hüküm sürmüş bir Efe’dir. O zamanlarda yaşadığı bölgede o kadar güçlenmiş ki Osmanlı ile egemen olduğu bölge konusunda resmi anlaşma yolları bile aramıştır. Çakıcı çoğu zaman dağlarda, kimi zamanda halkın yanına inerek zalimi durdurmuş, adalet dağıtmış, zenginden alıp fakir vermiştir. Bu sebeple halkın gönlünde de taht kurmuştur. Cesur hareketleriyle halkın gözüne girmiştir. Kimi zamanda düşmanla işbirliği yaptığı söylentisi çıkmışsa da halk onu hep sevmiş ona yapılan bu türküyle ismi ölümsüzleşmiştir.

    İzmir’in kavakları,
    Dökülür yaprakları.
    Bize de derler Çakıcı.
    Yar fidan boylum
    Yıkarız konakları.

    Servim senden uzun yok,
    Yaprağında gözüm yok.
    Kamalı da zeybek vuruldu.
    Yar fidan boylum
    Çakıcı’ya sözüm yok.

    Anonim


    Gesi Bağları Ahmet Gazi AYHAN-Muzaffer SARISÖZEN (Kayseri)

    Gesi Bağları’ dert çeken bir kadının türküsüdür. Gesi’de yaşayan gelinin adı bilinmiyor. Türkü kadar türkünün öyküsü de hüzünlü ve etkileyicidir: Kayseri’nin Everek kazasından Gesi’ye bir genç kız gelin gelir. Kısa bir süre sonra da kocası çalışmak için gurbete gider. Gidiş o gidiş... Uzun yıllar geçer; ancak gelinin kocası eve bir türlü dönmez. Eşini sabırla bekleyen kadın yalnızlık içerisindedir. Kocasından kısa da olsa iki satır bir mektup, kuşlarla da gönderse bir haber bekler; ama nafile... Üstelik annesi hatırını sormaz; kayınvalidesi ve kayınpederi bırakın sevgiyi, bir tebessüm bile göstermez. Kendisiyle ilgili dedikodular da alır başını yürür. Genç gelin, içerisindeki bu ruh halini, yaşama ve direnme mücadelesini bir türküyle dışa vurur.


    Gesi bağları'nda dolanıyorum
    Yitirdiğim yarimi aman aranıyorum
    Bir çift selamına güveniyorum

    Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
    Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim

    Gesi bağları'ndan gelsin geçilsin
    Kurulsun masalar rakı konyak içilsin
    Herkes sevdiğini alsın seçilsin

    Atma anam atma şu dağların ardına
    Kimseler yanmasın anam yansın derdime

    Gesi Bağları'nda üç top gülüm var
    Hey Allah'tan korkmaz sana bana ölüm var
    Ölüm varsa şu dünyada zulüm var

    Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
    Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim


    Ormancı

    1946 yılının temmuz ayıdır. Muğla’nın Gevenes köyü civarında çıkan orman yangınını kontrol altına alabilmek için Orman Koruma ve Bakım Memuru Sarı Mehmet (İn) Gevenes Köyü Muhtarı Tevfik Cezayir’den bekçi ister.

    O sırada köyün ileri gelenlerinden Mustafa Şahbudak (Bay Mustafa) ile Belen kahvesinde dama oynamakta olan Tevfik Cezayir, seçim sonuçlarının İlçeye ulaştırması için Bekçiyi görevlendirdiğini söyleyerek Ormancı Sarı Mehmet’in isteğini geri çevirir.

    Ormancı ısrar edince tartışma büyür. Küfürler edilir. Kavgaya döner. Sinirlenen Ormancı dama masasını tekmeleyerek devirir. Buna kızan Bay Mustafa Ormancı’yı tartaklar. Ormancı bıçağını çeker ve Mustafa’yı yaralar. Canı yanan Mustafa tabancasına sarılır. Muhtar Tevfik engel olmak için Mustafa’nın üzerine atlar. Bay Mustyafa’nın tabancası ateş alır ve en yakın dostu Muhtar Tevfik Cezayir yaralanır.

    Muhtar Tevfik Cezayir o dönemin zor koşullarında tahta bir sal üzerinde 23 km uzaklıktaki Muğla Devlet Hastanesine götürülür. Hastanede Mustafa’nın Doktor Veli Bey’e, “Babamın selamı var, bu adamı iyileştir” diye yalvardığı, doktorun da “O ölecek, önce senin kolunu saralım” diye yanıt verdiği, o sırada Muhtar Tevfik ‘in eliyle işaret edip Mustafa’yı yanına çağırarak,”Ben ölüyorum, hakkını helal et” dediği anlatırlır.

    Muhtar Tevfik Cezayir hastanede kan kaybından ölür. Arkasında 25 yaşında bir eş ve 3 çocuk bırakmıştır. Muhtar’ın eşi Pembe, bu acıya dayanamayınca birkaç yıl sonra akli dengesini yitirir. Oğlunun biri İzmir’e yerleşir. Diğer oğlu ile kızı, köyde yaşamaya devam ederler

    5 yıl hapis yatıp çıkar Mustafa. Köyüne döner, babadan kalma arazilerinde işine gücüne devam eder. 28 Mart 2005’de Ege Üniveristesi Tıp Fakültesi hastanesinde 83 yaşında ölür.

    Olaydan sonra Ormancı Sarı Mehmet (İn) Kavaklıdere’ye tayin edilir. Oradan emekli olup memleketi Marmaris’e yerleşir. 1971’de eceli ile ölür.

    Bazı kaynaklarda Gevenes Köyünde yaşanan bu acı olayın aynı zamanda Bay Mustafa’nın akrabası olan Tahir Usta isimli bir değirmenci tarafından türküleştirildiği, bazı kaynaklarda da söz ve müziğin Nazmi Yükselen’e ait olduğpu yazılıdır.

    O yıllardaki adı Gevenes şimdiki adı ise Çaybükü olan Köyde bulunan Belen Kahvesi orijinal mimarisine uygun olarak restore edilmiştir. Halen Çaybükü Köyü, Belen Kahvesini görmeye gelen ziyaretçilere ev sahipliği yapmaktadır.

    Çıktım Belen Kahvesi'ne baktım ovaya,
    Bay Mustafa çağırdı, dama oynamaya,
    Ormancı da gelir gelmez, yıkar masayı,
    Söz dinlemez ormancı, çekmiş kafayı.

    Aman ormancı, canım ormancı
    Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.

    Köyümüzün ortasında, değirmen döner,
    Değirmenin suları, dağından iner,
    Ormancıya atılan kurşun, Tevfik'e döner,
    Tevfik'in feryatları, yürekler deler.

    Aman ormancı, canım ormancı
    Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.

    Köyümüzün suları da hoştur içmeye
    Üstünde köprüsü var, gelip geçmeye,
    Tevfik'imi vurdular, hiç mi hiçine
    Yazık ettin ormancı, köyün iki gencine.

    Aman ormancı, canım ormancı
    Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.


    Zahidem

    Halk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi. İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdü.

    Arap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rölünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu. Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı. Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı.

    20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı. Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğünün’ün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür. Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır. (1)

    Zahide Kurbanım n'olacak Halim
    Gene bir laf duydum kırıldı belim
    Gelenden gidenden haber sorarım
    Zahidem bu hafta oluyor gelin

    Hezeli de deli gönül hezeli
    Çiçekdağı döktü m'ola gazeli
    Dolaştım alemi gurbet gezeli
    Bulamadım Zahidem'den güzeli

    Ay ile doğar da gün ile aşar,
    Zahide’mi görenin tebdili şaşar
    İyinin kaderi kötüye düşer,
    Diken arasında kalmış gül gibi.

    Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan
    Baban anlamadı bizim bu haldan
    Kekiline sürmüş kokulu yağdan,
    Derdin beni del’ediyor Zahide’m.

    Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü
    Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü
    Aslını sorarsan esalet yerden
    Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı.

    Gurbet ellerinde esinim esir
    Zahide’m kurbanım hep bende kusur
    Eğer baban seni bana verirse
    Nemize yetmiyor el kadar hasır.

    Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman
    Zahide’rn kurbanım hallarım yaman
    Yapamadım şu babayın gönlünü
    Fakir diye bana vermedi baban.

    Anamdan doğalı çok çektim cefa,
    Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
    Adımı namımı soran olursa,
    Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa.
    Komşu kızı ile beşik kertmesi









  4. 4
    MaviAdam
    Özel Üye
    Deniz Üstü Köpürür - Ula yöresi

    Ula'nın düğünleri düğündür hani...

    Erkekler oğlan evinde yiyip içip yan gelirler; Kız evinde de eğlence gırla gider. Bağda üzüm toplayan, bahçede sebze çapalayan, tarlada tütün kıran kızlar, düğün günü güzellik suyuna batıp çıkmış gibi olurlar. Düğünlüklerini giyip, saçlarını tarayan kızlar, hurimelek kesiliverirler.

    Tef vurup çümbüş çaldı mı, kendinizi düğünde değil, periler ülkesinde sanırsınız. Kızlar salınır da, meydan kız görür. Bu yüzden, Datça'lı Durmuş:

    - Senin çocuk karamara ama, hayli şirin yahu diyenlere, göğsünü gere gere şu karşılığı verir:

    - E ee, ne olsa O'nun anası Ula'lıdır...

    Demesi o ki, Datça'lı Durmuş'un; Ula'nın havası suyu, güzellik ılıcasından daha etkilidir. Bundan olacak, Ula köylüklerinin köylüleri, oğullarını ortaokulda okusun diye, kızlarını yorgan-dikiş öğrensin diye Ula'ya yollamanın yollarını ararlar.

    Çaydereli Osman, dayısıoğlu Nasuh Çavuşun gelin almasında Ula'ya geldi. Alay koca Marçal dağlarını aşıp Ula'ya geldiğinde, kız evinde çalgı-çengi sürüp gidiyordu. Ilçenin genç kızları halka olmuş; "Ay alaylar bulaylar, temeli de süzgün alaylar" oyununu oynuyorlardı.

    Osman, hayat (havlu) kapısının yanındaki duvarın üstüne dikilip, oynayan kızlara bir göz gezdirdi. Gözleri bir kızın üzerinde mıhlandı kaldı. Hay bakmaz olaydı... Osman'ın gönlü ırmak olup, Balcı'ların kızı Gülayşe'ye akıverdi.

    Çaydere'li olanca gücüyle asıldığı halde, bakışlarını Gülayşe'den koparamıyordu. Sanki herkes Osman'ın kime, hangi duyguyla baktığını seziyordu. Osman ne gözlerine söz geçirebiliyordu, ne de gönlüne... Artık gönlüne kendi beyni değil, Gülayşe buyruktu. Gülayşe de ona bakmış gülümsemiş miydi ne? Osman gelin alayıyla birlikte Çaydere'ye dönerken "içimde bulgur kaynıyor, kafamda kireç söndürülüyor", dediği zaman yanındaki Çiftçilerin Mehmet; "Osman mı anlamsız konuşuyor, ben mi anlamıyorum..." demekten kendini alıkoyamadı.

    O günden öte Osman, Ula düğünlerinin çağrılmayan konuğu olmuştu. Çizmelerini parlatıp atına atlıyor, soluğa Ula'da alıyordu. Marçal dağlannda, "Kabaca pınar'ın dibindeki yatıra mum adayıp, Gülayşe'ye kavuşmak için dua etmeyi unutmuyordu.

    Çoğu düğünlerde Gülayşe'yi göremiyordu. Ama bir de gördümü içinin tüm denizleri köpürüyordu. Yine böyle bir düğünde, Gülayşe'ye gel Ayşe diyecek cesareti toplayabilmek için, birkaç şişe rakıyı su gibi içti. Neydi o öyle? Ayşe mi dönüyor du, dünya mı?

    Derken biri ilişti koluna:

    - "Gel be dost" dedi, "derdin var anlaşılan. Gel bizim meclisimize katıl."

    Çaydere'li Osman, kendini Ula'lı gençlerin sofra kurdukları hasırın üstünde buldu. Herkes dostça bakıyordu kendisine, merhabalaştıktan sonra, bir kadeh sundular ona da. Dülger Bekirler'in Selver, bağlamasını düzenleyip, telleri üzerinde tezene gezdirirken sordu:

    - Merakımı bağışla Osman arkadaş, Ula düğünlerini kaçırmayışının nedeni ne ola ki?

    O güne dek bağlamayı eline bile almamış olan Çaydere'li Osman, birden irkildi. Yeniden doğmuş gibi oldu. Selver'in elinden bağlamayı aldı. O gün çalıp çağırdığı türkü, sevilen bir Ula türküsü olarak günümüze kaldı. Kuşkusuz yarına da kalacak.

    Deniz Üstü Köpürür Ah Yarim
    Rinna Nay Rinna Rinna Nay,
    Kayığa Da Binsem Götürür Ah Yarim Ah.

    Benim De Buraya Geldiğim
    Rinna Nay Rinna Rinna Nay,
    Bir Güzelden Ötürü Ah Yarim Ah.

    Diz Üstüne Diz Koydum Ah Yarim
    Rinna Nay Rinna Rinna Nay,
    Gül Yastığa Baş Koydum Ah Yarim Ah.

    Seni Gelecek Diye Ah Yarim
    Rinna Nay Rinna Rinna Nay,
    Sol Yanıma Boş Koydum Ah Yarim Ah.


    Dün Gece Yar Hanesinde - Erzurum yöresi

    Erzurum'da yaşanmış bir aşk hikayesidir bu türkünün hikayesi. Genç delikanlı sevdalanır bir güzel kıza. Önünde ardında dolanır durur. Fakat kız yüz vermez delikanlıya. O yanıp tutuştukça uzaklaşır ondan. Günlerden bir gün kızın evinde düğün mü vardır davet mi orası karanlık bütün yöre halkı davetlidir. Sevdalı delikanlı da koşar gider davet evine. FFakat eş dost hısım akraba öyle doldurmuşlardır ki kızın evini delikanlı yabancıdır ya hepten dışlanmış hisseder kendini. Ama evden çıkamaz, ayrılamaz, sevdiği kızın bir görünüp bir kaybolmasını izlemek bile yeter ona.O gece yemekler yenir delikanlının eli varmaz kaşığa, döşekler serilir delikanlı yanaşamaz bir döşeğe .. Avluda çıplak ağacın altına serer hasırı.. O gece bir yağmur bastırır ama aşık genç aldırmaz yağmura.. Bütün gece gözleri sevdiceğinin penceresinde..Ertesi sabah konuklar dağılır..Aşık gencin ağzında bu türkü vardır kapıdan çıkıp yollara düşerken..

    Amman amman
    Dün gece yar hanesinde
    Yastığım bir taş idi
    Altım çamur üstüm yağmur
    Yine gönlüm hoş idi

    Amman amman amman
    Amman amman amman
    Ben yandım seni bilmem

    Amman amman amman
    Amman amman amman

    Bir dağ ne kadar yüce olsa
    Dağ kenarı yol olur
    Buna bayram gün derler
    Dostla düşman bir olur

    Amman amman amman
    Amman amman amman
    Ben yandım seni bilmem





  5. 5
    egeli_35
    Yeni Üye
    Gönül isterdi ki emek verim bu konuyu hazırlayanın ismi de buraya yazılsaydı daha çok takdir toplardı diye düşünüyorum.
    Emek haracayıp konuyu hazırlayanlara buradan teşekkürler

  6. 6
    BeRaT
    Emekli
    emeğinizee sağlıkk teşekkür ederiz :onay:

  7. 7
    büşra13
    Üye
    thanks,thanks,fine thanks and---)you wall bu siteye bayıldım

+ Yorum Gönder
öyküleşmiş türküler,  derelerde tavşanlar türküsünün öyküsü,  ormanci turkusu kastamonu yöresi,  ödemiş alim efe türk
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi