Hatay'ı Son Anda Nasıl Kurtardı?

+ Yorum Gönder
Öğretim ve Mustafa Kemal Atatürk Bölümünden Hatay'ı Son Anda Nasıl Kurtardı? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    CaRaMeLa
    Bayan Üye
    Reklam

    Hatay'ı Son Anda Nasıl Kurtardı?

    Reklam



    Hatay'ı Son Anda Nasıl Kurtardı?

    Forum Alev
    Geride bir insan ömrüne sigmayacak ölçüde degerler birakir ve tüm insanliga mal olarak, aramizdan ayrilir.
    1981'de tüm dünyada anilmasina Birlesmis Milletler karar verir. Çünkü o tüm insanligin bir ortak degeridir. Tüm dünyaca anilan bir baska devlet adami çikmaz. Dünyada bir baska devlet adami olmadigi için degil, dünyada bir baska Atatürk olmadigi için.



    Hatay'ı Son Anda Nasıl Kurtardı?




    1938 Nisan'i boyunca da Fransa kaynakli kasitli haberler sürdü. Is öylesine boyutlara tasindi ki Mayis ayinda , Atatürk'e felç geldigi, Cumhurbaskanligi'na yeniden adayligini koymayacagi , yerini Ismet Pasa'ya birakacagi haberleri Avrupa radyo ve basininda görünmeye basladi.

    Olay 18 Mayis 1938 günü L'Ere Nouvalle Gazetesi'nin "Kemal Atatürk'e felç mi indi?" baslikli mansetten verdigi haberle , doruk noktasina ulasti. Beyrut kaynakli bu habere göre Atatürk yerini bu kez Celal Bayar'a birakiyor ve Paris büyükelçimiz Suat Davaz, Atatürk'ü iyice sinirlendirip Türk-Fransiz iliskilerine zarar verir endisesiyle bu haberi Ankara'ya iletmiyordu.

    Hatay Cumhuriyeti Bayrağı



    19 Mayis'in bayram olarak kutlanilmasi 1937 yilinda kabul edilmisti. Fransiz gazetelerinde "felç indi" haberlerini yalanlamak istercesine ertesi gün 19 Mayis 1938 ' de , Atatürk 19 Mayis Stadyumu'nda 19 Mayis törenlerini izledi. Saat tam 17'de tören alanini terk etti ve önceden hazirlatmis oldugu özel trenine binerek 'Dogru Mersin'e gidiyoruz!.." diye emretti. Ayni gün Ingiltere Krali 6. George, dogum yildönümü nedeniyle Atatürk'e tebrik telgrafi yolladi. Daha önceden Ingiltere Disisleri Bakanligi , Türk Disislerine basvurarak "Atatürk'ün dogum günü nedir?"diye sormustu Atatürk dogum gününü bilmiyordu. "Neden 19 Mayis olmasin!" diye yanitlamisti. Iste bumum üzerine , 6. George 19 Mayis günü , O'nun dogum günün kutluyordu.

    Atatürk 20 Mayis 1938'de , saat 13.00'de Mersin'e geldi. Coskun tezahüratlarla karsilandi .,askeri geçit törenini izledi ve geceyi mersinde geçirdi. Ertesi gün 21 Mayis'ta Viransehir Harabeleri'ni gezdi, tetkiklerde bulundu, Kral 6. George'nin mesajina tesekkür mesaji gönderdi. Ve geceyi gene Mersin'de geçirdi. 24 Mayis'a kadar Mersin'de kaldi. Cennet ve Cehennem 'i yöresindeki portakal bahçelerini gezdi temas kurdu, tetkiklerde bulundu, demeçle verdi, 24 Mayis'ta ,saat 13'te Mersin'den hareket ederek Tarsus'a geldi. Tarsus'ta bir süre dinlendikten sonra Adana'ya hareket etti. Saat 16.30'da Adana'ya geldi ve dogruca Atatürk Parki önünde piyade ve topçu birliklerinin geçit törenine katildi. Adana sinir kentimizdi ve Hatay sinirinin öte yaninda kurtarilmayi bekliyordu. Diplomatik iliskiler ve toplantilar bir taraftan sürerken bir yandan da Suriye ve Fransa kaynakli haberlerle her gün basinda agir hasta gibi gösterilmesine çok kizan Atatürk , iste buradan, Adana'dan bütün dünyaya bir kez daha uyarida bulunmak istiyor, Hatay'in er yada geç Türkiye'nin olacagini vurgulamak istiyordu.
    Tören alaninda Mehmetçik'i ayakta selamliyordu. Oysa ki tüm doktorlarin uyarilarina ragmen son günlerini çok yogun ve yorgun geçirmisti. O nedenle , ayakta duramayacak kadar takati kesilmis , sancilari artmisti. Bir ara yanindaki koltukta oturan arkadasi Kiliç Ali, "Pasa arada bir belli etmeden yaslan " demisti. "Hayir , olmaz !.." yanitlamisti. Ama artik dayanamaz hale gelince Mehmetçik'e "Mars mars !.." komutu verdi ve son asker askerde töreni kosardim terk edince koltuga yigildi, kaldi. Artik son gücünü de harcamisti. Derhal panik halinde trene tasidilar ve Ankara'ya hareket edildi. Saltanat bozuntulari yeniden tahta dönebilmek için ülke üzerinden imtiyazlar verme karsiligi yabanci ülkelerden maddi destek saglayip Onun vücudunu ortadan kaldirmaya çalisirken ,O, sagligini hiçe sayarak son yurt parçasi Hatay'i , Anavatan 'a katabilmek için canini disine takmis çabaliyordu.
    Ertesi güm 25 Mayis'ta Ankara'ya geldi. Garda trenden inip oturma salonuna kadar yürüyecek hali kalmamisti. Karsilayanlar arasinda buluna Içisleri Bakani Sükrü Kaya, yanindaki Fatih Rifki Atay 'a döndü ve ;
    "-Falih , Atatürk'ün yüzünün rengine bak . Atatürk ölüyor!.."dedi
    Ertesi gün derhal Istanbul'a hareket edildi. Bu Onun Ankara'yi son görüsü idi. Bir daha Ankara'ya dönemedi.

    27 MAYIS 1938 günü Haydarpasa'ya geldi ve Dolmabahçe 'ye geçti.Ertesi aksam otomobille Florya'ya kadar gitti,gece saat 21.00 'de tekrar Dolmabahçe'ye dönerken yolda fenalik geçirdi.Bunun üzerine 29 MAYIS günü PROF.DR.NESET ÖMER IRDELP HASAN RIZA SOYAK ile birlikte muayene etmek üzere yatak odasina girdiklerinde Atatürk sokaga çikmak üzere hazirlanmaktadir..Aynada karninin biraz siskin görmüs ,izledigi gida rejimi sonucu sismanlamakta oldugunu sanmis ve sinirlenmistir.Prof.Irdelp muayene için izin ister ve daha ilk temasta yüzü kirisir .Birkaç gün istirahat tavsiyesinde bulunur.,Atatürk bu tavsiyeye uyar ve tekrar soyunarak disari çikmaktan vazgeçer.

    Odadan çiktiktan sonra PROF.IRDELP HASAN RIZA'YA döner ve:
    "Dünkü krizin kalp ile ilgisi yok .Bu tamamen karaçigere aittir;bizde buna rüzgardan sonra yagmur derler.Maalesef kani su toplamaya baslamis"der.Hastalik artik iyiden iyiye kendini göstermistir.Yilin basindayken ,o burun kanamalari ve kasintilari sürerken gerekli müdahaleler yapilsa belki hastaligin seyri böyle olmayacaktir. Basvekil Celal Bayar 'in ,o zaman ,yabanci mütehasis getirelim önerisine karsi cikmis ve "...Simdi olmaz. Htay meselesinin bu kadar gündemde oldugu sirada ,hastaligimin disarda duyulmasi davaya sekte vurur.Daha ilerde düsünürüz."demistir.1 HAZIRAN'DA SAVARONA'ya geçer ve 25TEMMUZ'a kadar orada kalir.Uzandigi sezlongun yanina bir telefon konup Dolmabahce'ye bir hat baglanir.Bir ucunda Paris,digerinde Ankara ,günün her dakikasini Htay için talimatlar vererek geçirir,Türk Tarih Kurumu ve Dil Kurumu kol baskanlari ile toplantilarini yapar.Bir an için olsun memleket meselesinden uzak degildir.Hatay 'i diplomatik yolla alacaktir ve tercihi budur ya da zorla .....Silah zoruyla .Bunu yaparken de tüm ülkeyi savasa sürmeyi düsünmez.Genel Sekreter HASAN RIZA SOYAK 'a bu konuda;"Eger diplomatik yolla halledemezsem ,yapaçagim sey CUMHURBASKANLIGINDAN HATTA MILLETVELLIGINDEN ISTIFA ETMEKTIR.O zaman ,resmi bir görevim kalmaz ,sivil bir fert olarak Hatay 'a gider tipki Sansun 'a gittigimde oldugu gibi milis kuvvetlerin basin geçerim ve bu ugurda savasirim ama sonunda mutlaka basaririm ....."der. O kadar kararlidir.

    1 KASIM 1937'de Meclis'i açis konusmasinda ,bu noktaya temas ederken Fransa 'ya söyle seslenmektedir:,
    "....Ben ,herseyi ile Türk olan Hatay 'in günü geldiginde Türkiye 'ye mutlaka katilaçagi konusunda halkima söz verdim. Bu halk benim verdigim her sözü yerine getirmeme aliskindir.Busözümü yapamazsam onlarin yüzüne bakamam.Hatay benim prestij meselemdir." Der
    Is artik sonuna gelmistiir.Ipler kopmak üzeredir.Pariste'teki DISISLERI BAKANIMIZ TEVFIK RÜSTÜ ARAS 'averdigi talimatta "Fransa Hükümetine bugün aksama kadar süre taniyorum.Ya Hatay 'daki birlikleri ne emir verirler ve ayni sabah saa 5.00'ten itibaren Türk ordusu Hatay 'a dost gibi girer ,ya da savasarak girer ama mutlaka girer ."
    Gerçekten de günler taraflar arasinda sinirler alabildigine gerilmistir.Türk askeri KURMAY ALBAY SÜKRÜ KANATLI komutasinda günierdir tam teçhizatli olarak AMONOS DAGLARI 'inda yatmaktadir. Ve üç koldan Hatay 'a girme girme emrini beklemektedir.
    Disisleri Bakani Aras son derecede tedirgin olmustur.Çünkü o gün pazardir ve Fransiz Bakanlarinin çogu Paris'te bile degillerdir.Telefonda Atatürk 'ün Genel Sekreteri Soyak 'a ,"....Hasan Bey ben galiba bugün istifa edecegim Çünkü ilk kez Atatürk 'ün bir emrini yerine getiremeyecegim .Ben den yapilmasi imkansiz bir sey istedi.Onun emrini yapmamaktansa istifayi tercih ederim...."
    TEVFIK RÜSTÜ ,buna ragmen Atatürk 'ün notasini o Pazar günü Fransa Disisleri Bakanligi'na verir,varsa Hükümeti o gün toplanir,aldigi karari Hatay 'daki birliklerine o aksam sabaha kadar yetistirir ve Türk ordusu 5 TEMMUZ1938 günü bir çatismaya meydan kalmadan ,tören adimlariyla Hatay'a girer.Fransa siz askerlerinin tören durusu önünden geçerek .Iste Atatürk budur.LIDERLIK budur.HATAY BAGIMSIZ bir TÜRK DEVLETI olmustur. Bayragini bile kendi elleriyle Atatürk çizer . Gönderilen binlerce sükran telgrafina ,çok önemsiz seyler yapmis gibi bir yanit verir."Size artan sa adet ve refah dilerim

    15 Mart 1923'te Atatürk Adana'ya geldiklerinde, yol kenarında Antakya ve İskenderun'u sembolize eden iki genç kızın hıçkırıklar arasında, "Bizi de kurtar" feryadına karşılık, "Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde kalamaz" demiştir.

    20 Ekim 1921'de imzalanmış olan Ankara Antlaşması, İskenderun Sancağını Suriye'den ayırarak ayrı bir statüye tabi tutuyordu. Bu Antlaşmanın 7. Maddesi, İskenderun beldesi için özel bir idare usulü kurulacağını; bu bölgenin Türk ırkından olan sakinlerinin, kültürlerinin gelişmesi için her türlü kolaylıktan faydalanacağını ve Türk parasının orada resmi mahiyet taşıyacağını öngörmüştür. Antlaşma hükmüne uygun olarak, 8 Ağustos 1922'de Sancak'ta bir bölgesel idare kurulmuştur.

    Fransa, Suriye ile anlaşarak manda idaresine son vermeyi kararlaştırmıştı. Hatta, 8 Eylül 1936 tarihinde parafe edilen antlaşma ile Suriye'de manda idaresinin son bulduğu öngörülüyor, ancak Sancak'ın durumundan söz edilmiyordu. Türkiye'de bu durum Sancak'ın kaderi hakkında genel bir kaygı uyandırdı. Türk Hükümeti, Sancak sorununun önemi üzerine eğilerek; 6 Ekim 1936'da Milletler Cemiyeti Assamblesi'nde ve daha sonra 9 Ekim 1936'da Fransa'ya verdiği bir nota ile görüşünü belirtti.

    Atatürk davaya verilen önemi, 1 Kasım 1936 TBMM'ni açış nutkunda, kesin ve belirli şekilde dünya kamuoyuna duyurmuştur. "Bu sırada, milletimizi gece gündüz meşgul eden başlıca büyük mesele hakiki sahibi öz Türk olan İskenderun-Antakya ve havalisinin mukadderatıdır. Bunun üzerinde, ciddiyet ve kifayetle durmaya mecburuz. Daima kendisi ile dostluğa çok ehemmiyet verdiğimiz Fransa ile aramazda tek ve büyük mesele budur. Bu işin hakikatını bilenler ve hakkı sevenler, alakamızın şiddetini ve samimiyetini iyi anlarlar ve tabii görürler."

    Fransa, Sancak'ın Suriye'den ayrılamayacağını açıklamakla, Türk görüşüne kesin red cevabı vermiş oluyordu. Sorunun Milletler Cemiyeti'nde görüşülmesi ve bu kurulun tavsiyesi ile Sancak bölgesine üç müşahidin gönderilmesi, Sancak davasının milletlerarası planda da önemini artırmış oldu. İngiliz Dışişleri Bakanı Anthony Eden'in aracılığı ile, 24 Ocak'ta bir prensip Antlaşmasına varıldı.

    Almanya'nın 1938 Martında Avusturya'yı ilhakı, Fransa'nın Almanya'ya karşı Doğu'da kuvvetli bir Türkiye'ye ihtiyacını gösteriyordu. Boğazların da Avrupa'da büyüyen kriz ve uyuşmazlıklar sebebiyle önemi artmıştı. Haziran 1938'de, Antakya'da Türk ve Fransız askeri heyetleri arasında yapılan görüşmeler sonucu, 3 Temmuz 1938'de Antlaşma yapıldı. Hatay'ın toprak bütünlüğü ile siyasi statüsünü korumak amacı ile her iki devlet 2500'er kişilik askeri kuvvet göndermeyi kabul etmişlerdi. Türk Ordusu 4 Temmuz 1938'de Hatay'a girerek görevine başladı. Türkiye ile Fransa arasında imzalanan dostluk antlaşması bu iki devleti birbirine yaklaştırıyordu. Yapılan seçimler sonucunda Meclis, 2 Eylül 1938'de ilk toplantısını yaptı ve bağımsız Hatay Cumhuriyeti'ni ilan etti. Cumhurbaşkanlığına Tayfur Sökmen, Başbakanlığa Abdurrahman Melek getirildi. 23 Haziran 1939 tarihinde Türkiye ile Fransa arasında yapılan yeni bir antlaşma ile, Hatay halkının da arzusuna uygun olarak Fransa, Hatay'ın Türkiye'ye katılmasını kabul etti.




  2. 2
    AYSEN
    Bayan Üye

    Cevap: Hatay'ı Son Anda Nasıl Kurtardı?

    Reklam



    hatay bir başarıdır ama sadece hatay eksik olabilmektedir neden musul kerkük yok nasıl olmuşsa bir tane petrol şehri alamamışız







+ Yorum Gönder
atatürk hatayı nasıl aldı,  hatayı nasıl aldık,  hatayi nasıl aldık,  atatürkün hatayı kurtarı,  Türkiye hatayı nasıl aldı
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi