Hz. İsmail Kıssası

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve Kuranı Kerim Bölümünden Hz. İsmail Kıssası ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    ENGİN
    Özel Üye
    Reklam

    Hz. İsmail Kıssası

    Reklam



    Hz. İsmail Kıssası

    Forum Alev
    HZ. İSMAİL KISSASI
    Hz. İbrahim ve İsmail'in Kabe'yi İmar Etmeleri ve Duaları
    Hani Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle denemişti. O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım" dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?" deyince (Allah "Zalimler benim ahdime erişemez" dedi. Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik. Hani İbrahim: "Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti de (Allah: "Sadece inananları değil) inkâr edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o" demişti. İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin"; "Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş(Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş(Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin."
    "Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (Bakara Suresi, 124-129)
    Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye benzer bir vasiyette bulundu.) (Bakara Suresi, 132)



  2. 2
    Ziyaretçi

    Cevap: Hz. İsmail Kıssası

    Reklam



    hz. ibrahim kıssası
    Kuran’da yer almamakla birlikte, bazı tarihlerde Hz. Musa kıssasının bir benzeri de Hz. İbrahim için anlatılır. Babil ülkesinin kralı ve kendini tanrı olarak ilan etmiş bulunan Nemrut bir rüya gördü. Aydan daha parlak bir yıldız, başının üzerinde parlıyordu. Büyücüleri, kahinleri zamanın en iyi astrologlarını çağırdılar. Hepsinin ortak kanaati ve rüya üzerine yorumu aynıydı. Bu yıl bir erkek çocuğu doğacak. O çok kutlu biri olacak ve Nemrut’un tahtını yerle bir edecek.

    Hz. İbrahim’in babası Azer, put yapıcısıydı ve zamanla Nemrut’un en yakın adamlarından biri olmuştu. Annesi Usa ise hamileydi ve o yıl doğan bütün erkek çocukları öldürülmesi emredildiğinden hamileliğini gizlemişti. Sonra vakti gelince onu kocasından bile gizleyerek evlerinden uzaklarda bir mağarada doğurdu ve mağaranın önünü büyük taşlarla kapattı. Geceleri mağaraya gidip onu gizlice beslerdi. Azer öğrendiğinde artık o büyümüş ve iş işten geçmişti. Bir baba olarak onu ele verecek değildi.

    İbrahim’in biraz aklı erince baba oğul tartışmaya başladılar. Putların bir fayda yada zarar getirmekten ne kadar uzak olduklarını söyleyen İbrahim; aya, yıldızlara ve güneşe parlaklıklarına bakarak meylettiyse de onların devrilip gitmeleri, batıp sönmeleri onda sonsuzluk arayışına yol açtı ve her türlü zevalden müstağni olan, biricik ve ortağı olmayan Allah inancını keşfetmesine neden oldu.

    Ayetlerin bildirdiğine göre Tanrının nasıl dirilttiğini yakinen bilmek isteyince Allah ona dört farklı kuş alıp bunları parçalayarak dört ayrı dağa yada bir dağın dört ayrı tarafına bırakmasını sonra da kuşları çağırmasını istemişti. Çağırılan kuşların uçarak ona doğru gelmeleri çok açıktan bir ibretti.

    Bu olayın ardından büyük bir tevhid mücadelesi başlattı. Nemrut ile tartışmalara girdi. Nemrut’a gücünü kanıtlaması için Rabbin yaptığının aksine güneşi batıdan doğurmasını teklif edince artık bu onun ölüm fermanı oldu. Çünkü zalim hükümdarı insanların önünde cevapsız ve hareketsiz bırakarak gazabını çekmişti.

    Allah’tan başkasına tapınmadığı için ceza olarak öyle büyük bir ateş hazırlanmıştı ki onu ancak şeytanın akıl vermesiyle icat edebildikleri özel bir mancıkla ateşin ortasına fırlattılar. Bu arada Cebrail göründü ve bir dileği olup olmadığını sordu. O; “hayır’ dedi, “Artık sadece Rabbime dayanıyorum, ondan diliyorum.”


    “ Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol !” Enbiya: 69

    Bu muhteşem ayetle ateşin ortasında yemyeşil bir bahçe oluştu. İbrahim sükunet içinde ve ateşten uzaktı. Bunu gören Nemrut ve halkı uzun süre iman ve küfür arasında gidip geldiler ama sonunda büyüklük taslama galip geldi.

    Burada asıl konumuz Hacer olduğundan bu olayların detaylarına giremiyoruz ama şu kadarını söyleyelim ki , Allah’ın gazabına karşı her önlemi alan, korku içinde uykuları kaçan Nemrut, küçük bir sivrisineğin taarruzuyla oldu.

    Bu olaylardan itibaren bütün peygamberlerin ortak kaderi olan hicret vuku buldu. Hazreti İbrahim artık buralarda duramazdı. Biricik eşi, can yoldaşı, dert ortağı Sare ve az sayıdaki ashabıyla birlikte Şam’a doğru yola çıktılar. Harran’a yani Urfa’ya geldikleri de rivayet edilir.

    Bütün bu olaylarda ona eşlik eden çok genç biri daha vardı. İbrahim’in kardeşinin oğlu olduğu öne sürülen Lut aleyhisselam. Bu hicret esnasında ilahi bir emirle onun bir kaç arkadaşıyla beraber farklı bir yöne gitmesi istenmişti. Her türlü insani düşüklüğün yaşandığı, gelmiş geçmiş halklar içinde en alçak derecelere inmiş insanların bulunduğu aralarında Sodom ve Gomore’nin de yer aldığı beş şehre doğru yola çıkmışlardı.

    İbrahim ve Sare ise yol ayırımından sonra Mısır’a geldiler. Burada Sare’nin büyük imtihanı vardı. Kocası Adem ve Nuh aleyhisselamdan sonra insanlığın üçüncü büyük atasıydı. En büyük, ul’ul-azam peygamberlerdendi. Hep evlatsızlık acısını yüreğinde taşımış, zürriyetim olacak mı diye endişelenmişti ama onun soyundan gelenler, gökteki yıldızlardan daha çok olacaktı. O bunu bilemiyordu, çünkü bir beşerdi ve ancak Allah’ın bildirdiği kadarını bilebilirdi.

    İbrahim’e 10 sayfa vahiy gönderilmişti. Ebuzer’in Peygamberimizden (Sallallahu aleyhi Vesellem) bu sayfalar, akıllı bir insanın aklına yenik düşmeyeceği, insanın malı bir araya getirmek için değil, kafir de olsa mazlumun hakkını zalimden almak için çalışmasının zaruri olduğu, zamanı iyi kullanıp bir kısmını münacata bir kısmını hesaplaşmaya ayırması gerektiği gibi konuları ihtiva ediyordu.

    Kuran ise İbrahim’i şöyle tanımlıyordu: Allah’ın dost edindiği kimse, çok içli, yüreği yanık, yumuşak huylu, kendini Allah’a vermiş, vefakar, hanif, sadık ve görevini tam yapmış, Allah’ı bir tanıyan, gerçek bir Müslüman, işinde Allah’a dönük, inanmış bir kul…

    Evi yol üzerindeydi. Geleni geçeni doyururdu. Adının anlamı millet babası demekti. Onun güzel isimleri vardı. Halilullah (Allah dostu), Ebul Edyaf (misafirler babası).


    Göklerin ve yerin sırları kendisine öğretilmişti

    “ Biz İbrahim’e kesin ilme erenlerden olması için göklerin ve yerin melekutunu da öyle gösteriyorduk” En’am: 75

    Çok sevgili bir kul olmasına rağmen babasının affedilmesi için yaptığı dua kabul olmadı. Buradan şu gelenek oluştu ki iman etmeyenlerin affına değil hidayetine dua edilebilirdi ancak.







  3. 3
    Ziyaretçi
    Cok uzun ama saolun







  4. 4
    Ziyaretçi
    güzel bir yazı ve site..

  5. 5
    Ziyaretçi
    çok güzel iyi olmuş...teşekkürler

  6. 6
    Ziyaretçi
    Fena değil ama biraz uzun olmuş.malesef...

  7. 7
    Ziyaretçi
    bence de çok uzun ama yinede iyi

  8. 8
    Ziyaretçi
    Bu siteyi beyndm

  9. 9
    Ziyaretçi
    saol canım
    nasıl olmuş

  10. 10
    Ziyaretçi
    Arabistan’da Cürhüm kabîlesine gönderilen peygamber. İbrahim aleyhisselamın büyük oğlu ve Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) dedelerinden. Annesinin adı Hacer’dir.

    Hazret-i İbrahim, Nemrud’un ateşinden kurtulduktan sonra, Bâbil’den ayrılıp, Mısır’a gittiğinde hanımı Sâre’ye Firavun musallat olmuştu. Fakat, Sâre’ye yaklaşmak istediğinde, ellerinin tutulup, nefesi kesilerek sara hastalığına benzer bir hâle düştü. Bunun üzerine Firavun korkarak İbrahim aleyhisselam ve Sâre’yi bıraktı ve Hacer adlı bir câriyeyi de hediye etti. İbrahim aleyhisselam, Firavun’un korkarak câriye olarak verdiği Hacer’i de alarak, Filistin’e döndü. Oradan Şam taraflarına gitti. Buradayken Sâre Hatunun isteği üzerine hazret-i Hacer’le evlendi. Bu evlilikten hazret-i İsmail doğdu.

    Allah’ın emri ile Hacer’i, oğlu ile birlikte Kudüs’ten Hicaz’a götürdü ve bugünkü Mekke şehrinin bulunduğu yere bırakıp geri döndü. Mekke’nin üst tarafında bulunan Seniyye mevkiine gelince, ellerini açarak onlar için dua ettiği İbrahim sûresi 37 ve 38. âyetlerinde bildirilmektedir. Bu ıssız ve çorak vâdide bir miktar hurma, bir dağarcık su ve oğlu iki yaşındaki İsmail ile yalnız kalan hazret-i Hacer, bu işin Allah’ın emri ile olduğunu anlayıp tevekkülle sabretti; “Allahü teâlâ bize kâfidir. O bizi korur, himâye eder. Bizi başıboş bırakmaz” dedi. Semre ağacının dallarından yaptığı küçük barınakta kalıyorlardı. Yiyecekleri ve suları bitince hazret-i İsmail susuzluktan ağlamaya başladı.

    Hazret-i Hacer su bulmak ümidi ile Safâ Tepesine çıktı. Uçsuz bucaksız çölden ve ağaçsız çıplak tepelerden başka bir şey göremedi. Safa’dan inip koşarak Merve Tepesine çıktı.Safa ve Merve tepeleri arasında su bulmak ümidi ile yedi defâ koşarak gidip geldi. Bu sırada İsmail’in (aleyhisselam) ayağını vurduğu veya Cebrâil aleyhisselamın vurduğu yerden su fışkırıp akmaya başladı. Hazret-i Hacer heyecanlandı ve akan su ziyan olmasın diye “Dur! Dur!” mânâsına gelen “Zem! Zem!” diyerek suyun etrâfını çevirdi. Sudan oğlu İsmail’e (aleyhisselam) içirdi ve kendisi de içti. Peygamberimiz bir hadîs-i şerîflerinde, “Allah İsmail’in annesi Hacer’e rahmet etsin. O, zemzemi kendi hâline bıraksaydı da avuçlamasaydı, muhakkak zemzem akan bir ırmak olurdu.” buyurmuştur.

    Mekke’nin yakınında konaklayan Cürhüm kabîlesi zemzem suyunu görünce hazret-i Hacer’den izin alarak oraya yerleştiler ve böylece Mekke şehri kuruldu. Bir müddet sonra hazret-i İbrahim hanımını ve oğlunu ziyârete geldiğinde onları bolluk ve bereket içinde buldu. Hazret-i İsmail konuşmaya başlayınca hazret-i İbrahim üç gün üst üste gördüğü rüyâ üzerine onu kurbân etmeye karar verdi. Zilhicce ayının 9 ve 10. günü de aynı rüyâyı görünce sahih olduğunu anladı. Bir bahâneyle annesinden izin alarak kurban etmek için götürdü. Şeytan, insan sûretinde annesi Hâcer’e hazret-i İsmail’e ve hazret-i İbrahim’e göründü ve onlara vesvese vermeye çalıştı ise de dinlemediler.

    Hazret-i İsmail, şeytanın arkasından yedi tâne taş attı. Hazret-i İbrahim, bugün Minâ denilen yere gelince, oğluna rüyâsını ve Allah’ın emrinin kendisini kurbân etmek olduğunu açıkladı. Hazret-i İsmail’i tevekkülle hazırladı. Yere yatırıp bıçağı boynuna çaldı ise de bıçak, Allah’ın emri ile kesmedi. Taşa vurdu, taşı kesti. Nihâyet Cebrâil aleyhisselam Cennetten bir koç getirdi. Cebrâil aleyhisselam makâmından “Allahü ekber, Allahü ekber” diyerek geldi. Hazret-i İbrahim bu tekbiri işitince; “Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber” dedi. Hazret-i İsmail de; “Allahü ekber ve lillâhil hamd,” diyerek tekbiri tamamladı. Hazret-i İbrahim koçu kurban etti. Onların bu hâli Kur’ân-ı kerîmde anlatılmakta ve meâlen; “Muhakkak ki bu açık bir imtihandı.” buyrulmaktadır. Hazret-i İbrahim kurban hâdisesinden sonra Sâre’nin yanına döndü.

    Hazret-i İsmail büyüyünce Cürhüm Kabîlesinden bir kızla evlendi. Annesi hazret-i Hacer de vefat etti ve Kâbe temelinin bitişiğine defnedildi. Hazret-i İbrahim yine arasıra gelip gidiyordu. Allahü teâlâ Kâbe’nin yapılmasını emredince baba oğul Kâbe’nin eski temelini bulup yeniden inşâ ettiler ve şöyle dua ettiler: “Ey Rabbimiz bizden bu hayırlı işi kabul et. Hakîkaten sen duamızı işitici, niyetimizi bilicisin.”

    Hazret-i İsmail, babası hazret-i İbrahim’in vefatından sonra, Yemen’den gelip Mekke’ye yerleşmiş olan Cürhüm Kabîlesine peygamber olarak gönderildi. Kendisine başka kitap ve din verilmeyip, babası İbrahim aleyhisselamın dînini insanlara tebliğ etti. İnsanları elli yıl îmâna dâvet etti, ancak pek az kimse îmânla şereflendi. Filistin’e giderek hazret-i İbrahim’in kabrini ziyâret etti. Sonra Şam’a gidip kardeşiİshak aleyhisselam ile görüştü. Hazret-i İsmail’in 12 oğlu ve pekçok torunu oldu. Onun dîni İslâmiyet gönderilinceye kadar doğru olarak devâm etti. Muhammed aleyhisselamın bütün dedeleri hazret-i İsmail’in soyundan ve onun dînindendi. Vefâtına yakın kardeşi İshak’ı aleyhisselam yanına dâvet edip, kızını oğlu Iys’a nikâhladı ve bâzı vasiyetlerde bulundu. Mekke’de 133 veya 137 yaşlarındayken vefat etti. Mescid-i Haramda Kâbe-i muazzamanın kuzey duvarı önünde bulunan ve annesi Hacer’in de kabrinin bulunduğu Hatim denilen yere defnedildi.

  11. 11
    Ziyaretçi

    Cevap: Hz. İsmail Kıssası

    Reklam



    çok tesekkur ederim işime cok yardimci oldu

  12. 12
    Ziyaretçi
    Çok güzel bir konu

+ Yorum Gönder
hz ismail kıssası,  hz ismailin kıssası,  hz ismailin kıssaları,  hz.ismail kıssası,  hz ismail kıssaları
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 36 kişi