Dördüncü Bölüm Tiyatro Senaryoları ANADOLU Ateşi

+ Yorum Gönder
Kültür-Sanat ve Kültür Sanat Haberleri Bölümünden Dördüncü Bölüm Tiyatro Senaryoları ANADOLU Ateşi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    ACİL
    Özel Üye
    Reklam

    Dördüncü Bölüm Tiyatro Senaryoları ANADOLU Ateşi

    Reklam



    Dördüncü Bölüm Tiyatro Senaryoları ANADOLU Ateşi

    Forum Alev
    Dördüncü Bölüm Tiyatro Senaryoları ANADOLU

    IV.BÖLÜM
    KİŞİLER
    ŞEFİKA
    İZZET
    ALBAY
    ASKER (20 yaşlarında)
    YÜZBAŞI (30-35 yaşlarında)
    SAMİ (30 yaşlarında)
    ZÜHRE (30 yaşlarında)
    MEMDUH
    ÖZET
    ŞEFİKA : Ben Şefika. Türk tarihinin en kara günleri yaşanırken İstanbul'daydım. Komşumuz Üsteğmen Memduh Bey, manevi kardeşim saydığım İzzet ve bir grup vatansever insanla millî kuvvetlerde yer almak için Anadolu'ya geçtik. Memduh Bey'le söze dökülmemiş bir gönül bağımız var. Hislerimizi konuşmak için vatanımızın bu içler acısı halinin sona ermesini bekliyoruz. Vatanımız o derece kuşatılmış ki belki de o günler hiç gelmeyecek diye korkuyorum. Anadolu'ya geçtikten sonra Memduh Bey'le yollarımız ayrıldı. O, çeşitli ayaklanmaları bastırmak için vazifeden vazifeye koşturuyordu. Ben ve İzzet kardeş kağnı kollarındaki sevkiyatla ilgileniyorduk. Memduh Bey'den uzun süre haber alamadık. Kağnı kollarından sonra İzzet kardeşimle Garp Cephesi istihbarat dairesinde çalışmaya başladık. Vatan toprakları üzerinde bazen iyi bazen kötü haberler dolaşıyordu. Millî kuvvetlerimize bir darbe de Şeyhülisylamın fetvasından geldi. Fetvaya göre milli kuvvetlerin katli vacipti.
    EFEKT : GİRİŞ MÜZİĞİ
    İZZET : Şefika Abla, komutan sizi çağııyor.
    ŞEFİKA : Nerede, odasında mı İzzet?
    İZZET : Evet abla, zannediyorum önemli bir vazife var. Albayım çok heyecanlı görünüyordu.
    ŞEFİKA : Tamam şimdi gidiyorum İzzet.
    İZZET : Abla, eğer yeni bir vazife varsa n'olur benim için de ricada bulun.
    ŞEFİKA : (GÜLEREK) Yine emanetini yalnız bırakmak istemiyorsun ha?
    İZZET : Hem o, hem de babam rüyalarıma girmeye başladı Şefika Abla. Bu düşmanlar ne zaman kovulacak, diye soruyor bana.
    ŞEFİKA : Yakındır inşallah...
    İZZET : En ön saflarda yer almak istiyorum ben. Bu işgal devam ettikçe ne benim ruhum huzur bulur ne de babamın.
    ŞEFİKA : Peki İzzet söylerim bunu albaya.
    EFEKT : UZAKLAŞAN AYAK SESLERİ
    EFEKT : GEÇİŞ MÜZİĞİ KAPININ ÇALINMASI
    ALBAY : (UZAKTAN) Buyurun!
    EFEKT : KAPININ AÇILIP KAPANMASI
    ŞEFİKA : Beni emretmişsiniz albayım.
    ALBAY : Gel Şefika Hanım, ayakta durma otur şöyle.
    ŞEFİKA : Sağolun albayım.
    ALBAY : Kızım, ordu ve millet senden yeni ve çok önemli bir hizmet bekliyor. Bu vazifeye seni çok düşündükten sonra ben seçtim.
    ŞEFİKA : Nasıl emrederseniz albayım.
    ALBAY : Başarı kazandığın zaman vatanın kurtuluşu yolunda gönüllü bir asker olarak bugüne kadar yaptığın işlerin değeri ile ölçülemeyecek üstünlükte hizmet etmiş olacaksın.
    ŞEFİKA : Böyle bir hizmetten bahtiyarlık duyarım albayım.
    ALBAY : Bir subay yarın sana kapalı bir zarf verecek. Onu okuyacak kimseye tek kelime söylemeden isteneni yapmak için buradan ayrılacaksın. Şimdiden söylemeliyim ki vazife çok gizlidir ve ifşası idam cezasını gerektirir. Ayrıca bu vazife için burada yaşayan köylü kadınların kıyafetlerine benzer bir kıyafet bulacağız sana. Kabul ediyor musun?
    ŞEFİKA : Ne emrederseniz yapmaya hazrım albayım. Yalnız benim de bir arzum var. İzzet kardeşimi de benimle birlikte vazifelendirmenizde bir mahsur var mıdır?
    ALBAY : (GÜLEREK) Vallahi aranızdaki bu bağ anlaşılır gibi değil Şefika Hanım. Ona vazife versem sizi istiyor, size vazife versem onu istiyorsunuz. Öz kardeşlerde bile böyle bir bağ bulunmaz.
    ŞEFİKA : O çocuğun kimsesi yoktur albayım. Ona karşı bir mesuliyet hissi var içimde. Bir abla, bir anne şefkatiyle bağlandım ona.
    ALBAY : Tamam kızım belki böylesi daha münasip olur. Haydi şimdi gidebilirsin Allah muvaffak etsin.
    EFEKT : GEÇİŞ MÜZİĞİ
    YANAN ATEŞİN ÇITIRTILARI /FONDA
    İZZET : Gece vakti bu ateşi neden yaktın abla?... Dur ne yapıyorsun? Yakacaksın kıyafetleri. Zaten zor buldum o köy elbiselerini.
    ŞEFİKA : Yakmıyorum İzzet. Ne olur ne olmaz tifüsten ölmeyelim. Buna Anadolu biçimi "etüv" denir. Elbiselerde belki mikrop vardır, alevler bunları kırar.
    İZZET : Nereden bileyim abla ateşe atıyorsun sandım.
    ŞEFİKA : Hadi sen de aynı benim yaptığım gibi kor ateşine tut kendi elbiseni. Ben gidip giyineyim.
    EFEKT : UZAKLAŞAN AYAK SESLERİ
    ASKER : Ne yapıyorsun gece vakti İzzet kardeş? Açlıktan elbise kebabı mı yapıp yiyeceksin?
    İZZET : (GÜLER) Belki o günler de gelir. Ama bunları yemeyeceğim. Tifüsten ölen bir köylü vardı, elbislerindeki mikropları kırmak için böyle yapıyorum. Sonra sahiplerine teslim edeceğim. komutanın emri.
    ASKER : Sen eskiden askerlerin çarıklarını yediklerini duymuş muydun? Babam böyle bir şey yaşamış.
    İZZET : Nerelisin sen?
    ASKER : Kırşehirli'yim. Babam askerden dönünce anlatmıştı da inanmaz inanmaz dinlemiştim. Masal gibi gelmişti, daha çocuktum tabii. Annem, ablam ağlamıştı o anlattıkça. Şimdi bile anlatsa hepsinin gözü dolar.
    İZZET : Nasıl yemişler çarıkları?
    ASKER : Gülmek yok ha!...
    İZZET : Yok gülmem, anlat sen.


    DEVAMI VAR



  2. 2
    ACİL
    Özel Üye

    --->: Dördüncü Bölüm Tiyatro Senaryoları ANADOLU

    Reklam



    ASKER : Sana böyle diyorum ya, bakma, bazen ben de gülüyorum. Ama düşündükçe açlık belasına gülünmez, ağlanır diyorum.
    İZZET : İyice merak ettim şu çarıkları? Anlat artık.
    ASKER : Bunların taburunda hiç yiyecek kalmamış. Açlıktan adım atamaz hale gelmişler. Sonra birinin aklına gelmiş. Atmışlar kaynar suyun içine çarıkları. Pişirip yemişler. Babamın anlattığına göre kötü değilmiş tadı, et gibi lezzetliymiş.
    İZZET : Kötü günlermiş...
    ASKER : Neyse ki şimdi her köy, askerini beslemek için erzak vermekten kaçınmıyor. Onların da fazla bir şeyi yok ya... Olanı veriyorlar işte. Sahi bu kıyafeti köye mi götüreceksin? Yoksa gizli bir vazife için lazım mı oldu?
    İZZET : (BOCALAYARAK) Şey... Yok canım, dedim ya tifüs salgınının önüne geçmek için yapıyoruz. Bu kıyafetlerin sahibi tifüsten ölmüş. Ailesi için ne kadar kıymetlidir bu kıyafetler, hatıra olarak saklarlar. Bari onlara bulaşmasın diye yapıyorum.
    ASKER : İyi iyi yap bakalım. Ben anlamam bu işlerden. Nöbet vaktim geldi, gideyim ben.
    İZZET : Hayırlı nöbetler Kırşehirli.
    EFEKT : AYAK SESLERİ UZAKLAŞIR.
    EFEKT : ÇALILAR HIŞIRDAR
    İZZET : Sen misin Şefika Abla? Niçin saklanıyordun çalıların ardında.
    ŞEFİKA : Beni bu kıyafetle görürlerse olmaz. Bak... nasıl olmuşum, yakışmış mı?
    İZZET : Biraz eski püskü, ama yine de güzel görünüyorsun Şefika Abla.
    ŞEFİKA : Bayrama gitmiyoruz ya İzzet, tabii eski püskü olacak ki kimse bizden kuşkulanmasın. Az önce yanındaki askere ağzından bir şeyler kaçıracaksın diye ödüm koptu. Unutma çok önemli bir vazife verecekler bize.
    İZZET : Öyle merak ediyorum ki... Bu kadar gizli yürüttüklerine göre çok mühim olmalı.
    ŞEFİKA : Askerlik bu işte. Meraktan çatlasan da yapacağın bir şey yok. Disiplin ve mutlak itaat ruhuna uygun olarak o dakikayı beklemek zorundayız.
    İZZET : Biri geliyor Şefika Abla, sen yine saklan çalıların arkasına. Hadi çabuk, seni bu kıyafetle görmesin.
    EFEKT : ÇALILARIN HIŞIRTISI
    EFEKT : AYAK SESLERİ
    YüZBAŞI : Şefika Hanım'a refakat edecek kişi sen misin delikanlı?
    İZZET : Evet yüzbaşım!
    YÜZBAŞI : Adın İzzet mi?
    İZZET : Evet yüzbaşım!
    YÜZBAŞI : Şefika Hanım nerede peki? Kendisine verilecek bir emanet var.
    EFEKT : ÇALILARIN HIŞIRDAMASI
    ŞEFİKA : Buyurun yüzbaşım ben Şefika.
    YÜZBAŞI : Gizleniyor muydunuz?
    ŞEFİKA : Evet yüzbaşım, bu kıyafetle karargâh içinde dolaşmam pek doğru olmaz diye düşündüm.
    YÜZBAŞI : Aferin! Vazifenizi ne kadar ciddiye aldığınız belli. Bu zarfı alın, içindekileri okuyup hemen harekete geçin. Albayım sizi daha önce bazı husularda uyarmıştır. Benim tekrar etmeme lüzum var mı Şefika Hanım?
    ŞEFİKA : Hayır yüzbaşım. Aldığımız vazifeyi eksiksiz yapacağımıza İzzet kardeşim de ben de namusumuz üzerine söz veriyoruz.
    YÜZBAŞI : Allah yardımcınız olsun!
    EFEKT GEÇİŞ MÜZİĞİ
    AĞUSTOS BÖCEKLERİ
    İZZET : Sabaha kadar yürüyecek miyiz Şefika Abla?
    ŞEFİKA : En emniyetlisi bu İzzet. Yoruldun mu? İstersen biraz oturalım.
    İZZET : Yorulmadım, iki gün hiç durmadan yürüyebilirim.
    ŞEFİKA : Gördün mü kağnı kolunda çalışmak şimdi ne kadar çok işimize yaradı. Bu yolları, yol üsündeki köyleri avucumuzun içi gibi biliyoruz.
    İZZET : İstesem haritasını bile çizebilirim.
    ŞEFİKA : Bırak onu coğrafyacılar yapsın. İstanbul'a döndüğümüzde sen güzel şiirler yazacaksın İzzet. Anadolu'nun içindeki şerefli kavgayı yazacaksın. Yokluk içindeki köylülerin askerlerle ekmeklerini bölüşmesini yazacaksın. İlk kitabını bastırmak için ben elimden geleni yapacağım, en ünlü şairlerle görüşeceğim senin çin.
    İZZET : Ben kitabımın adını buldum Şefika Abla: Anadolu Ateşi...
    ŞEFİKA : Anadolu Ateşi mi? Demek parolayı kullanacaksın. Çok iyi bir fikir.
    İZZET : Anadolu Ateşi... Biz de ateşin kıvılcımlarındanız.
    ŞEFİKA : Bizim gibi binlerce kıvılcım var şu anda Anadolu'da
    İZZET : Ve bu kıvılcımları bir araya getirip büyük, yakıcı, kavurucu bir ateşe dönüştüren Mustafa Kemal Paşa'mız var... Bir gün onunla karşılaşmak nasip olur mu Şefika Abla?
    ŞEFİKA : Nasip olur inşallah. Ama yüzünü göremesek de onunla aynı idealde buluşmanın verdiği şeref yeter bize İzzet.
    İZZET : Bir de şu mandacılar olmasa... Onlar milletin kafasını karıştırıyor. Başka bir millete sırtımızı dayayarak nereye kadar gidebiliriz?
    ŞEFİKA : Hata yaptıklarını yakında anlarlar İzzet. Bu milletin desteğe ve morale ihtiyacı var. Mustafa Kemal Paşa milletin benliğini güçlendirdi. İçlerindeki kuvveti ortaya çıkardı. Bu saatten sonra geriye dönüş olmaz. Biz büyük bir milletiz ve yakında bütün dünyaya ispatlayacağız. Ben buna kalpten inanıyorum.
    İZZET : İnsan senin yanındayken kendini iki kat güçlü hissediyor Şefika Abla.
    ŞEFİKA : Teşekkür ederim İzzet. Hadi bakalım gevezelik edip adımlarımızı yavaşlattık, biraz hızlanalım az kaldı değirmene.
    İZZET : Değirmende üç kişi var değil mi bizi bekleyen?
    ŞEFİKA : Bir yüzbaşıyla iki de gönüllü. Gönüllülerden biri hanımmış.
    İZZET : Buna sevinmişsindir abla. Hanımların da kendi aralarında konuşup dertleşmeye ihtiyaçları vardır.
    ŞEFİKA : Savaş zamanı birbirimize yemek tarifleri verip el işi mi göstereceğiz İzzet? Bazen tuhaf oluyorsun?
    İZZET : Hayır abla öyle demek istemedim. Mesela gönül meselesi olabilir. Memduh Ağabey'den uzun zamandır haber alamıyoruz, ama sen bana hiç kalbindeki acıdan bahsetmiyorsun.
    ŞEFİKA : Seni de durduk yerde üzmek istemem İzzet. Hem sen aşk acılarını anlayabilecek yaşta değilsin.
    iZZET : (SİTEMLİ) Öyle mi abla? Benim aşk acım seninkinin iki katı. İstanbul'da benim de yolumu gözleyen biri var.
    ŞEFİKA : (SEVİNÇLE) Ne güzel! Yolunu bekliyorsa niçin benim derdimin iki katı oluyormuş senin derdin?
    İZZET : İki katı, çünkü bir Rum kızını seviyorum.
    ŞEFİKA : (ŞAŞKIN) Bir Rum kızı mı?... O da seviyor mu seni?
    İZZET : Belki benden bile fazla. Sofiya'yla çocukluktan bu yana gelen bir arkadaşlığımız vardı. Komşuyduk onlarla. Birbirimizin evine girer çıkar, sık sık aynı sofralarda yemek yerdik. Babam öldürüldüğünde belki benden daha fazla üzüntü duydu. Zavallı babam, gelin kızım Safiye diye severdi onu. Adını değiştirip söylememize hiç kızmazdı Sofiya.
    ŞEFİKA : Bu savaşta karşı karşıya kalmışsınız. Ama İzzet, unutma ki halklar düşman olmaz birbirine. Savaş kararı alan halk değildir, hükûmetlerin hatasını aşıklar da çekmek zorunda ne yazık ki.
    İZZET : Benimle birlikte Anadolu'ya geçmek için çok yalvardı. Bizim davamıza inanıyor, hürmet ediyordu. Ben ona güveniyordum, ama diğer insanlar milliyetine bakıp itimad göstermezlerdi. Söylesene abla yanımda bir Rum kızı varken Yunanlılara karşı nasıl savaşabilirim?
    ŞEFİKA : Peki ona karşı hislerinde bir değişme oldu mu?
    İZZET : Bilmiyorum, İstanbul'a döndüğümde karar verebilirim ancak. Şu an hiçbir şey düşünemiyorum. Özellikle Rum köylerinin Türk köylerine yaptığı baskınları işittikçe Sofiya geliyor gözlerimin önüne. Onu sevmeyi vatana ihanetmiş gibi görüyorum.
    ŞEFİKA : Her şey değişecektir İzzet. Vatan kurtulduğunda yabancı halklarla birbirimizi sevmeyi yeniden öğreniriz.
    EFEKT : KISA MÜZİK
    SAMİ : Hey! Kim var orda?
    İZZET : Değirmene gelmişiz bile Şefika Abla. Seslenen nöbetçi olmalı.
    SAMİ : Çabuk tanıtın kendinizi, kimsiniz?
    ŞEFİKA : Biz Anadolu Ateşiyiz...
    SAMİ : Hoşgeldiniz bacım... Biz de sizi bekliyorduk. Ben gönüllülerden Sami.
    ŞEFİKA : Memnun oldum Sami kardeş, ben de Şefika.
    İZZET : Merhaba... Ben İzzet.
    SAMİ : Hoş gelmişsin İzzet kardeş. Çok yorulmuş görünüyorsunuz.
    İZZET : Bütün gece yürüdük.
    SAMİ : İçeriye buyurun, hanımım Zühre size yiyecek bir şeyler hazırladı. Ben burada kalıp nöbete devam edeceğim. Yüzbaşı Memduh Bey biraz sonra uyanır onunla da tanışırsınız.
    ŞEFİKA : (ŞAŞKINLIKLA) Yüzbaşı Memduh Bey mi? Sakın bizim Memduh Bey olmasın İzzet?
    İZZET : Ama Memduh Ağabey üsteğmendi.
    ŞEFİKA : Terfi etmiştir.
    İZZET : Aman abla bu kadar kısa sürede mi?
    SAMİ : Sizin tanıdığınız Memduh Bey'le aynı kişi olabilir. Çünkü kendisi cephede ve isyan bastırmakta çok faydalı olduğundan mükaafat olarak zamanından önce terfi ettirilmiş.
    ŞEFİKA : Kendisini ne zaman görebiliriz Sami Bey.
    SAMİ : Bir saate kadar uyanmış olur, bu arada siz de dinlenir bir şeyler yersiniz.
    EFEKT : KISA MÜZİK
    İZZET : Ne güzel yiyecekler hazırlamışsınız Zühre Abla.
    ZÜHRE : Afiyet olsun İzzet kardeş.
    ŞEFİKA : Ne gibi bir vazifemiz var Zühre Hanım, sizin bilginiz var mı?
    ZÜHRE : Ben de sizler kadar biliyorum. Yüzbaşı açıklama yapmak için ekibin tamamlanmasını bekliyordu Şefika Hanım.
    İZZET : Nerede uyuyor acaba? Kendisini görebilir miyiz?
    ZÜHRE : Yan odada, ama o uyurken girmeniz doğru olur mu?
    ŞEFİKA : Biz kendisinin İstanbul'dan bir ahbabımız olduğunu zannediyoruz da onun için Zühre Hanım.
    İZZET : Eğer oysa uyuyor da olsa öperek uyandıracağım.
    ZÜHRE : Ya o değilse, kapısını açtığımız için kızarsa...
    ŞEFİKA : O kadar sert mi yüzbaşı? Benim tanıdığım Memduh bey çok mülayim bir yaratılıştaydı.
    İZZET : Belki harp onu değiştirmiştir Şefika Abla.
    ŞEFİKA : En iyisi bekleyelim, Zühre Bacı'mız da zor durumda kalmasın.
    EFEKT : KAPI GICIRDAYARAK AÇILIR
    MEMDUH : (UYKULU) Ekip tamamlandı galiba. Hoşgeldiniz.... (ŞAŞKIN) Şefika... Şefika ne işin var burada? İzzet sen de mi geldin?
    ŞEFİKA : Biziz ya...




    DEVAMI VAR







  3. 3
    ACİL
    Özel Üye
    İZZET : İşte bulduk sizi Memduh Ağabey.
    MEMDUH : Nasıl şaşkınım bilemezsiniz. Aman Allah'ım rüyada gibiyim? Sevdiğim iki insan da burada karşımda duruyor. N'oldu kağnı kolunu bıraktınız mı?
    ŞEFİKA : Eee yalnızca siz terfi edecek değilsiniz ya... Bize de önemli vazifeler verdiler.
    MEMDUH : Yoksa istihbarat dairesinden gönderilecek olan iki kişi siz misiniz?
    İZZET : N'oldu ağabey, bizi beğenemedin mi yoksa?
    MEMDUH : Ah sizi beğenmez miyim çocuk, ama bu çok tehlikeli bir vazife... İnsan ortak mazisi olduğu, yakından tanıyıp sevdiği insanları ateşin içine nasıl atar?
    ŞEFİKA : Bir asker gibi düşünün Memduh Bey, şu an önce vatan demeniz lazım.
    MEMDUH : Ah Şefika... Ben bugüne kadar her türlü tehlikenin üstüne korkmadan atıldıysam seni de düşmana ezdirmemek içindi. Sevdiğim ve ilerde evlenmeyi planladığım kadın esir edilmiş bir vatanda yaşamasın diyeydi. Şimdi nasıl olur da seni sabotajlar için kullanabilirim?
    ŞEFİKA : Rica ederim Memduh bey, burada herkesin içinde hislerinize hakim olmanız size daha çok yakışır. Eğer evlenip mesud bir yuva kurmak isteseydik, bununla iktifa ediyor olsaydık Anadolu'ya geçmezdik değil mi? Madem ki şu an buradayız vazifemiz neyse onu yapmak mecburiyetindeyiz.
    MEMDUH : Şefika sen benden daha iyi bir askersin galiba.
    ŞEFİKA : Ben şu anda Zühre Hanım gözünüzde neyse o olmak isterim.
    İZZET : Bu hizmet yolculuğundan dönüş yoktur Memduh Ağabey.
    EFEKT : KAPI AÇILIR KAPANIR
    SAMİ : Uyandınız mı yüzbaşım?
    MEMDUH : Gel Sami. Şimdi vazifelerimizle ilgili açıklamalar yapacağım. Ekibimiz küçük, fakat yapacağımız hizmet pek büyük.
    İZZET : Sonunda tam istediğim gibi bir vazifeye kavuştum.
    MEMDUH : Sözümü kesme İzzet. Bu ekip askerî bir disiplin içinde faaliyet gösterecektir.
    İZZET : Emredersiniz yüzbaşım!
    MEMDUH : Şimdi, bizden beklenen düşman gerisinde hemen faaliyete geçerek geniş ölçüde sabotajlar yapmak. Yunan birliklerinde panik yaratacak propaganda taaruzuna girişmektir. Gerek sabotajlar, gerek ordumuzun genel taaruza kalkmasından sonra, girişeceğimiz propaganda çalışmaları için her şey düşünülmüş ve hazırlanmıştır... Sizden en önemli ricam; her yerde parolaya dikkat etmeniz.
    İZZET : Anadolu ateşi...
    MEMDUH : Evet, Anadolu ateşi... Kurmay başkanı tahrip edilecek cephane, malzeme yığınakları ile büyük düşman birliklerinin çekiliş yollarını tıkayacak köprülerden hangilerinin atılacağını bütün detaylarıyla bana anlattı, harita üzerinde açıklamalar yaptı. Şimdi kaybedecek zamanımız yoktur. Şafak söküyor. Şimdi hep birlikte çifte giden köylüler rolüne bürüneceğiz. Bunu renk vermeden başaracağımızı ümid ediyorum.
    SAMİ : Yolda düşman devriyeleri sorguya çekerse...
    MEMDUH : Bu da gelebilir başımıza. Ölüm tehdidi, her türlü işkence ve baskı altında kalabiliriz. Asla sır vermeyeceğiz.
    ŞEFİKA : Asıl sabotajları nerelerde yapacağız yüzbaşım?
    MEMDUH : İlk 30 kilometreyi aştıktan sonra vazife taksimini yapacağım. Beşimizin de ayrı vazifesi olacak. Bu benim değil ordu ve vatanın bize yüklediği bir ödevdir ve sorumluğumuz onlara karşıdır. Allah yardımcımız olsun.
    EFEKT : BİTİŞ MÜZİĞİ
    IV. BÖLÜMÜN SONU

    Beşinci bölüm
    http://mumsema.net/kultur-sanat-habe...olu-atesi.html







+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi