Sosyal Psikoloji Kuramında Temel Gerilim Alanları

+ Yorum Gönder
Sohbet Forumları ve Konu Dışı Başlıklar Bölümünden Sosyal Psikoloji Kuramında Temel Gerilim Alanları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    AGMEHMET
    Özel Üye
    Reklam

    Sosyal Psikoloji Kuramında Temel Gerilim Alanları

    Reklam



    Sosyal Psikoloji Kuramında Temel Gerilim Alanları

    Forum Alev
    Sosyal Psikoloji Kuramında Temel Gerilim Alanları


    Sosyal Psikoloji alanında diğer sosyal bilimlerde de olduğu gibi eleştirel tartışmaların hız kazandığı gözlenmektedir. Lubek'e (1995; 196) göre eleştirel bir analiz üç düzeyde kendini yapılabilir: (a) Bilimsel düzey, (b) meta-bilimsel düzey ve (c) ekstra-bilimsel düzey. Bilimsel düzeyde, eleştiri, birbiriyle rekabet halindeki paradigmatik, kuramsal, metodolojik veya araştırma etiği formülasyonları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Meta-bilimsel düzeyde entellektüel gerilimler üzerinde durulmaktadır. Söz konusu gerilimler gerilimler, insan türünün farklı modelleri veya kök metaforları arasında; birbirine rakip bilim felsefesi veya disipliner perspektifler arasında; birbiriyle uyuşmayan meta-kuramsal, meta-metodolojik ve epistemolojik araştırma stratejileri arasında gözlenmektedir. Ekstra-bilimsel düzeyde ise, materyalin organizasyonunda ekonomik, politik bağlamın belirleyiciliği ve kurumsal yapı üzerinde durulmaktadır. Bu düzeyde değerler ve ideolojik pozisyonun bilim faaliyetine nasıl yansıdığı tartışılmaktadır.

    Bu üç düzey arasındaki ilişki refleksivdir (Lubek, 1995 ); dolayısı ile bazı alt başlıkları bu üç düzeyden yalnızca birinin altında ele almak sınırlayıcı olmaktadır. Bununla beraber sosyal psikoloji literatürü bu sınıflamaya dayalı olarak gözden geçirildiğinde, aşağıda sunulan bazı sonuçlara varmak mümkün olmaktadır.

    C.i. Bilimsel düzeyde sosyal psikolojide gelişmeler

    Sosyal psikolojinin bilimsel düzeyi ile ilgili tartışmalar, kuram ve metodoloji çerçevelerinde ele alınmaktadır. Kuramlar kendi aralarında başta konu ve ilgi odakları bakımından ayrılmaktadır. Metodoloji üzerine tartışmalar ise daha çok, araştırmanın ve sonuçların pozitivist yaklaşıma nasıl daha uygun hale getirilebileceği (örn: geçerlik sorununun ele alınışı) ve sosyal psikolojinin analiz biriminin betimlenmesi üzerine olmuştur. Bu çerçevede alan araştırması-laboratuvar araştırması, niceliksel araştırma-niteliksel araştırma ayırımlarında bir gerilim belirmiştir.

    Psikoloji içerisinde başat olan kuramsal yaklaşımları Smith, Harrè ve Langenhove (1995), 'eski paradigma' ve 'yeni paradigma' sınıflaması yaparak, üç grupta ele almışlardır: Bu sınıflamaya göre fenomenolojik psikoloji, sembolik etkileşimciler ve ideografik vaka analizi, eski paradigma grubunu oluşturmakta; sosyal temsiller, kültürel psikoloji, feminist yaklaşım yeni bir paradigma çerçevesi sunmaktadır. Üçüncü olarak söylem psikolojisi, dialog odaklı psikoloji, anlatı psikolojisi/naratoloji psikoloji içerisinde yeni bir odak noktası teşkil etmektedir.

    C.i.a. Sosyal Psikolojide paradigma

    'Bilimsel Devrimlerin Yapısı' adlı eserinde Kuhn (1962) paradigma terimini en az yirmi farklı anlamda kullanmıştır[1]. Öte yandan Kuhn'un tanımladığı paradigmalar, doğal bilimler alanındaki gelişmelerin seyrini anlamakta kullanılan bir kavramsal araç niteliğinde olmakla beraber, aşağı yukarı bütün sosyal bilim dalları için bu kavramın –birbirinden farklı anlamlarda ve çoğunlukla tanımlanmadan- kullanılmaktadır (Demir, 1991). Parker'a göre (1989) paradigma, bir kabuller çatısı olarak kabul edilirse, klasik sosyal psikolojinin 1970'li yılların başlarına dek, bireysel davranışı laboratuvar deneylerinden toplanan verilerle anlamayı öngören bir paradigmaya sahip olduğu görülebilir. Bu çalışmada paradigma terimi ile, 'araştırma problemini farklı bir epistemolojiye dayanarak tanımlayan, dolayısıyla sorunu bir diğer kuramdan farklı bir çerçevede ele alan temel kuram'[2] anlaşılmaktadır.

    McGarty ve Haslam'a (1997) göre 'sosyal'in değişen tanımları, konu çeşitliliği ve zenginliği nedeniyle, SP birçok birbirine zıt perspektif ile karakterize olmaktadır. Hatta SP içinde SP nin ne olduğu ve ne olması gerektiği hakkında dahi belirli bir uzlaşma görülmemektedir. Bununla beraber, SP tarihine göz atıldığında, farklı dönemlerde başat olmuş paradigmalar ayırt edilebilir.

    Modern SP nin temelleri 19. yüzyılda Avrupa'da, psikoloji ve sosyal kuramdaki iki gelişmeye dayandırılabilir: Alman Völkerpsychologie'si[3] ve Fransız ve italyan yazarların kalabalık psikolojisi üzerine yazıları[4]. Üçüncü bir kilometre taşı, 1890'da Binet ve arkadaşlarının sosyal etki deneyi ile 1898'de Triplett'in sosyal kolaylaştırma deneyleridir. Bu deneyler alanda halen etkisi devam eden deneysel yöntemin ilk uygulamalarıdır.

    İlk psikolojik sosyal psikoloji kitabının (1908) yazarı olan McDoughall'ın yaklaşımında Darwin'in etkisi[5] görülmektedir. McDougall, sosyal yaşamın temellerinin, insan zihninin doğuştan gelen karakteristiklerine bağlı olduğunu öne sürmüştür. Kendi kuramı, güdü (instinct) kavramına dayanmaktadır[6]. Bu yaklaşımdaki akıl yürütme biçiminde sosyal davranışı, doğuştan gelen ve bütün insanlarda ortak olan özellikler boyunca açıklamak esastır. Zamanla bu düşünme biçiminin, güdü kavramı ile motivasyon kavramının yer değiştirerek, farklı kuramlarda belirdiği görülmektedir. (Örneğin 'insanlar sosyalleşirler; çünkü sosyalleşmeleri yolunda bir içgüdüleri vardır' ya da 'sosyal kıyaslama ile olumlu benlik imajı arayışı temel bir motivasyondur' önermelerinde olduğu gibi.).

    Birinci Dünya savaşı sonrasında psikolojinin gözlenemeyen zihnî (mental) yapılardan ziyade gözlenebilen insan davranışı ile emprik olarak ilgilenmesi gerektiğini savunan davranışçılık, egemen paradigma haline geldi. Alport'un[7] bireyselci ve indirgemeci davranışçılığı ve Thurstone ve arkadaşlarının tutum ölçeği teknolojisi geliştirmesi , 1920 li yıllarda yaşanan önemli dönüm noktaları olmuştur. Bu yıllarda, davranışçı yönelimin yanı sıra, bireylerin zihnî fenomenleri olan tutumlar[8] fiziksel olarak sayılabilir hale gelmiştir. Dolayısıyla her iki yaklaşım için de pozitivist bir yönelim geçerli olmuştur.

    Allport 1924'de yazdığı Sosyal Psikoloji ders kitabında, bir sosyolog olan Ross'un çalışmasından çok, McDoughall'ın çalışmasına gönderme yapmasına karşın, davranışçılığın etkisi ile McDoughall'ın kuramına eleştiri getirmiştir. Allport'a göre insan davranışını anlamada güdü kavramının yararı ciddi olarak sorgulanmalıdır; ayrıca grup bir varlık değildir, kollektif olan ancak bireysel düzeyden incelenerek anlaşılabilir (Farr, 1996, chap.ııı).

    1940-1960 yılları arasında sosyal psikolojide Gestalt psikolojisi geleneği ön plandadır. Sherif, Lewin ve Asch'in çalışmalarında bütünün parçalarının toplamından farklı olduğu fikrinin etkisi bulunmaktadır. Gestalt etkisindeki sosyal psikologlar, gruba zihnî (mental) özellikler atfetmeleri nedeniyle grup zihni kuramcılarına; bireyselci duruşu ve grupların kendilerinin gerçek olmadıkları görüşü nedeniyle davranışçılara karşı çıkmışlardır. Bu kuramcılar, grupları ve hatta bireyler arası etkileşimi sosyal entite olarak kabul etmişlerdir[9]. McGarty ve Haslam'a (1997) göre, SP de Gestalt geleneği iki önemli sonucu getirmiştir. İlk olarak, zihnî fenomenler, araştırma konusu haline gelmiştir. Bunun sonucu olarak genel psikolojide davranışçılık egemen iken, SP bilişsel çalışmalar için bir sığınak olmuştur. İkinci olarak, davranışçı çalışmalarda aşikar olan deneysel yaklaşım daha da kuvvetlenmiştir.

    1950'li yıllarda Festinger, önceki kuramlara benzemeyen bir seri kuram öne sürmüştür[10]. Schachter ve arkadaşlarının bu süreçlerle deneysel araştırmalarının da katkılarıyla, söz konusu kuramlar sosyal etki ve konformite, sosyal kıyaslama, bilişsel tutarlılık ve gruplar arası çatışma konularında araştırma geleneğinin biçimlenmesine yardım etmiştir. Zamanla bu konular SP nin merkezî konuları haline gelmiştir ve bu çerçevede ortodoks bir tutuma yol açmıştır. Jones (1985) ' Son elli yılda SP de temel gelişmeler' adını verdiği bölümde, tamamen bu geleneği gözden geçirmektedir. Söz konusu araştırma geleneği, 1950-1960'ların SP ana görüşünün (mainstream) iki kolundan biridir; diğeri ise birbirini takip eden tutum araştırmaları ve atıf kuramıdır (McGarty ve Haslam, 1997). Bu dönemde özellikle sosyal etki kuramı etrafında önemli deneyler (örneğin Asch'in, Milgram'ın) SP nin klasik çalışmaları olarak kabul edilmektedir.

    1960'ların ortalarında gözlenen davranışı öngörme konusunda tutumları belirlemenin yararsızlığı ile ilgili problemler belirdiğinde alan içinde tutum kavramının yıldızı sönmeye başladı. Tutum kavramının önemini yitirmesi ile hem zamanda üç farklı eğilim ortaya çıkmıştır. İlk olarak bu dönemde genel psikolojide davranışçı paradigmanın yıkıldığı; psikologların insanın bilgi işlemesini anlamada dijital bilgisayar metaforunu kullanmaya başladığı gözlendi. Mental yapıların psikoloji kuramına dahil olması, SP deki davranışçı mirasın yıkılmasına yardım etti. İkinci olarak 1960'lar SP de krizin başladığı yıllardır. Kriz, SP içerisinde metod tartışmalarından, SP araştırmasının genelde sınanmasına yayıldı. Bu dönemde araştırma sırasında karşılaşılan problemler ortaya serildi; aynı zamanda SP nin yararı ve araştırmalardaki geçerlik konuları sorgulandı. Bu kriz, SP de yeni fraksiyonların doğmasına yol açarken, Avrupa SP sinin de desteği ile SP nin özellikle sosyal bağlamı ele almada yetersizliğini vurgulayan yeni bir eleştirel perspektif doğdu[11].

    Bu yıllarda Avrupa SP sinin kurulmasında öncü olan Henri Tajfel ve Serge Moscovici'nin kuramları Avrupa'da egemen olmaya başladı. Tajfel'in sosyal algı ile grup süreçlerini bir araya getirdiği gruplar arası ilişkiler ve kimlik konusundaki yaklaşımı, Yeni Bakış[12] (New Look) akımının etkilerini taşımaktadır. Tajfel, bilişsel geleneğe dayanmasının yanı sıra, Yeni Bakış'ın etkisiyle algının organizasyonunda ihtiyaçlar ve değerlerin önemini vurgulamıştır. Tajfel'in kuramı grup süreçleri ve biliş üzerine orijinal Gestalt esinli entellektüel torun olarak görülebilir[13]. Bununla beraber Tajfel'in ardından, Turner'ın sosyal kimlik kuramını bilişsel sosyal psikolojiye daha yaklaştırdığı görülmektedir. Moscovici'nin sosyal temsiller kuramı ise alanda çift yönlü bir etkiye sahiptir; epistemolojik ve kuramsal. Moscovici'nin SP için önerdiği epistemoloji, Piaget'nin yapısalcılığı ve Berger ve Lukmann'ın sosyal yapılandırmacılığı (social constructivism) ile ortak kabullere sahiptir[14](bkz: Doise, 1989). Bu üç yaklaşımın da aynı yıllarda ortaya konmuş olması döneme özgü bir yaklaşım biçimini düşündürtmektedir. Moscovici, kuramsal planda, grup dinamikleri etkisinde gelişen sosyal etki araştırmasındaki ortodoks tutuma meydan okuyarak, konformite yerine SP nin yenilik, sosyal değişim ve bunları hazırlayan minorite etkisi gibi konulara eğilmesi gerektiğine işaret etmiştir (McGarty ve Haslam, 1997). Ayrıca sosyal temsiller kuramı, araştırma konusunu diğer yaklaşımlardan farklı tanımlaması nedeniyle SP ye yeni bir paradigma önermektedir. Tajfel'in sosyal kimlik kuramı İngiltere ve eski İngiliz Uluslar Topluluğu ülkelerinde, İngilizce çalışmalar ile yayılırken, sosyal temsiller kuramı çok dilli bir yayılma göstermektedir. Sosyal temsiller kuramı üzerine İtalyanca, İspanyolca, Portekizce ve yenilerde başlayan Almanca çalışmalar hatırı sayılır bir bütünlük oluşturmaktadır; dolayısıyla bu kuram Avrupa ve Güney Amerika'da etkili olmaktadır (Farr, 1996).

    1960'larda ortaya çıkan üçüncü eğilim, tutum kavramının yerini, atıf kuramlarının almasıdır. Atıf kuramı insanların davranışı nasıl açıkladıkları; günlük yaşamda diğer insanların eylemlerinin nedenlerini nasıl anladıkları ile ilgilenmektedir. Ross ve Fletcher (1985), Heider'in anlayışının son derece parlak ve provokatif olduğunu, ancak daha ziyade söylem ağırlıklı bir tarzı olduğuna işaret etmiştir. Yazarlara göre Heider'in SP çalışmalarına dahil ettiği naif psikoloji[15] geleneği, daha sonraki kuramcılar –Jones , Davis ve Kelley- tarafından Heider'in fikirleri doğrultusunda sistematize ve formüle edilmiştir. Böylelikle atıf kuramı 'açık (anlaşılabilir), hipotez geliştirmeye uygun ilkeler seti' haline gelmiştir (a.g.e., s: 75)[16]. McGarty ve Haslam'a (1997) göre atıf kuramı açıkça bilişsel yönelimlidir. Gestalt psikologlarının grup dinamikleri ve davranışçılar veya yeni-davranışçıların tutum araştırması geleneğinin yerini, bilişsel devrimi temsil eden atıf çalışmaları almıştır.

    1970'li yılların başlarında beliren, ancak popülerliğini yakın zamanda kazanmış olan Gergen'in 'sosyal kurgulayıcı' (social constructionism) yaklaşımı[17] ve Harre ve Secord'un 'etojenik sosyal psikoloji' yaklaşımları[18] eleştirel kuramlara örnekleridir. 1970 yıllar, ayrıca SP içerisinde doğan bazı alt disiplinlerin veya kuramsal bütünlerin bağımsız disiplinler halini almasına sahne olmuştur (örneğin örgüt psikolojisi, çevre psikoloisi, kültürler arası psikoloji vb).

    Bugün aradan geçen çeyrek yüzyıla rağmen, 1960'ların sonlarından itibaren ortaya atılan yaklaşımlardan bir veya birkaçında karar kılınmadığına ya da söz konusu çalışmalarda geçen geleceğe ait ümitlere henüz ulaşmaktan uzak olduğumuza tanık olmaktayız[19]. Kuramsal bütünlük arayışı Stringer' in (1989) incelemesine göre henüz sağlanmış görünmemektedir. Stringer'in, 1976-1981 arasında yayınlanan 30'dan fazla SP ders kitabını incelediği çalışması, kitapların kuram yönelimli olmaktan ziyade konu yönelimli olduğu hususunda Worchel ve Cooper'i (1976) desteklemektedir. Kuramsal bütünleşmenin olmamasının yanı sıra metodolojik gerilim halen devam etmektedir. 1970'lerin başında ortaya atılan diğer bilimlerdeki gelişmelerle bütünleşme, örneğin matematiksel modellerin alana beklenen katkısı (Moscovici, 1970a) Latane'nın çalışmalarının ötesinde olmamıştır. Parker (1989), bu çerçevede paradigma sorununu, SP nin halen içinde bulunduğu ve halen devam eden üç kriz alanından biri olarak betimlemektedir[20].

    McGarty ve Haslam'a (1997) göre günümüzde, Susan Fiske, Shelley Taylor ve arkadaşlarının en iyi temsilcileri sayılan sosyal biliş kuramı, dayandığı insan metaforuna gelen eleştirilere rağmen SP nin ana görüşünü oluşturmaktadır. Ayrıca bu kuram, atıf kuramını da içine almıştır[21]. Yazarlara göre diğer iki önemli eğilimden biri söylem analizi hareketidir. Diğeri ise sosyal biliş kuramının bilişsel psikoloji ile ilişkisini sürdürmesi sonucu connectionism, paralel-dağılım süreçlerine dayalı bilişsel mimari modellerinden ve kaos kuramına dayalı davranış sistemleri modellerinden daha fazla etkileneceği üzerinedir.

    Günümüzde, kıtalar arası yeni ittifakların oluştuğuna tanık olmaktayız. Başat paradigma ve kuramın ne olduğuna karar vermek için henüz erken. Bununla beraber birbiriyle rekabet halinde dört temel epistemoloji ayırt edilebilir. (a) Sosyal biliş kuramı (pozitivist ve deneyselci), (b) söylem psikolojisi (modernist ve post-modernist formları var. Analiz yöntemleri bir kısmında post-yapısalcı, bir kısmında yorumsamacı), (c) sosyal temsiller kuramı (rasyonalist, yapılandırmacı bir kuram. yorumsamacı ve pozitivist araştırma yöntemleri bir arada kullanılıyor) ve (d) sosyal kurgulayıcı (post-modernist görüşte).

    Aşağıda Kuzey Amerika'da ve Avrupa'da sosyal psikolojinin kuruluşu ve sosyal psikoloji için farklılaşan problematiklere değinilmektedir. Bu çaba ile bütün sosyal psikoloji literatürünün bir sınıflaması yapılıyor anlamı çıkarılmamalıdır. Bugün sosyal psikoloji Asya'da, Kanada'da[22], İsrail'de[23], Latin Amerika ülkelerinde vb kimi zaman Amerika ve Avrupa'da egemen olan ana görüşten farklılaşan kuramlar etrafında gelişmektedir. Öte yandan 1990'lara dek alanda tikelci (particularist) görüşe itibar edilmemiş olması ve yayın politikalarının yarattığı muhtemel bir baskı, araştırmacıların Avrupa ve Amerika'da köklenen evrenselci paradigmaları kabul etmelerini teşvik etmiş; buna ilaveten araştırmacılar, genelde ana görüşleri belirleyen ülkelerde popüler olan sorunlara yönelmişlerdir.

    [1] Masterman (1992) Kuhn'un bu eserinde paradigma kavramını, birbiriyle çelişmeyen 21 değişik anlamda kullandığına işaret etmiş ve daha sonra Kuhn'un da onaylayacağı gibi (Demir, 1991) bu kullanımları 3 değişik grupta toplamıştır: (a) Metafiziksel paradigmalar veya metaparadigmalar, (b) sosyolojik paradigmalar ve (c) artefact paradigmalar veya yapı (construct) paradigmaları.

    [2] Bu çerçeveden paradigma, farklı epistemolojilere gönderen meta-kuram ile aynı anlamdadır.

    [3] Kollektif düţüncenin çeţitli yönleri üzerine akademik çalýşmaları içermektedir. McCarty ve Haslam'a (1997) göre Bu yaklaşım Alman birliğine yönelik politik hareketler ile ilgilidir. Temel problematiği Alman zihninin (German mind) ortak yönlerini oluşturmak; Alman millî karakterini ayırt edici şekilde tanımlamak olmuştur. Psikolojide bu yaklaşımı Wundt temsil etmektedir. Bu yaklaşımın temelleri Hegel'in idealist felsefesine dayanmaktadır. Allport'a (1985, s. 27) göre Hitler kadar Marx da Hegel'in ruhanî çocukları arasındadır. '…. Hegel gibi, onlar (da) kişisel özgürlüğü gruba itaat; ahlakı (morality) disiplin; kişisel gelişmeyi partinin, sınıfın veya devletin refahı ile eş tutmuşlardır' . Volk kavramının felsefi temellerini Hegel'in yanı sıra Fichte ve Humboldt gibi yazarların çalışmaları oluşturmaktadır ve Almanya'nın birliği mücadelesi içinde görülmelidir. 1860 itibari ile bu kavram psikolojinin sömürülmesine yardımcı olarak kullanılmıştır. Wundt'un 1862'de yazdığı Beitrage adlı eseri bu tür üç çalışmadan biridir.

    [4] Bu çalışmalara 19. Yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. Sosyal psikoloji üzerinde uzun süreli bir etki yaratmıştır. Dönemin sosyal ayaklanmalarını açıklamakta etkili olmuştur. Kalabalıklar veya gruplar yaşayan organizmalara benzemektedir ve kendine has bir zihne sahiptir. Bu tezin farklı formları Le Bon, William McDoughal ve Freud tarafından ele alınmıştır (McCarty ve Haslam, 1997).

    [5] Darwin'in organizmanın yaşamını sürdürmesi için kalıtsal karakteristiklere sahip olduğu görüşü ve evrim kuramı, Wundt ve Mead üzerinde de etkili olmuţtur (Farr, 1996).

    [6] Farr (1996) milli yaşam ve karakteri konularının, McDoughall'ın ilgi odağının bağlamını oluşturduğuna işaret etmektedir. McDoughall'ın kuramında Wundt'un Völkerpsikologie'si ve Durkheim'ın kollektif temsiller kavramının etkisi görülmektedir. Ancak yazara göre McDoughall'ın kuramında Wundt ve Durkheim'ın etkisinden daha bariz olarak biyolojik yaklaşımın etkisi gözlenmektedir. Toplum yaşamını açıklarken dürtüye (impulse) verdiği önem nedeniyle, Mead ve Freud'un görüşlerine yakındır.

    [7] Allport'a (1924) göre, grup gözlenemeyen bir fenomendir. SP gözlenebilir olan bireysel davranışa odaklanmalıdır.

    [8] Tutum, 19. yüzyılda bazı sosyal objelere yönelik tepkilerde bir ön koşul (predisposition) olarak kabul edilmekteydi (McGarty ve Haslam, 1997)

    [9] Örneğin Asch (1952) sosyal çevrenin yalnızca şeylerden değil, şeyler arası ilişkilerden oluştuğunu; ikincisinin daha önemli psikolojik doğurguları olduğunu öne sürmüştür.

    [10] Informal sosyal iletişim (1950), sosyal kıyaslama süreçleri (1954), bilişsel çelişki kuramı (1957).

    [11] Aynı yıllarda Amerika'da sosyal bağlamcı yaklaşım önem kazanmıştır (Mcgarty ve Haslam, 1997).

    [12] Algı çalışmalarında Yeni Bakış, 1947 yılında Bruner ve Goodman'ın 'Value and need as organizing factors in perception' (Journal of Abnormal and Social Psychology, 42, 33-34)adlı ünlü makalesi ile başlamaktadır. !950'lerin Tajfel bu yaklaşıma ilgi göstermiştir. Yeni Bakış ile başlayan, insan organizmasında bulunan 'algıda düzenleyici faktörler' konusuna ilgi bazen açıkça, bazen de onaylanmaksızın, enformasyon işleme, beklentilerin etkisi, karar verme süreçleri veya cocukluk döneminde algı gelişimi gibi konular üzerine araştırmaları etkilemiştir (Tajfel, 1981a). Önyargı çalışmalarında kategorizasyon yaklaşımının uygulanmasında, Yeni Bakıt görüşünün taraftarı olan sosyal psikologların rolü olmuştur. Bu görüş algının biyolojik ögeler kadar sosyal süreçlere de bağlı olduğunu göstererek, psikolojide kuramsal bir birliğin mümkün olduğu fikrini desteklemekte ve Gestalt'çi yaklaşım ile uyuşmaktadır. Kategorizasyon kuramcılarının biyolojik terimler kullanma eğilimi bu görüşe dayandırılabilir. Ancak, kategorizasyon çalışmalarında bu temalar ciddi biyolojik tartışmaların bir ifadesi olmadığından, biyolojik terimi yerine, biyolojistik terimi daha uygundur (Billig, 1985).

    [13] Gestalt psikolojisi, yeni bakış, fenomenolojik psikoloji, bilişsel psikoloji farkları ………………..

    [14] Piaget …………………… demiţ, Berger ve Lukman …………… demiţ. Fenomenoloji etkisi …..

    [15] Heider, sosyal psikoloji içerisinde Husserl'in ortaya attığı ve sonradan Shultz'un sosyolojiye uyarladığı anlamda fenomenolojik yaklaşımı benimsemiş belki de tek kuramcıdır. Bu yaklaşım niyetlilik ile ilgili kategorilerin çeşitli atıf kuramcıları tarafından benimsenmesinde etkili olmuştur. Öte yandan 'fenomenolojik' sözcüğünün Sosyal psikoloji literatüründe sıkça kullanılıyor olması alanda fenomenolojik sosyal psikoloji geleneğinin var olduğunu göstermemektedir. Örneğin Allport…………………………….. iken Giorgi ………..

    [16] Bu durum fenomenolojik bir yaklaşımın, alan içerisinde mevcut ve başat olan epistemolojik paradigma ile uyumlu olmaması ile açıklanabilir. Heider'I takip eden kuramcıların Heider'i okuyuşları, muhtemelen pozitivist bir paradigma içerisindendir.

    [17] Sosyal kurgulayıcılık

    [18] Etojenik

    [19] Örneğin Moscovici (1970a) gelecekte sosyal psikolojide matematiksel modellerin yararından söz etmiştir.

    [20] Parker bu kriz alanlarının, paradigmatik, siyasi (tarihsel iktidar ilişkilerinin özellikle kültür bağlamında alana yansıması) ve kavramsal olduğunu öne sürmüştür. Ţüphesiz Parker'ýn analizinde olduğu gibi, SP nin bugünkü eleştirisi yalnızca onun özgüllüğü ve sınırları çerçevesinden yapılmamaktadır. Bilimsel bilginin sosyolojisi ve bilim felsefesindeki yoğun tartışmalar, SP eleştirisinde ikinci bir katmanı oluşturmaktadır. Bu anlamda SP içinde diğer oturmuş sosyal bilimlerin içinde sürüp giden tartışmalardan farklı bir durum sergilenmekte; eleştirel tartışmaların dayandırıldığı zeminler çoğu kez birbirinden farklı ve kıyaslanabilir olmadığından, alandaki bütünlükten yoksun kuramsal ve epistemolojik (meta kuramsal) dağınıklık yeni tartışmalarda da kendini göstermektedir.

    [21] Hatalı bilgi işleyicisi insan modelini, sosyal biliş kuramcıları da kabul etmektedir.

    [22] Örneğin Kanada'da ana görüşlerin dışında gelişen ve sosyal psikoloji konularını da içine alan kuramsal psikoloji ve psikoloji tarihi çalışmaları eleştirel niteliktedir. Örnek için bkz. Danziger, K. (1997) Naming the mind. Sage: London.; Danziger, K. (1990): Constructing the subject. Cambridge Un. Press: NY.

    [23] İsrail'de Kruglanski, Freund, Bar-Tal ve arkadaşlarının üzerinde çalıştıkları sıradan epistemoloji (lay-epistemology) yaklaşımı, hot ve cold bilişsel sosyal psikoloji çalışmalarını birleştirerek, insanların kendileri ve onları saran dünya hakkında bilgi kazanma yollarını açıklayan bir model önermektedir (Kruglanski, 1980; ayrıca bkz: Kruglanski, 1988).



  2. 2
    AYSEN
    Bayan Üye

    Cevap: Sosyal Psikoloji Kuramında Temel Gerilim Alanları

    Reklam



    sosyal psikoloji demek toplumsal şartların insanlar üzerinde oluşturduğu etkileri inceleyeen bilim dalının adıdır bu tip alanlarda araştırma yapan kişilere psikolog yada sosyolok denilmektedir







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi