Çevre Kirliliğinin Tanımlanması

+ Yorum Gönder
Sohbet Forumları ve Konu Dışı Başlıklar Bölümünden Çevre Kirliliğinin Tanımlanması ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    DraNZoF
    Yeni Üye
    Reklam

    Çevre Kirliliğinin Tanımlanması

    Reklam



    Çevre Kirliliğinin Tanımlanması

    Forum Alev
    ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN TANIMLANMASI
    Çevre; insan veya başka bir canlının yaşamı boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Hava, su ve toprak bu çevrenin fiziksel unsurlarını, insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorganizmalar ise biyolojik unsurlarını teşkil etmektedir.
    Doğanın temel fiziksel unsurları olan, hava, su ve toprak üzerinde olumsuz etkilerin oluşması ile ortaya çıkan ve canlı öğelerin hayati aktivitelerini olumsuz önde etkileyen çevre sorunlarına "Çevre Kirliliği" adı verilmektedir.
    İnsanlar, toplumsal yaşam ilişkiler içerisinde doğal kaynaklan kullanarak, teknoloji geliştirerek, ekonomik faaliyetlerde bulunurlar. Bu faaliyetlerin gelişimi ile insanlar kendilerine yapay çevreyi oluştururlar. Toplumlar, yapay çevre içindeki yaşam koşullarını geliştirirken doğa ile sürekli bir ilişki içindedir. İnsan ve doğa arasındaki bu ilişki, ekolojik sistemin bir parçasıdır. İnsanoğlu'nun yer yüzünde yaşamaya ve kendisine ait yapay çevre oluşturmaya başlamasından bu yana insan ve doğa arasındaki denge, insan aleyhine devamlı olarak bozulmuştur. Özellikle son yıllarda ekolojik dengeyi süratle bozarak çevre sorunları yaratan insan, bu sorunların kendisine dönmesi ve sağlığını olumsuz yönde etkilemesi üzerine çevre bilincine varabilmiş ve bu kavramı kabul etmiştir .
    ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN SINIFLANDIRILMASI

    Çevrenin temel unsurlarından olan doğa, kendine has fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklere sahiptir. Bu özelliler dikkate alındığında çevre kirliliği şu bölümlere ayrılır:
    l. Fiziksel Kirlenme
    Çevreyi meydana getiren toprak, su ve havanın fiziksel özelliklerinin tamamının veya bir kısmının insan, hayvan ve bitki sağlığını tehdit edecek, olumsuz yönde etkileyecek biçimde bozulması ve değişmesi olayıdır. Örneğin; çeşitli fabrika atıklarının akarsu ve göllere boşaltılması, doğal erozyon ile toprakların göl ve denizlere taşınması açık kahverenginden, kırmızı siyaha kadar değişen renk almasına neden olmaktadır. Bu olay suların fiziksel kirlenmesidir.
    2. Kimyasal Kirlenme
    Doğal çevreyi oluşturan toprak, su ve havanın kimyasal özelliklerinin canlıların hayati faaliyetlerini ve aktivitelerini olumsuz yönde etkileyecek biçimde bozulmasıdır. Örneğin; çeşitli fabrika katı ve sıvı atıklarının verimli tarım arazilerine veya akarsu ve nehirlere boşaltılması söz konusu tarım topraklarının, akarsu ve göllerinin zararlı ağır metallerle kirlenerek kimyasal kirlenmeye maruz kaldığım gösterir.
    3. Biyolojik Kirlenme
    Doğal ortamı oluşturan toprak, hava ve suyun çeşitli mikroorganizmalarla kirlenmesi ve dolayısıyla mikrobiyolojik yapının bozulması mikrobiyal kirlenmeyi, aynı ortamların mikroorganizmalarla kirlenmesi ise biyolojik kirlenmeyi tanımlar. Örneğin, tarım alanlarının kanalizasyon suyu ile sulanması veya kanalizasyon sularının akarsu, göl ve denizlere boşaltılması ile kanalizasyon sularında bulunan hastalık yapıcı mikroorganizmalar toprağa, suya ve atmosfere geçerek bu ortamların mikrobiyolojik kirlenmesine yol açar.
    Çevre unsurlarına göre çevre kirliliği 4 gruba ayrılır.
    a) Hava kirliliği
    b) Toprak kirliliği
    c) Su kirliliği
    d) Ses kirliliği
    SU KİRLİLİĞİ

    Yer yüzündeki sular, güneşin sağladığı enerji ile sürekli bir döngü içinde bulunur. İnsanlar, ihtiyaçları için, suyu bu döngüden alır ve kullandıktan sonra tekrar aynı döngüye iade ederler. Bu süreç sırasında suya karışan maddeler, suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini değiştirerek “su kirliliği” olarak adlandırılan durum ortaya çıkar. Su kirlenmesi, su kaynağının fiziksel, kimyasal, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi şeklinde olur.
    Yeryüzünü saran ve okyanuslarda, denizlerde, göllerde, akarsularda ve yer altı sularında bulunan sularla atmosferdeki su buharının tümüne hidrosfer (su küre) adı verilir. Yeryüzündeki sular, güneş enerjisi etkisi ile sürekli bir dolaşım içinde bulunur. Yeryüzünden buharlaşarak atmosfere çıkan sular yoğunlaşarak tekrar yeryüzüne dönerler. Bu dolaşma "Hidrolojik devre" denir. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmek ve ekonomik ihtiyaçlarım giderebilmek için suyu bu dolaşımdan alır, kullandıktan sonra yine aynı dolaşıma iade ederler. Bu olaylar sırasında suya karışan maddeler suların fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak özelliklerinin değişmelerine neden olurlar. Su kirliliği olara.k adlandırılan bu özellik değişimleri, aynı zamanda sularda yaşayan çeşitli canlı varlıkları da etkiler. Böylece su kirlenmesi suya bağlı eko sistemlerin etkilenmesine, dengelerin bozulmasına ve giderek doğadaki tüm suların sahip oldukları kendi kendini temizleme kapasitesinin azalmasına veya yok olmasına yol açabilir.
    Çevre kirlenmesi denilince genellikle hava, su ve toprağın kirlenmesi düşünülür. Bunlardan en kolay ve çabuk kirlenen kuşkusuz sudur. Çünkü her kirlenen şey genelde su ile yıkanarak temizlenir, bu da kirliliğin son mekanının su olması anl----- gelir. Havanın ve toprağın kirlilik bakımından zamanla kendi kendilerini yenilemeleri bir bakıma kirliliklerini suya vermelerine neden olur.
    Havanın içinde bulunan katı ve sıvı tanecikler, havadan çok ağır olduklarından, çok geçmeden aşağı doğru inerek karalara ve sulara ulaşırlar. Havanın içinde bulunan gaz ve buhar halindeki kirleticilerde zamanla yağmur suları ile yeryüzünde toprak ve suya karışırlar. Bunlara örnek olarak, kükürt, azot ve karbon dioksitler verilebilir. Havaya karışan pek çok kirletici madde çok dayanıklı olmadığından, zamanla oksijen, ışık ve ültraviyole ışınlarının etkisi ile parçalanır. Daha sonra dünyada toprağa, göle, denize ve havaya inerler. Bu kirleticilerden toprağa yayılanlarda zamanla mekaniksel ve sel suları yardımı ile veya başka etkenlerin yardımı ile topraktan suya geçerler.
    Su kirliliği antropojin etkiler sonucunda ortaya çıkan, kullanımı kısıtlayan veya engelleyen ve ekonomik dengeleri bozan kalite değişimleridir. Su kirliliğinin bir başka tanımı ise; su kaynağının kimyasal, fiziksel, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi, şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı yoldan biyolojik kaynaklarda, insan sağlığında, su ürünlerinde, su kalitesinde ve suyun diğer amaçlarla kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde ve enerji atıklarının boşaltılmasını ifade etmektedir.
    a) Havadaki ve topraktaki kirletici maddeler eninde sonunda suya geçerler.
    b) Dünyadaki tüm suların % 99'undan daha fazlası bir tek sistem içinde birbirine bağlı olup genel mahiyette kirlenme tehdidi altında bulunmaktadır.
    c) Sularda, muazzam bir canlı varlık hazinesi, dolayısı ile gıda deposu mevcuttur. Burada vaki olabilecek bir denge bozulması bütün dünyamızdaki yaşamı ciddi ve olumsuz yönde etkiler.
    d) Kirletici madde miktarı çok az olsa bile suda erimediği zaman, su üzerinde çok ince bir tabaka teşkil edince sudaki hayat önemli bir derecede etkilenebilir. Bunun nedeni atmosferden oksijen ve ısı alışverişinin zorlaşmasıdır.
    Denizlerden buharlaşan sular yukarıda yoğunlaşıp yağmur halinde aşağıya düşünce pek çok pislikleri ve suda eriyen maddeleri beraberce nehirlere ve özellikle denizlere doğru sürüklerler. Bu şekilde pislikler ve kirleticiler durmadan havadan ve topraktan sulara geçerler. Karalardan sökülebilen ve sular tarafından sürüklenen taş ve topraklarda bu kirletici maddeler gibi denizlere ulaşınca bir daha eski yerlerine gidemezler. Onun içindir ki denizler bilhassa nehir ağızlarında mütemadiyen dolmakta ve karaların yüzölçümü az da olsa artmakladır. Kısacası karalardan ve atmosferden ister suda erimiş olsun, ister erimemiş olsun suya sürüklenen maddeler ve bu arada kirleticiler bir daha eski yerlerine gidemezler. Her şeyden önce yer çekimi buna manidir. Erozyon sonucunda her yıl milyonlarca ton kıymetli toprak karalardan sulara ve dolayısı ile denizlere geçer. Bir bakıma bu da önemli bir çevre sorunudur.
    Dünyamız verimliliği bu yüzden gittikçe azalmaktadır. Sulara ve denizlere geçen maddeler okside edilebilir cinsten iseler (mesela organik maddeler) sudaki erimiş oksijeni yakacaklarından sudaki hayat şartlarını zorlaştırırlar. Genellikle organik maddeler oksijenle tahrip edilip zamanla parçalanırlar ve hüviyetlerini kaybedip zararsız hale gelirler. Suda erimiş
    Haldeki oksijen oradaki hayatın devamında büyük bir etkendir. Bir kısım organik madde çok dirençli olup uzun zaman bozulmadan kalabilirler. Bu gibi maddelerin çevre üzerindeki menfi etkileri de uzun sürer ve ekolojik sistem dengesini ciddi olarak bozabilirler. Örnek olarak petrol ürünlerinden, suda ağır olup dibe çökenler gösterilebilir.

    HAVA KİRLİLİĞİ

    Kocaeli yüzölçümü bakımından Türkiye'nin küçük illeri arasında yer alırken ülke sanayisi içinde büyük bir paya sahiptir. Kocaeli İlinde, kırsal alanlardan kentsel alanlara göç ve bunun sonucu olarak çıkan hızlı ve bozuk yapılaşma, yetersiz altyapı kirliliğin en önemli sebeplerindendir. Bunun yanında Kocaeli hava kirliliğinin büyük çapta yaşandığı illerden birisidir. İlde hava kirliliğinin en büyük nedenleri, ısınma amaçlı yakıtlar, motorlu araçlar ve endüstriyel kirleticilerdir.

    İlde endüstriyel hava kirliliği, baca gazlarından kaynaklanan genel kirleticiler ile sanayinin şekli ve türüne göre organik ve inorganik diğer kirleticilerden kaynaklanmaktadır. Dokuz Eylül Mühendislik Fakültesi tarafından yapılan bir çalışmada sanayiden kaynaklanan kazan bacaları toplam emisyon değerleri şu şekildedir.
    COemisyonu
    992,54 ton/yıl
    Nox
    2.330,48 ton/yıl
    HIC
    71.765,90 ton/yıl
    Partikül emisyonu
    26.606,36 ton/yıl
    Sox
    287,06 ton/yıl
    En fazla kirliliği yaratan metal, kimya, kağıt, petrol ve petrol ürünlerisektöründe olan sanayi kuruluşlarıdır.
    Geçmiş yıllarda Gebzeve Dilovası'nda yapılan PM (Partikül Madde) ve SO2(Kükürtdioksit) ölçümlerine göre en fazla PMdeğeri Gebze'de Şubat ayında 69 mg/m3, Dilovası'nda Ağustos ayında 55 mg/m3, tür. En fazla SO2 değeri Gebze'de Şubat ayında 218 mg/m3, Dilovası'nda ise Ocak ayında 152 mg/m3olarak tespit edilmiştir.
    AYLAR
    GEBZE
    DİLOVASI

    PM
    SO2
    PM
    SO2
    Ocak
    42
    183
    31
    152
    Şubat
    69
    218
    36
    122
    Mart
    50
    100
    34
    111
    Nisan
    26
    99
    23
    91
    Mayıs
    13
    65
    12
    77
    Haziran
    11
    59
    11
    63
    Temmuz
    10
    63
    10
    47
    Ağustos
    ---
    ---
    55
    10
    Eylül
    26
    99
    23
    91
    Ekim
    16
    19
    13
    40
    Kasım
    37
    54
    39
    96
    Aralık
    47
    27
    51
    49
    Kış Dön.Ort
    43
    100
    34
    95
    Yıllık Ortalama
    33,5
    99
    31
    79

    Dilovası'nda özellikle metal, kağıt ve kimya sanayinin yol açtığı çevre kirliliğinin yanında gürültü ve görüntü kirliliği de endişe vericiboyutlara ulaşmaktadır. Dilovası'nın da içinde bulunduğu bölgede sanayileşme hızı göz alındığında, gelecekte bu konu ile ilgili önlemler ve yatırımlar yerine getirilmediği takdirde çevre ve yeraltı sularının kirliliği ile karşı karşıya kalınacaktır.


    Yukarıdaki geçmiş yıllara ait veriler ve uyarılar yetkililer tarafından dikkate alınmadığı için bugün Dilovası'ndaki çevre kirliliği hat safhaya ulaşmış olup çevre beldeleri de tehdit eder bir hal almıştır. Duyarsızlıktan kaynaklanan kötü yaşam şartları, kalpve kanser hastalıklarının Dilovası'nda artmasına neden olmuştur.


    Ne Yapılabilir ?

    1- Dilovası beldesi bir an önce doğalgaz kullanımına geçmeli.
    2- Fabrikalar bacalarına filtre takmalı.
    3- Dilovası çukur bir bölgede olduğu için , temiz hava akımını sağlayacak sistemler kurulmalı.
    4- Çevre kirliliği haritası çıkarılmalı.
    5- Hava kirliliği ölçümleri yapılmalı.
    6- Yeşil alanlar artırılmalı.



    GÖRÜNTÜ KİRLİLİĞİ
    Ulaşım kolaylığı kentin ilk aşamada E-5 Karayolunun etrafında sanayileşmesine ve konut yerleşim dokusunun buna uygun olarak kuzey ve güney istikametinde ve fabrikalar etrafında oluşmasına sebep olmuştur. Dilovası düzlüğünün de dolması sonuçu yukarı doğru gelişim göstermiştir. Kısaca kent, kuzey, kuzeydoğu ve kuzeybatı yönüne doğru gelişirken batıda Gebze ilçesine doğru yerleşimini genişletmektedir. Sanayileşme paralelinde artan nüfus artışı ve yapılaşma sanayi-konut yerleşiminin iç içe olması sonucunu doğurmuştur. Bu da kent içi ulaşım yollarının dar, otopark sorunun yüksek ve yeşil alanların yetersizolmasına neden olmuştur. Sanayinin ilk gelişim evresine uygun olarak gecekondulaşma yüksek boyutlara ulaşmıştır. Hızlı yapılaşma karakteristiğinin etkisi ile yapılarda her an ilave ve yenileme yapma düşünceleri bina estetiğinin tamamlanmasını engellemiş ve bu binaların çok fazla olması denetimi oldukça zorlaştırmıştır.

    Diler fabrikasının hurdalıkları.
    Çolakoğlu fabrikası.
    Görüntü kirliliğinin sanayi yansıması daha kötü durumdadır. Dilovası'nda bulunan başta cüruf fabrikaları olmak üzere bir çok fabrika dış görünüşleri, çıkardıkları duman tabakaları, Dilderesi'ne bıraktıkları atıklar ve hurda yığınlarıyla görüntü kirliliğine sebep olmaktadır. Çolakoğlu fabrikasına ait olan termik santral tek başına görüntü kirliliği abidesi durumundadır. Dilovası'nın dağını taşını atıklarıyla çöplüğe çeviren bu fabrikalar kendi işletmelerinin dış görüntülerine de önem vermemekte Dilovası'ndaki görüntü kirliliğine katkıda bulunmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

    Ne Yapılabilir ?

    1- Görüntü estetiğini bozan binalar düzenlenmeli.
    2- Modern toplu konutlar yapılmalı.
    3- Dış görünüşü bakımsız olan fabrikalar kendilerine çekidüzen vermeli.
    4- Termik santral kaldırılmalı.
    5- Yeşil alanlar artırılmalı.




    SES KİRLİLİĞİ
    Sanayi ve konut alanlarının beraber olmaları ve bunun oluşturduğu sorunlar yanında sanayi alanlarının yol açtığı gürültü de yadsınamayacak boyutlardadır. Büyük alan kullanımı gerektiren kuruluşlar olmalarından ve fabrikalarının işlevinden kaynaklanan ses kirliliği hem çalışanlar hem yaşayanlar için olumsuz etkiler meydana getirmektedir.Dilovası beldesinde yaşanan ses kirliliğinin temel kaynağı Çolakoğlu fabrikasıdır. Bu fabrika 2 şekilde Dilovası halkının psikolojisini bozacak şekilde gürültü yapmaktadır. Gürültü kaynakları termik santral ile fabrikanın ocaklarından çıkan gürültüler şeklindedir. İlk kurulduğu zaman savaş uçakları gibi ses çıkaran santral gece yarılarında halkı yataklarından dışarı fırlatıyordu halkın yoğun tepkisi sonucu son zamanlarda eskiye nazaran az ses çıkaran baca bazen aşka gelip yeri göğü inletiyor.




    Termik santral.
    Demir işleyen fırınlar.
    Fabrikanın ocaklarından çıkan sesise kilometrelerce öteden duyulmaktadır. Aşırı derecede rahatsız edici ses çıkaran fırınlar gece gündüz çalışmakta bilhassa geceleri gürültü artmaktadır. Fabrikaların haricinde gürültü kaynağı olarak demiryollarınıve karayolunu sayabiliriz.

    Ne Yapılabilir ?

    1- Sanayi kuruluşları gürültü sınırlarını normal seviyede tutmalı.
    2- Termik bacanın ses çıkarması engellenmeli.
    3- Kara ve demiryollarının yakınında oturan insanlar gürültü kirliliği konusunda bilinçlendirilmeli

    Çevre tüm canlıların yaşamında önemli bir rol oynamaktadır. Nüfusun artışı, kentleşme, sanayileşme gibi faktörler çevre kirliliğinin artmasına önemli katkılarda bulunmaktadır.
    Çevre sorunları özellikle geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya gündemini işgal eden en önemli sorunlardan biri olmuştur. Kuşkusuz bu çevre sorunlarının daha önce var olmadığı anl----- gelmemektedir. Nüfusun artışı, kentleşme ve sanayileşmenin hızlanması gibi faktörler dolayısıyla çevreye bırakılan atıkların gerek miktarı gerekse türlerinde artış olmuştur. Çevre kirliliği başlıca hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği ve gürültü kirliliği olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Çevre sorunlarının artması çevre kirliliğinin boyutlarını katı atık kirliliği olarak şekillenen yerel kirlilikten, asit yağmurları olarak şekillenen bölgesel kirliliğe ve küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesi olarak ortaya çıkan küresel kirlenmeye genişletmiştir.
    Çevre sorunlarının insanlar ve diğer canlılar üzerindeki ciddi tehditleri (çeşitli önemli hastalıklara sebep olması ve bu hastalıkların bazen ölümlerle sonuçlanması) her geçen gün daha da artmaktadır. Çevre kirliliğinin canlılar üzerinde meydana getirdiği hastalıklar çeşitlidir. Bu hastalıkların belli başlıları arasında astım, kronik bronşit gibi çeşitli solunum yolu hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, böbrek rahatsızlıkları, çeşitli kanser vakaları, çeşitli göz hastalıkları, kolera gibi çeşitli bulaşıcı hastalıklar, işitme bozuklukları, saldırgan davranışlar, stres, bitki ve ağaç dokuları üzerinde olumsuz etkiler sayılabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman insanlar, bitkiler ve hayvanlarda ölümle sonuçlanan vakalara yol açmaktadır.
    Çevre kirliliğin zararlı etkileri sadece canlı varlıklarla ibaret değildir. Zararlı etkiler cansız varlıklar üzerinde de kendini göstermektedir. Çevre kirliliği hava kirliliğinde olduğu gibi binalar, araç ve malzemeler üzerinde de olumsuz etkiler meydana getirmektedir.
    Çevre kirliliğinin boyutlarının ve zararlı etkilerinin artması kalkınma ve büyüme çabalarında çevre konusuna olan duyarlılığı artırmıştır. Bu çabalar özellikle gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye düşürmeden bugünkü neslin ihtiyaçlarını karşılamak olarak ifade edilen “sürdürülebilir kalkınma” kavramının gerek ulusal ve gerekse uluslararası boyutta önem kazanmasına neden olmuştur. Bu ise kalkınma ve büyüme çabalarında doğa ve çevrenin azami ölçüde korunmasına yönelik titizlik göstermek gerektiğinin ne kadar önemli olacağını ortaya koymuştur .
    Çevre sorunlarının ciddi boyutları gerekli önlemlerin alınması gerektiğini ve gerekli önlemler alınmazsa sorunun boyutlarının da daha da artmaya devam edeceğini ortaya koymaktadır.
    Bu açıdan bakıldığında bugüne kadar görülen ve gerekli önlemler alınmadığında daha da ciddi boyutlara ulaşması tahmin edilen muhtemel çevre sorunları şunlardır:[i]
    · Endüstrileşme çabalarının sonucu gerek ağaç gibi kendini yenileyebilir ve gerekse çeşitli madenler gibi kendini yenileyemez enerji kaynakları üzerinde ciddi boyutlarda bir baskı vardır.
    · Ağaç ve bitki dokusunda tahribat artmakta, bunun sonucu ormanlar ve bitki türleri gittikçe azalmaktadır.
    · Erozyon artmaktadır.
    · Çölleşme gittikçe artmaktadır.
    · Atıkların artması ve çeşitlenmesi neticesi, hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği içinde bulunduğumuz yüzyılda da büyük bir problem olmaya devam etmektedir.
    · Endüstriyel faaliyetler, motorlu araçlar, inşa ve onarım gibi faaliyetler neticesi gürültü kirliliği artmaya devam etmektedir.
    · Fosil yakıtların yoğun kullanılması asit yağmurlarını artırmaktadır.
    · Sera gazlarının artması küresel ısınmayı artırmaktadır.
    · Küresel ısınma neticesi önemli ölçüde iklim değişikliklerine neden olmaktadır.
    · İklim değişiklikleri neticesi kuraklık ve sel baskınları artmaktadır.
    · Küresel ısınma neticesi deniz seviyesinde önemli yükselmeler görülmektedir
    · Orman yangınları riski artmaktadır.
    · Kanser gibi öldürücü hastalıklarda önemli artışlar olmaktadır.
    · Ölümle sonuçlanan vakalarda artışlar olmaktadır.
    · Sağlıklı içe suyu problemi artmaktadır.
    · Çevre kirliliği, bilinçsizce avlanma gibi nedenler dolayısıyla biyolojik çeşitlilikte azalma görülmektedir.
    · Sahil yerlerinin plansız-programsız yapılaşmaya açılması ve kaçak yapılaşma neticesi doğanın tahribi gittikçe artmaktadır.
    · Topraklarını “milli koruma” altına alan ülke sayısının çok fazla olmaması çevrenin hızla tahribine neden olmaktadır. Diğer taraftan topraklarının bir kısmını ”milli koruma” altına olan ülkelerde ise bakımsızlık ve ilgisizlik, bu alanlardan arzu edilen şekilde yararlanılmasını engellemektedir.
    Çevre sorunlarını bu şekilde özetledikten sonra şimdi kısaca bazı istatistikler yardımıyla çevre sorunlarının global düzeyde ulaştığı boyutları ortaya koymaya çalışalım.
    Global çevre sorunlarından birisi olan “sera etkisi”, hava kirliliği, su kirliliği, ve orman alanlarında azalma ile ilgili veriler Şekil X-8 ve Şekil X-9 ‘da gösterilmiştir. Bilindiği üzere, atmosfere verilen karbondioksit ve diğer gazlar tozlarla birleşerek belirli bir yükseklikte yeni bir kitlenin oluşmasına yol açmaktadır. Güneşle dünya arasına giren bu yapay tabaka enerji döngüsünü ve dengesini bozarak yeryüzündeki iklim koşullarını değiştirmektedir. Bunun iki temel sonucu vardır: yeryüzüne gelen ışınların atmosfere yansıması yapay tabaka nedeniyle engellenmekte ve dünya ısısı artmakta ya da yatay tabak nedeniyle dünyaya daha az güneş enerjisi gelerek dünya ısısı soğumaktadır.Bu etkiye sera etkisi adı verilmektedir. (Yaşamış, 1995:23.) Dünyada kişi başına sera gazı (karbondioksit gazı emisyonları) miktarı en ileri ülkeler arasında sırasıyla Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Singapur, ABD, Avustralya, Norveç, S.Arabistan, Kanada gibi ülkeler yeralmaktadır. (Bkz: Şekil VIII-8)
    Hava kirliliği sorunu da bir çok metropolitan alanda çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Örneğin, Çin’in Lanzhou ve Beijing, Hindistan’ın Delphi, Meksika’nın Mexico City kentleri hava kirliliğinin en ileri boyutlarda yaşandığı kentlerdir.
    Su kirliliği sorunu da özellikle sanayileşmenin ileri olduğu ülkelerde daha yaygındır. Çin, ABD, Hindistan, Rusya ve Japonya dünyada su kirliliğinin en yaygın olduğu ülkelerdir.
    Orman alanlarında azalma sorunu ise özellikle az gelişmiş ülkelerde daha ciddi bir sorun olarak görülmektedir. Dünyada yıllık orman alanlarında azalmanın en yaygın olduğu ülkeler Burundi, Haiti, El Salvador, Ruanda, Nijerya ve Togo gibi ülkelerdir (Şekil X-9.)
    Özetle, günümüzde çevre sorunları, hem global hem de ulusal bir endişe kaynağıdır. Bu sorunlar sadece yakın çevredekilere değil, bir bütün olarak dünya toplumuna ve gelecek nesillere ağır maliyetler yüklemektedir.. Ozon tabakasının incelmesi, global iklim değişikliği, bazı canlı türlerinin yok olması başta olmak üzere; çölleşme, sürekli organik kirlenme, Antartika'nın yok olması, denizlerin yükselmesi gibi sorunlar tüm ülkeler için risk oluşturmaktadır. İklim değişikliği deniz seviyesini yükseltmekte deniz seviyesindeki ülkeleri tehdit etmektedir. İklim değişikliği, gelişmekte olan ülkelerdeki tarım ürünleri için de bir tehlike oluşturmaktadır. Bu sorunlara etkili önlemler alınması, sürdürülebilir kalkınma için esastır. (World Bank, 1997.)


    Çevre Kirliliğine Genel Bakış

    Çevre Kirliliği
    Her türlü madde ya da enerjinin doğal birikimin çok üstündeki miktarlarda çevreye katılmasına çevre kirliliği denir.
    İnsan milyonlarca yıl evvel dünya üzerinde yaşamış ve bulunduğu çevreyi de kendi arzusuna göre değiştirmeye başlamıştır. Bilhassa 20.yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım, sanayiinin gelişmesi ve insanın bir anlık para kazanma hırsı ile birey çevresini unutmuş ve kirliliğe terk etmiştir.
    Kirlenme, kirleticilerin etkilediği ortamın niteliğine göre; hava, su ve toprak kirlenmesi olarak sınıflandırılır.çoğu kirletici, aynı anda birden çok kaynağı etkileyebilir.çevre kirliliği canlılar içinde en çok insanları etkilemektedir.böylece insanoğlu dolaylı yoldan kendine zarar vermiş olur. Çünkü; insan doğaya değil doğa insana sahiptir. İnsan doğaya zarar verince içinde bulunduğu halkaya zarar vermiş olur.
    1. Toprak Kirliliği
    Toprak kirliliği, bilindiği gibi temizlenmesi en zor,bazense hiç mümkün olmayan tehlikeli bir ortam yaratır. Hayvan dışkısı mezbahalardan ve her türlü ekin biçme etkinliğinden gelen atıklar, toprak kirlenmesinin en önemli kaynağıdır. Bilinçsizce yapılan ilaçlama ve gübreleme, kaliteli ve birinci sınıf toprakların yerleşim ve endüstri için kullanıma açılması, toprak kirliliğini hızlandırmıştır. Pek çok kimyasal madde içeren tarım ilaçlarının (örneğin böcek öldürücüler, ot öldürücüleri, mantar ilaçları) su ve toprak kirlenmesinde önemli payı vardır. Toprağın yapısı bilinmeden yapılan gübreleme ve zararlılara karşı yapılan mücadelede kullanılan tarım ilaçlarının fazlası, bitki ve canlılara zarar verdiği gibi, yağmur suları ile içme ve kullanmayla yer altı su yastıklarına karışmakta hatta denizlere kadar sürüklenerek su kirliliğine neden olmaktadır. Erozyonla çok miktarda tarıma elverişli toprak kaybı söz konusudur. Verimli toprağın yok olmasından dolayı tarımsal üretimdeki düşüş, kalite bozulması, vitamin zincirindeki eksikliklerin yanı sıra erozyonla taşınan topraklar denizlerde ve akarsularda bulanıklık oluşturarak su içi ekolojik dengeyi de etkilemektedir.
    Arazinin iyi ağaçlandırılmaması ve ormanların kaçak olarak kesilerek tarım alanı haline getirilmesi erozyona sebep olmakta, bu da dolaylı yoldan su kirliliğini oluşturmaktadır. Bunların yanı sıra sağlık sorunlarının da ortaya çıkması canlı yaşam için ciddi problemler oluşturmaktadır. Ancak makro ölçeklere bakıldığı zaman, insanların hızlı bir şekilde yüzey şekilleri üzerinde değişikliklere sebep oldukları görülmektedir.
    Aşınma sonucu biriken tortular, toprağın bozulmasına yol açan bir başka etmendir.
    Endüstri devriminin hızlanması ile bölgeler üzerinde şu değişimler hızla meydana gelmiştir.
    · Bitki örtüsünün kalkması
    · Arazilerin yanlış kullanıma açılması
    · Ararsal yayılmalarının hızlanması
    · Erozyonun hızlanması
    · Flora ve faunada hızlı değişimler
    2-Hava Kirliliği
    Hava, dünyayı çepeçevre saran gaz tabakasıdır. Hava canlılar için çok önemli bir gaz karışımıdır. Havanın kirletilmesi ise bütün canlıların yok olması demektir.
    Hava kirliliği, havayı oluşturan gaz maddelerinin oranlarının değişmesi ve zehirli gazların aşırı birikmesi olayıdır. Hava kirliliğine yol açan beş temel madde; karbonmonoksit, parçacık halindeki maddeler, kükürt asitleri, hidrokarbonlar ve azot oksitlerdir. Başlıca kirlilik kaynakları; motorlu taşıtların, enerji santrallerinin, sanayii tesislerinin, konut ısıtma sistemlerinin yakıt artıklarıdır. Ayrıca çöplerin, kömür atıklarının, tarıma elverişli toprak kazanmak amacıyla doğal çevrenin yakılması da benzer sorunlara yol açar. Dünyada nüfusun hızlı bir şekilde artması taşıt ihtiyacını da artırmıştır. Otomobil, uçak, tren, vapur gibi nakliye ve yolculuk vasıtalarından çıkan gazlar, hava kirliliğinde önemli rol oynamaktadır. Evlerden ve fabrika bacalarından çıkan gazlar havayı kirleten faktörler arasındadır. Kentsel bölgelerdeki hava kirliliğine yol açan bir başka önemli madde de kurşundur. Kurşun, sanayii tesislerinden, zararlı canlılarla mücadelede kullanılan kimyasal maddelerden çıkar. Kirleticiler dışında bazı doğal etkenler de hava kirlenmesine yol açar. Güneş ışığındaki morötesi ışınlar hidrokarbonlarla ve azot oksitleriyle birleşerek fotokimyasal sis oluştururlar, ve bu da sıcaklık terselmesi (Özellikle kış günlerinde hava hareketlerinin olmadığı zamanlarda çevredeki soğuk hava çukur alanlara yığılır. Bu durumda, yere yakın kısımlarda hava soğuk, üst kısımlarda ise daha sıcaktır. Bu nedenle genel durumun tersine, yerden yükseldikçe hava sıcaklığı belli bir yüksekliğe kadar artar: İşte bu olaya sıcaklık terselmesi denir. Bu durumda, yere yakın alanlarda yoğunlaşan soğuk hava, bazen bir sis tabakası oluşturarak hava kirliliğinin artmasına sebep olur.) dönemlerinde atmosfer durgunluğuna neden olur.
    Havada kirlenmeye yol açan maddelerin insanlar üzerinde çeşitli etkileri vardır. Havadan solunan karbonmonoksit, kandaki oksijenin yerini alarak, vücuttaki hücrelere taşınan oksijen miktarının azalmasına yol açar. Kükürt oksitleri, solunum borusu ve akciğer dokularını etkileyerek, solunum sisteminde geçici ya da kalıcı rahatsızlıklara yol açabilir.
    Başka pek çok kirletici de, etkileri doğrudan ya da kısa sürede gözlenememesine karşın, halk sağlığı konusundaki kaygıların giderek çoğalmasına neden olmaktadır.
    Ulaşımın ağırlıkla karayolu trafiğine dayandığı Türkiye’de özellikle büyük kentlerde hava kirliliği önemli bir sorun durumundadır. Batı yönü dışında tümüyle dağ ve tepelerle çevrili Ankara, bu konuda çarpıcı bir örnektir. Sık inşa edilmiş binalarla dolu olan, değişik kömür ve akaryakıt türlerinin yakıldığı kentte kışlar büyük bir kirlilik içinde geçer.
    Hava kirlenmesinden kaynaklanan ve 1980’lerin ortalarında gündeme gelen bir başka önemli tehlike de atmosferdeki ozon katmanının (tabakasının) incelmesidir. Havalandırma sistemlerinde, spreylerde, otomobillerde ve buzdolaplarında kullanılan kloroflorokarbon kökenli kimyasal maddelerin yol açtığı delinme, kutup bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Yeryüzüne ulaşan morötesi ışınların zararlı etkilerini azaltan ozon tabakasının delinmesi, bazı uzmanlara göre 20-30 yıl içinde etkisini gösterecek, yeryüzünde 40 milyon dolayında insanın cilt kanseri olmasına ve yalnızca ABD’de yaklaşık 800 bin kişinin ölümüne yol açacaktır. Bazı uzmanlar bu tahminlerde büyük yanılgı payı olduğunu öne sürmekte ise de, ozon katmanının delinmesinin yeryüzü için büyük bir tehlike oluşturduğu üzerinde herkes aynı düşüncededir.

    3-SU KİRLİLİĞİ
    Doğal olarak kirlenmemiş bir su ortamında bulunan canlılar o su ortamıyla belirli bir denge içindedirler. Dıştan gelen herhangi bir olumsuz etken (bu etken suya karıştırılan bir kirletici olabilir) o ortamdaki doğal dengeyi bozabilir. Toplumun yapısı değişip kentleşme ve endüstrileşme süreci geliştikçe, su kaynaklarının çok yönlü kullanımı artmakta ve karmakarışık bir hal almaktadır. Örneğin toplumların yaşama düzeyi yükseldikçe kişi başına kullanılan su miktarı arttığı gibi, teknolojik gelişmeye bağlı olarak etkileri henüz bilinmeyen pek çok kirletici de sulara karışmaktadır. Bunun sonucunda su kaynaklarının sulama, su ürünleri, dinlenme, spor gibi amaçlarla kullanılabilirliği azalmaktadır.
    Su kirliliği ayrıca, göllerin yaşlanmasına ve kurumasına yol açan ötrafikasyonu hızlandırır. Böylece suyun çeşitli amaçlarla insanlar tarafından kullanılması da kısıtlanmış olur. Sanayii atıklarının, böcek ilaçlarının ve öteki zehirli madde atıklarının, sudaki çözünmüş oksijeni tüketmesi, balıkların kitle halinde ölümüne neden olur.
    Tarım ilaçları, böcek öldürücüler ve kimyasal gübreler de su kirlenmesinde önemli rol oynarlar. Bu tarım atıklarının etkileri, kentler ile kentlerin çevresinde yoğunlaşmış yerleşim birimlerinin atıkları kadar büyük boyutlarda olmamasına karşın önemli kirleticilerdir.
    Evlerden, ticaret ve sanayii kuruluşlarından kaynaklanan kanalizasyon atıkları su kirlenmesine yol açan başlıca etkenlerdendir.
    Sudan yararlanan sanayii kuruluşları da bir dizi değişik etkisi olan kirleticilerin sulara karışmasına yol açar. Sanayileşmenin hızla ilerlemesiyle, sanayii atıkları, kanalizasyon atıklarını birkaç kat aşmıştır. Su kirliliğinde en önemli oynayan sanayii dalları, kağıt, kimya, petrol ve demir-çeliktir. Enerji santralleri de büyük miktarda atık ısının sulara karışmasına neden olur. Plastik üretiminde kullanılan maddeler, insan, hayvan ve bitki yaşamı için büyük tehlike oluşturmaktadır.
    Türkiye’de Marmara Denizi, Haliç, İzmir ve İzmit Körfezleri, Burdur Gölü su kirliliğinin en yoğun olduğu bölgelerdir. Ama yoğun turizm etkileri ve enerji santrallerinin yapımı Akdeniz kıyılarını da tehdit etmektedir.
    Su kirliliğine sebep olan bir başka etken de atık ısıdır. Isıl kirlenme, biyolojik ve kimyasal tepkimeleri hızlandırır ve çözünmüş oksijen miktarının hızla azalmasına yol açar. Su sıcaklığı balıkların yaşamasına olanak vermeyecek düzeye yükselebilir. Bu durum, zararlı alglerin gelişmesine de ortam hazırlayarak, besleyici madde atıkları, deterjan, kimyasal gübre ve insan atıkları gibi kirleticilerin etkisini çoğaltır. Sonuçta, atık ısı, göllerdeki ötrafikasyonu hızlandırır.
    Su kirliliğine yol açan etkenleri, kısaca şöyle sıralayabiliriz.:
    1- Tarımsal faaliyetlerin sonucu
    2- Toprak erozyonundan, (doğal kayma ve yapay olgular sonucu)
    3- Bitkilerin çürümesinden kaynaklanan kirlenmeler
    4- Hayvansal atıklar
    5- Tarımsal mücadele ilaçlarından kaynaklanan kirlenme
    6- Endüstriden kaynaklanan kirlenme
    7- Kimyasal kirlilikler
    8- Fizyolojik kirlilikler
    9- Biyolojik kirlilikler
    10- Atmosferik kirlilikler
    11- Zehirli varil veya tehlikeli atıkların gizli gizli gömülmesi veya atılmasından kaynaklanan kirlenmeler.
    12- Yerleşim alanlarından gelen kirlenmeler
    13- Rüzgarın etkisiyle taşınanlar
    14- Endüstri ve evsel atıklar.


    Taşocağı, taş çıkartmak için yerkabuğunun yüzeyinde açılan ocaktır. Ocaktan çıkartılan taş, ya belirli boyutlarda bloklar halinde ya da kırılarak küçük parçalar halinde çıkarılır. Taş ocakları, genellikle inşaatlarda ve sanayide gerekli olan çeşitli türden sert taş, kırma taş, kum, asfalt yapımı için mıcır, karayolu ve demir yolunda dolgu malzemesi, sıva malzemesi, çimento ve beton üretimi amacıyla kurulmaktadır. Taş ocaklarında üretilen ve mıcır olarak kullanılan kayaçlar; granit, kumtaşı ve kireç taşıdır. Yol yapımında, traverslerinin altına sermek için, beton yapımında da kırılmış granit ve kumtaşı kullanılmaktadır. Aynı amaçlarla kireçtaşı da kullanılmaktadır. Kireçtaşı bundan başka kireç haline getirilerek kimya sanayisinde ve tarımda kullanılmaktadır. Bir taş ocağı yaklaşık olarak 1000- 2500 m2 alan üzerine kurulmaktadır.

    Yılda yaklaşık üretim miktarı 24000 m3`tür. Bu miktarlar işletmenin çalışma kapasitesine göre değişiklik göstermektedir. Bu ve benzeri işletmelerin çalışmalarını düzenleyen mevzuat 30.02.2005 tarih ve 25716 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maden Kanunu ve Taş Ocakları Tüzüğü`dür. Taş ocakları tüzüğünün 23. maddesinde, taş ocağının alması gereken tedbirler açıkça belirtilmesine rağmen, bu konuda işletmeler gerekli hassasiyeti göstermemektedirler. Tüzük maddesinde; "Ocaklar, umuma ve diğer kişilere ait yol, kuyu, çeşme ve binalara zarar vermeyecek bir mesafede açılacaktır. Açılacak ocakların işletilmesi için bant kullanılması gerektiği takdirde herhangi bir sakıncaya meydan vermemek için ocak sahibi tarafından gerekli önlemler alınıp uygulanacaktır; ocak açanlar ve işletenler koruma (güvenlik) bakımından ilgili mahalli makamlardan gelecek her çeşit ikazı kabul edip yerine getirmeye mecburdur" denilmektedir. Tüzük maddesinde de belirtildiği gibi taş ocaklarına ruhsat ve izin verilme şartı bu tesislerin çevreye zarar vermemesine bağlanmıştır. Halbuki, taş ocağı olarak faaliyet gösteren işletmelerden sıvı ve katı atıklar, toz, duman, gürültü ve sarsıntı gibi değişik kirleticiler çevreye verilmektedir.

    Taş ocaklarının faaliyetleri sonucu oluşan tozların bitkiler üzerine olumsuz etkileri birçok araştırıcı tarafından incelenmiştir. Bu taş ocaklarının yakın çevresinde yaşayanların, bu işletmelerin çevreye ve kendileri üzerine olan etkilerinden rahatsız oldukları gözlenmiştir. Çimento tozunun da bazı bitkilerin gelişimi üzerine belirgin bir etkisi olduğu ve çevre kalitesini kötüleştirdiği yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Çimento fabrikası çevresinde çimento tozlarının etkisinde yetiştirilen fasulye, bakla ve buğday bitkilerinin büyümesinde önemli bir azalma olduğu bildirilmiştir.

    Hava kirleticilerinin, bitki örtüsü ve ekili alanların zarar görmesine neden olduğu belirlenmiştir. Çimento fabrikalarından çıkan tozların vejetasyon üzerine olumsuz etkilerinin daha çok bitkinin büyümesini engelleyici yönde olduğu tespit edilmiştir. Yaptığımız bir araştırmada, Gaziantep`teki taş ocaklarının çevresel etkilerini tespit etmek amacıyla il sınırları içerisinde faaliyette bulunan taş ocaklarına gidilmiş ve taş ocaklarının işletmecilerinden ocakların çalışma sistemleri hakkında bilgiler alınmıştır. Taş ocaklarından çevreye verilen atık maddeler tespit edilerek bunların taş ocakları çevresindeki bitki örtüsüne, toprak yapısına, hava kalitesine, tarım alanlarına ve canlı habitatlarına olan etkileri gözlemlenmiş ve fotoğrafları çekilmiştir.

    Taş ocaklarının atıklarından etkilenen alanlardaki bitkiler ile uzak mesafedeki etkilenmeyen alanlardaki bitkilerden örnekler alınmıştır. Patlayıcılar: Taş ocaklarından çevreye kireç tozu, duman, sıvı ve katı atıklar, patlama sonucu meydana gelen sarsıntı, gürültü ve görüntü bozukluğu gibi kirlilik etmenlerinin verildiği tespit edilmiştir. Bu kirlilikler başlıca şu işlemler sırasında oluşmaktadır. Kayacın patlatılması sırasında sarsıntı, titreşim ve görüntü kirliliği. Kamyonlara yüklenme sırasında toz ve duman. Kamyonun ham madde silosuna taşınması sırasında yol ve kamyonun üzerinden çıkan toz. Kamyonun malzemeyi boşaltması sırasında toz. Kırma işlemlerinde sarsıntı ve toz. Bantlarda taşınırken toz. Elekleme işlemi sırasında toz. Mamulün kamyonlara yüklenmesi sırasında toz.
    Mamulün kullanım yerine taşınması sırasında gerek yol gerekse kamyonun üzerindeki mamulden çıkan toz.

    Çalışan insanların temel ihtiyaçları sonucunda çevreye verilen katı ve sıvı atıklar. Sıvı Atıklar: Taş ocağında ortalama çalışan kişi sayısı, işletmenin büyüklüğüne göre 5- 20 arasında değişmektedir. Kişi başına kullanılacak sarfiyat 150 litre/kişi olduğundan 750- 3000 litre/gün arasında bir atık su oluşmaktadır. Katı Atıklar: Faaliyet alanında arazi hazırlanması ve işletilmesi esnasında oluşacak evsel atık 3,5- 14 kg/gün arasında olacaktır. Toz ve Yağ Atıkları: Taş ocaklarından çevreye yayılan ve en fazla zarar veren atık tozlardır. Tozlar hem bitkiler, hem de insanlar üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Bu tozlar işletmenin çalışmaları sırasında (taş kırma, yükleme, taşıma, stoklama vb.) oluşmakta ve hava kalitesini bozarak insan sağlığı üzerine olumsuz etkiler yapmaktadır. Toz atıkların bitkiler üzerine yaptığı olumsuz etkiler, bitkiler üzerine gelen kireç tozunun beyaz ve kalın bir tabaka yaparak, bitkilerin fotosentez ile solunum için gaz alışverişini sağladığı yaprak yüzeyinde bulunan stomaların üzerini kaplaması ve bunun sonucunda fotosentez hızını azaltması veya tamamıyla durdurması ve solunumu engellemesi şeklinde olmaktadır.

    Bunun sonucunda bitkinin hayati faaliyetlerinde bir azalma meydana gelmekte ve bitkilerin gelişmelerini durdurmaktadır. Bitkilere verdiği zarar yanında diğer canlılar da olumsuz etkilenmektedir. Tozun bir başka etkisi de görsel kirlilik. Taş ocağının çevresi tamamı ile beyaz kireçtozu ile kaplanmakta ve göze hiçte hoş görünmeyen bir manzara oluşturmaktadır. Ayrıca, yola yakın olan ocaklardan çıkan tozlar asfalt yol üzerine gelmekte ve bu tozların hafif bir yağmur veya su ile ıslanması sonucunda, yol son derece kayganlaşmakta ve bir tabaka oluşturmaktadır. Bu da sürücüler için tehlikeli bir durum oluşturmaktadır. Tozlanma, ürünün kamyona yüklenmesi, nakliyesi ve depolanması sırasında oluşmaktadır. Patlayıcılar: Taş ocaklarında malzemenin çıkarılması sırasında kullanılan patlayıcılardan kaynaklanan başlıca iki etki vardır. Bunların birincisi, patlayıcıdan kaynaklanan gürültü kirliliği, ikincisi de meydana gelen sarsıntılardır. Bu iki etki de insan sağlığı üzerine doğrudan olumsuz etki yapmaktadır. Patlamalardan kaynaklanan sarsıntılar yakın çevrede yaşayan insanları korkutmakta ve psikolojileri üzerine olumsuz etkiler yapabilmektedir.

    Sarsıntı şiddeti kullanılan patlayıcı miktarı ve kullanılma metoduna göre değişiklik gösterir. Patlayıcılardan kaynaklanan sarsıntılar aynı zamanda yerleşim alanlarındaki binalar üzerine de etki yapmaktadır. Taş ocaklarında devamlı olarak kullanılan patlayıcıların sebep olduğu sürekli sarsıntılar binalarda zamanla deformasyon ve çatlaklara sebep olabilmektedir. Flora ve Fauna Üzerine Etkileri: Bilindiği üzere Güney Doğu Anadolu Bölgesi floristik açıdan en az araştırılmış olan bölgelerimizden biridir. Bu alanın floristik kompozisyonu tam olarak ortaya konmadan taş ocağı vb. kuruluşların faaliyetlerine izin verilmesi taş ocağının kurulacağı alanın ve çevresinin florasına olumsuz etki yapacak, varsa alanda bulunan nadir ve nesli tükenmekte olan bitkilerle, endemik bitkilerin, yaşam alanların, hayvan yuva ve barınaklarının yok olmasına sebep olacaktır. Çünkü taş ocağının kurulacağı alan yüzeysel olarak tıraşlanmaktadır. Bu da bitkilerin ve hayvanların yaşamlarının ve habitatlarının yok olmasına sebep olmaktadır. Toprak üzerine etkisi: Gaziantep`te faaliyet gösteren taş ocaklarından aşırı miktarlarda kireç tozları yayılmaktadır. Bu kirecin kısa zamanda bitki üzerinde olumsuz etkisi olmadığı, fakat uzun yıllar toprakta biriken kirecin toprağı bazikleştirdiği, bunun da bitkinin mineral maddelerden istifadesini kısıtladığı yapılan çalışmalarda ortaya konmuştur.

    Çeşitli bitkilerin yapraklarında yaşa bağlı olarak kalsiyum minerali konsantrasyonu artmaktadır. Kalsiyum genellikle bitkilerin genç kısımlarında ek------. Toprakta kalsiyumun artması zamanla bit- kide birikecek ve toksik etki yapmaya başlayacaktır. Kalsiyum toprakta genellikle Ca++, CaCO3, CaSO4 şeklinde bulunur. Kurak bölge toprakları kalsiyumca zengindir. Bu durum yağış nedeniyle yıkanmanın az olmasından kaynaklanmaktadır. Kalsiyumun bazik karakterli topraklarda (kurak bölge topraklarında) aşırı artması, zamanla toprağın organik maddelerce azalmasına ve toprağın verimsizleşmesine sebep olur. Bunu bir Alman atasözü şöyle anlatmaktadır. "Kireç, babaları zengin, fakat oğulları yoksul yapar." Hava kirliliği üzerine etkisi: Bitkiler hava kirliliğinden olumsuz yönde etkilenmektedirler. Hava kirleticilerinin bazılarının çiçeklerin tozlaşmasında görevli böcekler için de zararlı olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda üreme organları içinde hava kirliliğinden en çok etkilenen yapının polenler olduğu anlaşılmıştır. Kültür ortamında polenin aşırı hassasiyetinden dolayı bazı bilim adamları polenlerin hava kirliliğinde biyolojik belirteç olarak kullanılabileceğini belirtmişlerdir.

    Taş ocaklarından çıkan toz ve duman aşırı derecede hava kirliliğine sebep olmakta, bu ocakların tarım arazilerine ve ormanlık sahalara yakın olması sebebiyle de bu alanlar tehdit altına girmektedir. Taş ocaklarına yakın yerleşim yerlerinde, yaz aylarında yörede yetiştirilen bitkilerin üzerinin kireç tozuyla kaplandığı ve bitkilerin canlı görünümlerinin azaldığı görülmüştür. Sonuç olarak, taş ocağı açılmadan önce çalışma alanının üst tabakası 0-20 cm. kalınlıkta sıyrıldığı için bu alandaki bitki türleri, hayvanlar ve hayvan yuvaları yok olmaktadır. Taş ocağının bulunduğu alanda tepeliklerden malzemeler çıkarıldığından yer yüzü şekilleri bozulmakta bir tarafı yenmiş gibi duran yarım tepelikler ve çukurluklar oluşmaktadır. Taş ocaklarının bulunduğu alanda çevreye verdiği en büyük zarar ocaktan çıkan toz ve dumandır. Çıkan bu tozlar çevredeki bitki örtüsünün üzerini beyaz bir tabaka şeklinde örtmektedir. Bitkilerin yüzeyinin bu toz tabakasıyla kaplanması sonucunda yapraklar yüzeyinde bulunan stoma açıklıkları kapanmakta, bu da bitkinin gaz alış verişi yapmasını, solunum ve fotosentezi azaltmaktadır. Stomaların kapanması terlemeyi de azaltacağından bitkinin topraktan su alması güçleşmektedir. Yaprak yüzeyindeki toz tabakası klorofilleri maskeleyerek güneşten istifadeyi azaltmaktadır. Yeterli ışık olmayan yaprakta zamanla klorofil sentezi de engellenir ve yapraklar sararır. Bu sürecin devam etmesiyle bitkinin büyüme hızı ve gelişmesi yavaşlamaktadır.

    Bu durum taş ocaklarının etrafındaki alanlara bakıldığında bariz bir şekilde görülmektedir. Taş ocaklarının bulunduğu yere yakın olan tarım alanları da çıkan kireç tozundan dolayı kireçlenmekte, kireçde toprağın asit-baz dengesini bozduğundan toprak olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca Gaziantep`te antepfıstığı ve zeytin üretimi yapıldığından, yakınında taş ocağı bulunan bahçelerde verim düşüklüğü ve meyvede küçülme görülmektedir. Taş ocaklarına yakın yerlerde bulunan endemik türlerin yaşamlarını devam ettirmeleri bu olumsuz etkiler sonucunda tehlike altına girmektedir. Alanda E. Özuslu tarafından yapılan floristik çalışmada 36 endemik takson tespit edilmiştir. Bu bitkiler taş ocaklarının faaliyetleri sonucunda habitatlarının yok olması sebebiyle yaşayamamaktadır.

    Faaliyet gösteren bu taş ocaklarının yakınlarında bulunan yerleşim alanları, taş ocaklarındaki patlatma işlemi sonucunda, gürültü ve sarsıntı kirliliğine maruz kalmakta, kuyu ve dereler taşmaktadır. Patlama ve sarsıntılar sonucunda yöre halkında korku ve huzursuzluklar da meydana gelmektedir. Öneriler: Kayacın patlatılması, kamyona yüklenmesi, ham madde silosuna taşınması, kamyonun malzemeyi boşaltması, kırma işlemleri, bantlarda taşınma, elekleme, mamulün kamyonlara yüklenmesi, kullanım yerine taşınması, çalışan insanların temel ihtiyaçlarını karşılaması vb. işlemler sırasında çevreye verilen zararlı atıkların, çevreye yayılmasının önlenmesi veya en aza indirilmesi amacıyla şu işlemlerin yapılması önerilmektedir; Kayacın patlatılması için patlayıcının çok miktarda kullanılması yerine, çok sayıda yere az miktarda patlayıcı kullanılarak yapılmalıdır.

    Malzeme kamyona yüklenmesi sırasında spreyleme yöntemiyle nemlendirilmeli ve mesafe uzaksa kamyonun üzerine branda çekilmelidir. Ayrıca kamyonun ham madde silosuna geçişte kullandığı yol asfaltlanmalı veya toz kalkmasını önleyecek duruma getirilmelidir. Malzemenin ham madde silosuna aktarılması sırasında çıkan tozun en aza indirilmesi için malzeme nemlendirilmelidir. Malzemenin kırılması ve bantlarda eleklere taşınması sırasında çıkan toz ve dumanın önlenmesi amacıyla kapalı sistemler (su pulverizasyon toz indirgeme sistemi) kullanılmalı ve sprey sulama yapılmalıdır. Mamul kamyonlarla taşınırken çıkan toz, duman ve iri taneli malzemenin çevreye yayılmasının engellenmesi için kamyon üzerine branda çekilmelidir. Böylece çeşitli büyüklükteki taşların seyir halindeyken can ve mal güvenliğini tehdit etmemesi sağlanmalıdır. Endemik bitkilerin bulunduğu alanlara yakın yerlerde bu işletmelere izin verilmemelidir.


    ÇEVRE KİRLİLİĞİ En geniş anlamıyla çevre ekosistemler ya da biyosfer şeklinde açıklanabilir. Daha açık olarak çevre, insanı ve diğer canlı varlıkları doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etmenlerin tümüdür. İnsanları çevre kirliliği konusunda duyarlı hale getirebilmek için 1997 yılı çevre yılı olarak kutlandı. Çevrenin doğal yapısını ve bileşiminin bozulmasını, değişmesini ve böylece insanların olumsuz yönde etkilenmesini çevre kirlenmesi olarak tanımlayabiliriz. Artık hepimizin bildiği gibi çevreden, içindeki varlıklara göre en çok yararlanan bizleriz. Çevreyi en çok kirleten yine bizleriz. Bu nedenle Çevreyi kirletmek kendi varlığımızı yok etmeye çalışmaktır denilebilir. Bilinçsiz kullanılan her şey gibi temiz ve sağlıklı tutulmayan çevre de bizlere zarar verir. Bu nedenle çevre denince aklımıza önce yaşama hakkı gelmelidir. İnsanın en temel hakkı olan yaşama hakkı, canlı ya da cansız tüm varlıkları sağlıklı, temiz ve güzel tutarak dünyanın ömrünü uzatmak, gelecek kuşaklara bırakılacak en değerli mirastır. 1970li yıllardan sonra bilincine vardığımız çevre kirliliği dayanılmaz boyutlara ulaştı. Çünkü artık temiz hava soluyamaz olduk. Ruhsal rahatlamamızı sağlayacak yeşil alanlara hasret kalmaya başladık. Yüzmek için deniz kıyısında bile yüzme havuzlarına girmek zorunda kaldık.gürültüsüz ve sakin bir uyku uyuyamaz, midemiz bulanmadan bir akarsuya bakamaz olduk. Kısaca artık kirleteceğimiz çevre tükenmek üzeredir. 2000-3000 yıl önce bir doğa cenneti ve büyük bir kısmı otlaklarla kaplı olan Anadoluyu günümüzde bu durumlara düşürdük. Doğada kirlenmeye neden olan etmenleri, doğal etmenler ve insan faaliyetleri ile oluşan etmenler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz. Doğal etmenler:depremler, volkanik patlamalar, seller gibi doğadan kaynaklanan etmenlerdir. İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan etmenler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir. Evler, iş yerleri ve taşıt araçlarında; petrol, kalitesiz kömür gibi fosil yakıtların aşırı ve bilinçsiz tüketilmesi. Sanayi atıkları ve evsel atıkların çevreye gelişigüzel bırakılması. Nükleer silahlar, nükleer reaktörler ve nükleer denemeler gibi etmenlerle radyasyon yayılması. Kimyasal ve biyolojik silahların kullanılması. Bilinçsiz ve gereksiz tarım ilaçları, böcek öldürücüler, soğutucu ve spreylerde zararlı gazlar üretilip kullanılması. Orman yangınları, ağaçların kesilmesi, bilinçsiz ve zamansız avlanmalardır. Yukarıda sayılan olumsuzlukların önlenmesiyle çevre kirliliği büyük ölçüde önlenebilir. Çevre bilimcilere göre genelde, aşağıda verilen iki çeşit kirlenme vardır. Birinci tip kirlenme; biyolojik olarak ya da kendi kendine zararsız hale dönüşebilen maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Hayvanların besin artıkları, dışkıları, ölüleri, bitki kalıntıları gibi maddeler birinci tip kirlenmeye neden olur. Kolayca ve kısa zamanda yok olan maddelerin meydana getirdiği kirliliğe geçici kirlilik de denir. İkinci tip kirlenme: biyolojik olarak veya kendi kendisine yok olmayan ya da çok uzun yıllarda yok olan maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Plastik, deterjan, tarım ilaçları, böcek öldürücüler (DDT gibi), radyasyon vb. maddeler ikinci tip kirlenmeye neden olur. Kalıcı kirlenme de denilen ikinci tip kirlenmeye neden olan maddeler bitki ve hayvanların vücutlarına katılır. Sonra besin zincirinin son halkasını oluşturan insana geçerek insanın yaşamını tehlikeye sokar. Örneğin; Marmara denizine sanayi atıkları ile cıva ve kadminyum iyonları bırakılmaktadır. Zararlı atıklar besin zincirinde alglere, balıklara ve sonunda insana geçerek önemli hastalıklara ve ani ölümlere neden olmaktadır. Köy gibi kırsal yaşama birliklerindeki insanlar genellikle büyük kentlerde yaşayan insanlardan daha sağlıklı ve daha uzun ömürlüdür. Çünkü kırsal ekosistemler, çevre kirliliği yönünden kentsel ekosistemlerden daha iyi durumdadır. Bunu bilen kent insanı fırsat buldukça, çevre kirliliği en az olan kırlara, köylere koşmaktadır. Günümüzde en yaygın olan kirlilik su, hava, toprak, ses ve radyasyon kirliliğidir. SU KİRLİLİĞİ Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktarı sınırlıdır. Zamanla su kaynaklarının azalması, insan nüfusunun artması ve daha önemlisi, suların kirlenmesi yaşamı giderek zorlaştırmaktadır. Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticidir.










  2. 2
    GAZİBE
    Bayan Üye

    Cevap: Çevre Kirliliğinin Tanımlanması

    Reklam



    Çevre her zaman tüm canlılar için önem taşımaktadır.Temiz olan ve ekolojik dengesi bozulmayan çevreye ihtiyaç duymaktayız.Hayvanların nesillerinin sürmesi için ve insanların sağlıklı yaşayabilmeleri için bu gerekmektedir.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi