Dağdaki Haç

+ Yorum Gönder
Sohbet Forumları ve Konu Dışı Başlıklar Bölümünden Dağdaki Haç ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Börtecin_1
    Üye
    Reklam

    Dağdaki Haç

    Reklam



    Dağdaki Haç

    Forum Alev
    Avrupa Resim Sanatı yüz yıllar boyu ilginç baş yapıtlarla beslenerek, değişen yüzyıllar ve değişen fikirlerin yansıtıcısı olan eserlerle zengin bir görünüm almıştır. Bu eserlerin her biri yaratıcısı olan sanatçılar kadar, yaratıldıkları sanat, siyaset ve sosyal ortamları ve ideolojik tavırları da yansıtan birer ayna teşkil etmiştir. Bu noktada 18. Yüzyıl sonu ve 19. Yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Alman Ressamı Gaspar David Friedrich’in ‘’ Dağdaki Haç ‘’ adlı yapıtı da benzeri bir rol üstlenmiştir. Yaratıcısının hemen akla gelen ilk yapıtı olarak anılması yanında yapıldığı sürecin sosyal, dinsel ve politik ortamına da damga vuran bir eserdir. Sanatçının belki de geride kalan tüm diğer eserleriyle, çağdaşlarının eserlerini de gölgelemiştir.

    Yapıtın ortaya konduğu süreç, tümüyle Avrupa’nın yeni baştan kurulduğu, Fransız İhtilali ve sonrasındaki uzun ve zorlu bir aşama olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni sosyal, kültürel, dini ve politik değerlerin ve yeni bir milliyetçilik ve özgürlük anlayışının oluştuğu bu süreç, genelde pesimist ve melankolik bir sanat atmosferinin belirsiz ve değişken yaşam ortamıyla, korku dolu bir eylem ortamına dönüşümüne temel teşkil ederek, ilginç yapıtlar ortaya konmasına imkan vermiştir.

    Caspar David Friedrich 1774 yılında bir Kuzey Almanya kasabası olan Greifswald’da doğmuştur. 1763 yılında bu kasabaya yerleşmiş olan babası sabun ve mum imalatıyla uğraşan varlıklı ve aydın bir kişiydi. Sanatçı oldukça iyi sayılabilecek bir eğitim ortamı bulmasına rağmen çocukluğu ve gençliğinde yaşadığı trajik olaylar nedeniyle melankolik bir kişilik gelişimi göstermiştir. Çok küçük yaşlarda annesini kaybetmiş olan sanatçı, daha sonraki ilk gençlik sürecinde erkek ve kız kardeşlerinin de trajik ölümleriyle sarsılmıştır. Bu olguların sanatçının ölüm ve geçicilik konusuna duyduğu ilginin gelişmesinde içinde yaşadığı Romantik Dönem kadar derinden etkisi olmuştur.

    Sanat eğitimine doğduğu kasabada başlamış, Kopenhag Sanat akademisinde tamamlamıştır. İlk yıllarından itibaren sanat eğitimi boyunca Romantik çevrelerle ilişkisi olan kişilerle teması olan sanatçı bu ilişkilerini bizzat daha sonraki yıllarda döneminin en önde gelen sanat, politika ve düşünce adamlarıyla kurduğu ilişkilerle pekiştirmiştir. Sanatçı sanatsal üretimi boyunca bu ilişkilerinden büyük yarar görmüş ve sanatsal üretimi de bu kaynaklardan beslenmiştir.




    Romantik Akım ’ın önde gelen ressam, yazar, şair ve teorisyenleri ile yakın ilişkiler kuran sanatçı, bu akımın merkezi durumunda olan Dresden’e yerleşmiştir. Bir çok demagog ve fikir adamıyla sürekli iletişim içinde olan Friedrich 1802 yılında ünlü Alman Şairi ve fikir adamı Goethe ile de yazışmaya başlamıştır. 1805 yılında Goethe ‘nin bizzat desteklediği bir yarışmada iki sepya çalışmasıyla ödül kazanmıştır. Bu başarılar 1810 yılında Berlin Akademisi’ne, 1816 yılında da Dresden Akademisi’ne üye seçilmesiyle hız kazanmıştır. Bu üyelikler sayesinde önemli bir güç ve Alman sanatçılar üzerinde de bir etki sağlamıştır.

    1818 yılında Cristianne Caroline Bommer ile evlenen sanatçının, çağının önde gelen fikir , sanat ve siyaset adamlarıyla kurduğu ilişkiler iyice yaygınlaşmıştır.

    İnançlı bir Protestan olan sanatçı Fransız Devrimi sonrasında Avrupa’da oluşan kargaşa ortamından derin biçimde etkilenmiştir. Yabancı güçlerin yayılma ve mücadele alanı haline gelen milli bütünlüğünü tamamlayamamış Almanya ortamında şekillenmiş burjuva anlayışına paralel bir milliyetçilik sergilemiştir. Özellikle Napolyon Bonaparte’ın Avrupa üstündeki Fransız yayılımcı ve hegomonyacı politikasına karşılık, önemli bir Protestan kurtarıcı olarak gördüğü İsveç Kralı VI. Gustave Adolph’a yakınlaşmıştır. İsveç Kralı ile kurduğu yakın ilişki ve bu krala duyulan hayranlığını tarihi veriler ışığında anlamak mümkündür. Bu noktada, 1824 yılında dünyaya gelen oğluna Gustave Adolph adını vermiş olması gerçekten dikkat çekicidir. Sanatçı ve kral arasındaki bu ilişkinin ‘ Dağdaki Haç ‘ adlı eserde önemli bir yansıması bulunmaktadır.

    Çıkış noktası olarak Veduta prensiplerini benimsemiş olan Friedrich’in her şeyden önce yurdunun manzaralarıyla, geçmişini, geleceğini, tutsaklığını ve şahlanışını sorgulayan, insan ve doğa, yaşam ve ölüm, Protestanlık ve Fransa’nın temsil ettiği Katoliklik, geçmiş ve gelecek, tutsaklık ve bağımsızlık arasında gerçek kimliğini araştıran bir kişililik sergilediği belirgindir. Bu nedenle bütün yapıtlarının Almanya ve özellikle de Kuzey Almanya’nın görüntülerini yansıtması doğaldır. Sanatçı her yönüyle Alman burjuva ruhunun tam bir temsilcisidir.

    1835 yılında ağır bir felç geçiren Friedrich, zor geçen yıllar ardından 1840 yılında ölmüştür. Ölümünden sonra bir süre unutulmuşsa da , Almanya’nın bütünlüğünü sağlaması, milli kimliğinin oluşmasıyla yeniden gündeme gelmiş ve önem kazanmıştır.

    Yapıtları tüm Romantik resim, şiir ve felsefi oluşumlarda olduğu gibi derin bir mistisizm yüklüdür. Doğayı yüceltir, pitoreski sever, çizginin yerine rengi yeğler. Manzarayı saf ruhsallığın ve mistisizmin melankolik bir biçimde kaynaştırılabildiği en etkin alan olarak tercih eder. Hipnotize edici bir tarz yakalar.

    Doğayı ilahi olanın dışa vurumu olarak ele alan tüm Romantik sanatçılar gibi Friedrich de politik ve ideolojik olgulardan yoğun destek alan bir görsel dünya yaratmıştır. Yalnızlık dolu olan bu yapıtlar esasında çoğulcu bir sosyal atmosferin parçaları olmaktan başka bir şey değildir. Bir kaos ortamında insan ve kaderiyle baş başa kalarak, insanın kaderine karşı ayakta kalma mücadelesi, ıssız kıyılar, sonsuz ormanlar, yalçın kayalıklar ve dağlar ile unutulmuş harabeler ve megalitler arasından çıkarak güçlü bir etki bırakmaktadır.

    Bu noktada sanatçı renkler ve görüntü parçalarında kendisinin ve çağının oluşturduğu özgün sembolleri kullanmaktadır. Bu nedenle, renklere ve yapıtın ikonografik elemanlarına dikkatle yaklaşmak gerekmektedir. Romantiklere ve Friedrich’e göre manzara resmi doğanın tuval üzerinde kayda geçirilmesi değil duyguların canlanmasıdır.

    Friedrich’in politik tavrı genelde Liberalist bir burjuva demokratı için tipik olan özellikler sergilemektedir. Bu noktada da onun kimliğiyle özdeşen en dikkat çekici eseri olan ‘ Dağdaki Haç ‘ bu oluşum içinde anlaşılabilecek bir yapıttır.

    ‘ Dağdaki Haç ‘ ın 1808 de sergilenmiş olduğunu bildiğimiz için yapım tarihinin bu tarihin hemen öncesindeki yıla denk düşmesi kuvvetle muhtemeldir. 1807 yılına kadar yağlı boya dışındaki malzemeyi kullanan sanatçının bu eseri ilk önemli yağlı boya çalışması olarak da dikkat çekmektedir. Eldeki tarihi veriler ışığında eserin, Friedrich tarafından gönüllü olarak İsveç Kralı IV. Gustave Adolph’e armağan edilmek üzere yapıldığı anlaşılmaktadır. Sanatçının dönemin önde gelen fikir adamlarından Weimarlı teolog ve sanat tarihçisi Johannes Karl Hardwig Schulze ( 1786-1869 ) ile yaptığı yazışmalar esnasında bir mektubunda yapıttan bahsederek, amacının Luther Protestanizmi ile ilgili olduğunu ve merkezi öğe olarak da haçı vurgulamak istediğini belirtmesi ilgi çekicidir. Sanatçının kendisi ve yakın arkadaşlarının çeşitli yazılarında daima Friedrich’in eserlerinde derin anlamlar olduğunu ifade etmeleri de bu hususta çok önemlidir.

    Friedrich yazılarında ayrıca bu resimle ilgili olarak ağaca çakılmış İsa’nın sonsuz görüntüsü ile batan güneş arasında ilgi kurmaktadır. Ayrıca İsa’nın öğretisinde yer yüzünü hareket ettiren Baba Tanrı’nın elindeki zamanın Eski Dünya’yı ortadan kaldırdığından bahsetmektedir. Haçın, Kurtarıcı İsa’ya olan sarsılmaz inanç gibi kayanın üstünde inatla durduğunu da vurgulamaktadır.

    Eser gerçekçi olduğu izlenimini veren görünümüne karşın derin bir anlamlar dizgesine açılmaktadır. Doğal bir görüntü değil tamamen sanatçının duygularıyla doğayı yorumlamasıdır. Bu noktada ressam için doğrudan yansıtılmış bir doğa görünümü değil, duygulara göre seçilmiş parçaların bütünlüğü önemlidir. Sanatçı aldığı protestan eğitimi nedeniyle her sanatın dinsel, doğanın bütün görünümlerinin kutsal olduğuna, kutsallığın bir dağda, bir ağaçta, bir çayırda dile geldiğine inanıyordu. Böylece de doğa ‘ doğa üstüleştirilirken çağın nihilizminden de etkiler alarak sosyal ve politik mesajları da ana bütünlüğüne dahil etmiş oluyordu. Bu noktada 18. Yüz yıl sonundaki geleneksel dini ve politik değerlerin yıkılmasına bağlı olarak ideolojik bir amaç da ihtiva eden yapıtlar eski dini geleneğin çöküşü ile sanatta çok büyük başarılar ortaya konabileceğini fark eden Romantik Sanatçı kimliği için önemli bir ivme de sağlıyordu.

    Geleneksel dini bir konunun cesur bir uyarlaması olan eser, çarmıhtaki İsa’yı batan güneşin ışıkları sararken İsa ve bütünleştiği Haç doğa içinde dağılmakta olan bir ruha dönüşmektedir. Tam bir meditasyon aracına dönüşen doğa içinde dağlar güçlü birer inanç sembolüdür. Batmakta olan güneş kapanan bir dönemi temsil etmektedir.

    Haçın etrafında daima yemyeşil olan renkleriyle hayatı simgeleyen köknar ağaçları aynı zamanda bireysel insan kimlikleri ile de örtüşen anlamlarıyla haça gerilmiş olan ve onda bütünleşen insan ümitleri gibi çağlar boyu dimdik ayakta durmaktadır. Bu noktada, yapıtın politik boyutu devreye girmektedir. Bir tür kapanan dönemin sembolü olarak karşımıza çıkan batan güneş teması içinde güneş ve ışık Katolik Avrupa ile özdeştirilmiş olan Napoleon Bonaparte ve Fransa ile mücadele eden Protestan Kuzey Avrupa’yı temsil etmektedir. Bu sebeple de Lutherci Protestan inancı temsil eden en güçlü Kral olarak Almanya topraklarında bile mücadele veren İsveç Kralı IV. Gustave Adolphe önemle vurgulanan bir yönetici olarak bu yapıtın hedef kişisi olmaktadır.

    Yapım amacı İsveç Kralı IV. Gustave Adolphe için olsa da , eser Kont Franz Anton Von Thun-Hohenstain ‘ın mülkiyetine geçmiş ve Kuzey Bohemya’da Tetschen Şatosu’nda yatak odasında ibadet altarı olarak kullanılmıştır. Bu nedenle esere ‘ Tetschen Altarı ‘ adı da verilmektedir.

    Çağdaşları tarafından akademik ilkelere karşı bir tavır olarak algılanan özgün ve yeni ifade biçimleri denenmiş olması nedeniyle eser önemli saldırılara uğramış ve dışlanmaya çalışılmıştır. Bütün bu engellemelere rağmen Prusya Kralı III. Freidrich Wilhelm tarafından eserleri takdir gören sanatçı 1810 yılında Berlin Akademisi’ne üye seçilmiştir. Günümüzde bu eser Dresden Şehir Sanat Kolleksiyonu’nda korunmaktadır.


    Şule Nurengin Beksaç



  2. 2
    FaİL£t
    Üye

    --->: Dağdaki Haç

    Reklam



    İlginççççççç&#2 31;çç:S:S:S







  3. 3
    ^SONER^
    Emekli
    bencede çok ilginç:S







  4. 4
    jackef
    Üye
    cokkkkk ilginçç oda..eline sağlık+rep

+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi