BAzı dını hıkayeler

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 Sonuncu8Sonuncu9
İslami Konular ve Kıssalar - Hikayeler Bölümünden BAzı dını hıkayeler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    keremy
    Üye
    Reklam

    BAzı dını hıkayeler

    Reklam



    BAzı dını hıkayeler

    Forum Alev
    Yesil Elbise

    Yolda karşılastığımızda ezan okunuyordu.
    -"Gel seni camiye götureyim" dedim. "Bugün cuma biliyorsun."
    -"Sende benim camiye gitmedigimi biliyorsun."dedi.
    -"Biliyorum ama sebebini gerçekten merak ediyorum."
    -"Ne bileyim,olmuyor işte. Hem pantolonumun ütüsü bozulup,dizleri cıkar diye endişe ediyorum."dedi.
    Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
    -"Herhalde şaka yapıyorsun. Bunun icin cami terk edilir mi?
    -"Ciddi söylüyorum. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin."dedi.
    Gerçekten de öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri; mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
    -"Peki" dedim. "Hayatında hiç camiye gitmedin mi?"
    -"Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim. Hem o yaşlarda dizlerimin aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum."
    Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmisti. Daha sonra tokalaşıp ayrıldık. Onunla konuşmamızdan iki ay sonra; kendisinin camide olduğunu söylediler.Hemen gittim. Bahcedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve yine yeşiller vardı üzerinde . Yavasca yanına yaklaştım ve Kısık bir sesle:
    "Hani camiye gelmiyecektin ?" dedim
    Hiç sesini çıkartmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu..




    BİR SALTANAT Kİ



    Bugün İstanbul'da oturup da bu şehrin Laleli diye bir semti bulunduğunu bilmeyen yoktur Burada yine bu isimle anılan bir de tarihi cami vardır Bu semt ve caminin ilginç bir hikayesi vardır..

    Laleli Camiini Sultan III Mustafa (Padişahlığı 1757-74 yılları arasıdır) yaptırmıştır Sultan Mustafa bu camii yaptırırken çevrede Laleli Baba namında bir din büyüğünün yaşadığını, gerçek bir mürşit olduğunu, hikmetli sözler söylediğini öğrendi İçinde bu zatla görüşmek, söz ve sohbetinden yararlanmak arzusu doğdu Cami inşatını denetlemeye geldiği bir gün Laleli Baba ile görüşmek istediğini bildirdi Laleli Baba'ya hemen padişahın kendisini ziyaret etmek istediği haberi ulaştırıldı, o da buyur etti Padişah Laleli Baba'nın sohbetinden gerçekten memnun kaldı İçinde La leli Baba ile daha sık görüşme arzusu uyandı Ayrılacağı sırada bu din ulusuna bir soru sordu:

    - Efendi Hazretleri, bu dünyada en güzel şey nedir acaba?

    Laleli Baba cevap verdi:

    - Bu dünyada en değerli şey yiyip içtikten sonra sıkıntısız biçimde def-i hacet (büyük abdest)ini yapabilmektir

    Hükümdar bu cevaptan pek hoşnut olmadı Başından beri büyüleyici konuşmalarıyla herkesi etkileyen bir zata bu cevabı pek yakıştıramadı Hatta bu cevabı biraz kaba bile buldu Bundan sonra birşey konuşulmadı, hükümdar maiyetiyle beraber saraya döndü Fakat bu ziyaretin ertesi günü şiddetli bir kabızlığa yakalandı Bir türlü içini boşaltamıyordu Sarayın bütün ilgilileri ve hekimbaşı seferber oldular, bilinen bütün ilaç ve yöntemleri uyguladılar, fayda etmedi Padişah kıvranıyordu Nihayet birinin aklına geldi Laleli Baba'ya haber verilse, onun himmetiyle hükümdar bu dertten kurtulamaz mıydı? Zaten başka denenmedik yol kalmamıştı Padişaha danışıldı O

    da "Ne gerekiyorsa yapılsın" dedi Hemen Laleli Baba'ya gidildi Ve saraya getirildi Hükümdar doğum sancısı çekiyor gibi kıvranıyordu Laleli Baba'ya yalvardı: "Aman bana yardım et!" Laleli Baba, "O kadar kolay değil, karşılık olarak ne vereceksiniz?" dedi "Senin bölgende yaptırdığım o camii sana hibe edeceğim" "Yetmez" dedi Laleli

    Baba Sultan Mustafa daha bir çok şeyler ekledi, Laleli Hazretleri bir türlü tamam, yeter, demiyordu En sounda ağzındaki baklayı çıkardı: "Ben senin için dua ederim, Allah dilerse bu dertten kurtulursun ama, karşılığında saltanatı (padişahlığı-hükümdarlığı) isterim" Padişah kem küm etti ama çaresi yoktu "Tamam" dedi "O da senin olsun" Laleli Baba dua etti, sırtını sıvazladı, "Haydi git Allah'ın izniyle kurtulacaksın" dedi ve gerçekten kurtuldu Kurtuldu ama saltanat da elden gitmişti Şifa bulmanın sevincini, saltanatın elden çıkmış olmasının üzüntüsü gölgeliyordu Laleli Baba sultanın haline baktı baktı da dedi ki: "Bir saltanat ki bir defi hacete değişiliyor, öylesine ucuz bir saltanat bize gerek değil, al yine senin olsun"




  2. 2
    keremy
    Üye
    Reklam



    HRİSTİYAN VE ALİ (a.s)'IN ZIRHI

    Ali (a.s)'ın, halifeliği zamanında, Kufe'de zırhı kayboldu. Bir müddet sonra bir Hrıstiyan'ın yanında ortaya çıktı. Ali onu hakimin huzuruna götürdü.
    'Bu zırh benim malımdır; onu ne sattım, ne de birine bağışladım; şimdi onu, bu adamın yanında buldum.' diye iddia etti.
    Hakim:
    'Halife iddiasını söyledi, sen ne dersin?' diye Hıristiyan'a sordu. O, bu zırhın, kendi malı olduğunu, aynı zamanda halifenin sözünü yalanlamadığını, söyledi.
    Hakim Ali'ye dönerek
    'Sen iddia ettin, bu şahıs ise inkar ediyor. Bu durumda iddian için şahit getirmen lazım' dedi.
    Ali güldü ve
    'Hakim doğru söylüyor, şimdi şahit getirmem gerek, fakat hiç bir şahidim yok' dedi.
    Hakim, iddia edenin şahidinin olmamasına dayanarak, Hıristiyan'ın lehine karar verdi. O da zırhı aldı ve gitti.
    Fakat, zırhın, kimin malı olduğunu daha iyi bilen Hristiyan' ın, bir kaç adım yürüdükten sonra vicdanı uyandı ve geri dönerek 'Böylesine bir hükümet ve davranış şekli alelade insanların keyfinden değil, peygamberlerin hükümet tarzıdır' dedi ve
    'Zırh Ali'nindir' diye itiraf etti.
    Kısa bir zaman sonra, onu, müslüman olarak Ali (a.s)'ın sancağı altında, Nehrivan harbinde, savaşırken gördüler.


    Devlet Hazinesi
    Hazreti Ömer (r.a.). Halife. Bir gece. Makamında. Ashabtan biri ziyaretine gelir. Selam verir. Selamı alınmamıştır. Oturur. Ömer işiyle meşgul. Sahabe bekler. Ömer çalışır. Selam alınmamış, yüzüne bile bakılmamıştır.
    İş biter. Ömer mumu söndürür. Bir başka mumu yakar. O anda selamını alır. Konuşmaya başlar.
    Sahabe sorar:
    - Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktın ve ondan sonra benle konuşmaya başladın?
    Hazreti Ömer (r.a.):
    - Evvelki mum devletin hazinesinden alınmışdı.O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mes'ul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra seninle meşgul olmaya başladım. Sahabenin gözleri yaşarır, ellerini kaldırarak şöyle dua eder:
    -Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer'i bizim başımızdan eksik etme!








  3. 3
    keremy
    Üye
    Hazır cevap imam
    İmam-ı a'zam hazretlerine bir ateist, bir mutezile, bir de cebriyeci üç kimse gelir.

    Ateist sorar: (Allah var diyorsun. Var olan muhakkak görülür. Görülmediğine göre yok demektir. Var diyorsan ispat et.)

    Akılcı olan mutezile sorar: (Cehennemde ateş var. Şeytan ateşten yaratılmıştır. Şeytana ceza verilmesi mümkün mü?)

    Cebriyeci de sorar: (İnsan kaderine mahkumdur. Allah her işi zorla yaptırır. Sen ise iradi cüziyye var diyorsun. Her şeyin halıkı Allah iken insan ne yapabilir ki?)

    İmam-ı a'zam hazretleri, yerden nemli 3 avuç toprağı top gibi yapıp, her topu birine atar.

    Üçü de, durumu kadıya şikayet eder. Kadı niye çamur topu attığını sorar.

    İmam-ı a'zam hazretleri der ki: (Bunlar bana soru sordu ben de cevap verdim. Ateist, Allah varsa, var olan şeyin görünmesi lazım demişti. Toprak başımı ağrıttı dedi, madem ağrı var, ağrıyı göstermesi lazımdı. Ağrıyı bile göremeyen Allahı nasıl görebilir ki? [Ateistler akılsızdır, akılları varsa göstermeleri gerekir. Ruh da akıl gibi görünmez, ama yaptıklarından anlaşılır. Allahü teala da, yeri göğü yaratması, onun varlığını gösterir.]

    Mutezile olan ise, topraktan yaratılmış olduğu halde, çamur topundan etkilendi. Toprak topraktan etkilendiğine göre ateş de ateşten etkilenir. [Ayrıca cehennemde soğuk zemherir denilen cehennem de vardır. Demir testeresi demiri kestiği gibi, ateş de ateşi yakar.]

    Cebriyeci ise, (Allah her işi zorla yaptırır) diyordu. O zaman o toprağı Allah attı, bu beni niye şikayet ediyor? Kendi kendini yalanlamış oluyor.

    İmamı azam hazretlerinin uzun uzun izah etmeden böyle kısa cevaplar verdiği çoktur. Mesela bir ateistle saat onda buluşup münazara etmek üzere anlaşırlar. İmamı azam hazretleri kasten toplantıya bir saat kadar geç gelir. Ateist gecikince, bakın imamınız korktu gelemiyor der, gelince de niye geç kaldın diye sorarlar. O da, kayık yoktu. Irmaktan geçemedim, bir de baktım ki, ağaçtan kopan dallar kendiliğinden bir kayık oluverdi, ben de binip geldim, ondan geciktim der. Ateist gülmeye başlar, (Gördünüz mü nasıl yalan söylüyor, hiç kendiliğinden bir ustası olmadan kayık yapılır mı?) der. İmamı azam hazretleri hemen taşı gediğine koyar:

    Bre ateist, bir kayık ustasız kendiliğinden olamazsa, bu koca kainat kendiliğinden nasıl var olur?

    Diyerek ateistle münazara bile etmeden galip gelir








  4. 4
    keremy
    Üye
    Dul Kadın ve Yahudinin İmanı

    Bir bayram arefesinde, dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir hacının dükkanına girerek, Allah rızası için yardım istedi. Hacı fakir kadına yardım etmediği gibi:

    - Bıktım sizden nedir bu iş.. Ben sizin için mi çalışıyorum. Defol şurdan, diyerek kovdu.

    Hacıdan hiç ummadığı bir şekilde cevap alarak kapı dışarı edilen kadıncağız, melül- mahzun oradan ayrılıp giderken, hacının karşısında, aynı mağazadan bir dükkanın sahibi olan yahudi, o fakirin ızdırabını anladı .

    - Nedir hanım, hacı size niçin bağırdı?, diye sordu.

    İmanlı ve şuurlu bir kadın olan fakirceğiz, Yahudiye hacıyı şikayet etmek yerine :

    - O benim büyüğümdür. Döver de, kovar da, sana ne oluyur ey kefere! diye cevap verdi.

    Fakat Yahudi durumu anlamıştı. Kadını ısrarla dükkana çağırıp, ne isterse almasını, kendisine ve çocuğuna olacak elbisenin kendisinde bulunduğunu hatta hacınınkinden daha iyisini kendisinden alabileceğini söyleyerek dükkanına getirdi. Dul kadın ve yetim çocuk Yahudinin dükkanından beğendikleri elbiseyi giydiler, kuşandılar ve kadın Yahudiye :

    - Allah sana iman nasip etsin. Sen bizi giydirdiğin gibi Allah da sana Cennette köşkler verip Cennet elbiseleri giydirsin, giblerden dua etti, yanındaki masum çocuk da, anasının duasına amin, dedi. Şen şakarak oradan ayrılıp gittiler.

    Dul ve yetimi d&#252;kkanından kovan hacı, o gece bir r&#252;ya g&#246;rd&#252;. R&#252;yasında kıyamet kopmuş ve kendis cennete girmişti. Cennette gezerken gayet g&#252;zel, g&#246;zleri kamaştıran bir k&#246;şk g&#246;rd&#252;. Baktı ki, k&#246;şk&#252;n kapısında kendisnin ismi yazılı idi. <<Demek ki burası bana ait>> diyerek k&#246;şk&#252;n kapısından i&#231;eri girmek istedi. Fakat kapıda bek&#231;i olarak bekleyen melekler hacıyı i&#231;eri almadılar.

    - Giremezsin hacı, dur bakalım nereye gidiyorsun? dediler.

    Hacı durdu :

    - Niye giremiyorum, bu k&#246;şk benim değil mi? diye sordu.

    Melekler cevap verdiler :

    - D&#252;ne kadar senindi ama, maalesef d&#252;n sizden başkasına devredildi. Daha hen&#252;z kapısının &#252;zerrindeki tabel&#226; da s&#231;k&#252;lmemiş, yakında s&#246;kerler, dediler.

    Hacı neye uğradığını anlayamadı. O telaş ve heyecan i&#231;inde uyandı ki, yatakta yatıyor : <<Eyvah ben ne yaptım ... D&#252;n &#231;ocuklara iyilik etmemekle hata ettim, demek ki benden sonra onları yahudi Avram efendi giydirmişti. K&#246;şk&#252; ka&#231;ırdık>> dedi.

    Sabah olunca doğru yahudi Avram efendinin d&#252;kkanına gitti. Selam, hoş - beşten sonra:

    - Avram efendi, d&#252;nk&#252; dul kadına sen ka&#231; liralık elbise verdiysenonların parasını sana ben vereceğim, dedi.

    Yahudi bir altın değerinde elbise verdiğni s&#246;yledi.

    Hacı :

    - Madem o kadarmış al sana onun iki misli, dedi.

    Fakat Avram olmaz, dedi. Hacı değerini y&#252;kseltti, hacı y&#252;kselttik&#231;e yahudi olmaz diyor, yahudi kabul etmedik&#231;e hacı vermek istediği parayı artırıyordu. Hacı y&#252;z altın, ikiy&#252;z altın vermeğe başladı ama, artık Avram'ın da sabrı taşmıştı.

    - Olmaz hacı olmaz, o k&#246;şk y&#252;z altınla bin altınla satın alınmaz... O senin g&#246;rd&#252;ğ&#252;n r&#252;yayı ben de g&#246;rd&#252;m ve işte m&#252;sl&#252;man oldum. o k&#246;şk d&#252;ne kadar senindi, sen daha evvel yaptığın hayır - hasenatla o k&#231;şk&#252; yaptırmıştın ama, d&#252;n bana sattın. Ben onu tekrar sana satmaya niyetli değilim. Sen artık bundan sonra kapına geleni boş &#231;evirmede, Cennette kendine başka saraylar yaptır. Allah'ın m&#252;lk&#252; geniştri, dedi.

    Yahudiden de bu cevabı alan hacı, bir daha kapısına geleni boş &#231;evirmeyceğine dair kendi kendine s&#246;z vererek oradan ayrılığ gitti. Ama k&#246;ş de elden gitti. Allah yardımcısı olsun.


  5. 5
    keremy
    Üye
    KADER VE ESRARI

    Bir adam Musa (a.s.)’a gelerek :
    “Ey Kelimullah!Bana hayvanların dilini &#246;ğret!Onların s&#246;zlerini anlayayım da
    hallerinden ibret alayım;azamet-i ilahiye yi idrak edeyim!...”dedi.
    Hz.Musa (a.s.) dedi ki:
    “Sen bu hevesten vazge&#231;;g&#252;c&#252;n&#252;n &#252;zerindekileri &#246;ğrenmeye kalkma!Bir karınca,g&#246;lden
    hacminin &#252;zerinde su i&#231;meye kalkarsa,boğulup helak olur.Yani sana takdir edilen
    bilginin &#246;tesini zorlama!Zira bunun bir&#231;ok tehlikeleri vardır!Sen kainattaki ilahi
    saltanattan aklının yettiği kadar ibret almaya bak!Kalbini Allah’a y&#246;nelt!Bil ki
    ilahi tecellilerin sırları selim bir kalbe aşikar olur!”
    Bunun &#252;zerine adam:
    “Hi&#231; olmazsa kapı &#246;n&#252;nde yatıp duran,ev bek&#231;iliği yapan k&#246;pek ile k&#252;mes
    hayvanlarının dillerini &#246;ğret” dedi.
    Hz.Musa(a.s.) sonunda onun son talebini kabul etti.Ancak;
    “Aklını başına al;bu sır okyanusunda boğulma!” ikazında bulundu.
    Adam sabahleyin –bakalım sahiden şu hayvanların dillerini &#246;ğrendim mi?-diye denemek
    i&#231;in kapı eşiğinde durup bekledi.O sırada hizmet&#231;i kadın, sofra &#246;rt&#252;s&#252;n&#252; silkelerken
    bir par&#231;a bayat ekmek yere d&#252;şt&#252;.Orada bulunan horoz,bu ekmek par&#231;asını hemen
    kaptı.Orada bekleyen k&#246;pek horoza;
    “-Sen bize zulmettin!&#199;&#252;nk&#252; sen buğday tanesi de yiyebilirsin.Halbuki ben
    yiyemem.Ni&#231;in benim nasibim olan şu par&#231;a ekmeği kapıyorsun?”dedi.Horoz ise k&#246;peğe:
    “-Dert etme!Yarın ev sahibinin atı &#246;lecek sen de doya doya et
    yersin!”dedi.Horozun gaip den bir haber verdiğini zanneden ev sahibi bu s&#246;zleri
    duyunca hemen atını sattı.Horoz da k&#246;peğe karşı mahcup oldu.
    Horozla k&#246;peğin bu menfaat &#231;atışması &#252;&#231; g&#252;n devam etti.Birinci g&#252;n at,İkinci g&#252;n
    katır,&#220;&#231;&#252;nc&#252; g&#252;nde k&#246;lenin &#246;leceğini ,haber alan ev sahibi ise her birini &#246;lmeden
    elden &#231;ıkardı.B&#246;ylece k&#246;pek hi&#231;birinden umduğu menfaate kavuşamadı.Horoz her
    seferinde k&#246;peği kandırmış oldu.Olanlar y&#252;z&#252;nden k&#246;peğe mahcup hale d&#252;şen horoz
    nihayet d&#246;rd&#252;nc&#252; g&#252;n k&#246;peğe dedi ki:
    “-Ger&#231;ek şu ki,o a&#231;ıkg&#246;z efendi g&#252;ya malını ka&#231;ırdı.Fakat bu davranış ile kendi
    kanına girdi.Artık yarın kendisi &#246;lecek!Miras&#231;ıları feryad-&#252; figan edecekler.Bir
    &#246;k&#252;z kesilecek,bundan herkes istifade edecek ,bizde,sende!..
    Atın,katırın ve k&#246;lenin &#246;l&#252;mleri,bu ham adamın başına gelecek k&#246;t&#252; kazanın siper ve
    kalkanı idi.Fakat o, malın ziyanından ve zarar uğramasından ka&#231;tı da kendi kanına
    girdi.”
    Ahmak adam,horozun s&#246;ylediklerini duyunca benzi soldu ,koşarak Hz.Musa’nın yanına
    gitti;
    “-Ey Kelimullah!Feryadıma yetiş ve ızdırabımı dindir.”diye yalvardı.
    Hz.Musa:
    “-Sen boyunu aşan işlere girdin.Şimdi de &#231;ıkmazlarda dolaşıyorsun.Sen o hayvanları
    satmakla kazan&#231;lı &#231;ıkacağını mı sanıyordun?Sana kaza ve kaderin sınırlarını
    zorlamamanı s&#246;ylemiştim.Madem ticaret ve satış işinde usta oldun şimdide canını sat
    da kurtul!”dedi.
    Adam bi&#231;are kalmış, Musa (a.s.)’a yalvarmakta ,Hz.Musa da Allah’a duada bulundu ve
    adamın &#246;l&#252;rken imanla ebedi aleme g&#246;&#231;mesini diledi.Y&#252;ce Allah, Musa(a.s.)’a dilerse
    adamın yaşamasını sağlayacağını s&#246;yledi.Fakat Musa (a.s.) onun affolunarak cennette
    nasiplenmesini dileyince durum &#246;yle oldu.


  6. 6
    keremy
    Üye
    Şof&#246;r

    Sokaklarda sef&#226;let kol geziyordu. Kim kime yardım edecek, destek olacaktı? İşsizlik yaygındı. &#199;evresi de perişandı. Bir yanı yıkılmaya y&#252;z tutmuş evceğizinin camından yola doğru &#252;mitsizce bakarken bir taksinin kapının &#246;n&#252;nde durduğunu, i&#231;inden de bir yolcunun indiğini g&#246;rd&#252;. Demek ki taksi şof&#246;r&#252;nde az &#231;ok para olacaktı. &#199;&#252;nk&#252; m&#252;şteri indirmişti. B&#252;t&#252;n cesaretini ve &#252;midini toplayarak evden &#231;ıkıp yola koştu. Yaklaşıp direksiyon başında arabasını hareket ettirmek &#252;zere olan şof&#246;re seslendi. – Sakın beni dilenci falan zannetmeyin. &#220;&#231; &#231;ocuğumla &#252;&#231; g&#252;nd&#252;r a&#231; beklemekteyim. Bu gidişle namusumu lekelenmemden korkmaya başladım. Allah rızası i&#231;in yardımda bulunun. Ben a&#231;lıktan &#246;lmeye razıyım. Fakat &#231;ocuklarımın &#231;ığlıklarına tahamm&#252;l edemiyorum.
    Beklenmedik bir anda gelen bu “Allah rızası i&#231;in yardım” talebi zaten kıt-kanaat ge&#231;inen şof&#246;r&#252; şaşırtmıştı. D&#252;ş&#252;nmeye başladı. Cebinde bir miktar parası vardı var olmasına; ancak bu parayı aylardır biriktiriyordu. &#199;&#252;nk&#252; taksinin d&#246;rt lastiği de kabaklaşmıştı. Onları değiştirmek i&#231;in &#231;ırpınıyordu. Zaten akşamları eve gelince hanım da ikaz etmekten geri kalmıyordu:

    – Ne zaman değiştireceksin bu lastikleri? Birazcık ge&#231; kalsan, aklıma k&#246;t&#252; şeyler geliyor. Acaba bir kaza mı yaptı kabak lastiklerle?’ diye korku i&#231;inde bekliyorum.

    O an i&#231;in nefsi ve şeytan birlik olup vesvese vermeye başladılar:

    – Sen zaten zor ge&#231;inen kimsesin. Yardım edecek durumda değilsin. Bas gaza, git yoluna!

    Fakat imanı ve vicdanı da ş&#246;yle sesleniyorlardı:

    – Para dediğin şey b&#246;yle g&#252;n i&#231;in lazım olur. Belli olmaz Allah’ın rızasının nerede olduğu. Biriktirdiğin parayı bu muhta&#231; hanıma vermelisin. Tam yeridir. &#199;ocukları a&#231; durumda, Onu namusunu kirleterek, para kazanma zorunda bırakmamalısın.

    Nihayet nefsini ve şeytanını yenmiş, cebindeki lastik parasını t&#252;m&#252;yle kadıncağıza uzatarak:

    – Al bacım, namusunla yaşa. Bu para bir m&#252;ddet seni idare eder. Sonrasında da Allah başka sebepler halk eder! Dedi. Minnet etmemek i&#231;in de hemen gaza basıp oradan uzaklaşırken kadının:

    – Sen benim ihtiyacımı karşıladın, Allah da senin ihtiyacını karşılasın! duasını duydu. G&#252;n boyunca kulaklarında &#231;ınlayan bu duaya hep (amin) dedi.

    Akşam eve gelince beklediği soruyla yine muhatap oldu.

    – H&#226;l&#226; değiştirmemişsin lastiklerini...

    – Bir lastik&#231;iyle anlaştım. Yeni lastikler gelince hemen değiştirecek... diyerek ge&#231;iştirdi.

    Bu ge&#231;iştirme işi birka&#231; g&#252;n devam etti. Bir akşam yine eve gelirken iyice sıkılmış, “Bu defa ne diyeceğim?” diye d&#252;ş&#252;n&#252;rken beklenmedik bir durumla karşılaşmıştı. Hanım kendisine adres yazılı bir kağıt uzattı, sonra da ş&#246;yle dedi:

    – Bug&#252;n bir lastik&#231;i geldi, şu adresi verdi. “Yarın bana mutlaka gelsin, lastiklerini değiştireceğim” deyip gitti. Al şu adresi. Belli etmemişse de bunun izahını yapamamıştı. &#199;&#252;nk&#252; b&#246;yle bir lastik&#231;i ile konuşmamıştı. Merakla sabahı bekledi. İlk işi kağıttaki adrese gitmek oldu. Garipliğe bakın ki tamirciyi hi&#231; g&#246;rmemiş, buraya hi&#231; gelmemişti. Elindeki kağıdı uzatınca bir şaşkınlık iki tarafta da yaşandı. Lastik&#231;i:

    – “Sen o musun?” deyip şof&#246;r&#252;n boynuna sarıldı, başladı hı&#231;kıra hı&#231;kıra ağlamaya. Sonra da ş&#246;yle devam etti:

    – Tam &#252;&#231; g&#252;nd&#252;r Res&#251;l&#252;llah Aleyhisselam r&#252;yama giriyor ve bana, “Şu adresteki şof&#246;r&#252;n lastiklerini değiştir, &#252;cret olarak da benim şefaatime nail ol” buyuruyor. Allah i&#231;in s&#246;yle. Sen ne t&#252;rl&#252; bir iyilik ettin, nasıl bir hayır dua aldın ki Res&#251;l&#252;llah Aleyhisselam &#252;&#231; g&#252;nd&#252;r beni ikaz ediyor, senin lastiğini değiştirmem i&#231;in beni vazifelendiriyor?

    Kaynak: Yeni aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları


  7. 7
    keremy
    Üye
    Hz. Z&#220;LKARNEYN (a.s) ve H&#220;K&#220;MDAR

    Z&#252;lkarneyn (a.s), &#246;l&#252;m endişesi ve nefs engelini aşmaya &#231;alışan bir kavme uğradı. Oradaki insanların elinde d&#252;nya serveti namına bir şey yoktu. Rızıklarını sebzeden temin ederlerdi. Sebzelerini korumakta &#231;ok ihtimam g&#246;sterirlerdi. Ayrıca bu kavimde herkes kendi mezarını kazar, herg&#252;n mezarını temizler ve ibadetlerini burada yapardı. Z&#252;lkarneyn (a.s.), bunların h&#252;k&#252;mdarlarını &#231;ağırttı. H&#252;k&#252;mdar:
    "Ben kimseyi istemiyorum. Beni isteyen de yanıma gelir." dedi.
    Z&#252;lkarneyn (a.s.), bu s&#246;z &#252;zerine h&#252;k&#252;mdarın yanına giderek:
    "Ben seni davet ettim, niye gelmedin?" dedi.
    H&#252;k&#252;mdar:
    "Sana bir ihtiyacım yok, olsa gelirdim." cevabını verdi.
    Bunun &#252;zerine Z&#252;lkarneyn (a.s):
    "Bu haliniz nedir? Sizdeki bu hali kimsede g&#246;rmedim." deyince h&#252;k&#252;mdar:
    "Evet biz altın ve g&#252;m&#252;şe kıymet vermiyoruz. &#199;&#252;nk&#252; baktık ki, bunlardan bir miktar, bir kimsenin eline ge&#231;erse, bu sefer daha fazlasını isteyecek ve huzuru bozulacak. Onun i&#231;in d&#252;nyalık peşinde değiliz." dedi.
    Z&#252;lkarneyn (a.s):
    "Bu mezar nedir? Neden bunları kazıyor ve ibadetlerinizi burada yapıyorsunuz?" diye sordu.
    H&#252;k&#252;mdar:
    "D&#252;nyalık peşinde koşmamak i&#231;in bunu b&#246;yle yaptık. Mezarları g&#246;r&#252;p de oraya gireceğimizi hatırlayınca, her şeyden vazge&#231;eriz." dedi.
    Z&#252;lkarneyn (a.s.):
    "Ni&#231;in sebzeden başka yiyeceğiniz yoktur? Hayvan yetiştirseniz, s&#252;t&#252;nden, etinden istifade etseniz olmaz mı?" dedi.
    H&#252;k&#252;mdar:
    "Midelerimizin canlı hayvanlara mezar olmasını istemedik. Bitkilerle ge&#231;imimizi sağlıyoruz. Zaten boğazdan aşağı ge&#231;tikten sonra hi&#231; birinin tadını alamayız." diye cevap verdi.

    Osman Nuri, Mesnevi Bah&#231;esinden Bir Testi Su


  8. 8
    keremy
    Üye
    TEVBE

    Ebu Said (r.a) anlatıyor:

    "Res&#251;lullah (a.s) buyurdular ki:
    Sizden &#246;nce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi &#246;ld&#252;ren bir adam vardı. Bir ara yery&#252;z&#252;n&#252;n en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir r&#226;hib tarifedildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi &#246;ld&#252;rd&#252;ğ&#252;n&#252;, kendisi i&#231;in bir tevbe imk&#226;nının olup olmadığını sordu.
    R&#226;hib:
    - Hayır yoktur! dedi. Herif onu da &#246;ld&#252;r&#252;p cinayetini y&#252;ze tamamladı.
    Adamcağız, yery&#252;z&#252;n&#252;n en bilginini sormaya devam etti. Kendisine &#226;lim bir kişi tarif edildi. Ona gelip, y&#252;z kişi &#246;ld&#252;rd&#252;ğ&#252;n&#252;, kendisi i&#231;in bir tevbe imk&#226;nı olup olmadığını sordu.
    &#194;lim:
    - Evet, vardır, seninle tevben arasına kim perde olabilir? dedi. Ve il&#226;ve etti:
    - Ancak, falan memlekete gitmelisin. Z&#238;ra orada Allah'a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine d&#246;nmeyeceksin. Zira orası k&#246;t&#252; bir yer.
    Adam yola &#231;ıktı. Giderken yarı yola varır varmaz &#246;l&#252;m meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azab melekleri onun hakkında ihtil&#226;fa d&#252;şt&#252;ler.
    Rahmet melekleri:
    - Bu adam tevbek&#226;r olarak geldi. Kalben Allah y&#246;nelmişti, dediler.
    Azab melekleri de:
    - Bu adam hi&#231;bir hayır işlemedi, dediler.
    Onlar b&#246;yle &#231;ekişirken insan suretinde bir başka melek, yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar.
    Hakem onlara:
    -Onun &#231;ıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını &#246;l&#231;&#252;n, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin,dedi.
    &#214;l&#231;t&#252;ler, g&#246;rd&#252;ler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar."

    Kaynak: Buhar&#238;, Enbiya 50; M&#252;slim, Tevbe 46, (2766); İbnu M&#226;ce, Diy&#226;t 2, (2621).


  9. 9
    keremy
    Üye
    Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkandan birka&#231;ını yanına alarak payitahta (başkente) yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye &#231;ıkmıştı Payitahttan ayrılıp bir ka&#231; saatlik bir yol katettikten sonra yolları &#252;zerindeki bir nar bah&#231;esinin kıyısında dinlenme molası verdiler Olgunlaşmış, tam kıvamını bulmuş olan narlar insanın iştahını kabartıyordu Padişah bah&#231;e i&#231;inde &#231;alışmakta olan yaşlı bir adamı yanına &#231;ağırdı sordu:

    - Bu g&#252;zel nar bah&#231;esi kimin?

    - Bu nar bah&#231;esi benimdir efendim, babamdan miras kaldı

    - Oğlun, uşağın var mı?

    - Allah bize oğul uşak vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz

    - Peki ben de bu &#252;lkenin h&#252;k&#252;mdarıyım, şuradan bir nar şerbeti sıksan da i&#231;sek

    İhtiyar "baş&#252;st&#252;ne" dedi ve hemen gidip bah &#231;e i&#231;indeki kul&#252;beden kalaylı, tertemiz bir tas getirdi En yakındaki ağa&#231;tan iki nar kopardı ve sıktı İki nar tam bir tası doldurdu Padişah i&#231;ti ve

    &#231;ok beğendi B&#252;t&#252;n v&#252;cuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı İhtiyar &#231;if &#231;i padişahın beraberindeki herkese sırayla nar şerbeti ikram etti Padişah ve adamları bedenlerinin kazandığı bu zindelikle biraz yol almak i&#231;in ihtiyara veda edip yola koyuldular Yolda şeytan padişahın kafasını karıştırmaya başladı "Madem birer ayakları &#231;ukurda olan bu yaşlı karı-kocanın miras&#231;ıları yok, ne yapacaklar b&#246;yle g&#252;zel nar bah&#231;esini, karşılığında bir ka&#231; kuruş verip de bu bah&#231;eyi ellerinden alayım" diye d&#252;ş&#252;nd&#252; Padişah ve adamları akşama doğru geri d&#246;nerlerken aynı bah&#231;enin yanında yine konakladılar Padişah ihtiyardan bir tas daha nar şerbeti yapmasını istedi İhtiyar sabahki kadar candan ve g&#246;n&#252;lden olmasa da bir tas nar şerbeti yapıp sundu Fakat padişah bu defa nar şerbetinin tadını pek beğenmedi Sabahkine hi&#231; benzemiyordu Sordu:

    - Baba ne oldu b&#246;yle, bu nar şerbeti sabahki ile aynı nardan değil mi? Bunun tadı hi&#231; de hoş değil

    - Aynı nardan evlat, aslında tadında da bir değişiklik yok, asıl değişen sizin kalbiniz halkınızın malına g&#246;z koydunuz, bunun i&#231;in de narların tadı değişti.


  10. 10
    keremy
    Üye
    Bundan büyük keramet mi olur?


    Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, Sultan Ahmed’in mürşidi idi. Aralarında büyük bir dostluk, muhabbet ve yakınlık vardı.

    Hükümdardan büyük saygı görüyor, kendi de hükümdarı seviyor ve sayıyordu. Arayı pek fazla uzatmadan birbirlerini ziyaret ederlerdi. Biri din ve mâneviyatın ulusu, diğeri devletin ulusuydu. Bu iki yüce insan, uzun süre birbirini görmeden duramazdı. Hazret, Sultan Ahmed’in ziyaretine geldiğinde, Sultan onunla bizzat ilgilenir ve hizmetini kendisi yapardı. Bu büyük velinin, sultanı ziyaret ettiği bir gün namaz vakti yaklaşmıştı. Aziz Mahmud Hazretleri de abdest alıp namaza hazırlanmak istemişti. Derhal leğen ve ibrik istendi. Padişah bu fırsatı kaçırmadı ve suyu kendisi dökerek şeyhinin abdest almasına yardımcı oldu. Padişahın annesi valide sultan da, abdestten sonra şeyhin kurulanması için geride, elinde havlu, bekliyordu. Bu sırada valide sultan içinden şunu geçiriyordu: “Şu mübarek Allah dostu, ne olurdu bir keramet gösterseydi de gözümüz gönlümüz açılsaydı.”

    Valide sultanın içinden geçenlere Allah’ın izniyle vâkıf olan Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri şöyle buyurdu: “Hiçbir sıfatı bulunmayan sıradan bir abd-i âcize, dünyanın en büyük devletinin hükümdarı ibrikle su döküyor, muhterem valideleri de abdest havlusunu tutuyor. Bundan daha büyük bir keramet olabilir mi?”




  11. 11
    keremy
    Üye

    BAzı dını hıkayeler

    Reklam



    ABDULHAMIT HANIN KUMANDANI

    Mehmet Âkif bir yasli zâti anlatiyor:

    Sultan Ahmet camiine gidiyorum her sabah ne kadar erken gidersem gideyim mihrabin bir kenarinda saçi sakali bembeyaz olmus ihtiyar bir adam ümitsizce bedbin durmadan agliyor.
    O kadar agliyor ki aglamadigi tek dakikayi yakalayamadim. Nihayet bir gün yanina sokuldum. Muhterem dedim, Ah Efendim dedim, Allah’in rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz olur mu? Niye bu kadar agliyorsun?
    Bana “Beni konusturma” dedi, “kalbim duracak”.
    Ben çok israr edince agliya agliya anlatti.

    Dedi ki :

    “Ben Abdulhamit Cennet mekânin devrinde bir binbasiydim orduda. Bir birligim vardi benim de. Annem babam vefat edince, servetimiz vardi payimar olmasin diye sadarete bir istifa dilekçesi gönderdim. Dedim ki annem babam vefat etti falan yerdeki magazalarimiz, filan yerdeki gayri menkullerimiz... bunlara nezaret edecek bir nezaretçiye ihtiyaç vardir. Istifam kabul buyurulursa, istifa etmek istiyorum.
    Biraz sonra bana dogrudan dogruya hünkârdan bir yazi geldi, istifan kabul edilmedi. Öyle anlasiliyor ki istifa dilekçem padisaha gönderilmisti. Ben bir daha dilekçe verdim yine ayni cevap geldi. Bizzat çikayim huzuruna sifai olarak görüseyim, bu celâdetli padisah cidden çok celadetli (yigitlik, kuvvet ve siddet). Ben yaveriyle uzun zaman bir yerde kaldim. Tuhaf gelir size nasil sen kaldin diyeceksiniz? Yasli yaveriyle uzun zaman bir yerde kaldim, Abulhamit faytonda giderken faytonun sagindaki solundaki nefes almaya bile korkarlardi, derdi. Medet Efendi. Allah rahmet etsin evliyaullahtan bir zâtti. Ben bizzat o celâdetli, hasmetli padisahin huzuruna çiktim.
    Hünkârim dedim. Istifamin kabulünü rica edecegim dedim. Durumumuz budur dedim. Derin derin biraz düsündü. Istifa etmemi istemiyordu, yüzünün halinden belliydi. Israrima da dayanamadi, öfekeli bir edayla, elinin tersiyle beni iter gibi “Haydi istifa ettirdik” dedi seni. Ben döndüm sevinerek geldim isimin basina.

    Gece âlem-i manada ordularin teftis edildigini gördüm. Gördüm ki son savasi vermek üzere sarkinda ve garbinda savasan ordulari bizzat Rasul-i Ekrem teftis ediyor.

    Efendimiz (SAV) yildizin önünde duruyordu. Bütün Türk ordusu Aleyhissalatu Vesselam’a teftis veriyordu.
    Osmanli padisahlarinin ileri gelenleri vardi. Abdulhamit’de edeble, kemerbeste-i ubudiyetle kâinatin Fahr’inin arkasinda duruyordu. Bütün ordular geçti. Derken benim birlik geldi; basinda kumandani olmadigi için darma dagindi.
    Efendimiz döndü Abdulhamit’e dedi ki “Abdulhamit! Nerede bu ordunun kumandani?”, Abdulhamit “Ya Rasulallah!, çok istedi, israr etti, istifa ettirdik.”. Efendimiz “Senin istifa ettirdigini, biz de istifa ettirdik”

  12. 12
    keremy
    Üye
    HAK YOLA GETİREN İKİ S&#214;Z
    B&#252;y&#252;k erenlerden Hasan Basr&#238;, bir g&#252;n arkadaşlarıyla birlikte yolda giderken memleketinin tanınmış devlet b&#252;y&#252;klerinden birinin oğlu ile karşılaşır. Devlet b&#252;y&#252;ğ&#252;n&#252;n oğlu yağız atının &#252;zerine kurulmuş, beraberinde de hizmet&#231;ileri, b&#252;t&#252;n s&#252;kse ve ihtişamıyla yoluna devam etmektedir.
    Hasan Basr&#238; yolun ortasında durarak hoş beşten sonra devlet b&#252;y&#252;ğ&#252;n&#252;n oğluna ş&#246;yle seslenir: "Ey devlet b&#252;y&#252;ğ&#252;n&#252;n oğlu!.. Sizler her şeyi mal ve para ile değerlendirirsiniz. Size şu iki s&#246;z&#252; satmak istiyorum, alır mısınız? &#199;&#252;nk&#252; bu s&#246;zleri size benden başka kimse s&#246;ylemeye cesaret edemeyecektir. Sonra bu s&#246;zler sizi aydınlık Allah yoluna sokacaktır."
    Devlet b&#252;y&#252;ğ&#252;n&#252;n oğlu, "Peki ka&#231;a satacaksınız?" deyince Hasan Basr&#238;, "Birincisini bir, ikincisini de iki g&#252;m&#252;ş para karşılığında veririm." diye karşılık verdi. "Evet, alırım" deyince de ilk s&#246;z&#252;n&#252; s&#246;ylemeye koyulur ve ş&#246;yle der: "Ey devlet b&#252;y&#252;ğ&#252;n&#252;n oğlu!.. Senin evin var mı?" diye sorar. "Var" cevabını alınca da, "Kendin mi yaptırdın, yoksa miras mı kaldı?" diye sorar.
    Devlet b&#252;y&#252;ğ&#252;n&#252;n oğlu, "kendim yaptırdım" diye cevap verir. "Ne kadar zaman i&#231;inde yaptırdın?" sorusuna ise, "Epey uzun s&#252;rd&#252;" karşılığını verir. "Neden her imkana sahip olduğun halde &#231;abuk bitirmedin?" deyince de, "Binanın taşlarını, ağa&#231;larını taşıyan hayvanlara acıdığım i&#231;in fazla y&#252;k vurdurtmadım. İşte o y&#252;zden de binayı kısa zamanda inşa etmek m&#252;mk&#252;n olmadı." der.
    Ardından s&#246;z&#252; alan Hasan Basr&#238; ş&#246;yle konuşur: "Ey devlet b&#252;y&#252;ğ&#252;n&#252;n oğlu!.. Madem ki başkalarının hayvanlarına acıyarak fazla y&#252;k taşıtmaya razı olmuyorsun, neden &#246;z nefsine acımayıp da onu dağlar kadar g&#252;nah yığını altında eziyorsun?"
    Bu s&#246;zler devlet b&#252;y&#252;ğ&#252;n&#252;n oğlu &#252;zerinde b&#252;y&#252;k tesir yapar. Atından inerek Allah dostu Hasan Basri'nin ellerine kapanır. Ardından da sabırsızlıkla "iki g&#252;m&#252;ş&#252; hemen vereceğim, şu ikinci s&#246;z&#252;n&#252; de hemen s&#246;yle" diye yalvarır. Daha sonra Hasan Basr&#238; ikinci s&#246;z&#252;n&#252; s&#246;ylemeye koyularak ş&#246;yle der:
    "Yola koyulmuş b&#246;yle nereye gidiyorsunuz?" diye sorar. "Devlet reisine, bir memurluk almak i&#231;in gidiyorum" cevabını alınca, "Bak en değerli elbiseni giymiş, en enfes kokuları s&#252;r&#252;nm&#252;şs&#252;n. Neden? &#199;&#252;nk&#252; devlet reisi ve maiyetinde &#231;alışanlara karşı mahcup olmak istemiyorsun. Halbuki onlar da senin, benim gibi birer insan değil mi? Şimdi sana sormak isterim. Yarın &#246;l&#252;p &#246;b&#252;r d&#252;nyayı boyladığında omurlarında taşıdığın bu kadar ağır g&#252;nahlarınla ve kirli alınla peygamberler ve ger&#231;ek m&#252;'minler arasında Allah'a karşı hesap verirken utanmayacak mısın?"
    Bu s&#246;zlerin de son derece derin etkisi altında kalan devlet b&#252;y&#252;ğ&#252;n&#252;n oğlu atını hizmet&#231;isine verdiği gibi hemen Hasan Basr&#238;'nin ellerine sarılarak artık b&#252;t&#252;n d&#252;nyalık nimetleri teper ve &#246;l&#252;nceye kadar bu b&#252;y&#252;k zatın safında Allah'a ibadet etmeye karar verir.

    Y&#252;ce Allah (c.c.) c&#252;mlemizi hak s&#246;zleri dinleyip de gereğini yerine getiren haksever kullarından eylesin, amin...




+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 Sonuncu8Sonuncu9
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi