Atatürkü türk tarihinin araştırılmasına yönelten nedenler neler olmuştur

+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Kısa Bilgi Bölümünden Atatürkü türk tarihinin araştırılmasına yönelten nedenler neler olmuştur ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Gizliyara
    Frmacil.com





    Cevap: atatürkü türk tarihinin araştırılmasına yönelten nedenler neler olmuştur
    Avrupa’da yeniçağ sonlarında dünyadaki insanlar ileri ve geri zekâlı olarak çeşitli tasniflere tabi tutuldu. İddia sahiplerine göre en zeki ırk beyaz ırk idi. Ardından sarı, siyah, kızıl ırka mensup olanlar geliyordu. Bu konuda yapılan araştırmalarda, Türklerin sarı ırka mensup olduğu iddia edilmeye başlandı. Türklerin sarı ırktan olması demek, zeka yoksunu olması anlamına geliyordu. Cumhuriyet yıllarına kadar ülkemizde ciddi bir antropolojik çalışma yapılmadığından, bu iddiaya karşılık verecek bilim adamları yoktu. Batılı tarihçilerin çalışmalarını kullanan bazı yerli yazarlar da Türklerin sarı ırka mensup olduğunu savunmaktaydılar. Konuyla ilgili olarak Afet İnan’ın anlattıkları şöyledir: “1928 yılında, Fransızca coğrafya kitaplarının birinde, Türk ırkının sarı ırka mensup olduğu ve Avrupa zihniyetine göre ikinci nevi bir insan tipi olduğu yazılı idi. Kendisine gösterdim. Böyle midir? Dedim. “Hayır, olamaz, bunun üzerinde meşgul olalım. Sen çalış” dediler. Tüm bu yanlış anlamaları ve suçlamaları reddetmek üzere Türk ırkının mensup olduğu ırk gurubunu tespit için geniş çaplı araştırmalar başlamıştır. Atatürk, yoğun tarih araştırmalarının ilk sonuçlarını 1930’daki Türk Ocakları Kurultayı konuşmasında açıklamıştır. Hemen ardından da 15 Nisan 1931’de Türk Tarih Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. 1937’de Afet İnan tarafından bu konuda bugüne kadar yapılmış en geniş kapsamlı kafa ölçümü yapılarak Türk ırkının beyaz ırka mensup olduğu kanıtlanmıştır. Ancak Batılı tarihçiler yapılan çalışmalara ve tezlerinin defalarca çürütülmesine rağmen, günümüzde dahi Türklerin sarı ırktan olduklarını iddia etmekten vazgeçmemişledir.

    B. TÜRKLER HAKKINDAKİ OLUMSUZ DÜŞÜNCELER

    Antropolojik iddialar Türklerin medeni gelişmeden uzak olduğunu açıklamaya yetmemiştir. Antropolojinin bıraktığı boşluğu, Batılı tarihçiler ve siyasetçiler tarafından çok beğenilen ve takdir gören Adam Smith doldurmuştur. Smith insanlık tarihinin avcılık, hayvancılık, tarım ve ticaret olmak üzere dört aşamadan geçtiğini iddia etmiştir. O Siyah Afrika ve Kuzey Amerika yerlilerinin avcılık aşamasında, Orta Asya halklarının göçebelik aşamasında ve Doğu dünyasının büyük bölümünün tarım aşamasında olduğunu belirtmiştir. Sadece Batı Avrupa’nın dördüncü ve son aşamada olduğunu kabul etmiştir. Smith’in iddiaları sonucu dünyanın Avrupa dışındaki tüm bölgelerinin medeniyetten yoksun olduğu kabul edilmiştir. Batı, dünyanın geri kalanını medenileştirmek amacıyla harekete geçmiş ve medeniyet karşılığında dünyayı sömürge haline getirmiştir. İddiaya göre Türkler ya ikinci ya üçüncü gruba dahil edilmişlerdir. Bu yüzden Türkler ve Türk Devleti olan Osmanlılara da medeniyet götürülmesi ve öğretilmesi gerekmiştir. Batı bu düşünce ile 1920’lere kadar ilerlemiş, ancak Türk milleti karşında istediği başarıyı elde edememiştir. Braudel’in yerinde tespitiyle bir tek Türkiye ortak kaderin dışında kalmıştır. Mustafa Kemal’in gösterdiği ani ve parlak tepki hem bağımsızlığı sağlamış hem de diğer İslâm ülkelerine örnek olmuştur.

    XX. yüzyılın ilk yarısının sonlarına kadar batılı araştırmacılar Türklerle Moğolları birbirinden farklı düşünmemişlerdir. Batılı araştırmacıların, Türklerle Moğolları aynı ırkın mensubuymuş gibi kabul etmelerinin nedeni, her iki milleti de sarı ırka mensup görmelerinden kaynaklanmıştır. Bu düşüncenin sonucunda Moğollar tarafından yapılan katliamların tamamı Türklere mal edilmiştir. Türkler medeniyet düşmanı kan içici insanlar olarak gösterilmiştir. Moğol katliamlarından en fazla etkilenen ve acı çeken millet Türkler olmasına rağmen, Batılılar tarafından kendi milletlerini katleden bir duruma düşürülmüşlerdir. Halbuki Batılar bu katliamlara ne maruz kalmışlar ne de Moğollarla karşılaşmışlardır. Sadece doğudan gelen korkunç haberler karşısında korkmaktan başka bir şey yapmamışlardır. Çünkü Moğollar hiç bir zaman Orta Avrupa’dan öteye geçmemişlerdir. Mustafa Kemal bu iddia ve saldırılara bir cevap verilmesini istemiştir. Bu yüzden Cumhuriyet dönemi tarihçilerinin ilk üzerinde durdukları mesele Türklerin ve Moğolların ayrı birer ırk olduğunu ispatlamak olmuştur.

    C. ANADOLU ÜZERİNDEKİ HAK İDDİALARI

    Anadolu üzerindeki hak iddialarının kaynağı 1071 tarihinde Anadolu kapılarının Türklere açılmasıyla başlamıştır. Türkler önce Anadolu, ardından Trakya, Balkanlar ve tüm Orta Avrupa’yı ele geçirmişlerdi. Özellikle Türklerin İstanbul’u fethiyle başlayan korkular, Viyana’yı kuşatmasıyla en üst noktasına tırmanmıştı. Batı için Türkler mutlaka durdurulması gereken bir güç halini almışlardı. Batı bu fırsatı 1683’teki II. Viyana bozgunuyla yakaladı. 1683 zaferi Türklere karşı kazanılmış sıradan bir askerî başarı değildi. Türklere karşı elde edilen başarı, bir halkası günümüze kadar gelen Şark Meselesi’nin de en önemli halkasını oluşturmaktaydı. Şark Meselesi dahilinde hazırlanan plana göre, Türkler önce Avrupa’dan, ardından Balkanlardan atılacak, İstanbul alınarak kadim Bizans yeniden tesis edilecek, daha sonra ise Türkler bütün Anadolu’dan kovularak geldikleri yere yani Orta Asya’ya gönderilecekti. Bu plan her fırsatta gerçekleştirilmeye çalışılmış ve tavizsiz bir biçimde uygulamaya konulmuştur

    Şark Meselesi’nin bir parçası da Yunan Devleti’nin kurulmasıdır. Kurulan yeni devlet hemen Anadolu ve İstanbul üzerinde hak talep etmeye başlamıştır. Yunanlılar, Anadolu üzerindeki hak iddialarında tarihi kullanmışlar ve eski Grek ve Bizans’ın kültürel varisi olduklarını iddia etmişlerdir. Batı’da yapılan araştırmalarla da Yunanlılar desteklenmiştir. Türkiye’de eski Anadolu medeniyetlerini araştıran bir kurum olmadığından Yunanlıların iddialarına yeterli cevap verilememiştir. Bu nedenle Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren eski Anadolu medeniyetleri araştırılmış ve önemli başarılar elde edilmiştir.

    Yunanlılardan sonra Anadolu üzerinde hak talep eden ikinci millet ise Ermeniler olmuştur. Ermeniler Doğu Anadolu Bölgesi’nin kendi toprakları olduğunu iddia ediyor, bunu ispat etmek için bir takım tarihi deliller öne sürüyorlardı..

    Gerek Yunanlılar gerekse Ermeniler hedeflerine ulaşabilmek için son noktayı Sevr Antlaşması ile koymak istemişlerdir. Ancak Türk milletinin bağımsızlık mücadelesi ile emellerine ulaşamamışlardır. Tam tersine Anadolu’nun Türk yurdu olduğu ve öyle kalacağı Lozan’da tüm dünyaya kabul ettirilmiştir







+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi