Neden iç savaş başlar

+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Kısa Bilgi Bölümünden Neden iç savaş başlar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Neden iç savaş başlar







  2. 2
    Hozukcan
    Emekli





    Cevap: İç savaşın sebepleri

    Lübnan’ın siyasi, iktisadi ve sosyal hayatı mezhep çizgisinde şekillenmiştir. Zira “Lübnanlılık” kimliği ve ortak sosyo-kültürel değerler yerine kan bağı, cemaat ve mezhep bağları kimliği oluşturan ana unsurlar olmuştur. 19. yüzyıldan itibaren dış güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda Lübnan içindeki farklı aileleri ve cemaatleri birbirlerine karşı kullanmaları sonucu kalıcı düşmanlıkların tohumları atılmış; o dönemde atılan bu tohumlar, 1975’e gelindiğinde iç savaş olarak meyvesini vermiştir.

    Mezhep temsiline dayalı Lübnan siyasetinde temel dayanak 1932 nüfus sayımıdır. Ancak Müslümanların doğum oranlarının Hıristiyanlara göre çok daha yüksek olması ve Hıristiyanların giderek artan bir oranda dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmaları sebebiyle zaman içinde değişen nüfus dengesi, özellikle siyasi ve iktisadi hayatta yeteri kadar temsil edilmeyen cemaatler arasında büyük bir rahatsızlık uyandırmıştır. Müslümanlar sürekli olarak seçim kanununun değişmesi, parlamentoda eşit temsil, kamusal alana ve askerliğe daha fazla katılım hususlarında ısrarcı olurken, özellikle Maruniler bunları şiddetle reddetmiştir. Zira Arap milliyetçiliğinin çıkışında ve Batılı fikirlerin yayılmasında etkili olan Maruniler, kendilerini diğerlerinden daha üstün görüyorlar, yönetimin doğal hakları olduğunu iddia ederek, kendi lehlerine olan mevcut durumu bozacak herhangi bir hususu tartışmak dahi istemiyorlardı. Böylece taleplerine siyasi yollardan ulaşamayan taraflar, aralarındaki ihtilafları silahla çözme yolunu tercih etmiş ve 1970’lerden itibaren hızla silahlanmaya başlamışlardır.

    Silahlanan tarafları durdurması ve iç savaşı engellemesi beklenen hükümetler ise bunu yapabilecek durumda ve güçte değildi. Zira ömürleri oldukça kısa olan hükümetlerin bizzat kendileri birer siyasi istikrarsızlık unsuruydu. 1926-79 arasında 53 yılda 68 ayrı hükümetin kurulduğu göz önüne alındığında, iç savaşa sürüklenen Lübnan’da mevcut siyasi mekanizmayı bir çözüm aracı olarak görmenin anlamsızlığı daha net ortaya çıkmaktadır.

    İç savaşı engelleyebilecek bir diğer kurum olarak görülen ordu, kuruluşunda Fransızlar tarafından bir nevi polis teşkilatı gibi, oldukça küçük ve teçhizat bakımından yetersiz bir kurum olarak tasarlanmıştır. Bağımsızlığın ardından iç siyasi mücadelenin ve takip edilen kimlik siyasetinin bir sonucu olarak ordunun küçük ve zayıf tutulması tercih edilmiş ve hatta bu zayıf yapı, “Lübnan’ın gücü, zayıflığında saklıdır” sloganıyla meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Ancak her grubun kendi milis gücünü kurduğu bir ortamda, ordunun iç savaşı önleyebilmesi zaten mümkün değildi. (Lübnan ordusu 20 bin kişiyken, 40 farklı milis gücüne bağlı muhariplerin sayısı 100 bine ulaşıyordu.) Ayrıca mezhep temelinde şekillenen ordu, iç savaş sırasında parçalanmış; askerler mensubu oldukları mezhebin milis gücüne katılmışlardır.

    Ülkede biriken büyük zenginliğe rağmen gelirlerin özellikle Hıristiyanlar lehine adaletsiz dağılımı, mezhepler arasında nefreti körükleyen bir başka problemdi. Lübnan ekonomisi, akan yabancı yatırımlarla hızlı bir büyüme kaydetse de, bu hızlı büyüme adaletsiz bir sosyal, sektörel ve bölgesel gelişimi beraberinde getirmişti. Özellikle 1967 Arap-İsrail Savaşı’nı müteakip gerek ülke içinde gerekse bölgesel çapta yaşanan değişimler Lübnan ekonomisini olumsuz yönde etkilemiştir. Başta Güney Lübnan olmak üzere kırsal kesimden Beyrut’un dış mahallelerine doğru artan göç, içeride sosyo-politik kutuplaşmayı körüklemiştir.

    Bütün bu unsurların yanı sıra, özellikle 1970 yılında Ürdün Kralı Hüseyin’in İsrail’in de desteğini alarak başlattığı operasyonlarda binlerce Filistinlinin katledildiği Kara Eylül olaylarının ardından, Ürdün’ü terk etmek mecburiyetinde kalan binlerce Filistinlinin Lübnan’a sığınması ve bu ülkedeki siyasi ve askerî etkinliklerini giderek artırmaları iç savaşın asıl bahanesi olmuştur. Sünniler ve Dürziler Filistinlilerin mücadelesini desteklerken, özellikle Marunîler ve Şiiler Filistinlilere karşı çıkmaktaydı. Zira onları, Lübnan’ı İsrail ile savaşa doğru sürükleyen, zaten hassas olan nüfus dengesini Sünni Araplar lehine değiştiren ve Arap ülkelerinin Lübnan siyasetine müdahale etmelerine yol açan bir unsur ve her şeyden önemlisi kendi bekalarına yönelik bir tehdit olarak görmekteydiler.

    İç savaşın patlak vermesinde etkisi dolaylı olsa da, uzun sürmesini doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biri de bölgesel gelişmelerdir. Zira Arap-İsrail Savaşları ve Arap milliyetçiliği akımı ülke içinde Müslüman-Hıristiyan mücadelesini kızıştırırken; özellikle 1980’lerle birlikte İran Devrimi ve İran-Irak Savaşı gibi bölgesel gelişmeler, Sünni-Şii mücadelesini tetiklemiştir. İç savaş boyunca İsrail başta Maruni ve Rum Katolikler olmak üzere Hıristiyanları kullanırken, Suriye sık sık değiştirdiği ittifaklarla bölgedeki etkinliğini sürdürmeye çalışmıştır. Bu haliyle Lübnan’daki çatışmalar, sadece bir iç savaştan ibaret olmayıp, aynı zamanda bölgede güç dengesini kendi lehine çevirmek isteyen ülkelerin, Lübnan içindeki çeşitli grupları doğrudan veya dolaylı olarak birbirlerine karşı destekledikleri bölgesel bir güç mücadelesi niteliği taşıyordu.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi