Hoparlör Nedir ve Nasıl Seçilir?

+ Yorum Gönder
Elektronik ve Ev Sinema sistemleri Bölümünden Hoparlör Nedir ve Nasıl Seçilir? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Mattet
    Usta Üye
    Reklam

    Hoparlör Nedir ve Nasıl Seçilir?

    Reklam



    Hoparlör Nedir ve Nasıl Seçilir?

    Forum Alev
    Hoparlör Gerçekleri

    Bir hoparlörün sesinin güzelliği kişiden kişiye değişse de, tüm hoparlörler için belli kurallar vardır. Hoparlörlerin en başta ayrıldığı iki sınıf var: Aktifler ve Pasifler.

    Aktif hoparlörler iç yapılarında bir güç kaynağı bulundururlar ve elektrik şebekesine bağlanmaları gerekir. Diğer yandan pasiflerin böyle bir ihtiyacı yoktur ve yükseltme merkezi olan amplifikatörden gelen ses sinyalini alarak sese çevirirler. Aktif hoparlörle bu durumda amplifikatör içinde yapılan yükseltme işlemini kendi içlerinde yaparlar ve DVD ve diğer kaynaklarda standart olan yükseltilmemiş (line seviyesinde) çıkışlara bağlanabilirler. Gerek burada incelediğimiz, gerekse incelememize katılamamış çoğu sistemlerde subwoofer aktif bir eleman iken diğer hoparlörler pasiftir. Hem aktifliği hem de diğerlerinden farklı frekanslarda çalışması sebebiyle subwoofer, amplifikatörler üzerinde genellikle kendine özel bir çıkıştan sinyal alır.

    Hoparlör Seçmek

    Bir hoparlörün kabin yapısının kalitesi; tasarımı sırasında o hoparlöre gösterilen özene ve konstrüksiyonuna dayanır. “Konstrüksiyon” kelimesi genelde “iskelet” anlamına gelse de burası işin içine yüzeyler de girer. Bu yüzeyler genellikle kasanın ağırlığını etkilediğinden, satın alırken kasa ağırlığını göz önünde bulunduranlar bile vardır (biraz karpuz seçmeye benziyor).

    Kimi hoparlörler dış kaplamalarının altında kat kat sıkıştırılmış sunta ve/veya MDF(Medium Density Fibre Board, Orta Yoğunlukta Fiber Tahta) kullanırken, kimileri bu malzemeler arasında kumu da presleyerek sıkıştırırlar.

    Hoparlörlerin üzerine uygulanan kaplama içinse genellikle vişne, dişbudak, akgürgen veya gül ağacı tercih edilir. Bu kaplamalar, üreticilere kaplamada kolaylıklar kadar, renk seçeneklerini çeşitlendirme imkanı da sağlar.

    Plastik dökme kasalı hoparlörler ise ağaç kasalara göre genellikle daha düşük kaliteli olarak kabul edilir. Ancak akustik konusunda yaşanan yenilikler, özel plastikten dökülmüş yekpare plastik kasaların da oldukça kaliteli olabileceklerini göstermiştir. Diğer yandan eğer: “Hi-Fi’nin ucuna kadar geldim, ama o kadar da para harcamak istemiyorum.” Diyorsanız, sunta ve MDF kasaların sizin isteklerini gayet rahat karşılayabileceğini söyleyebiliriz. Bunların yanı sıra metal alaşımlı hoparlör kasaları da mevcuttur. Bu tip kasalarda genellikle alüminyum gibi yumuşak metaller tercih edilse de sesin gürültüye dönüşerek dışarıya çıkmasını engelleyen aslında birçok tedbir zaten kasa içine yerleştirilmiştir. Metal alaşımlı kasalar genellikle dökme olup, minumum ölçüde bağlantı noktası içerir. Bazı hoparlör üreticileri tarafından kullanılmakta olup, dikkatle incelenerek alınması gereken sistemlerdir.

    Stereo, Hifi veya Ev Sineması terimlerine yabancı değilsinizdir. Ev eğlencesi, bütün bu ekipmanın entegre olduğu ve kendi evinizde müzik, film ve tv deneyimini yaşayabildiğiniz bir sistemdir. Ev eğlencesi, bütün medya türlerini tek bir şemsiye altında toplayabilir. Bugün CD, VHS, VIDEO, TV, DVD VIDEO ve LASER DISC bu çatı altındadır. Gelecekte ise DVD AUDIO, DIGITAL TV, WEB TV ve çok gelişmiş oyun konsolları da bu çatı altında yerini alacak.

    Multimedya dünyasında kesin bir kural var. O da herhangi bir Ev Eğlencesi'nin bir yüzünde 'gerçek' sesi yaşayabilmeniz için speaker'a ihtiyacınız olduğu. En iyi müzikal kayıtlarındaki sonik etkiyi dışarıya yansıtmanın ötesinde speaker'lar ev içine de entegre edilebilme özelliğine sahip.

    Ses Deneyimi

    Gerçek bir sinemaya gittiğinizde filmin sesleri sizi sarmalar. Normalde perdenin arkasında üç büyük speaker gizli olabilir.

    - İki tane sağda ve solda (stereo): Arka plandaki müziğin ve efektlerin etkisini vermek için,
    - Ortada bir tane: ekran boyunca yayılan konuşma ve efektleri daha temiz verebilmek için.

    Bir sinema salonunun yan ve arka duvarlarında ise çok sayıda speaker, ambiansı ve ekran dışı efektleri üretir. Bu speakerlar, sizin orada seyirci olduğunuzu unutarak ekrandaki sahnenin bir parçası olmanızı sağlar.

    Evde benzer bir ses deneyimini yaşayabilmeniz için gerçek bir sinemada kullanılan ses sistemine benzer bir düzen kurmanız gerekir. Odalarınız gerçek sinema salonlarından daha küçük ve de optimal ses düzeni için daha az sayıda seyirci olduğundan, basit bir ev sinema sistemini kurmak daha kolaydır.

    Hoparlör Alırken Neye Dikkat Etmeliyiz

    Bir müzik sistemini mümkün olduğunca gerçekçi değerlendirebilmek için dinleme koşullarıyla ilgili bazı hususlara özen göstermek gerekir:

    Dinleme işlemi sessiz, sakin bir ortamda gerçekleştirilmelidir.
    Odada mümkünse yalnızca dinlenmekte olan kolonlar bulunmalıdır. Çünkü diğer kolonların hoparlörleri kendilerine ulaşan ses dalgalarının etkisiyle titreşir ve bu titreşimleri sesin kaynağında durmasından sonra, kısa da olsa bir müddet devam eder. Diğer kolonlar ayrıca sesin tonu, yönü gibi hususları da çeşitli şekillerde etkilerler. Eğer odada başka kolonların bulunması kaçınılmaz ise bu kolonların girişinin kısa devre edilmesi durumunda sorun bir miktar azalır. Bunu bir kolonun bas hoparlörünün diyaframına parmağınızla hafifçe vurarak deneyebilirsiniz. Kolonun girişi kısa devre iken daha az ses çıkacaktır. Esasen ideal olan çözüm test edilecek sistemin ileride kullanılacağı ortamda dinlenmesidir.
    Dinleme işlemi en az iki güne yayılmalı ve bir kaç saatten kısa olmamalıdır. En az iki gün önerilmesinin sebebi kişinin beklentilerinin ilk dinleme ile daha sonraki dinleme arasında çoğunlukla değişmesidir. Ayrıca kişinin alışık olduğu müzik sistemine göre çok yüksek kaliteli olduğu tahmin edilen (bu tahmin örneğin fiyata dayalı olabilir) sistemlerin gerçek kalitesinin ve değerinin anlaşılması için bir kaç hafta boyunca aralıklarla dinlenmesi gerekebilir. Çünkü farkın çok büyük olması, normalizasyonun etkisiyle genellikle mevcut farkın doğru yorumlanabilmesini güçleştirmektedir.
    Dinleme işlemi çeşitli müzik türleri ile gerçekleştirilmeli, kaynak seçiminde insan sesi içeren ve çok sesli sanatsal müzik içeren kayıtlara mutlaka yer verilmelidir.
    Eğer bir karşılaştırma yapılacaksa önce bir sistem en az 15 dakika dinlenmeli, daha sonra diğer sisteme geçilmelidir. Çok hızlı bir şekilde bir sistemden diğerine geçiş ses tonu gibi bazı farkların algılanmasını kolaylaştırmakla birlikte özellikle müziğe ilişkin kriterlerin algılanmasını güçleştirir.
    Algılanan sesin kayıt, CD player veya başka bir kaynak, amplifikatör, kolonlar, oda ve kişinin o anki beklenti ve ruh halinin bir sonucu olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Özellikle akustik açıdan özel önlem alınmamış çoğu odanın ses tonuna elektronik cihaz ve kolonlardan çok daha fazla etki ettiğini unutmamak gerekir. Tek bir cihazın performansının değerlendirilmesinde onun diğer cihazlarla hem teknik (örneğin empedans uyumu) hem de ses karakteri açısından uyumu konusunu da dikkate almak gerekir.

    Sonuç olarak

    Bir müzik sisteminin değerlendirilmesinde sesin niteliklerine ilişkin kriterlerin kontrol edilmesinin yanı sıra, dikkatin tamamen müziğe verildiği aşağıdaki yöntemin de kullanılması şarttır.
    Bas, tiz, detay, distorsiyon gibi hifi jargonunu unutun,
    Sesi değil, müziği dinleyin,
    Enstrumanları ne kolaylıkla diğerlerinden ayırabildiğinize, takip edebildiğinize bakın,
    Müzisyenlerin birbirleriyle uyumlu mu yoksa acemi gibi mi çaldıklarına bakın,
    Müziğin sizi tempo (örneğin ayağınızla) tutmaya yöneltip yöneltmediğine bakın,
    Müzik sisteminin ruh hali ve duyguları iletip iletmediğine, hangi duyguları uyandırabildiğine bakın,
    Müziğin bir müddet sonra sizi yorup yormadığına dikkat edin.
    Tüm bu kriterlere göre değerlendirme yapılırken unutulmaması gereken bir konu da hiçbir müzik sisteminin mükemmel olmadığıdır. Bir sistem bazı müzik türleri için uygun iken bir başka sistem başka müzik türleri için daha uygun olabilir. Örneğin popüler müzikler en basit müzik sistemlerinde ve televizyonlarda zevkle dinlenebilir. Buna karşılık karmaşık sanat müziklerinden azami zevki alabilmek, hatta bazen bunları anlayabilmek için daha kaliteli müzik sistemleri kullanmak gerekir.

    Gelelim Fiyata

    Bir müzik sisteminin fiyatı yüksekse genellikle kalitesi de yüksek olmaktadır. Ancak elbette bunun istisnaları da vardır. Ayrıca fiyat artışının ses kalitesini ne ölçüde ve ne şekilde artıracağı da önemlidir. Çok çeşitli müzik sistemleri dinleme deneyimine sahip olmayan çoğu kişi fiyat arttıkça ses kalitesinin sesin orijinaline yaklaşacağını, dolayısıyla kalitedeki değişimin giderek azalacağını düşünür. Oysa deneyimlerimiz yüksek kaliteli ürünler arasındaki farkların ucuz ürünler arasındaki farklardan daha büyük olabildiğini göstermektedir.

    Bu durumun başlıca iki nedeni olduğunu zannediyorum. Birincisi düşük fiyatlı ürünlerin imalatı sırasında temel önceliğin ürünün istenen işlevi mümkün mertebe güvenilir bir şekilde yerine getirmesinden ibaret olması. Yani kabul edilemeyecek gürültü oranları dışında ses kalitesi açısından fazla bir beklenti olmaması ve markadan markaya fazla değişmeyen standart parça ve yöntemlerin kullanılması. İkincisi ise ucuz sistemlerin çözünürlüklerinin düşük olması nedeniyle mevcut farkların duyulmasının zor olması.

    Bir müzik sistemine ne kadar bütçe ayrıldığında ne kalitede ses alınacağı bir çok kişinin merak ettiği bir konudur. Maalesef biri nicelik diğeri nitelik olan iki şeyi karşılaştırarak bu soruya net bir cevap verebilmek pek mümkün gözükmüyor. Ancak bu konuya bir ölçüde ışık tutabilecek şu bilgiyi verebiliriz: İlk defa dinlediği fiyat kategorisindeki bir sistem hakkında yorum yapan çoğu kişi ses kalitesi farkının beklediğinden fazla olduğunu belirtmektedir. (Kişinin alışık olduğu sistemler ile yeni dinlediği sistem arasındaki farkın çok büyük olması durumu hariç. Bu durumda kişinin farkı doğru algılayabilmesi genellikle pek mümkün olmuyor, hatta kaliteli olan sistem beğenilmeyebiliyor. Kişi duymaya alışmış olduğu, dolayısıyla doğru olduğunu zannettiği bozulmaları çok yüksek kaliteli sistemde duymayınca sistemin güçsüz, detaysız, heyecansız bir sese sahip olduğu kanaatine ulaşabiliyor.

    Bütçe ile ilgili sık karşılaşılan bir soru da bütçenin ne kadarının hangi parçaya ayrılması gerektiğidir. Müzik sistemleri ile yeni ilgilenmeye başlayan çoğu kişi kolonların diğer parçalardan daha önemli olduğunu düşünür. Kolonlar arasında karşılaştırma yapıldığında ses tonu gibi kolay hissedilen bazı farklar diğer parçalara göre biraz daha fazla olmakla birlikte müzikten alınan zevki etkileme açısından kaynak (ör: CD player) ve amplifikatör genellikle daha önemli rol oynamaktadır.

    Birde Uyum Var Tabii

    Esasen bir müzik sistemini oluşturan parçaların uyumu en önemlisidir. Çok pahalı ve kaliteli ancak birbiriyle uyumsuz parçalardan oluşan bir müzik sistemi oldukça mütevazi bir sistemden daha kötü sonuç verebilir. Uyumlu bir sistemde parçaların fiyatı birbirine yakın olmaktadır. Bir müzik sisteminin parçalarını seçmeye hangisinden başlamalıyız? Bu konuda çoğumuzun en zor değiştireceği unsur salonun boyutlarıdır. Salonun akustik özelliklerini bir miktar değiştirmek çok zor değildir ama örneğin 60m2'lik bir salonda 20x30x40 cm boyutlarında bir kolondan düşük distorsiyon oranlarıyla yeterli akustik güç ve bas ses elde edilmesi hemen hemen imkansızdır. Dolayısıyla salonu seçme şansımız olmadığını farz edersek seçime kolonlarla başlayıp, ona uygun amplifikatör ve CD player ile devam etmeliyiz. Cihazların birbirine uyumu konusunda bazı teknik kriterler var olmakla beraber seçimi dinleyerek yapmak en uygunudur. Bilgi ve deneyimine güvenmeyen kişiler ve düşük bütçe ile kurulacak sistemler için en iyi sonuç genellikle tüm cihazların aynı marka ve seriden olmasıyla elde edilmektedir.

    Not :
    Yukarıdaki yazılar çeşitli kaynaklardan toplanmış ve derlenmiştir.

    Benim size önerim bu işe meraklı iseniz iyi kötü biryerden girmektir. Zira sahip olacağınız sistem zaman içinde sizin kulağınızın gelişmesini sağlayacak ve ilerde yapacağınız yeni kombinasyonlara yönelik yatkınlığınızı geliştirecektir.



    Not :Yazılar alıntıdır.




  2. 2
    Mattet
    Usta Üye

    Hoparlör Nedir ?

    Reklam



    Hoparlör Elektrik enerjisini ses enerjisine çevirir. Yapısı itibarıyle;
    1. Konik hoparlörler (Direkt radyatörler) Ses dalgalarını doğrudan doğruya yayımlarlar
    2. Hunik hoparlörler (Endirek radyatörler).Ses dalgalarını huni biçiminde bir borudan geçirerek yayımlarlar.

    Özellikleri
    1. Hoparlör toplam distorsiyonu küçük olmalıdır (Diyafram devintisi 2 mm.den küçük olmalı).
    2. Frekans yansıtsama eğrisi düz, düzgün, geniş olmalı (Konuşma için:200- 7000 Hz/ Konuşma netliği için 3000 Hz.de tümsek olmalı).
    3. Güç dönüştürme verimi yüksek olmalı.
    4. Büyük ses (Akustik) güçlerde hoparlör hasara uğramamalıdır.
    5. Transit işaretleri algılayabilmelidir.
    6. Yönelgenlik (Direktivite) her frekansta aynı olmalı.
    7. Sağlam olmalı.
    8. Birim akustik güce isabet eden maliyeti düşük olmalı.

    Hoparlör çeşitleri
    1. Dinamik hoparlör (devingen bobinli),
    2. Devingen demirli (distorsiyon fazla),
    3. Armatürü dengeli (120 Hz.den düşük sesleri almıyor).
    4. Kristalli-Tiz hoparlör olarak kullanılır. Artık piyasada bulunmamaktadır. Dayanıksızdır
    5. Şerit
    6. Elektrostatik-Geniş frekans bantlı, distorsiyonu küçük, sekizli polar diyagramı var.
    Mahsurları: 250-2000 v. polarma gerilimi gerekir.
    Toplam verimi düşüktür. Empedans uydurucu trafo gereklidir. Çıkış ses seviyesi düşüktür.

    Hoparlör Frekans Karakteristiği
    1. Hoparlörün bas seslerde iyi bir davranış göstermesi için hafif, az kütleli, sıkıca bir diyaframa gerek vardır. Tiz ve bas sesler arasında yeterince düzgün bir ses basınç seviyesi elde edilir.
    2. Arka yüzden çıkan ses dalgalarının ön yüze geçişini önlemek üzere hoparlör geniş yüzeyli bir tahta üzerine takılır. Tahta akustik ekran olarak kullanılıp, akustik geri besleme önlenmeye çalışılır.

    Hoparlörün Elektriksel Empedansı
    Alçak frekanslarda empedansın en büyük değere ulaştığı frekansa hoparlörün rezonans frekansı denir.
    Pratikte hoparlör empedansı 8 Ohm denince; 400 Hz.de ölçülen empedans bilinir.
    Yüksek frekanslarda hoparlör empedansı artar. Bu nedenle,yuvarlak bir değer olsun diye hoparlör empedansı ile ölçmeler, 400-1000 Hz.arasında yapılır.

    Hoparlör Polaritesi
    Ölçüm için, bobin uçlarına pil bağlanır. Diyafram ileri giderse pilin artı ucunun bağlı bulunduğu yer, bobinin de artı ucudur.

    Huni Hoparlörler
    Alüminyum ya da plastikten yapılır. Huni hoparlörün üretebileceği en düşük frekansa, hoparlörün kesim frekansı denir. Huni hoparlörde güç dönüştürme verimi %10-%40 arasındadır ( Direkt radyatörde % 10.dur)

    Çeşitleri.
    1.Dikdörtgen (Rectangular horn)
    2.Yuvarlak (Round horn)
    3.Dönemeçli (Reentrant horn)
    4.Boyunlu yassı (Conventional Radial horn)
    5.Boyunsuz yassı (Neckless Radial horn)
    6.İki geçitli (Double diffraction horn)

    Hoparlör kabinleri
    1. Açık
    Duvardan en az 15 cm.uzağa konulmalıdır.

    2. Kapalı
    Alt kesim frekansı : 40-175 Hz
    Üst kesim frekansı : 20000 Hz.
    Açıktaki değerin 2,2 ile 12,5 katı fazla değer alır.

    3. Kristalle geri beslemeli
    (Phılıps firmasının buluşudur.) Bas Hoparlör merkezine pxe kristal-Piezoelektrik eleman yerleştirilmiştir.
    Besleme devresi bulunmakta Ses dışarıya düzeltilerek verilmektedir.

    4. Oluklu Bas Refleks ya Kanallı Hoparlör Kutusu yada Akustik Faz İnvertörü denir. Beşgen, altıgen şekilde dizayn edilebilir. Pvc yada kartondan yapılabilir.

    İki yollu Hoparlörler : Bas-Tiz
    Üç yollu Hoparlörler: Bas-Orta-Tiz
    Bölüştürme filtresi:
    Pasif Radyatör
    Yardımcı bas hoparlorlörü.
    Manyetik kısmı ve ses bobini yoktur.
    Sistemin alçak frekanslardaki (Bas seslerdeki) karakteristiğini genişletmeye yarar.

    HOPARLÖR GÜCÜ
    Çalışma gücü ( Operating Power )
    Ölçülmesi, 100-4000 Hz.arasında yapılır. Hoparlör ekseninden 1 M.uzakta 12 mikrobarlık (96 dB.lik) veya 3 M.uzaklıkta 4 mikrobarlık (86 dB.lik) ses basınç şiddeti üretebilmesi için hoparlör ses bobinine uygulanan sinüzoidal elektriksel güç değerine çalışma gücü denir.

    Kapasite (Power Handling Capacity )
    Hoparlörün hasara uğramadan dayanabileceği sürekli güç değeridir. Yüksek güçlü olarak bilinen bas hoparlörlerin kapasiteleri : 10-250 W. arasındadır.

    Müzik gücü ( Musical Power )
    Hoparlör bobinine 25 Hz.den küçük, konuşma ve müziği temsil etmek üzere darbeli gerilim uygulanır. Hoparlörde uğultu ve cızırtının başlamadığı, distorsiyonun henüz gözlenmediği duruma gelinceye kadar, giriş elektriksel gücü arttırılarak müzikal güç bulunur.

    Bir Soru : Hoparlörler, amplifikatör gücünün 1.5 katı fazla seçilir.

    Cevap :YANLIŞ. Böyle bir seçimde hoparlörlerin yüksek volümde zarar görmesi kaçınılmazdır. Doğrusu; Hoparlörlerin amfi ile aynı güçte olması bu mümkün değilse daha düşük güçte olmasıdır. Bu, amfiden beklenen en üst düzey ses kalitesinin alınmasında önemlidir. Bu durumda amfinin max. 1/2 sesinden daha fazlasını açmak gereği nadiren duyulur. Halbuki düşük güçteki bir amfi ve güçlü bir hoparlör ile (bir de hoparlör hassasiyeti 90 db' in altında ise) beklenen ideal sese ulaşmak zordur bunun için için bilinçsizce volüm açılır. Bilinenin tersine amfi gücünün daha düşük olduğu bir durumda yüksek volümde büyük oranda distorsiyon gelişir ve empedans değişikliklerinin tolere edilememesi, düşen akım vb. nedenlerle iyi beslenemeyen driverlar hasara uğrar. Özetle hoparlörler kendilerinden güçlü ampfilikatörlerin seslerinin açılması ile değil kendilerinden güçsüz amfilerin sesin açılması ile patlar.


    Not : Yazı alıntıdır.







  3. 3
    Mattet
    Usta Üye
    Biraz uzun ve detaylı olmakla beraber faydalı olduğuna inanıyorum;


    HOPARLÖR SEÇİMİNDEKİ YANSIMA

    1. HOPARLÖR SEÇERKEN

    Dikkat! Hoparlör seçimi, ses düzeneğinizin genel niteliği açısından büyük önem taşıdığından, vereceğiniz en önemli kararlardan biridir.
    Sizin için en uygun olduğunu düşündüğünüz seçenekleri belirledikten sonraki aşamalarda yapmanız gerekenlerse, ürünlerin teknik özelliklerini incelemek ve benzer (mümkünse aynı) ortamlarda bunları dinleyerek birbirleriyle kıyaslamanızdır.

    Ürünlerin teknik özelliklerini incelerken aşağıdaki noktalara dikkat etmeniz sağlıklı bir değerlendirme yapabilmeniz açısından önemlidir:

     Bir hoparlörün teknik özellikleri birbirinden bağımsız olarak yapılan hesaplamalar ve ölçümlerin sonuçlarını yansıtmaktadır, ancak hiçbir şekilde ürünün üretmekte olduğu sesin niteliği konusunda bir fikir veremeyecekleri unutulmamalıdır.

     Kullanılan ölçüm teknikleriyse sadece üreticiden üreticiye farklılıklar göstermekle kalmayıp, bazen de ölçüm sonuçları farklı üreticiler tarafından farklı şekillerde ifade edilebilmektedir.

    Örneğin: iki faklı hoparlör için belirtilen 93 dB değeri tek başına hiçbir anlam ifade edemeyebilir. Çünkü, 93 dB değeri, belli bir sürüş gücünün sonucu olarak (genellikle 1 Wat), hoparlörün ürettiği ses şiddetinin hoparlör ekseni üzerindeki bir mesafeden ölçülmesiyle elde edilmiştir. Ses şiddeti uzaklığın karesiyle orantılı olarak değiştiğinden, 1 metrelik mesafeden yapılan ölçümde 93 dB seviyesine ulaşan bir hoparlör, aynı değerin 0.5 metreden ölçüldüğü diğer hoparlörden dört kat daha verimlidir. Sizin de göreceğiniz gibi, her iki hoparlörden de herhangi bir dinleme seviyesindeki aynı şiddetteki sesi elde edebilmek varsayımıyla yola çıktığımızda, bu hoparlörlerden biri için 25 Wat’lık bir yükseltici kullanmamız yeterliyken, aynı seviyeye ulaşabilmek için diğer hoparlörü 100 Wat’lık bir güçle sürmeye ihtiyaç duyacağımız ortaya çıkmaktadır.

    İlerleyen bölümlerde farklı üreticiler tarafından sunulan çeşitli çizim ve eğrileri nasıl yorumlayıp karşılaştırma yapabileceğimizi göreceğiz.

    Ancak, bu aşamaya geçmeden önce bazı temel noktaları açıklığa kavuşturmamız gerekmektedir:

     Hoparlörün ne kadar güçle sürülebildiğinin ürettiği sesin niteliği ve ses şiddetinin seviyesiyle (sound pressure level) uzaktan ya da yakından bir ilgilisi yoktur.

     Yükseltici ile hoparlör fiyatının arasındaki oran belirleyici olmamalıdır. Bütçe açısından olaya yaklaşırken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta: bütünü oluşturan her bir bileşenin hoparlörümüzün niteliği ve mizacına uygun olarak seçilmesi olmalıdır.

     Aynı kural, mevcut düzeneğimizde bir değişiklik yapmayı düşünmemiz durumunda da geçerlidir. Yeni bir cihaz alırken onun bireysel beceri ve niteliklerinin yanında, düzeneğimizdeki diğer mevcut bileşenlerle birlikte nasıl bir sonuç vereceği de dikkate alınması gereken önemli bir noktadır. Aksi takdirde aldığımız bu yeni cihaz kendi başına ne kadar iyi olursa olsun, toplamda elde edeceğimiz sonuç hayret verecek kadar olumsuz olabilir.

     Sürücü birimlerin sayısı hoparlörün niteliği ve becerisi açısından belirleyici değildir.

     Kimi kuramların, hangi değerlendirme yönteminin geçerli olup olmadığına bakmaksızın, ürünün iyi özellikleri vurgularken diğer can alıcı noktalardaki ölçümleri ihmal edebilecekleri unutulmamalıdır.

    Örneğin: ani atı (pulses) incelemek üzere yapılacak bir çalışmanın atı aralıkları ve atı frekanslarının bilinmeksizin/dikkate alınmaksızın yapılması gibi. Konuyla ilgili daha detaylı bilgiyi “Atı cevabı (pulse response)” başlığı altında bulabilirsiniz.

     Pek çok iştah kabartıcı kuramsa, sadece temelinde yatan varsayımları kabul etmemiz durumunda geçerli olabilmektedir. Ne yazıktır ki, ürün tanıtımlarında bu tip kuramlarla sıklıkla karşılaşılmakta, ancak bu yapılırken kuramın dayandırıldığı varsayımın geçerliliğindense hiç bahsedilmemektedir.

    Örneğin: bir hoparlörün direnci frekansa bağlı olarak değişim gösterdiğinden, hoparlör direnci mutlak kabul edilmeksizin, seçici filtrenin (crossover filter) başlangıç noktasının/noktalarının kesin olarak belirlenebilmesine imkan yoktur.
    2. KAYNAĞINDA MÜZİK

    Teknik detaylara geçmeden önce, üretilecek sesi sistemli bir şekilde incelemek konuyu daha iyi kavrayabilmemiz açısından faydalı olacaktır.

    Bunu yapabilmek için de piyanoyu örnek olarak alalım. Bir çoğumuzun sesine aşina olduğu bir enstrüman olan piyano tınısal özellikleri bakımından oldukça sıra dışıdır; oldukça dinamiktir ve çok geniş bir aralıkta ses üretebilir.

    İlerleyen aşamalarda incelemelerimizde kullanarak, çeşitli örnekler vereceğimiz piyano bir “baby grand” olup, bu çalışma için seçtiğimiz parça da Beethoven’nın 23 numaralı Fa minör sonatı “Appassionata”dır.

    Hedefimiz gerçek hayattaki enstrümanın ürettiği ses ile bu sesin yeniden üretilmesi sırasındaki farklılıkları en aza indirmek, bir başka deyişle yüksek sadakatin (high fidelity) tanımına ulaşmaktır.

    2.1. Tını (Timbre) ve Renklenme (Coloration)

    Resim 1

    Yukarıdaki notalardan da görüleceği üzere, piyanist ilk iki notayı aynı anda çalacaktır. Her iki nota da Do sesini ifade etmekte, ancak biri 261.6 Hz, diğeriyse 65.4 Hz’deki farklı oktav aralıklarında bulunmaktadırlar. Bununla birlikte, çalınacak ana sese karşılık gelen tuşlara vurulduğu anda bu seslerin yanında diğer tellerinde titreşime geçmesiyle oluşan harmonikler de meydana gelir. Harmoniklerin niteliği enstrümanın tınısal niteliğini üzerinde de önemli rol oynar; enstrümana karakterini veren, onun ne denli iyi olup olmadığı belirleyen etken budur. Harmonikler frekans aralığında 20.000 Hz’e dek ulaşırlar, harmonik bütünlüğe müdahale etmek enstrümanın tınısını bozmak anlamına geldiğinden, tınısal rengin de değişmesine (coloration) neden olur. Pek çok hoparlörün temel eksiğiyse işte tam bu noktadır.

    Bu sorun insan kulağı tarafından kolaylıkla algılayabiliyor olmasına rağmen, cevap eğrisi bu sorunun varlığı hakkında ancak çok küçük bir fikir verebilir. Bu eksikliğin temelinde üretim süreci ve bu süreç boyunca gerçekleştirilen ayarlamalar yatmaktadır; renklenmenin var olup olmadığıysa ancak dinlenerek anlaşılabilir. Yüksek sadakat anlamında olaya baktığımızda sesin renklenmesi, harmoniklerin artarak ya da azalarak farklılaşması, bunun sonucunda da sesin dolgunlaşması ya da zayıflaması durumunu ortaya çıkartır. Bu aşmada şu temel noktaya dikkat etmemiz gerekmektedir: iyi tasarlanmış/üretilmiş bir hoparlör mutlak suretle etkisiz (neutral) olmalıdır. Sonuç olarak, hoparlörün sesine etki eden üretim ve tasarımla ilgili eksiklikler çıplak gözle görülemez; bir Stradivarius ve başarılı bir kopyası ilk bakışta bir birinin aynısıymış gibi görünebilirse de sesleri arasındaki fark şüphe götürmeyecektir.

    Aynı durum hoparlörler için de geçerlidir. Bir hoparlörü dinlemeksizin, sadece teknik özelliklerine bakarak, ürettiği ses konusunda fikir sahibi olamazsınız; farklı ürünler arasında kıyas yapmanız gerektiğindeyse bunu mümkün ölçüde ayni cihazlar kullanarak, aynı güç seviyesi ve aynı ortamda yapmanız gerekmektedir.

    2.2. Cevap Seviyesi (Response Level), Yükseklik (Height) ve Eğri (Curve)

    Appassionate’ın 48. ölçüsü nispeten yüksek olan ve 1318.5 Hz’de tınlayan Fa bemol ile başlamaktadır. 48. ölçüden 50. ölçünün sonuna doğru ilerleyen 36 nota oldukça alt bir ses olan ve 58.27 Hz’de tınlayan Sol bemole kadar uzanmaktadır. Tüm bu sesler pp olarak (hafif şiddette ve aynı güçle) çalınmaktadır. Bu noktada karşılıklı olarak birbirini vurgulayan iki farklı etki ortaya çıkmaktadır.

    Resim 2

    İlki, Fa bemol (1318.5 Hz) ile Sol bemole (58.27) arasındaki ses seviyesi farklılığıdır. Bir piyanoda aynı güçle çalınan biri yüksek, diğeriyse alçak perdedeki iki ses, bize aynı seviyede tınlıyorlarmış gibi görünür. Gerçekteyse, insan kulağı alt ve üst seslere karşı farklı duyarlığa sahip olmasını telafi edebilmek için, alt sesler üst seslere kıyasla daha bir önem kazanır; bu farklılığın etkisini yenebilmek için enstrüman ürettiği alt sesler daha dolu ve etkili olmalıdır. Bu durum tüm enstrümantal müzikler için geçerli olup, alt ve üst sesler arasındaki farklılık 1’den 1000’e kadar değişiklik gösterebilir. Ancak elektronik müzik söz konusu olduğundaysa durum oldukça farklıdır. Doğası gereği, elektronik müzikte kullanılan enstrümanlar alt ve üst sesleri aynı başarıyla üretebilme becerisine sahiptir ve bu sesler arasındaki seviye de genellikle birbirine oldukça yakındır.

    İkincisiyse, bu 36 sesin sürekliliğidir; hiçbiri bir diğerinden ne daha güçlü ne de daha zayıftır. Eğer hoparlörümüz de iyi bir cevap eğrisine (response curve) sahipse, gerçek hayatta bir enstrümanla çalındığındaki gibi (aksi durumda, eşit ses eğrisi-equivalent sound curves-, Fletcher-munson eğrisi vb. hesaba katmamız gerekmektedir), her bir ses aynı seviyede tınlayacaktır. Örneğin, eğer bu eğride 400 ve 450 Hz aralığında 4 dB’lik bir çökme, 700 ve 800 Hz arasında da 3 dB’lik bir şişme varsa duyacağımız ses de aslından oldukça farklı olacaktır. Bu varsayımda, ilk beş notanın çalınışında her şey normal seyrederken, ardından gelen üç nota iki misli daha güçlü duyulacak, takip eden dört nota tekrar normal seviyeye dönerken sonraki iki nota da iki misli daha güçlü duyulacaktır. Burada bahsettiğimiz harmoniklerden farklı bir durumdur. Böylece cevap eğrisinin ne denli önemli olduğunu ortaya çıkmaktadır; cevap eğrisi mümkün olduğunca düz olmalıdır.

     Burada muhtemelen bir hata yapılmış olmalı. Eğer cevap eğrisinde bir çökme söz konusuysa; ilk beş notanın çalınışında her şey normal seyrederken, ardından gelen üç nota iki misli daha güçlü duyulacak, takip eden dört nota tekrar normal seviyeye dönerken sonraki iki nota da iki misli daha zayıf duyulacak olsa gerek.

    Modülasyon ve tını ise tek ölçüt değildir. Az evvel ses şiddet seviyesinden bahsetmiştik: şu andaysa dinlediğimiz müzik parçasının aynı ses seviyesindeki bir dizi nota şeklinde tınlamaktan çok uzakta olduğu görülmektedir.

    2.3. Dinamikler (Dynamics)

    Appassionata’nın güzelliği ve canlılığı bir dizi dingin ve şiddetli bölümün varlığından kaynaklanmaktadır. Ona karakterini veren bu ani farklılıklar olmasaydı bu müzik parçası oldukça donuk ve ilgi çekmekten uzak olurdu. Müzik düzeneğimiz de müzikteki bu değişimlere sadık kalarak takip edebilecek beceride olmalıdır; hem “ppp” bölümleri olması gerektiği gibi normal seviyede ve sakince, hem de “ ff” bölümleri gerekli canlılık ve zenginliği vererek çalabilmeli ve bunu her ses seviyesinde koruyabilmelidir. Müzikteki bu iniş çıkışlarsa dinamik (dynamics)olarak adlandırılır.


    Resim 3

    Detaylara geçmeden önce, elimizdeki notaları ve piyanoyu ve hoparlörlerimizi bir kez daha karşılaştıralım.

    Son ölçülerde piyanist üç notaya doğru yavaş yavaş yaklaşmaktadır: Re bemol, La bemol ve Do notaları ppp olarak gayet yumuşak olarak çalınmaktadır. 6 ölçü öncesinde ppp olarak çalınan notalarla şiddetli çalınan akorlar arasına çok büyük bir farklılık vardır. Piyanist piyanonun tuşlarına acımasızca saldırırken, tuşlara bağlı çekiçler hareket ederek telleri vurduğunda son derece şiddetli bir ses oluşur. Oluşan bu sesin ortalama seviyeyse oldukça önemlidir. Bunun yanında, sesin ilk oluştuğu anda meydana gelen ve uç güç (peak power) olarak adlandırılan, çok kısa ancak oldukça şiddetli olan bir diğer oluşum da bizler için çok önemlidir. Bu etki bir enstrümanla oluşturulan tüm seslerin ayrılmaz bir parçasıdır, ppp‘den ff‘ye kadar her vurgu tipi için geçerlidir ve o olmaksızın ses son derece zayıf tınlayacaktır. Her bir nota, her bir akor bir ortalama ve uç enerji bileşiminden oluşur.

    Peşi sıra ff ve ppp olarak ilerleyen bir müzik kaydı düşünelim. Eğer müzik dinleme düzeneğimiz en uç noktada oluşan en yüksek ses seviyesini karşılayabiliyorsa dinamiklerle ilgili bir sıkıntı gözlemlemeyiz ve müzikteki değişimleri olması gerektiği gibi duyarız. Fakat eğer bu kabiliyetten yoksunsa, o zaman uç seviyeler kaçınılmaz olarak yuvarlanacaktır. Genellikle yüksek ses seviyelerinde müzik dinlerken karşılaştığımızda farkına vardığımız bu durum dinamiklerin öneminin altında yatan temel etkeni oluşturmaktadır. Düzeneğiniz bir müzik parçasının, ppp’den ff’ye tüm canlılığını yansıtabilecek beceriye sahip olmalıdır. Bu nedenle gerektiği anda kullanabileceği bir yedek gücün varlığına gereksinim duyar.

    Eğer bu yedek güce sahip değilseniz, ne yapacaksınız? İçgüdüsel olarak sesi olması gerekenden daha çok açacaksınız. Bu durumda ppp çalınan kısımlar olduğundan daha güçlü duyulacak, ve bu hali hazırda kendi başına ciddi bir sorunken, fff çalınan kısımların güçlü uç güç noktalarında yükselticiniz ve hoparlörünüz bu iniş çıkışları takip edememeye başlayacaktır. Sonuç olarak ses yuvarlanacak ve yükselticiniz de üstesinden gelebileceğinden daha yüksek güç seviyelerinde çalışıyor olması nedeniyle doygunluğa (saturation) ulaşacaktır. Bu durumda, er ya da geç hoparlörlerinize hasar vermek tehlikesiyle karşı karşıylasınız demektir.

    Hazır göreceli ses seviyeleri, ppp, ff ve uç güçten bahsetmişken: şimdi gözümüzde bir orkestrayı canlandıralım. Örneğin: tek başına bir flüt ppp çalarken hemen iki saniye sonrasında orkestral bir patlama olduğunu varsayalım. Eğer flüt ve toplam orkestranın oluşturabileceği ses şiddeti arasındaki farkın ne kadar olabileceği konusunda bir fikriniz yoksa hem söyleyelim; flütün sesini 1.000.000 ile çarpmanız yeterli.

    Ses şiddetinin tanımlanmasında çok haneli sayılar kullanmamak için logaritmik bir birim olan dB birimi kullanılmaktadır. 60 dB’lik fark yukarıda sözünü ettiğimiz 1.000.000 kat farkı belirtmek için yeterlidir.








+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi