Murat Başaran Yazıları

+ Yorum Gönder
Öğretim ve Edebi Türler Bölümünden Murat Başaran Yazıları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Reklam

    Murat Başaran Yazıları

    Reklam



    Murat Başaran Yazıları

    Forum Alev
    Lale Zamanı

    Maviyi seviyorum…

    Belki de çok kişi benim kadar mavi üzerine konuşamaz
    Onun insanları dinlendiren tonlarından başlayıp, deniz mavisindeki enginliği, gök mavisindeki serinliği, kar mavisindeki hafifliği saatler yorulana kadar anlatabilirim.
    Sadece maviyi mi? Dağların eteklerini yaladığı sarp kayaların veya gümüş kumsalların hemen bitiminde, maviye nispet yapan bin çeşit ağacın bin çeşit yeşilini de…
    Yeşili de
    Az mı hayal ettim, sırtımı yeşile verip, mavi suların gökyüzüyle kesiştiği çizgiyi bakışlarımla okşamayı…

    Lakin ömür kısa…
    Çok kısa…

    Dağları seviyorum…
    Odamın duvarındaki resimde, Erciyes bana heybeti hatırlatır.
    Kainatın büyüklüğü dolar yüreğime, küçüklüğümü ve acizliğimi haykırır…
    Şehirden kopup ıssız dağlarda tabiatla kucaklaşma hevesi düğümlenir içimde.
    Daha çok işe yarayacakken…
    Daha çok yorulmam gerekirken, Erciyes’te kayak yapmayı düşünmek bile ihanet olur kendime…
    Erciyes duvarda güzel…

    Lale’yi seviyorum…
    Ama onu sevebilmek için nisanları beklemem…
    Nisanlarımı lale bahçelerine ayıramam…

    Dedim ya…
    Ölüm duygusu en çıplak gerçek ve sıcaklığı ensemde…
    Ömrü kısa lale belki nisanlara tutsaktır ama…
    Sevmeyi bilen gönlümde ben yaşadığım müddetçe yaşar güzelliği
    Sonra diğer sevdiklerim…
    İstanbul…
    Bir daha İstanbul ve dostlarım…
    Sevdiklerim idealimle elele verebildiği müddetçe kıymetlidir…
    İstanbul bile…
    Çünkü ben idealim ve dertlerim için varım…
    Ve dertlerim gururumdur.

    Vakit düne göre çok geç
    Yarına göre erken değil…
    Sadece yirmi dört saati yaşayıp, yirmi dört saati dert edinenlerin yarınları fantastik hayallerle yüklüdür.
    Ve onlar, o kadar zavallıdır ki, bu fantastik hayalleri dert edinirler kendilerine…
    Ama benim ufkumda pembeye yer yok…
    Dertlerimle boğuşurum ve öyle öleceğim…
    İşin garip ve güzel tarafı; dertlerimin ve idealimin bana ihtiyacı yok…
    Benim…
    Veya bizim….
    Bu dertlere ihtiyacımız var; yarınlarımızı kurtarmak için…
    Onun için ne kadarını yaşayacağımı bilmediğim günleri, haftaları, hatta bazılarının yaptığı gibi aylarımı dinlenmeye ayıramam…
    Çünkü kaybetmeyi sevmiyorum…

    Sevmek ölmekle başlar / Murat Başaran



  2. 2
    YapRock
    Forumun Herşeyi

    --->: Murat Başaran Yazıları

    Reklam



    Vakti vardır...




    Ve can çeker.



    Ama berrak ve demli bir çaydan daha iyi olan şey, o çaya sohbet katan,
    lezzet katan dostlardır.


    Çay da, dost da, teselli makamında bir talihtir.


    Yalnızlığa hüzün taşır çay...


    Sohbete muhabbet...



    ***



    Hayatın neresinde, ne şekil ve görüntüde olursak olalım; mesele şudur:


    Bir bardak demli çayın yanında ne kıymetimiz var?


    Hangi dostun bir bardak demli çayı için "hasretin adı" ve "katma değer"iyiz?



    ***



    Vakti vardır..


    Ve can çeker.


    Can, çayı bahane edip dost ister.


    Profesör istemez, genel müdür hiç istemez...


    Makam ve mevki...


    Ve dahi şan ve şöhret...


    Ve dahi mal ve mülk sahibi istemez.


    Aradığı insandır.


    "İnsan" sıfatının yanında, som altına şekil katmak için sokuşturulmuş bakır kadar ehemmiyeti olmayan unvanları hesaba katmaz...


    Ve can, insan çeker.


    Bir bardak demli çayın her yudumunu, ab-ı hayata dönüştüren insan!



    ***



    Bir daha mesele şudur:


    Canımız kimi çeker ve kimin canı bizi çeker?


    Ve neden?



    ***



    Hayattan aldığımız ve hayata kattığımız can sıkıntılarının çoğunun sebebi, maalesef değersiz şeylerden ibarettir.


    Ne bu dünyadan çekip giderken bizimle birlikte gelirler.


    Ne sonrası için işe yararlar.


    Üstelik, bir bardak demli çayın yanında bile, sahibini "beş kuruş" sahiplenmezler...



    ***



    Su kaynar...


    Aşk ateşinde...


    Bir tutam çay yaprağıyla karışmak, vuslattır.


    Bu sıcaklığa...


    Bu buhara ram olur ve yayılır duygular.


    Sonra aşkın rengidir ve demidir görünen.


    Ve aşkın rayihası.



    ***



    Söyleyin şimdi:


    Can kimi çeker?


    Kimin canı bizi çeker?


    Bu şiire kim bir mısra katar gönlünden?


    Sohbeti kim demler?





    MURAT BAŞARAN








  3. 3
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    SEVMEK ÖLMEKLE BAŞLAR
    ........
    ........


    "Ölmeden önce ölünüz..."
    Sımsıcak bir emir.Bu emir kendimden geçtiğim zaman yakıyor.
    Bu emir alnım secdedeyken serin...Bu emir güzel...Bu emir haber veriyor.
    "Ölmeye gittiğinizin farkında mısınız?Veya ölümün ne zaman sizi ziyaret edeceğinden haberiniz var mı?"diye soruyor.
    Yürürken,koşarken,uyurken,dinlerken,konuşurken,gül erken,ağlarken,
    gençken,ihtiyarken,bugün veya yarın hatta şimdi gelebilir ölüm...
    Ölmeye hazır mıyız?.."Ölmeden önce ölünüz..."emri işte bu çıkmaz için
    tek kurtuluş yolu.
    "Evet.Günahım çok...Lakin ölüm bir kavuşmaktır.Ölümü ensemde hissediyorum.Ölmeden daha,öleceğimin hesabını yapıyorum."diyebilir miyiz?


    ***


    Sevmek...
    Ne kadar pırıltılı bir kelime.Sevmek nasıl bir duygudur ki,sevilen için
    ölüm bile göze alınır.
    Çünkü en pahalı şeyler,sevgi ile satın alınır...
    Sevmek için yaşamak,ölmeden ölmek...
    Neleri seveceğimizi biliyor muyuz?Siz kar yağarken,bir caminin
    şadırvanında abdest aldınız mı hiç?Üşümek hoşunuza gitti mi?


    "Sevmek ölmekle başlar..."
    Ve gerçek sevmek,"Allah için"sevmektir.
    Allah için seven,sevdiği uğrunda ölmekten korkmaz.
    Onun için ölüm"Asude bir bahar ülkesidir."


    Ben sizi Allah için seviyorum.
    Siz de beni öyle sevin.




    Murat Başaran








  4. 4
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Bir gülü dalında koklar gibi... Raftan bir kitabı çekip almak incitmeden...

    Bir maceraya talip olmak...

    Okumak...
    ***
    Kimbilir hangi yürek yangınlarının ve kimbilir hangi çıkmaz sokakların içinden...
    Kimbilir nerede, nasıl ve kimlerin rüyalarının karıştığı...
    Veya kabuslarının böldüğü...
    Bilemezsiniz bir kelimenin macerasını...
    Ama maceradır...
    Cümle olana kadar kaleme neler çektirir...
    ***
    O kağıdın, bir zamanlar başında serin rüzgarlar esen, bağrında sincaplar barınan, ulu bir ağaç olduğu gelmez aklımıza...
    Öpüp kokladığımız kitabın, tabiatın bir lütfu olduğunu düşünemeyiz...
    Kitabın kokusu onun için mest eder insanı...
    Onun için can katar...
    ***
    Mürekkebi, baskısı, kapağın takılması... Binlerce kez çoğaltmak sonra...
    Bir gerçeği, bir hayali, bir rüyayı yaymak alabildiğine...
    Herhangi bir rafta siz alasınız diye bekleyen kitabın macerası, kitabın içindeki macera kadardır belki de...
    Ve bir kitaba isim koymak, bir çocuğa isim koymak kadar zordur...
    Kimsenin çocuğunu alamazsınız elinden...
    Sonra kitaba verdiğimiz parayı, o kitabın fiyatı zannederiz...
    ***
    Yazmaya cüret eden, cüretinin yanına kendisini koyar...
    Bu, fedakarlığın cesarete sahip çıkmasıdır....
    ***
    Bir kitaba elinizi uzattığınızda, kokusu gelmiyorsa ruhunuza...
    Macerayı görmüyorsanız arkasındaki ve içiniz titremiyorsa...
    Bir şeylere yazık oluyor demektir...
    ***
    Halbuki okumak...
    Bir gülü dalında koklar gibi...
    Raftan bir kitabı çekip almak incitmeden... Bir maceraya talip olmak...
    murat başaran.

  5. 5
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    VARSAYALIM...
    Bir bebek olarak gelmeseydik dünyaya...

    O muhteşem alışma, öğrenme ve intibak sürecini yaşamayacaktık...
    Alışkanlıklarımız...
    Görme ve anlama kabiliyetimizi örten zaaflarımızdır...
    Bizi hayrete, dehşete ve hayranlığa sevkeden birçok sıradışı hadise yaşarız...
    Ama bunlar, gündelik hayatın akışı içinde çok azdır...
    Varsayalım; bir bebek olarak gelmeseydik dünyaya...
    Şu yeryüzünde ve kendimizde karşılaştığımız herşey...
    Ama herşey...
    Bizi hayrete, dehşete ve hayranlığa sevkederdi...
    Toprak...
    Üstünde duruyor oluşumuz...
    Gökyüzü masmavi...
    Ağaçlar bin çeşit...
    İnsanlar...
    Ve görüyor oluşumuz...
    Sesleri algılayışımız...
    İnce, kalın ve nağmeli...
    Çiçekler rengârenk...
    Bir serçe kuşu narin...
    Bir gökgürültüsü içimizi titreten... Ama adını bile bilmiyoruz ki bu dehşetin; sakin olalım, paniklemeyelim...
    Ya bu yağmur... Adını bile bilmiyoruz ki; ama hoş birşey...
    Ve yaşıyor oluşumuz...
    Hayata karşı duygularımız...
    Yani...
    Alabildiğine huzur ve mutluluk ile...
    Alabildiğine keder ve acı arasında; bin türlü...
    Bu duygularımız nasıl olursa olsun; bir şekilde yeni bir yer gördüğümüzde...
    Meselâ farklı bir ülke...
    İlgi ve zevkle seyredip yaşıyoruz ilk intibalarımızı...
    Mutlu oluyoruz...
    Bütün bu yukarıdaki satırlar, aşağıdaki tek satırı anlaşılır ve haklı kılmak içindir—ihtiyacı olmamasına rağmen:
    “Yaşıyor olmak bahşedilmiş bir lütuftur ve mutlu olmayı gerektirir...”
    Ve yaşıyor olanlar, muhteşem bir adaletin çerçevesine girmekle, ‘teşekkür etmek’ sorumluluğuna muhataptır...
    Dünyaya gelmek, yaşamak ve sonunda hangi mevki, makam ve seviyede olursak olalım ölmek...
    Herkes için eşit... Muhteşem bir adalet...
    Ve ötesi...
    Bir bebek olarak doğduk...
    Hayata alıştık, öğrendik ve intibak ettik...
    Aklımız, akıl almaz hayretlere düşüp herc-ü merc olmadı...
    Sindirdik yaşamayı...
    Anne şefkatiyle...
    Baba sevgisi ve güveniyle...
    Bu ayrı bir lütuftur ve ayrı bir teşekkürü gerektirir...
    Evet...
    Ve ötesi...
    Düşünmek... Sevmek... Aşık olmak...
    Adam gibi adam olmayı irade etmek hürriyeti...
    Ve hiç de ‘mecburiyet olmamasına rağmen,’ bize doğma, yaşama, sevme lütfunu bahşeden Yaratıcının, ‘adam gibi adam olana’ cennet vaadi...
    Ve hatta ötesi...
    Adamlığa sürdüğümüz lekelere karşı...
    ‘Affetme vaadi...’
    Şimdi...
    Bir an bunları düşünebilmek...
    Bir an bunları yazabilmek kolay da...
    Bu şuuru sürekli tutabilmek...
    Ve her kederde—ki kederin tarifi nedir?—tevekkül sahibi olabilmek...
    Nasip...
    Adamlık limanından açıldığımız zaman kontrolsüzce...
    “Ben bunları hak etmiyorum” serzenişi uyanır bazen...
    İşte o zaman sormak lâzım: Hak mı? Neyi niçin hak ediyoruz ki?
    Dünyaya hak ettiğimiz için mi geldik?
    Aldığımız her nefes bir lütufken...
    Ve teşekkürü gerektirirken...

    Murat BAŞARAN


  6. 6
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Beni Bekleyen Var mı?
    Bir dağ başında,bir deniz kıyısında,mum ışığıyla aydınlanmış izbe odalarda...
    Veya rengarenk ışıkların yanıp söndüğü,ölçüsüz çığlıklarla dolu şarkılı türkülü salonlarda...
    Beni bekleyen var mı?
    Elinde bir gül,dudaklarında tebessüm;ölüm gibi...
    Ve sonra alışmadığım iklimlerde...Bir başına kararsız;benim gibi...
    " Kim o?"diye her gürültüye seslenip,"Ben geldim!"cevabını benim dudaklarımdan duymak isteyen ürpertili bir yürek...
    Var mı?
    Bilemem...
    Bir istasyon...
    Bütün trenler kalkmış...Harabe gar binasının ışıkları sönmüş.Ortalıkta kimseler yok.Vakit akşam üstü.Biraz sonra da gece.
    Kocaman bacalı simsiyah eski bir tren,gar binasının yanında hayalet gibi duruyor.Bu tren kalkacak mı?Bu tren nereye gider?Beni,beni bekleyene götürür mü?
    Trene dalmış gözlerim.İçim içimi kemiriyor.Karanlıktan sessizlikten,yalnızlıktan korkuyorum.Hafif bir rüzgar esiyor.Sanki"Bu Dünya boşaldı.Bir sen kaldın yalnız başına"diyor.Daralıyorum.Rüzgar alaycı.Gözlerim trende.Donmuş gibiyim.
    Hani rüyalarda kaçamaz ya insan.Avazı çıktığı kadar bağırmak ister.Ama ağzını açamaz.Kaçıp kurtulmak ister,adımını atamaz.İşte öyle...
    Çok derinlerden bir düdük sesi duyuyorum.Yüreğim cız ediyor.Bu sesi benden başkasının duymadığınaeminim.Sonra o eski trenin tekerlekleri usul usul dönmeye başlıyor.Bacasında belli belirsiz bir duman...Heyecan basıyor yüreğime.Tren önümden geçiyor.Şaşkınım,heyecanlıyım,korkuyorum.Kayboluyo r tren...
    Ben herşeyini kaybetmiş,yedi yaşında bir öksüz gibiyim şimdi.
    Bakmak istemiyorum karanlığa.Görmek istemiyorum istasyonun bomboş halini.Kapıyorum gözlerimi...
    Beni bekleyen var mı?
    Ben gidemezsem bile bana gelecek...
    Veya"Sen gelmezsen ölürüm"diyecek olan...
    Gözlerim kapalı.Sanki terkedilmişim.Sanki dünyam yıkılmış.Sanki yalnızım.
    Derinlerden bir ses daha...Trenin boğuk uğultusu gibi.Beni bana çağırıyor:
    "Seni bekleyen var; günde beş defa..."



    murat başaran


  7. 7
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Bu ülkenin okullarında çok şey öğrendim...
    Eklembacaklıları bile!
    Solon'un kanunları için kaç gecemi feda ettim...
    Ve kilolarca kitabın seneler süren hamallığı...
    Hesapta eğittiler bizi.
    Ama eğemediler.
    Yıllar geçti...
    Çok şeyin hesabını yaptım inceden inceye...
    Sinüsler,polinomlar hiç işime yaramadı.
    Ben birşeyler arıyordum.
    Gerçeği arıyordum.
    Gerçek O'ndan ibaretti.
    O'nu öğretemediler.
    Sonra...
    Bir aydınlık...
    Bindöryüz küsur sene evvel.
    Buldum.
    Gerçek sevgilinin,sevgilisi...
    Dedim ki kendime:
    "O'nun çektiği sıkıntının bir zerresine katlansak dünya dize gelir..."
    Ve sonra...
    Ya Allah,Bismillah...
    O'nun sevdasına tutunup çıktık meydana.
    Biz kaç asırdır hep galip başlamışız mücadeleye...
    Şuurumuzun hakim edasından korkmuşlar meğer...
    O'nu öğretmediler...
    İnsanların Efendisinden,bahsetmediler hiç, bu ülkenin okullarında...
    Ama öğrendim...


    murat başaran


+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi