Mesnevi Nazım Şekli

+ Yorum Gönder
Öğretim ve Edebi Türler Bölümünden Mesnevi Nazım Şekli ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Reklam

    Mesnevi Nazım Şekli

    Reklam



    Mesnevi Nazım Şekli

    Forum Alev
    Mesnevi

    Arapça "s n y" üçlü kökünden türemiş mesnevi sözü, bu dilde kendi
    arasında kafiyeli mısralardan oluşmuş nazım sekli anlamında kullanılmamıştır.
    Mesnevi edebiyat terimi olarak ilk defa İran edebiyatında kullanılmış olmakla birlikte, bu nazım şeklinin ilk örnekleri Arap edebiyatında görülmektedir.
    Mesnevi terimi ve nazmı şekli Türk edebiyatına İran edebiyatından geçmiş, XI-XIX. yüzyıllar arasında bu türde sayısız eserler yazılmıştır.
    İran edebiyatında önceleri destanî konuların işlenmesinde kullanılan mesnevi nazmı şeklinin ilk olgun örneği Firdevsî'nin Şâh-nâme'sidir (X-XI. yy.). Bu edebiyatta, mesnevi yalnız destanî eserlerde kullanılan bir nazım türü olarak kalmamış, tasavvufî, ahlâkî konularla aşk ve macera hikâyeleri de bu yolla
    nazma çekilmiştir.

    Türk şairleri üzerinde etkisi yönünden ön sırada bulunan, Türk şairi olmakla birlikte eserini Farsça olarak yazan
    Mevlânâ Celâleddin-i Rumî (1207-1273)'yi burada anmak zorundayız. Anadolu'da yazılmış olan birçok mesnevîyi, gerek şekil gerek muhteva yönünden etkileyen eser, bu nazım türüne verilen adın alemi olmuş, "mesnevi" dendiğinde önce Mevlânâ'nın eseri akla gelmiştir.
    Mesnevî, kendi arasında kafiyeli beyitlerden oluşmuş bir nazım şeklidir (aa/bb/cc...). Beyit sayısı bakımından hiçbir kısıtlayıcı kurala bağlı değildir, iki ile on binlerce beyit arasında değişen bir genişliktedir. Gerek beyitler arasında kafiye bağlantısı bulunmaması gerek beyit sayısının sınırlı olmaması, şairlerin işledikleri konuyu istedikleri kadar genişletmelerine imkân sağlamış, bu yüzden de çok kullanılan bir nazım şekli olmuştur.

    Beyit sayısının çok olması yüzünden, aruzun hangi bahrinden olursa olsun, mesnevîde daima kısa kalıplar kullanılmıştır. Bu kalıplan şöyle sıralayabiliriz:

    1. ..-/.-./... : Mefâ'îlün/mefa'îlün/fa'ûlün
    2. -/.-.-/.- : Mefûlü/mefâ'ilün/fa'ûlün
    3. ..../..../... : Fâ'ilâtün/fâ'ilâtün/Fâ'ilün
    4. ..--/..--/..- : Fe'ilâtün/fe'ilâtün/fe'ilün
    (-.--) (-) (Fâ'ilâtün) (fa'lün)
    5. ..-/.-.-/..- : Fe'ilâtün/mefâ'üün/îe'ilün
    (-.--) (--) (Fâ'ilâtün (fa'lün)
    6. -..-/-..-/-.- : Müfte'ilün/müfte'ilün/fa'ilün
    7. .--/.--/.--/.- : Fa'ûlün/fa'ûlün/fa'ûlün/fa'ûl

    Belli bir konuyu işleyen, bağımsız bir kitap olarak yazılmış mesnevilerin plânları, genellikle birbirine benzer. Bu genel plânda üç bölüm vardır

    A. Giriş bölümü
    B. Konunun işlendiği bölüm
    C: Bitiş bölümü


    A. Giriş Bölümü

    Bu bölümde en çok "tevhîd ( =Tanrı'nın birliğini konu edinmiş şiir)",
    "münâcât ( =Tann'ya yakarış)", "na't ( =Hz. Muhammed'e övgü)", padişaha
    övgü ve "sebeb-i te'lif ya da sebeb-i terceme ( = eserin yazılma ya da çevrilme
    sebebi)" konularında yazılmış parçalar görülür. Birçok mesnevi "besmele" ile
    başlar. "Besmele" başlı başına bir şiir de olabilir. Şair "besmele"den sonra
    "hamd ( = şükür)"e geçebileceği gibi, eserine "hamd"i konu edinen bir parçayla
    da başlayabilir. Bu parçaya "tahmîd" denir. Bir kısım mesnevide "na't"tan
    sonra "mi'râc (= Hz. Muhammed'in Tanrı katına yükselmesi)", "mu'cizât
    ( = Peygamber'in gösterdiği olağanüstü durumlar)" ve "Medh-i Çehâr-yâr
    (=dört halifeye övgü)" başlıkları da vardır. Kimi mesnevilerde padişahtan
    sonra, şairin ilgi ve yardım gördüğü başka bir devlet büyüğünü övdüğü de olur.
    Hatta padişah yerine bir devlet büyüğünün övüldüğü mesneviler de vardır.
    Bütün eserlerde görülmemekle birlikte, "giriş bölümü"nde "mev'ize ( =öğüt)",
    "sözün yüceliği" ve "kaleme hitab" başlıklarıyla karşılaşıyoruz.
    Taşlıcalı Yahya Bey'in Kitâb-ı Usûl’ü "kaleme hitab"la başlar. Bir mesnevi "giriş"inde burada sıraladığımız bütün başlıkları bulamayacağımız gibi, burada anmadığımız başlıklar da görebiliriz.

    Yukarıda anılan başlıkların "giriş bölümü"ndeki sırası şöyle olabilir:
    1. Besmele
    2. Tevhîd
    3. Münâcât
    4. Na't
    5. Mi'râc
    6. Mu'cizât
    7. Medh-i Çehâr-yâr
    8. Padişah için övgü
    9. Devlet büyüğüne övgü
    10. Sebeb-i te'lîf

    1. Besmele

    İslâmî geleneğe uygun olarak, mesneviler de "besmele" ile başlar. Ancak, her zaman eserin başında yer alan besmele, mesnevideki ilk şiirin ilk beytini oluşturabileceği gibi, mesnevi metninin dışında da kalabilir, ilk beyitteki besmele kimi mesnevilerde vezne uymaz; fakat öbür mısra ile kafiyeli olduğundan, bir mısra gibi görünür. Kimi eserlerde ise:
    Zikr-i bismillâhi rahmâni'r-rahîm
    Kamu nesne bizegidür iy hakim (Fuzûlî / Leylâ vü Mecnûn)
    örneğinde görüldüğü gibi, kurallı okunuşu bozularak vezne uydurulur. Başında besmele bulunan parça "tevhîd" ya da "münâcât" olabileceği gibi, bütünüyle besmeleye ayrılmış bir şiir de olabilir. Şair bu şiirde besmelenin erdeminden, her işe onunla başlamak gerektiğinden söz eder, besmelede bulunan her harfin neye delâlet ettiğini anlatır...

    2. Tevhîd

    Mesnevilerde "tevhîd" ve "münâcâ”tın sırası her zaman aynı değildir. Şair isterse tevhîdi isterse "münâcât”ı öne alır. Tevhîdin sözlük anlamı "bir kılma, bir sayma, Tanrı'nın birliğine inanma..."dır. Edebiyat terimi olarak ise "Tanrı'nın varlığını ve birliğini dile getiren manzume" anlamında kullanılır.
    Öte yandan, "giriş bölümü"nde tevhîd bulunmayan mesneviler de vardır. Ancak başında tevhîd bulunan mesneviler daha çoktur.
    Şairler tevhîd başlığı altında Tanrı'nın "esmâ-i hüsnâ"sını ve sıfatlarını sayarlar. Dünyada faili olmayan bir oluş, bir kılış yokken, bunca oluşu kılan üstün bir gücün, yani Tanrı'nın var olması gerektiğine işaret ederler. Evrendeki düzeni O'nun birliğine tanık gösterirler.

    3. Münâcât

    Tanrı'ya yakarış anlamındaki bu başlık altında şairler, kulun güçsüzlüğünü, her konuda Tanrı'nın yardımına muhtaç olduğunu ifade ederler, insanoğlunun günah işlemekten kurtulamadığını, buna rağmen Tanrı'nın bağış kapılarını açık tuttuğunu... bildirirler. Kimi mesnevilerde şair, eserini tamamlayabilmek için, onun yanlışlardan ve eksiklerden uzak olması, okuyanlar tarafından beğenilmesi için Tanrı'ya yakarır.

    4. Na't
    Hz. Muhammed'i övmek üzere yazılan şiire "na't" denir. Bununla birlikte, na't teriminin dört halife ve başka din büyüklerine yazılan övgü şiirleri için de kullanıldığı görülür. Süheyl ü Nevbahar ve Hurşîd-nâme'de olduğu gibi. Ancak geniş anlamda daima Hz. Muhammed için yazılan övgü söz konusudur. Bu şiirlerde en çok şu noktalar üzerinde durulur: O, kendisinden önce gelen peygamberlerden üstündür; iki cihanın sultanıdır; son peygamberdir, fakat onun nuru bütün varlıklardan önce yaratılmıştır; O, Tanrı'nın "sen olmasaydın felekleri yaratmazdım" dediği yüce peygamberdir; O, "fakirlik övüncümdür" diyen, Ahmed, Mahmûd, Muhammed, Mustafâdır...
    Şair, Hz. Muhammed'in "mi'râc" ve "mu'cizât"mı ayrı başlıklar altında işlemişse, "na'f'te bu yönlere ağırlık vermez, bir iki beyitle değinir. Onun şefaatini dileyerek na'ti bitirir.

    5. Mi'râc
    Sözlük anlamı "merdiven", "göğe yükselme" olan mi'râc, Hz. Muhammed'in Tanrı katına yükselmesi olayına da ad olmuştur. Şairler, mesnevilerde bu başlık altında mi'râc olayım anlatarak Hz. Muhammed'i yüceltirler. Edebiyatımızda başlı başına bu olayı konu alan Mi'râc-nâmeler de yazılmıştır.
    Mesnevilerin "giriş" bölümlerinde Mi'râc olayını anlatan şiirlerde, Hz. Muhammed'in Tanrı katına yükselmesi konu edilir. Cebrail'in gelişi ve Burak getirmesi; Peygamber'in Mescid-i Aksâ'da namaz kılması, göğe yükselmesi ve her felekten geçişi; Cebrail'in "Sidre"den öteye geçemeyişi; Hz. Muhammed'in Tanrı'ya "iki yay uzaklığından da az" yaklaşması; ümmeti için dileklerde bulunması...; yeryüzüne dönüşü ve yatağını henüz soğumamış olarak bulması anlatılır.

    6. Mu'cizât

    "Mu'cize" kelimesini çoğulu olan mu'cizât peygamberler söz konusu olunca, onların gösterdikleri olağanüstü haller, peygamberliklerini kanıtlayan "mu'cize'ler anlamına gelir.
    Her peygamber gibi, Hz. Muhammed'in de mucizeleri vardır. Şairler mu'cizât başlığı altında bunları sıralayarak Peygamber'i yüceltirler. Bunlar arasında Hz. Muhammed'in doğumundan önce ve doğumu sırasında görülen olağanüstü haller, çocukluğunda başka çocuklardan farklılığı, düşmana toprak saçıp onları kör etmesi, parmağıyla ayı ikiye ayırması, parmağından askerlerinin susuzluğunu giderecek kadar su akıtması, körleri iyileştirmesi, diktiği hurmanın hemen yemiş vermesi, elinde kertenkelenin dile gelmesi, Önüne konmuş olan pişmiş zehirli kuzunun ona "benden yeme" demesi... bu başlık altında anlatılan mucizelerdendir.

    7. Medh-i Çehâr-yâr

    Hz. Muhammed'in dört yakını, dört dostu, dört halifesi, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali için övgü. Kimi mesnevilerin giriş bölümlerinde, şair "na'f'ten veya varsa buna bağlı olan "mi'râc" ve "mu'cizât" başlıklarından sonra dört halife övgüsüne geçebilir. Bu konudaki övgüler ayrı başlıklar altında verilebileceği gibi, bir başlık altında dört fîalifenin anıldığı da olur. Bu şiirlerde Ebû Bekir'in dürüstlüğü ve cömertliği, Ömer'in adaleti, Osman'ın edebi ve Kur'ân'ı yazdırması, Ali'nin cesareti başlıca üzerinde durulan noktalardır.

    8. Padişah için övgü

    Hemen hemen bütün mesnevilerin "giriş bölümü"nde bulunan bu başlıkta, şair hükümdara bağlılığını dile getirerek, eserinin kabul edilmesini diler. Onu kahramanlığından, adaletinden, kereminden... ötürü över; Tanrı'nın "yer yüzündeki gölgesi, Hz. Muhammed'in halifesi cihan sultanlarının en büyüğü diyerek yüceltir. Kimi mesnevilerde şair yoksulluk ve işsizlikten yakınarak, padişahın yardımını ister. Bu övgü hemen her zaman padişahın ömrüne ve devletine dua ile biter.

    9. Devlet büyüğü için övgü

    Mesnevilerin "giriş bölümleri"nde, şairler padişahtan sonra sadrazam, vezir, şeyhülislâm, kazasker... gibi devlet büyüklerinden birine de övgü koyabilirler. Bu övgüde övülen devlet büyüğünün mevkii, adaleti, ilmi, cömertliği, ilim ve hüner sahiplerine ilgi göstermesi vb. noktalar üzerinde durulur.

    10. Sebeb-i te'lîf

    Mesnevilerin "giriş bölümleri"nde hemen hiç ihmal edilmeyen başlıklardan biri de sebeb-i te'lîftir. Bu başlık altında şair eserini niçin yazdığını, onu bu eseri yazmuya yönelten sebebi açıklar. Yukarıdaki başlık sebeb-i nazm-ı kitâb, sebeb-i tertîb, sebeb-i tahrir biçiminde de olabilir. Farsçadan çeviri olan kimi mesnevîlerde bu başlık sebeb-i terceme olarak geçer.
    Bu başlık altında, şair kendisini böyle bir kitap yazmaya yönelten sebebi verir. Mesnevîlerde bu sebepler de birbirine benzer. Şairler düşlerinde büyük mesnevî ustalarıyla konuşurlar, bu ustalar şairden bu yolda bir eser yazmasını isteyebilir. Şair yine düşünde ya da kendi âlemine dalmışken "hatif (= sahibi görülemeyen ses)"ten gelen bir ses, ondan böyle bir mesnevi yazmasını istemiş olabilir. Şair dostlarıyla oturup ünlü bir mesneviyi okurken, arkadaşları ondan benzeri bir eser yazmasını isteyebilirler. Hatta bu işi ancak kendisinin başarabileceğini söyleyerek ısrar etmiş olabilirler. Zamanın sultanı ya da başka bir devlet büyüğü, yabancı dilde yazılmış beğendiği bir eserin Türk diline kazandırılmasını şairden isteyebilir.

    Sebeb-i te'lîf başlığı altında şair, eserinin yazılış sebebini açıklamakla kalmaz; bu konuda kendinden önce eser veren büyük şairleri anar, onlara nazire yazmakla övünür. Mesnevisinin çeviri ya da taklit olmadığını bildirir. Şairler, sebeb-i te'lîf'e ayrılan kısmın sonunda, yanlışlarının ve eksiklerinin bağışlanması dileğinde de bulunabilirler. Bu yüzden, şair ve eser hakkında en önemli bilgilerin sebeb-i te'lîf başlığı altında toplandığı söylenebilir.
    Buraya kadar mesnevilerin "giriş” bölümlerinde yalnız "mesnevi" nazım şekliyle yazılmış kısımlardan söz ettik. Oysa bu başlıklar altında "kaside",
    “kıt'a", "tercî-i bend," gibi nazım şekilleri de kullanılmıştır. Bunlar arasında pek azı vezin bakımından mesnevi veznine uyar, çoğunun vezni mesnevide kullanılan vezinden farklıdır.

    Şairler değişik nazım şekillerinde ustalıklarını gösterebilmek ve "giriş" bölümündeki monotonluğu gidermek amacıyla bu yola başvurmuş, değişik nazım şekilleri kullanmışlardır. Aynı durumu "konunun işlendiği bölüm"de de göreceğiz.


    B. Konunun İşlendiği Bölüm
    Mesnevilerde "âğâz-ı dâstân", "matla-ı dâstân", "âğâz-ı kıssa", "âğâz-ı kitâb"... gibi başlıklarla başlayan "konunun işlendiği bölüm", mesnevinin ana bölümüdür. Burada ele alınıp anlatılan konular, eserden esere değişir. Bu değişkenlik, bölümün genel plânında da kendisini gösterir. Bu bölümde, "giriş bölümü" için verdiğimiz genel plâna benzer bir plân vermek mümkün değildir.
    Edebiyatımızda, mesnevilerin bu bölümde ele aldıkları konulara göre tasnif edildiğini görüyoruz. Bu tasniflerin aynı konuda yazılmış mesnevileri göstermek için yararlı olduğu açıktır. Ancak, mesnevilerin yazılış amaçlarına göre tasnif edilmesinin yukarıdaki açıdan oluğu kadar, bu eserlerin ana bölümlerinin plânları arasında bağlantı kurmak yönünden de yararlı olacağını sanıyoruz. Bu düşünceyle mesnevileri yazılış amaçlarına göre dört gruba ayırarak, her grubun elde bulunan örneklerinden bazılarını notlarda gösteriyoruz:

    1. Grup

    Okuyucuya bilgi vermek, onu eğitmek amacı güden mesnevîler. Bu grupta dinî, tasavvufî, ahlâkî eserlerle eski bilimlerle ilgili olan ve ansiklopedik bilgiler veren mesnevîler yer alıyor. Bu konular için şu örnekleri gösterebiliriz:
    a. Dinî mesnevîler
    Sûre çeviri ve şerhleri, kırk hadis çeviri ve şerhleri, yüz hadis çeviri ve şerhleri, ilmihaller, mevlidler, hicret-nâme, mi’râciyye, vefât-ı Neb, hilyeler, Hz. Muhammed ve yakınları hakkında çeşitli hikâyele, makteller, Muhammediyye ve benzerler, dinî öğütler veren eserler, kutsal yerleri anlatan bir mesnevi
    b. Tasavvufî mesneviler
    Mevlânâ'nın Mesnevî’si çeviri ve şerhleri, Tasavvufu anlatıp öğretme amacı güden mesneviler, İran edebiyatındaki tasavvufî mesnevilerin çevirileri ve benzerleri, evliya menkabeleri, temsilî yoldan tasavvufu anlatan eserler, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal ve Rûşenî gibi şairlerin mesnevileri
    c. Ahlâkî mesneviler
    İran edebiyatından çevrilmiş ya da oradan örnek alınarak yazılmış ahlâki eserler, çocuklara öğüt vermek amacıyla yazılmış mesneviler, içindeki dinî-tasavvuf! düşünceler yanında öğüt verme yönü ağır basan eserler, insanın fizikî yapısıyla ahlâkî yönü arasında ilişki kuran mesneviler, temsil yoluyl öğüt veren eserler
    d. Ansiklopedi niteliği taşıyan ya da belli alanlarda bilgi veren mesneviler
    Ansiklopedi niteliği taşıyan mesneviler, tıp ve astroloji ile ilgili eserler bir şuara tezkiresi

    2. Grup
    Okuyucunun kahramanlık duygusuna hitap eden, konusunu menkabelerden ya da tarihten alan mesneviler.
    a. Konusunu menkabelerden alanlar:
    Hz. Muhammed'in ve Hz. Ali'nin savaşlarını anlatan eserler, Battal-nâme ve benzerleri, Makedonyalı Büyük Iskenderle Kur'an'da gecen Zülkarneyn'in aynı kişi olduğu varsayımına dayanan, esas olarak bu efsanevî kişinin hayat çizgisini konu edinen îskender-nâmeler, Manzum Şâh-nâme çevirileri
    b. Konusunu tarihten alan mesneviler
    Adları ne olursa olsun, belli bir dönemin tarih olaylarını, özellikle seferleri, savaşları ve fetihleri konu edinmiş mesneviler

    3. Grup
    Sanat yönü ön plânda olan, okuyucunun edebî zevkine bitap eden, ana
    çizgisi aşk ve macera olan mesneviler.

    " Bunlar arasında, kahramanların beşerî (mecazî) aşktan ilâhî (gerçek) aşka yükseldikleri eserler; kahramanlar arasındaki aşk bütünüyle beşeri olduğu halde, iki âşığın kavuşmasını tasavvuf! mecazlarla örten mesneviler de vardır.

    Bu mesnevilerin konulan, çoğunlukla İran ve Arap edebiyatlarından alınmıştır. Bunlardan çeviri ya da serbest çeviri olanlar yanında, ekleme ve çıkartmalar yapılarak, "Türkî libâs giydirilen" mesneviler de vardır. Yine bu tür mesneviler, şairlerin şiirdeki ustalıklarını, hünerlerini göstermeye çalıştıkları eserlerdir. Bu gruba giren belli başlı mesneviler şunlardır Yusuf u Zelîhâ, Leylâ vü Mecnûn, Husrev ü Şîrîn ve Ferhad u Şîrîn, Cemşîd u Hurşîd, Hurşid-nâme, Işk-nâme, Varka vü Gülşâh, Vâmık u Azrâ, Humâ vü Hümâyûn, Edhem ü Hümâ, Vîs ü Ramin, Gül ü Husrev, Süheyl ü Nevbahar, Şem' ü Pervane, Şâh u Gedâ ve Şâh u Derviş, Mihr ü Mâh ve Mihr ü Müşteri, Mihr ü Vefa, Gül ü Bülbül, Gül ü Nevruz, Niyaz- nâme-i Sa'd u Hümâ, Gûy u Çevgân, Işret-nâme, Hayrâbâd, Heft-peyker (Behrâm-ı Gûr). Heft-Hân, Beng ü Bade…


    4. Grup

    Şairlerin gördükleri, yaşadıkları olayları anlatan, toplum hayatından kesitler veren; kişileri, meslekleri, düğünleri ve belli yöreleri tasvir eden mesneviler. Bu eserler yerli konuları işlediklerinden, eski edebiyatımızın mesnevi alanındaki en orijinal örnekleridir. Bu gruba giren başlıca eserler şunlardır: Ta'rîfât veya Ta'rîf-nâmeler, Şehr-engîzler, Sûr-nâmeler, Sergüzeşt ve Hasbıhaller... Bunlardan şehr-engîz türündeki eserlerden kimileri yöresel tasvirler verir.
    Mesnevilerde "konunun işlendiği bölüm"ün plân yönünden önemli farklı¬lıklar gösterdiğim daha önce bildirmiştik. Çoğu mesnevide, bu bölümün plânı birbirinden farklı olmakla birlikte, kimi eserlerde birbirine benzer plânlarla da karşılaşıyoruz. Burada yukarıdaki tasnifte sıraladığımız gruplardan yola çıkarak, plân yönünden özellik gösteren mesnevilerden örnekler vereceğiz.

    1. Grupta yer alan eserler arasında plân yönünden birbirine benzeyen mesnevilerin başında "Kırk Hadis" ve "Yüz Hadis" çeviri ve şerhleri gelmektedir. Bu mesnevilerde, önce ele alınan "hadîs"in çeviri veya şerhini veren parça, sonra da o parçanın özüne uygun hikâye kısmı gelir. Böylece eserin ana bölümü kırk veya yüz hadisin çeviri veya şerhi ile bir o kadar da hikâyeden oluşur. Hazini ve Hakânî'nin "Kırk Hadis"leri " ile Hatiboğiu'nun "Ferah-nâme" ve Âlî'nin "Subhatü'l-Uşşâk adlı yüz hadisleri plân yönünden benzeşirler.
    İran'da yazılıp çok sevilmiş bir mesnevi, birkaç Türk şairince çevrilmişse, bu çeviriler arasında plân yönünden benzerlik bulunması tabiîdir. Ancak bu benzerlik, çeviri olmayan eserler arasında da görülebilir. Aynı mesneviye "nazire ve cevap" olarak yazılmış mesnevilerde "konunun işlendiği bölüm" plân yönünden birbirine benzeyebilir. Burada, Nizamî'nin Mahzenü'l-esrâr'ına yazılmış nazireleri örnek olarak gösterebiliriz:
    İran edebiyatında, Emir Husrev'in Matla'u'l-envâr'ı, Hâcû-yı Kirmâni'nin Ravzatü'l-envâr'ı ve Molla Câmî'nin Tuhfetü'l-ahrâr'ı Nizâmî'nin eserine naziredir. Türk edebiyatında, Nizâmî'nin eseri başta olmak üzere, yukarıda adı geçen mesnevilerden çoğuna nazireler yazılmıştır: Azerî İbrahîm Çelebi'nin Nakş-ı Hayâl'i ile, Mustafa Cinânî'nin Riyâzü'l-cinân'ı Nizâmî'ye; Âlî'nin Tuhfetü'l-uşşâk'ı Câmî'nin mesnevisine; Atâyî'nin Nejhatü'l-ezhâr'ı ise Emir Husrev'in eserine naziredir. Sıraladığımız bu örnekler arasında plân bakımından tam birlik vardır. Hepsi de ilk örnek olan Mahzenü'l-esrâr'ın plânında birleşirler. Aynı benzerlik, Câmî'nin Sübhatü'l-ebrâr’ı ile ona nazire olan Taşlıcalı Yahya'nın Gencîne-i Râz'ı ve Atâyî'nin Sohbetü'l-ebkâr'ı arasında da görülür.
    Mahzenü'l-esrâr, yirmi "makale" ve her "makâle"den sonra gelen bir "hikâye”den oluşan bir mesnevidir. Yukarıda saydığımız nazirelerde de durum aynıdır. Câmî'nin Sübhatü'l-ebrâr'ı ise kırk "Ikd ( =dizi)" dan sonra gelen birer "hikâye"den oluşmuştur. Yahya'nın ve Atâyî'nin eserlerinde de, küçük farklarla, durum aynıdır, öte yandan, Yahya'nın Gülşen-i Envâr ve Rahml'nin Gül-i Sad-berg adlı mesnevilerinin Mahzenü'l-esrâr'a nazire olduğu söyleniri, öyledir de. Ancak bu eserlerle Mahzenü'l-esrâr arasında plân bakımından benzerlik yoktur.
    Çeviri veya nazire olmadıkları halde, "konunun işlendiği bölüm"de belli bir plânın uygulandığı mesneviler de vardır. Bunun en güzel örneklerinden birisi de Garib-nâme'dir.
    Âşık Paşa, bu eserini on "bâb ( = bölüm)" ve her "bâb"da on "dâstân" olarak düzenlemiştir. Aynca bu mesnevinin her "bâb"ında o "bâb"ın sayısı ile ilgili konular işlenerek, şekil ve muhteva arasında bütünlük sağlanmıştır.
    Taşlıcalı Yahya'nın Kitâb-ı Usûl'ünün de kendisine özgü bir plânı vardır. Şair, eserinin önemini vurgulamak istermişçesine, her ana bölümü aynı beyitle bitirir. Bundan sonra da "hikâye" ve "latife" başlıklı parçalar gelir.
    2. Grupta yer alan mesnevilerden, Ahmedi'nin İskender-nâme'si ve onun
    taklidi olan Ahmed-i Rıdvan'ın İskender-nâme'si "dâstân"lardan oluşan bir
    plâna sahiptir. Ahmedî bu destanları "Dâstân veya mukaddime-i Dâstân",
    "Matla'-ı Dâstân ve Hâtime-i Dâstân" olmak üzere üçlü bir planla vermiştir.
    Destanların uzunlukları ne olursa olsun, başlıklar değişik yazılmış olsa bile, bu
    plânı görebiliyoruz.
    3. Grupta yer alan mesnevilerde, aynı konuyu işleyen eserlerde bile, plân
    yönünden önemli ayrılıklar vardır. Genellikle aşk ve macerayı konu edinen bu
    mesnevilerde şairler, olayların takdim-tehiriyle araya küçük parçalar eklemek
    veya çıkarmak suretiyle aynı konuda yazılmış başka mesnevilerden farklı bir eser
    ortaya koymaya çalışmışlardır.
    Bu değişikliklerden biri, belki de en önemlisi ise, "konunun işlendiği bölüm"lerde, kahramanların ağızdan, değişik nazım şekilleriyle, söylenen şiirlerdir. Bunlar arasında sayı bakımından gazeller birinci sırayı alır. Gazel kadar olmamakla birlikte, "kıt'a", "müstezad", "murabba", "muhammes", "tercî" ve "terkîb-i bend" nazım şekillerinin kullanıldığı da görülür.

    Mesnevi içinde yer alan bu değişik nazım şekillerinde görülen özellikler şöyle sıralanabilir:
    a. Bunlar genellikle kahramanların ağzından söylenir. Bu şiirler bazan
    âşığın sevgilisine gönderdiği aşk mektubudur ya da aşk mektubunda yer alır. İki
    âşığın karşılıklı olarak şiir söyledikleri de olur. Bazen de asıl kahramanların
    yanında bulunan olayın geri plândaki kahramanları, efendilerinin duygularını
    dite getirmek üzere şiir söylerler. Mesnevilerde doğrudan doğruya şairin
    ağzından söylenmiş şiirler de görülebilir.
    b. Şair, mesneviden bu tür şiirlere geçmeden önce, son beyitte bunu haber
    verir. Böylece mesnevî ile araya giren şiir arasında bağlantı kurar.
    c. Bu şiirlerden pek azında şairin mahlası ile karşılaşıyoruz. Sonunda
    kahramanın adı bulunan ya da hiçbir ad bulunmayan şiirler çoğunluktadır.
    İçinde bulunduğu mesnevi ile aynı vezinde yazılmış nazım şekilleri vardır; ancak değişik vezinle yazılanlar daha çoktur.
    d. Mesnevi içinde değişik nazım şekillerinin yer alması, özellikle gazel yazılması İran edebiyatında başlamıştır. Fakat Türk şairlerinin mesnevîlerindeki gazeller, hem sayıca çok olmaları, hem de nazım tekniği yönünden gazelin bütün özelliklerini taşımaları bakımından dikkat çekicidir. Hatta, bazı şairlerin mesnevîlerindeki gazelleri, divanlarındaki gazeller arasında da görebiliriz.
    Yine bu gruba giren mesnevilerden "Heft-peyker" veya "Behrâm-ı Gür" adıyla bilinen eserlerde konu "yedi" bölüm halinde düzenlenmiştir. Edebiyatımıza Nizâmî'nin aynı adlı eserinin çevirileriyle giren bu mesnevinin en orijinal örneğini Nev'îzâde Atâyî "Heft-Hân" adlı mesnevîsiyle vermiştir. Bu mesnevide yedi mekânda yedi hikâye anlatılır.
    Konusu aşk olan mesnevilerde olaylar birbiri ardınca sıralanırken, şair konuyla ilgi kurarak başka bir hikâye anlatabilir. Nizâmî'den çevrilmiş Leylâ vü Mecnûn mesnevilerinden Rıdvan'ın eserinde Mecnûn'un durumu anlatılırken değişik yerlerde üç hikâye verilmiştir. Yine bu tür mesnevilerde, kahramanlardan birinin ölümü veya benzeri bir felâket anlatıldıktan sonra şair, cihanın vefasızlığını dile getiren bir başlıkla olayların akışını durdurur. Okuyucuya bu konuda öğütler verir. Şeyhoğlu Mustafa, Hurşid-nâme'de "Boğa Han" hikâyesine girerken onun zalim bir hükümdar olduğunu bildirdikten sonra "Mev'ıza der-şân-ı Zâlimân (= Zalimlerin durumları üzerine öğüt)" başlığı altında öğütler verir.
    4. grupta yer alan mesnevilerde beyit sayısı azdır. Gerçi öbür gruplarda da beyit sayısı yüzü aşmayan eserlerle karşılaşıyoruz. Fakat bu gruptaki eserlerde beyit sayısı daima binin altında kalmıştır. Dolayısıyla mesnevinin tamamına yakın bir bölümünü "konunun işlendiği bölüm" oluşturur.
    Şehr-engîzlerde beyit sayısı genellikle daha da azdır. Şair, kısa bir "giriş"ten sonra hemen "konunun işlendiği bölüm"e geçer. Burada ele aldığı şehrin güzellerini sırayla kısa kısa tasvir eder.
    Sergüzeşt türündeki eserlerde de durum buna yakındır. Bunlar arasında Keçecizâde İzzet Molla'nın Mihnet-keşân’ı sergüzeşt türündeki eserlerin en geniş olanıdır. Bu eserde mesnevi içinde "gazel", "kaside", "kıt'a", "rubâî" ve "tahmis"ler de vardır.


    C. Bitiş bölümü
    Mesnevilerin "bitiş bölüm"leri, plân yönünden "konunun işlendiği bölüm" gibi değişiklik göstermez. "Giriş bölümü"nde olduğu gibi, bu bölüm için de çoğunluğu içine alan bir plân verebiliriz:
    Beyit sayısı az olmayan uzun mesnevilerde, "bitiş bölümü" asıl konudan belli başlıklarla ayrılır. Bu başlıklarda çoğunlukla Arapça "hatm (= sona erdirme, bitirme)" mastarı veya aynı kökten türemiş "hatime" sözü vardır. Başlık ya Arapça kurala göre (Hâtimetü'l-kitâb... gibi) ya da Farsça kurala göre yazılmış bir tamlama (Hâtime-i kitâb... gibi) dır. Bunların yanı sıra Arapça-Farsça birleşik isim olan Hatm-şuden-i..., Tamâm-şuden-i ... gibi başlıklar da görülebilir.

    Kimi mesnevilerde "konunun işlendiği bölüm"le "hatime" başlığı arasında, "tevhîd", "münâcât", "mev'ize", "temsil", "fahriyye"... gibi başlıklar görülür. Mesnevinin işlendiği konu tamamlandığına göre, bu başlıkları da "bitiş bölümü" içinde saymak gerekir.

    Kimilerinde ise başlık, "hatime" yanında başka bir amacı da anlatır: Husrev ü Şîrîn'deki "Hatm-i Kitâb ve Medh-i Sultân Murâd", İskender-nâme'deki "Der Temsil ve Hâtime-i Kitâb", Işk-nâme'deki "Münâcât ve Hâtime-i Kitâb" örneklerinde görüldüğü gibi.

    Bir kısım mesnevilerde ise, eser "hatime" başlığından sonra gelen başka başlıklarla biter. Ancak, bu başlıklar genellikle kitabın hangi tarihte ve nerede yazıldığı, kaç beyit olduğu gibi sorulara ışık tutan "Der târih-i kitâb" türünden bir başlık olabileceği gibi, "münâcât" şiiri, okuyucunun hoşgörüsünü ve duasını dileyen parçaların başlıkları da olabilir.

    "Bitiş bölümü"nde ister tek, ister birden çok başlık bulunsun şairlerin bu bölümde söylediklerini birkaç madde halinde gösterebiliriz:

    1. Tanrı'ya "hamd ü sena" ve dua;
    2. Sultana övgü ve saltanatının devamı için dua;
    3. Şairin eseriyle ve şairliğiyle övünmesi;
    4. Tanınmış mesnevi şairleri ve eserlerini anma;
    5. Şairin eserine verdiği ad;
    6. Hasetçilere, acemi ve dikkatsiz müstensih (= bir eseri aslına uygun
    olarak kopya eden kişi)lerle metni doğru dürüst okuyamayan okuyuculara yergi, bunların esere vereceği zarardan Tanrı'ya sığınma;
    7. Mesnevinin beyit sayısı;
    8. Mesnevî'nin yazılışıyla ilgili tarihler;
    9. Okuyucudan hayır dua isteme;
    10. Mesnevinin vezni.

    Çoğu mesnevide yukarıda gösterilen maddelerin hepsi birden bulunmadığı gibi, sayılanların dışında kalan noktalar da görülebilir. Burada, "bitiş bölümü"nde en çok karşılaşılan noktalar üzerinde kısa açıklamalarla yetineceğiz:
    1. Tanrı'ya "hamd u sena" ve dua
    Şairler eserlerinin sonunda "tevhîd" ya da "münâcât" başlıklı kısımlarda bu konuyu işledikleri gibi, "hatime" başlığı altında en başta Tanrı'ya şükredebilirler.
    2. Sultana övgü ve saltanatının devamı için dua
    Şair bu noktalan da ayn bir başlık altında dile getirebilir. Ancak, zamanın sultanı hakkında söylenenler "hatime" başlığı altında da bulunabilir. Gerçekte bu bölümde anılanlar yalnız sultanlar değildir. Bunlar, şairin eserini sunduğu bir şehzade, bir vezir veya başka bir devlet büyüğü olabilir. Ama söylenenler genellikle birbirine çok yakındır.
    3. Şairin eseriyle ve şairliğiyle övünmesi
    Mesnevisini bitiren şair, eseriyle övünür. Bu alanda kendisiyle yarışabileceklere meydan okur. Mesnevîsinin her beytinin, hatta her harfinin sırlarla dolu olduğunu, söz ve anlam sanatlarıyla süslendiğini, bu haliyle herkesin ulaşamayacağı bir geline benzediğini söyler. Anadolu'da, İran'da ve Arap ülkelerinde hiçbir eserin, bununla boy ölçüşemeyeceğini; mesnevisinin çeviri olmadığını, başkasının eserini çalmadığını söyler. Bu son iddialar, bazen çeviri veya yararlanma yoluyla yazılmış mesnevilerde bile vardır.
    4. Tanınmış mesnevi şairleri ve eserleri
    Şairler İran ve Türk edebiyatlannda, mesnevi alanında üstad kabul edilmiş "hamse" sahiplerini ya da bu mesnevi konusunu kendisinden önce işleyenleri anar. Bu anış şairin kişiliğine göre değişir. Kimileri adını saydığı büyük şairleri saygıyla dile getirirken, kimileri de onlardan üstün olduğunu öne sürer. Tabii bunda şairane anlatımın da payı vardır. Mesnevilerde bu bölümde en çok adları geçen şairler; Firdevsî, Attâr, Nizamî, Mevlânâ, Sa'dî, Emir Husrev, Hâcû-yi Kirmânî, Molla Câmî ve Ali Şîr Nevâ'î'dir.
    5. Şairin eserine verdiği ad
    Kimi mesnevilerde şairler eserlerine verdikleri adı bildirirler. Hatta bu adın, ebced hesabıyla, eserin yazıldığı tarihi verdiğini de görebiliriz. Şairlerin eserlerine iki ad verdikleri de olur.
    6. Hasetçilere, dikkatsiz müstensih ve okurlara yergi
    Şair eserini bitirirken onu, kıskananların şerrinden koruması; harflerin yazımını birbirine karıştıran, noktalarını alt üst eden dikkatsiz ve beceriksiz müstensihlerden esirgemesi; sözden anlamayan, düzgün okuyamayan okuyucu¬ların eline düşürmemesi için Tanrı'ya yakarır.
    7. Mesnevinin beyit sayısı
    Bütün mesnevilerde bulunmamakla birlikte, bazı şairler eserlerinin kaç beyit olduğunu bildirirler. Şairin bildirdiği sayı ile eldeki nüshaların beyit sayısı her zaman aynı olmayabilir. Bu durum, şairin beyit sayısını yuvarlayarak vermesinden ya da müstensihlerin ihmalinden kaynaklanır, öte yandan, esere şairin sonradan eklemeler yapması ve önceden verdiği beyit sayısını değiştirmesi de böyle bir sonuç doğurabilir.
    8. Mesnevinin yazılışıyla ilgili tarihler
    Mesnevi biterken şair, eserin bitiş tarihini değişik yollarla verir. Hatta kimi eserlerde şair, eserini ne zaman yazmaya başlandığını da bildirir. Mesnevinin ne zaman yazılmaya başlandığını bildiren tarih, ay ve gün verilerek gösterildiği gibi, "bahar", "hazan", "sayf (=yaz)”, "şitâ (= kış)" gibi mevsim adları söylenerek de kabaca ifade edilebilir. Mesnevilerde yazılma (telif) işinin bittiği tarihin de birkaç biçimde verildiğini görürüz. Edebiyatımızda ilk dönem eserlerinde, şairin bu tarihi hicri yıl olarak açıkça belirttiğini görürüz. Bu durum, gittikçe "ebced"le tarih verme şekline dönüşmüş.; şairler sadece birkaç harf adı verip, bu harflerin sayı defterlerinin toplamıyla yazılış tarihinin çıktığını anlatmak istemişler; sonraları ise "tarih düşürme" konusunda bilinen her yoldan yararlanmışlardır.
    9. Okuyucudan "hayır dua" isteme
    Mesneviler sona ererken şair, okuyucudan "hayır dua" beklediğini; en büyük arzusunun rahmetle anılmak olduğunu bildirir; ruhu için "fatiha" okunmasını diler.
    10. Mesnevinin vezni
    Genellikle dinî ve tasavvufî konulu mesnevilerde şair son beyitlerden birinde eserin veznini verebilir.




  2. Alev
    Özel Üye

    Mesnevi Nazım Şekli Makalesine henüz yorum yazılmamış. ilk yorumu siz yapın


Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi